“Önyargı, geçmişi karıştıran, geleceği tehdit eden, bugünü ulaşılmaz kılan bir yüktür.”

Maya Angelou

En kötü yargı, önyargıdır.

Beyin hakkındaki akademik bilginin gerçek dünyaya/yargı dünyasına aktarılması zamanı gelmedi mi?

 Gerçeği/hakikati anlamaya/resmetmeye elverişli olmadığınız korkusu siz de var mı? Bu korku sizi hiç rahatsız etmedi mi? Gerçeği saptayacak duyularınızın çok kör, hatta görmenizdeki duyarlığın hala çok yetersiz olduğundan korkmuyor musunuz? Görmenizin arkasında nasıl bir isteğin egemen olduğuna dikkat ettiniz mi? Önyargı bilincine hiç vardınız mı? İnsanı tehlikeye sokan nesnenin hep sözde “kestirme yollar” olduğuna tanık oldunuz mu? İşte insan bu meçhul! Hem yargılayan ve hem de yargılanan durumda bulunmaktadır. Çoğu insanlar ayrımcılık niyeti olmaksızın ve ayrımcılık yaptığından habersiz ayrımcılık yaparlar. Ben de o kişilerden biriyim. Bilişsel ve sosyal psikolojide onlarca yıldır yapılan araştırmalar bize, insanın dikkati ve karar verme yeteneklerinde sınırlamalar olduğunu öğretti.

Ait olduğumuz sosyal gruplar, kimliklerimizi oluşturmaya yardımcı olur. Bu farklılıkları uzlaştırmak bazı insanlar için zor olabilir ve bu da farklı insanlara karşı önyargıya yol açabilir. Önyargı bir bireye karşı yalnızca belirli bir sosyal gruba üyeliğine dayalı olumsuz bir tutum ve duygudur. Bazen insanlar bir grup insana karşı önyargılı tavırlarına göre hareket ederler ve bu davranış “ayrımcılık” olarak bilinir. Ayrımcılık, kişinin belirli bir gruba üyeliğinin sonucu olarak bireye karşı sergilenen olumsuz bir eylemdir. Bu sürecin altında yatan psikolojik gerçeğin, önyargının doğal ve normal olduğu da bilinmelidir.1

Önyargı ve ayrımcılık kendi kendini yenileyen kısır bir döngü oluşturabilir:

Çoğumuz için yaşamda edindiğimiz deneyimle önyargıyı tanımamak hiç de zor olmadığı gibi bunlara kapılmamak da elde değildir. Sosyolojik teorisyenlerden “sembolik etkileşimciler”, takılan etiketlerin insanların algılamasını nasıl etkileyip önyargı yarattığını incelerler. Onlar, öğrendiğimiz etiketlerin insanları nasıl gördüğümüzü etkilediğine vurgu yaparlar. Etiketler bizleri algılamamızda seçici olmaya yönelterek, bazı nesneleri görmemizi sağlarken, ötekilere karşı bizleri körleştirmekte ve ters düşen kanıtları da dışlatmaktadır (Simpson ve Yinger, 1972). Bu süreçte önyargı ve ayrım ikilisi bir kısır döngü oluşturmakta; birbirini beslemektedirler. Bu bağlamdaki Thomas teoremi bu gerçeğin basit bir açıklamasını sergilemektedir: “Gerçek olarak algılanan veya tanımlanan durumlar sonuçları itibariyle de gerçek olmaktadırlar”.2   

“Bilişsel önyargı” algıyı, hafızayı, akıl yürütmeyi ve davranışı etkileyebilecek çok çeşitli kasıtsız zihinsel eğilimleri ifade eder. Bilişsel önyargı, bilgiyi arama, değerlendirme, yorumlama, yargılama, kullanma ve hatırlamada ayrıca aldığımız kararlarda irrasyonel olmamıza sebep olurlar. Bilişsel önyargıların başlıcaları şunlardır: 1. Bizlerin önyargısız olduğu önyargısı; 2) Bizlerin ortalama daha zeki, daha iyi, daha yetkin ve daha ahlaklı olduğu ve 3) Onaylayıcı önyargıya sahip olduğumuzdur.

İnsanlar için doğadaki nesneleri sınıflandırmak/kategorilere ayırmak ne kadar rasyonel ise, insanları hakikatten uzak bir şekilde tipleştirmek o derece irrasyoneldir. Bu süreç “önyargı/klişe tiplemelerin oluşmasına neden olmaktadır.

Kültür teorisine göre de önyargı kültürle transfer edilmekte; bir gruba dahil olanlar ve olmayanlar bakımından bir ayrıma tanık olunmaktadır.  Bu olguya sosyal psikologlarca verilen anlam da farklı olmaktadır. Bunları şu dört grupta toplamak mümkündür: 

1. Hatalı ve katı bir genellemeye dayalı antipatik bir yaklaşım;

2. Bir grup kişiye karşı duygusal ve katı bir tavır takınılması;

3. Bazı kişilere karşı ait oldukları özel bir grup nedeniyle makullük ötesinde olumsuz bir tavır alınması;

4. Kişi hakkında yalnızca bir kategoriye sokulması nedeniyle farklı bir değerlendirme yapılma- sıdır.

Bu bağlamda insanlar ender olarak bireysel varlık olarak işlev görmekte; daha çok kendileri ve ötekileri, grupların temsilcileri olarak “bizler” karşıtı “onlar” olarak görmektedirler. Farklılıklar ve şeytani karakteristikler dıştaki gruba yöneltilmekte; onların üyeleri şeytani özellikleri temsil etmek bakımından birbirlerine benzer konumda bulunmaktadırlar. Herkes kendi grubunu masum ve üstün olarak görülmektedir. Önyargılı algılama, damgalı karşıt gruba karşı ayrım ve zararı haklı görmektedir. Önyargı ve ayrım normatif olmaktadır. Bu bağlamda masum bir kişinin mahkumiyeti sosyal düzeninin korunması gereği düşünülmekte; öteki insanların öldürülmesi bir görev olarak görülmekte, mağdurlar için olumsuz etkiler minimize edilmekte ve yanlış yorumlanmaktadır.

“Bilişsel önyargı” algıyı, hafızayı, akıl yürütmeyi ve davranışı etkileyebilecek çok çeşitli kasıtsız zihinsel eğilimleri ifade eder. Bu eğilimler evrenseldir, yani herkeste vardır. Bunlar insan beyninin karmaşık bir dünyaya uyum sağlama yoludur. Bu önyargılar, zihinlerimizin deneyimlerimize, çevremize ve tükettiğimiz bilgilere dayanarak kalıpları doğal olarak tanımlaması nedeniyle gelişir. Geçmiş deneyimlere dayanarak bilgileri ve durumları daha hızlı işlememize yardımcı olmak için zaman içinde geliştirdiğimiz zihinsel "kısayollar" gibidirler.

Önyargı Kuramları

Bu konuda somutlaşan kavramlar sosyal kimlik, ayrımcılık ve beynimizdeki hapishanelerdir. Şöyle ki, balıkları büyük bir tankın içine koyup, aralarına cam yerleştiriyorlar; böylece balıklar küçük odacıklara hapsedilmiş oluyorlar. İlk başta camı bilmedikleri için çarpıp duruyorlar. Sonra sınırları öğreniyorlar. Geceleyin, cam duvarlar çıkartıldığında, çoğu balık yerinden kıpırdayıp yüzmüyor. Çünkü o duvarlar beyinlerine nakşetmiştir. Biz insanlar da kafamızda inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşamaktayız. O hapishanelerden firar etmemiz gerek.  Önceden vurgulandığı üzere, Demokrasi sorununu inceleyen sosyolog Touraine, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik üçlüsüne, “ötekileştirmeyen bir toplum” ilkesini ekledi.

Varılan yargılarda kesin gerçeklerden ziyade bilim insanının kendi kişisel fikirlerinin ağır basmasının göz ardı edilmemesidir.

Önyargı: Bilinçli/Bilinçsiz- Bireysel/Sosyal

Önyargı, zihindeki mekanizmanın insana oynadığı bir oyundur. Sele maruz kalan bir yöredeki insanlar durum analizi yapmak yerine sel ne zaman gelecek diye spekülasyonda bulunurlar.  Yanılan bellekle, görsel illüzyon yanında bilişsel illüzyona da tanık olunmaktadır. Çölde serap gören birine arkadaşı orada su yok demesine karşın kişi illüzyonu beslemeğe devam edecektir. Bilinç illüzyonu da öyle bir şeydir. Zihin insanın kendisine nanik yapmaktadır. Karar vermedeki kusurlar ve önyargılar hukuki ortamları için de geçerlidir ve bu önyargılar yargı sistemi aktörlerine de uzanmaktadır.

Önyargı,bir grubun üyelerine karşı temelsiz ve genellikle olumsuz bir yaklaşım veya tutumdur. Önyargı, insanların başkalarına nasıl davrandıkları ve başkalarıyla nasıl etkileşimde bulundukları üzerinde güçlü bir etkiye sahip olabilir, özellikle de onlardan farklı olanlarla, bilinçsizce veya içselleştirilmiş önyargılarının etkisi altında olduklarını fark etmeden bile. İnsanlar başkalarına karşı önyargılı tavırlar sergilediklerinde, belirli bir gruba uyan herkesi "hepsi aynı" olarak görme eğilimindedirler. Belirli özelliklere veya inançlara sahip olan her bireyi çok geniş bir fırçayla boyarlar ve her bir kişiye gerçekten benzersiz bir birey olarak bakmayı başaramazlar.3

Yinelersek, önyargı, yalnızca bir sosyal gruba üyeliğine dayalı olarak bir bireye yönelik gerekçesiz veya yanlış (genellikle olumsuz) bir tutumudur. Önyargı bir tutumun üç bileşenini de (duygusal, davranışsal ve bilişsel) içerir. Yargı sistemindeki önyargılar ise, kanun yapmakla başlayabilir, ardından savcılara, hâkimlere ve avukatlara geçebilir.

Önyargıya özgü saptamalar ve değişim potansiyeli şöyledir:

- Evet, insanlar önyargılıdır.

- Evet, uzmanlar da önyargılıdır-Adli tıp uzmanları (DNA, parmak izi vs.).

- Meslek olarak onu tanımlamaya, kabul etmeye ve bunu bozacak birtakım çözümler üretmeye çalışılmalıdır.

- Ülkede ceza adalet sistemi hakikati bulma sistemi olmayıp, adil bir yargılama sistemidir.

- Çoğu hatalar, uygulamadaki kurumsal uygulamaların (örneğin zanlıların sorgulanması, tanıkların dinlenmesi) sonucudur.

- Hatalı mahkumiyetler herkes için tehdit oluşturmaktadır.

- Yargı sisteminin değişmesi mümkündür.    

Örtük Önyargı (İmplicit Bias)- “Bana Suçlu Gibi Görünüyor”

Kararların önyargıyı temel alması ve algılanan seçimlere dayanması şeklinde beliren açık önyargı yanında örtük önyargıya tanık olunmaktadır. Düşünceler ve duygular, onlardan habersizsek veya doğaları hakkında yanıldıysak "örtüktür"/bilinç dışıdır. Tarafsız olmaktansa, bir kişiyi veya bir grubu tercih ettiğimizde (veya ondan hoşlanmadığımızda) önyargılıyız. Bu nedenle, bilinçli bilgimiz olmadan insanlara karşı tutumlarımız olduğunda veya onlarla klişeleri ilişkilendirdiğimizde "örtük önyargı" (bilinçsiz önyargı) terimini kullanırız. Örtük önyargılar, her gün aldığımız kararlarda ekseriya fark edilmeyen etkili, örtülü tutumlar veya klişelere dayalı bilinç dışı akli süreçlerdir.  Örtük önyargılar insanın düşünce sürecinin temel mekanizmalarına kök salmıştır. İnsanlar erken bir yaşta birlikte ele aldıkları hususları ilişkilendirmeyi öğrenmekte ve mantıki olarak bunların başka   alanlarda kaçınılmaz olarak birlikteliğini beklemektedirler: “Gök gürültüsü ve yağmur veya beyaz saç ve yaşlı kişi.” Örtük önyargılar, kişinin özellikle adli karar alımında kişinin belirgin inançları veya ilkelerinden sapmayı üretebilmekten sorumludur. Özetle örtük önyargı, klişe tiplemelerden (stereotypes), önyargı (prejudice) ve ayrımcılıktan (discrimination) bilinçli değil; otomatik, akli kısa devrelerdir. Kültür, medya ve yetiştirme de bu tür önyargıların gelişmesine katkıda bulunabilir. Örtük önyargılar adil süreçleri ve adil sonuçları tehdit eder niteliktedir- IAT-Implicit Association Test.4  İşin ilginç yanı yüzeyin altında yer alan   bu önyargılar hakkında fazlaca bilinç olmadığı bilirkişiler, görgü tanıkları ve avukatlar için de geçerlidir. Girdi olarak beyne giren bilgi (bottom-up bilgi) karşıtı olarak beyinde var olan bilgi ve deneyimlerle (top-down bilgi) etkileşime girmektedir- Algısal nörobilim.

Bilişsel önyargılar (cognitive biases) yargısal aktörleri de etkilemekte olduğundan öncelikle bunun varlığını kabul etmeliyiz Önyargının kontrol edildiği illüzyondan ibaret olup, örtük önyargı oldukça yaygındır. Örtük önyargıda birey, karar verme sürecini yönlendiren durumun gerçekleri değil, önyargıların olduğunun farkında olmayabilir. Bu önyargı yargı sistemindeki tüm aktörleri   etkilemektedir. Nitekim, hâkimin reddi kurumu hâkimin tarafsızlığını sağlamak, önyargılı olmasını önlemek için kabul edilmiştir.

Örtük önyargı konusunda eğitim verilmesi de ön görülmelidir. Adalet Akademisinde örtük önyargı konusunda eğitim programı geliştirilerek katılımcılara yalnızca bilgi vermekle kalmayıp, örtük önyargının etkilerini azaltmak üzere örtük önyargının ne olduğu ve nasıl çalıştığı, katılımcıların profesyonel yaşamlarında kullanabilecekleri özel, somut stratejiler hakkında bilgi de verilmelidir.

Yinelersek, örtük önyargı kavramı, aktörlerin eylemlerini motive eden sosyal algı, izlenim oluşumu ve yargı süreçleri üzerinde her zaman bilinçli, kasıtlı kontrole sahip olmadıklarını öne süren örtük biliş bilimine dayanmaktadır. Bunun yerine, kişinin bilinçli dikkat odağının dışında işleyen, örtük anılar, örtülü algılar, örtülü tutumlar ve örtülü stereotipler dahil birçok örtülü zihinsel süreçler vardır. Önyargılar (aynı şekilde) olumlu veya olumsuz da olabilir. Tarafsız karar verme için bilinçli ve açık arzulardan bağımsız olarak, örtük önyargıların genellikle kişinin aldığı kararlar üzerinde çok gerçek etkileri vardır.

Karar Verme Süreçleri

İnsanlar farklı iki şekilde karar veriyorlar: Sezgisel ve düşünsel. Sezgisel karar verme içgüdüsel ve duygusaldır ve “Sistem 1” muhakemesi olarak adlandırılır. Bilinçli karar verme, bilinç, çaba ve zamanı içermekte ve “Sistem 2” muhakemesi olmaktadır. İki tür akıl yürütme çatışması olduğunda, insanlar-hâkimler de dahil- sezgiye güvenme eğilimindedirler.

Karşındaki kişinin psikopat olduğu ikaz edilmesine karşın algısal illüzyonla ona güvenilmesi “Sistem 1” türündendir. İnsan kendi körlüğüne kör olabilmektedir. “Sistem 1” otomatiğe bağlı olduğu için algısal bir kolaylık söz konusu iken, “Sistem 2” stres ağırlıklı bir süreç olmaktadır. Bu bağlamda hataların azaltılması, “Sistem 2”nin eğitilerek “Sistem 1”in yerini alması ile mümkün olabilir.  Bu ilişki, bir gazetedeki muhabirler ile editörü arasındaki ilişkiye benzetilebilir.  Özetle,

Sistem 1-Hızlı-bilinç altı-sezgisel-ekseriya yanlı-basit kararlar verirken, 

Sistem 2-Yavaş- bilinçli-planlı, ekseriya adil/dengeli-girift kararlar verilmektedir.

“Sistem 1” sürecinde düşünsel bazda daha az çaba sarf edilir ve daha otomatik kararlar verilebilir. İşte hızlı, otomatik ve daha az enerji sarf ederek alınan kararlar sezgisel olarak nitelendirilmektedir. Yargıda hâkim kararları, kuşkusuz, sezgilerden etkilendiği kadar diğer düşünce stili olan “Sistem 2” daha detaylı düşünme şeklinde karar vermeye yönelmelidir. Bu süreçte egemen olması gereken ise Aristotle’in dediği gibi “En iyi karar verme tarafların dinlenmesi sonrası verilen karardır.”

“Sistem 1” de, şeyler (kavramlar, kategoriler, insan grupları) arasında akli bir ilişkilendirme söz konusu olup; kişinin bundan bilinçli olarak bilgili olmamasıdır. Örtülü sosyal bilinç olarak da bilinen örtük önyargı, anlayışımızı, eylemlerimizi ve kararlarımızı bilinçsiz bir şekilde etkileyen tutumlar veya kalıp yargıları ifade eder. Karar sürecinde örtük önyargı, yargıyı nasıl etkiler ve hâkimler bu konuda ne yapabilir?  odak noktasını oluşturmaktadır.

İnsanların iyi niyetli olması yeterli değildir; önyargı bilinçsizce gereğini yerine getirmektedir. Önemli olan 1) Bilinç altı önyargının herkes için var olduğu bilincine sahip olunması; 2) Savcı, hâkim olarak kararlarımızın özenle irdelenmesi ve 3) Kendisine suç isnat edilen zanlı/sanığın sosyal kültürel konumu farklı olduğunda aldığınız kararın farklı olup olamayacağının irdelenmesidir. Önyargıları olduğunu bilmek, hâkimlerin önyargılarından kaçınmalarına yardımcı olabilir.

“Bilim ve uzmanlığın kapsamı daha da genişledikçe uzman kanıtları giderek daha önemli hale geliyor.  Bu bilgi için uzmanlara güveniyoruz, ancak farkında olmamız gereken tehlikeler var mı? Dr. Itiel Dror, uzmanların ne kadar uzman olduğuna dair etkileyici ve önemli bir açıklama yapıyor. Görüş, konu dışı bilgilerden veya bilinçsiz önyargılardan etkilenebilir.”  Lord Yargıç Brian Leveson, Queen's Bench Başkanı, Londra Birleşik Krallık.5

Çoğu insan, başkalarına adalet ve eşitlikle davranmayı hedefler ve yine de psikoloji biliminden yapılan araştırmalar, en iyi niyetimize rağmen davranışımızın genellikle bilinçli farkındalığımızın dışında işleyen örtük önyargılardan etkilendiğini göstermektedir.  Adil olmak gerekirse, asıl soru sistemdeki her-kesin hem bireysel hem de kurumsal önyargı biçimlerinin farkına varmasını ve bunlara uymasını nasıl sağlayabileceğidir. Polisten hâkimlere ve avukatlara kadar herkes, gelen bilgiyi özenle irdelemediğinde, bizler onun doğru olduğunu kabullenme eğilimindeyiz- hakikat önyargısı olarak bilinen bir etkilenmedir.

İnsanları aldatmanın tespiti üzerine yapılan araştırmalar, devamlı olarak, algılayıcıların ötekilerin, hatta onların öyle olmamasına karşın, hakikati söylediklerine inanma eğiliminde olduklarını gösterdi.  Örtük önyargıda sorunlar: 1) Kanıtlanmasının oldukça zorluğu nedeniyle legal korunma elde etmenin oldukça zor olması; 2) Kişiyi bilincinde olmadığı ve istekli olarak beslemediği bir şeyden nasıl sorumlu tutulacağının belirgin olmadığı ve 3) Örtük önyargıdan etkilenen bir kararı rasyonalize etmenin hiç de zor olmayacağıdır.

Özetlersek, örtük sosyal bilinç olarak da bilinen örtük önyargı, anlayışımızı, eylemlerimizi ve kararlarımızı bilinçsiz bir şekilde etkileyen tutumlar veya kalıp yargıları ifade eder. Hem olumlu hem de olumsuz değerlendirmeleri içeren bu önyargılar, istemsiz olarak ve bireyin farkındalığı veya kasıtlı kontrolü olmadan aktive edilir. Bilinçaltının derinliklerinde yaşayan bu önyargılar, bireylerin sosyal ve /veya politik doğruluk amacıyla gizlemeyi seçebilecekleri önyargılardan farklıdır. Örtük önyargılara iç gözlem yoluyla erişilemez.

İnsan doğası gereği önyargıdan uzak davranmayı arzu etmekte ve buna inanmaktadır. Ne var ki, insan beyni girift bir mekanizmadır ve araştırma güçlü bir şekilde, çoğu insanların ne kadar iyi eğitilmiş veya kendilerini tarafsız olmaya ne kadar adamış olurlarsa olsunlar, bazı bilinç dışı / örtük önyargılara liman olduklarına işaret etmektedir. Açıkça tarafsız olabiliriz ama aynı zamanda örtük olarak da önyargılı olabiliriz.

Örtük Çağrışım Testi

Araştırmalar, sosyal gruplarla ilgili tüm tutum ve klişelerin, onları elinde tutanlar tarafından bilinçli olarak benimsendiği ve onaylandığı (bunların açıkça olduğu) fikrini çürütmüştür. Bunun yerine, tutumlar ve klişeler çoğu zaman örtük olabilir; öyle ki, iç gözlem yoluyla erişilemezler. Belirli bir sosyal gruba karşı olumlu bir tutum, aynı grup hakkında olumlu bir klişe ile eşleşmek zorunda değildir ve bunun tersi de geçerlidir.

Örtük önyargılar otomatik olarak işler ve "kişinin açıklanmış veya onaylanmış inançlarından veya ilkelerinden ayrılan davranış üretebilir". Bunlar, bilinçaltı hazırlamayı içeren deneyler veya farklı görevlerde tepki süresi farklılıklarını ölçme dahil olmak üzere farklı yöntemlerle saptanabilir ve ölçülebilir. Örtük yanlılığı ölçmek için yaygın olarak kullanılan bir yöntem olan Örtülü İlişkilendirme Testi (IAT) ikinci kategoriye girer. Bununla birlikte, IAT, bir kişinin örtük önyargısının geçerli ve güvenilir bir ölçüsü olarak evrensel olarak kabul edilmez.

Örtük Çağrışım Testi (IAT), insanların bildirmek istemeyebilecekleri veya bildiremeyecekleri tutum ve inançlarını ölçer. Ana fikir, yakından ilişkili öğeler aynı yanıt anahtarını paylaştığında yanıt vermenin daha kolay olmasıdır. IAT, bilmediğiniz örtük bir tavrınız olduğunu gösterirse özellikle ilginç olabilir. Örneğin, kadın ve erkeklerin bilimle eşit şekilde ilişkilendirilmesi gerektiğine inanıyor olabilir- siniz; ancak, otomatik çağrışımlarınız (diğerleri gibi) erkekleri bilimle, kadınları bilimle ilişkilendir- diğinizden daha fazla ilişkilendirdiğinizi gösterebilir.

IAT, kavramlar (örneğin mülteciler, eşcinseller) ve değerlendirmeler (örneğin iyi, kötü) veya stereotipler (örneğin atletik, sakar) arasındaki ilişkilerin gücünü ölçer. Ana fikir, yakından ilişkili öğeler aynı yanıt anahtarını paylaştığında yanıt vermenin daha kolay olmasıdır. Stereotipler, bir grubun çoğu üyesinin bazı özelliklere sahip olduğu inancıdır.

Örtük Çağrışım Testi’inde “Sistem 1” nasıl konumlandırılmaktadır?

- Çağrışımlarla dolu bir çevrede yaşamaktayız.

- Tıpkı havayı alıp ciğerlerimizi şişirdiğimiz gibi bunları almamak elimizde değildir.

- Bunları edindiğimizde, otomatik olarak işlev görürler.

- Şeylerle karşılaştığımızda ilişkili kavramlar zihnimize gelmektedir.

- Bazı çağrışımlar zaman içinde istemsizce elde edilmektedir.

Bu gerçeği bir örnekle irdeleyelim. Tenis raketi ve bir top toplam olarak 110 ₺’dir. Raket’in bedeli toptan 100 ₺ fazladır. Topun bedeli nedir? Çoğu insanlar için Shane Frederick’ in Algısal Yansıma Testi (Cognitive Reflection Test) (CRT)’deki ilk soru sezgisel ve aniden verilen yanıt olarak 10 ₺’yi davet etmektedir. Bu sezgisel yanıt, ne var ki, yanlıştır. Düşünüldüğünde doğru yanıtın beş TL olması-top beş ₺, raket 100 ₺ fazla olarak 105 ₺ ve ikisi birlikte 110 ₺. dır.  CRT açıklandığında veya üzerinde düşünüldüğünde kolaylıkla anlaşılan problemleri içermektedir; yalnız her problemde doğru sonuç elde etmek için soru üzerine dürtüsel olarak ortaya çıkacak yanlış yanıtın baskılanması gerekmektedir.

Raket-top sorusuna yeniden baktığımızda, aklınıza gelen sayı sezgisel olarak 10 ₺ cazip gelse de yanlıştır. Matematiğe başvurduğunuzda yanlış olduğunu göreceksiniz.  Topun bedeli 10 ₺ olduğunda toplam bedeli 120.-₺ olacak (topun bedeli 10 ₺ olduğunda toplam bedel 110 ₺ değil, 120 ₺). Doğru yanıt 5 ₺ dir. Doğru yanıtı verenlerin de aklına ilk gelenin sezgisel olduğu yadsınamaz.

Binlerce üniversite öğrencisinin top ve raket bilmecesinde verdikleri yanıt şoke edici olmuştur. A.B.D üniversitelerinden Harvard MIT ile Princeton’daki öğrencilerin % 50’sinden fazlası sezgisel-yanlış- yanıt veridiler. Ortaya çıkan tablo şöyledir:

- Mükemmel nesnellik, gerçekçi olmayan bir amaçtır; adillik ise öyle değildir.

- Nesnellik, öznelliğin dikkate alınmasını gerektirmektedir.

Özetle, düşünceler ve duygular, onlardan habersizsek veya doğaları hakkında yanıldıysak "örtük- tür". Tarafsız olmaktan ziyade, bir kişiyi veya bir grubu tercih ettiğimizde (veya ondan hoşlanma- dığımızda) önyargılıyız. Bu nedenle, bilinçli bilgimiz olmadan insanlara karşı tutumlarımız olduğunda veya basmakalıpları onlarla ilişkilendirdiğimizde "örtük önyargı" terimini kullanırız. Örtük önyargılar, yasal işlemlerde de rahatsız edici sonuçlara sahip olabilir ve ceza adaleti sisteminde ilk kollukla temastan cezaya kadar her şeyi etkileyebilir.

Zihinsel Kirlenme

Zihinsel kirlenme kişinin kendi dürtülerinden, düşüncelerinden ve imgelerinden kaynaklanabilir. Bir yargı, duygu veya davranış, bilinçsiz veya kontrol ötesi aklı süreçlerle önyargılı olduğunda akıl kirlenmesine tanık olunmaktadır. Bunu önlemek üzere şu dört koşulun yerine getirilmesi önerilmektedir:

1. Kişilerin istenmeyen akli süreçlerden bilinçli olmaları sağlanmalı;

2. Hatayı düzeltmek üzere motive edilmeleri;

3. Yeterince motive ile önyargının yönü ve kapsamından bilgilendirilmeli; ve

4. Önyargıları düzeltmek üzere akli süreçleri yeterince kontrol yetisi oluşmalıdır. Ne var ki, bu yeti son derece sınırlıdır.

“Bilinçaltı, bilinçli yapılıncaya dek, yaşamınızı yöneltecek ve bunun adına kader diyeceksiniz.” Carl Jung. Bilinçaltı asla uyumaz. Önemli hedefleriniz, siz başka şeylere geçtikten sonra, uyurken bile arka planda çalışmaya devam etmektedir.

Bilişsel önyargı bizleri rasyonel düşüncelerden saptıran sistematik hatalardır. Bu tür önyargılar, insanlar çevrelerindeki dünyadaki bilgileri işlerken ve yorumlarken ortaya çıkan ve aldıkları kararları ve yargıları etkilediğinde ortaya çıkan sistematik bir düşünme hatasıdır. İnsan beyni güçlü ama sınırlamalara tabidir. Bilişsel önyargılar, genellikle beyninizin bilgi işlemeyi basitleştirme girişiminin bir sonucudur. Önyargılar genellikle dünyayı anlamanıza ve göreceli bir hızla karar almanıza yardımcı olan pratik kurallar olarak çalışır. Bilişsel önyargılar bazen algısal bozulmaya, yanlış yargılara, mantıksız yorumlara veya genel olarak mantıksızlık olarak adlandırılan şeye yol açabilir.

Bu önyargılardan bazıları hafıza ile ilgilidir. Bir olayı hatırlama şekliniz birkaç nedenden dolayı önyargılı olabilir ve bu da önyargılı düşünme ve karar vermeye yol açabilir. Diğer bilişsel önyargılar, dikkat sorunlarıyla ilgili olabilir. Dikkat sınırlı bir kaynak olduğu için, insanlar çevrelerindeki dünyada neye dikkat ettikleri konusunda seçici davranmalıdır.

Herkes bilişsel önyargı sergiliyor. Başkalarında fark etmek daha kolay olabilir, ancak bunun düşüncenizi de etkileyen bir şey olduğunu bilmek önemlidir. Bir tür bilişsel önyargıdan etkilenebileceğinize dair bazı işaretler şunları içerir:

1. Sadece fikirlerinizi doğrulayan haberlere dikkat edilmesi;

2. İşler yolunda gitmediğinde dış faktörlerin suçlanması;

3. Başkalarının başarısının şansla ilişkilendirilmesi, ancak kendi başarılarınız için kişisel itibar kazanmak;

4. Herkesin sizin fikirlerinizi veya inançlarınızı paylaştığını varsaymak;

5. Bir konu hakkında biraz bilgi edindikten sonra onun hakkında bilinmesi gereken her şeyi bildiğinizi düşünmek.

Kişinin önyargılı bilgilere maruz kalmasını kontrol etmek gibi kirlenmeyi önlemeye yönelik stratejiler de tartışılma konusu yapılmalıdır.

Dunning-Kruger Etkisi

Bu, gerçekte olduklarından daha akıllı ve daha yetenekli olduklarına inanan insanlardır ve kendi yetersizliklerini fark edemedikleri zaman gelişen bir olgudur-Cahil cesareti.6 

Konu hakkında hiçbir şey bilmediğimizde o konu hakkında fikir beyan edebilmek için kendimizi yetkin de görmüyoruz. Şekildeki kesişme noktasına (% 0 ve Hiç yok) karşılık geliyor. Birkaç YouTube videosu seyrettikten sonra bilgimiz artıyor bu konuda ve "Her şeyi ben bilirim" tepesine ulaşıyorsunuz. Bu tür arkadaşlara sıkça rastlıyoruz. Konunun uzmanlarına "benim gördüğüm videoda öyle demiyordu, sen bilgilerini bir kontrol et istersen" özgüvenine bu noktada kavuşuyor insanlar. Ama video seyretmekle kalmayıp biraz daha öğrenmeye başladıklarında öğrendiklerinin ne derece az olduğunu ve öğrenmek için daha ne çok şey olduğunu algılamaya başlıyorlar.  Ümitsizlik vadisinden sonra zorlu bir öğrenme süreci başlıyor. Öğrendiğiniz her bilgi sizi Aydınlanma Yokuşu’nda biraz daha yukarıya taşıyor. Öğrenilebilecek her şeyi öğrenmek elbette mümkün değil ama yeni öğrendikleriniz tüm bildiklerinize daha az şey katmaya başladığında da artık o konuda uzman sayılıyorsunuz. Sürdürülebilir bilgi o noktada yalnızca yeniliklere açık olmak anlamına geliyor.

Yinelersek, Dunning-Kruger etkisi insanların kendi yetersizliklerini fark edemedikleri bilişsel bir önyargıdır. Diğer bir ifade ile, belirli bir konuda nispeten vasıfsız veya bilgisiz olan kişilerin bazen bilgi ve yeteneklerini abartma eğiliminde oldukları bulgusunu ifade eder. Birisi bir alanda çok yetenekli olabilir, ancak başka bir alanda Dunning-Kruger etkisine karşı duyarlı olabilir. Bu, herkesin Dunning-Kruger etkisinden potansiyel olarak etkilenebileceği anlamına gelir. İnsanlar Dunning-Kruger etkisinin üstesinden gelmek için ne yapabilir?  Birincisi, işitmesi zor olsa da öteki insanlardan geri bildirim istenmesi ve bunun dikkate alınması; ikincisi, “öğrenmeye devam edilmesidir.” Tüm hâkimlerde/ avukatlarda Dunning-Kruger Etkisi var mı?!

“Cehalet bilgiden daha sık olarak güven doğurmaktadır."
“Ignorance more frequently begets confidence than does knowledge.”  Charles Darwin


"Dünyanın bütün sorunu, aptalların ve fanatiklerin kendilerinden bu kadar emin olmaları, akıllı insanların ise her zaman kuşkularla dolu olmalarıdır."

“The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves
and wiser  people so full of doubts.” Betrand Russel

Yetersiz insanlar ne kadar yetersiz olduklarını bilmemektedir. Öte yandan, kişiler bilgilerinin sınırını da bilmiyorlar. Zayıf performans gösterenler işlerindeki uzmanlık veya bilgi eksiklikleri fark edemezler.   Uzmanlığı saptamak için uzmana gereksinme olduğunuz bilinmelidir. Uzmanlıktan yoksun olan kişileri iki sonuç beklemektedir: Birincisi, oldukça hata yapmaları; ikincisi, hatalarını görmekten yoksun olmalarıdır.

Bilişsel Önyargı Türleri

Bu önyargı türlerinin başlıcaları şunlardır:

- Bilişsel önyargılar (cognitive biases): Muhakeme, değerlendirme, hatırlama veya öteki algısal süreçte, karşıt bilgiye karşın kişinin ekseriya kendi tercihidir. Bunlar aklın kısa devreleridir ve genelde girift bir sorunun bir yönüne odaklanıp, ötekilerini göz ardı etmektir. Bilişsel önyargılar, yargıda norm ve/veya rasyonaliteden sistematik sapma kalıplarıdır. Kişilerin seçimini yaparken örneğin bir davanın sonucuna karar verirken etkilendiği gözlenmiştir.

- Bağlılık etkisi (Allegiance effects): Mevcut kanıt bağlamında objektif bir değerlendirme yerine görüş bildireceği taraf lehine görüş oluşturulmasıdır.7

- Öncül önyargı: Bir davanın başlangıcında elde edilen bilgiler, ilerde terk edilmesi zor   fikirler ve formüller oluşumuna neden olmaktadır (Sabitleme önyargısı).  Sabitleme, birinin bir konu hakkında öğrendiği ilk kanıtın daha sonraki kanıtlardan çok daha etkili olması durumunda ortaya çıkar. Bunun nedeni, sonraki tüm kanıtların birinin öğrendiği ilk şeyin merceğinden değerlendirilmesidir.

- Onaylayıcı tarafgirlik: Bir hipotezi tersleyen yerine “onaylayıcı kanıta” odaklanılmasıdır.

- Temel ilişkilendirme hatası: Bir kişinin davranışının nedenlerini değerlendirirken ruhsal vasıflarına durumsal koşullardan daha fazla ağırlık verilmesidir.

- Teşhis momenti: Yeterli kanıt olmaksızın saptanan özel bir teşhisin zamanla kazandığı moment öyle hale gelir ki doğru olarak gözükebilir.

- Fazlaca güven: Bu durum yetersiz veri toplanması ve bilginin prematüre sentezlenmesidir. 

Adli Hata ve Bilişsel Önyargı ile Baş Edebilme 

Algısal önyargı konusuna ilgi duyan çoğu değerlendiriciler, salt irade gücü ile tarafgirliğin azaltılabile- ceği yanlış görüşüne saplandılar. Saptanan ikinci yanlış husus/kör nokta ise, çoğu değerlendiriciler kendilerinden ziyade meslektaşlarının görüşlerinde tarafgirlik olgusuna işaret ettiler. Tarafgirlik konusundaki bilinçlenmenin ne derece etkili olacağı(!?) düşüncenizi ve karar vermenizi etkileyebilecek önyargıların üstesinden gelmenize yardımcı olmak için yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:

- Önyargının farkında olmak: Önyargıların düşüncenizi nasıl etkileyebileceğini düşünün. Bir çalışmada, araştırmacılar, katılımcıların bu önyargıları ve kararları nasıl etkilediklerini anlamalarına yardımcı olan geri bildirim ve bilgi sağladı. Çalışmanın sonuçları, bu tür bir eğitimin bilişsel önyargının etkilerini % 29 oranında etkili bir şekilde azaltabileceğini gösterdi. 

- Adli hatalar belirli ölçüde yalancı tanıklık (yanlış veya yalan beyan) sonucu belirmekte (CMK 311-b); yargılamanın yenilenmesine yargılama hukukunda açıkça yer verilmek suretiyle adaletin de “hata” edebileceği kabul edilmektedir. İşte hukukun özenle takip edilmesi ve yargılama sürecinin adil ve uygun yürütülmesine karşın yanlış bir sonuç çıkabilmektedir. Masum bir kişi hüküm giyebileceği gibi suçlu bir kişi de serbest kalabilmektedir. Kanunlar hata olasılığını azaltabilirse de hatayı ortadan kaldırmağa muktedir değildirler.

- Adli hata sonucu ne zaman yanlış bir kişi adam öldürme veya ciddi bir suç nedeniyle mahkûm olsa, gerçek suçlusu dışarda, belki de yeni suçlar işlerken, masum kişi demir parmaklıklar ardında yaşamını tüketmektedir.

- Algılarımız seçici, belleğimiz ise daha    seçicidir. Bir grup bilgilere yönelip diğerlerine sırt çevirebilmektedir. Belleğin işlevi bir video bant kaydı gibi olmayıp, bir muhabirin "not defteri"dir. Görgü tanığından, olayı hatırlamağa çalışması ve aklına gelenleri bir bir söylemesi istenilmelidir. Adli hatalar belirli ölçüde yalancı tanıklık (yanlış veya yalan beyan) sonucu belirmektedir (CMK 311-b).  

İşte adli hata gerçeği karşısında ceza adaleti sistem performansının yıllık mahkûmiyet oranı ile değil ve fakat adli hata sayısı ile ölçülmesi yerinde bir yaklaşım olabilir. Çünkü hukuk yanılgıya katlanamaz. ABD Minnesoto Adli Eğitim Merkezince yapılan bir çalışmada “adli mayınlar” başlığı altında her hâkimin kaçınması gerekli olan yirmi müşterek hataya işaret edilmektedir.8  Bırakın bu türden araştırma bulgularını, Türkiye’de belirginlik içeren hatalı kararlara ilişkin sayısal değer de saptanmamış; karanlıkta kalan adli hatalar üzerine de bir görüş ortaya konmamıştır.  

Adli tıp disiplinlerinin tümü hakikatle olan olasılık ilişkisi üzerine saptamayı içermektedir. Bu temel hususun adli sistem aktörlerince anlaşır olması gerekmektedir. Bu bulgular bazen doğru olabilirse de bu yöntemlerin her zaman doğru olacağı vurgulanamaz.  Her kanıt biçimine ilişkin belli bir olasılık olduğu kabul edilmelidir. Görgü tanıklarına ilişkin kararları da içeren adli tıp kararları geniş ölçüde edinilmiş duyusal bilgiye dayalı bulunmaktadır.

Adli tıptaki bilirkişilerce düzenlenen raporların meslektaş incelemesi (peer review) süzgecinden geçirilmesi ilkesel bir uygulamaya dönüştürülmelidir. Adli hatalar, güvenilmez veya geçersiz olan adli
kanıtlara dayalı mahkumiyetleri ve yanıltıcı uzman tanıklığını içermektedir. Ayrıca, uygulayıcılar tarafından yapılan hataları ve bazı durumlarda adli tıp analistlerinin suistimallerini de içerir. Bazı durumlarda, mahkûmiyet anında genel olarak kabul edilen bilimsel tanıklık, o zamandan beri disiplinlerdeki yeni bilimsel ilerlemeler tarafından zayıflatılmıştır.

“Mahkemeler kendi gerçeğini yaratır.” A.A.Slocum

Kanıtı inceleyen uzmanın yargısı öznel olduğunda objektif/bilimsel olmamaktadır. Uzmandaki önyargı, eldeki bilimsel veriyi öyle yorumlayarak beklentilerle veya önceki teorilerle uyumlu olması eğilimidir. Bu yaklaşım,

- Analizci uzmanın özel bir sonuç bulmak üzere motive edilmesinde etkilidir.

- Değerlendirilen verilerin muğlak veya farklı yoruma el vermesi de oldukça risklidir.

- Adli tıp uzmanları tarafından incelenen kanıtların soğuk, insan yorumuna karşı bağışık katı veriler olmadığı, aksine, bunların bir şekilde Rorschach mürekkep lekesi gibi olduklarıdır. Farklı insanlar kanıtları farklı şekillerde görmekte ve bir görüntüde görülen görmeyi bekledikleriyle çarpıtılabilme riski taşımaktadır.

İşte kararlarınızı etkileyen faktörleri göz önünde bulundurarak, adli süreçte aşırı güven, öznellik veya kişisel çıkar gibi faktörler var mı diye sorgulanarak kararlar irdelenmelidir.9

İşte seçimlerinizi etkileyen faktörlerin neler olduğunu fark ederseniz, önyargılarınıza aktif olarak meydan okumaya odaklanabilirsiniz. Kaçırdığınız bazı faktörler nelerdir? Belirli faktörlere çok mu ağırlık veriyorsunuz? Sizin görüşünüzü desteklemediği için ilgili bilgileri görmezden mi geliyorsunuz? Bunları düşünmek ve ön yargılarınıza meydan okumak sizi daha eleştirel bir düşünür yapabilir.

Bir yargı, duygu veya davranış, bilinçsiz veya kontrol ötesi akli süreçlerle önyargılı olduğunda akıl kirlenmesine tanık olunmaktadır. Bunu önlemek üzere şu dört koşulun yerine getirilmesi önerilmektedir: 1) Kişilerin istenmeyen akli süreçlerden bilinçli olmaları sağlanmalı; 2) Hatayı düzeltmek üzere motive edilmeleri; 3) Yeterince motive ile önyargının yönü ve kapsamından bilgilendirilmeli ve 4) Önyargıları düzeltmek üzere akli süreçleri yeterince kontrol yetisi oluşmalıdır. Ne var ki, bu yeti son derece sınırlıdır(!).

Ülkede yargı sosyolojisinde göz ardı edilen husus, yargı sistemindeki ajanların ne derece objektif davrandıklarıdır. Bu ajanlar kendilerini önyargı (sosyal gruplara ve onların üyelerine karşı beslenen taraflı ve genelde olumsuz düşünceler), ırkçılık (biyolojik olarak farklı ve kendisinden aşağı görülen belli gruplara karşı önyargı) ve ayrımcılıktan (grup üyeliği veya keyfi bir niteliğe örneğin deri rengine dayalı olarak adil veya eşit olmayan tretman) ne derece soyutlayabilmektedirler?

Mahkemenin işlevi, vuku bulanın gerçekliğine karar vermek yerine sunulan kanıtlarla neyin kanıtlanıp kanıtlanmadığına karar vermektir. Mahkemeler, bilimsel uğraşta bulunmak üzere oluşturulmamıştır. Adalet yönetimi, hakikati arama dışında başkaca da amaçlara hizmet eden sosyal ve siyasal bir işlevdir. Bilim adamı bir sorunun yanıtı için yıllarca uğraşmak zorunda kalabilirse de geçen zaman, yeterince test edilmemiş sonuçların kabulü için geçerli bir mazeret de olamamaktadır. Sosyal ve siyasal sorunlar ise, uzun süre beklemede kalamaz; makul sürede çözüme kavuşturulmalıdır. Bu nedenle, zaman zaman tümüyle doğru olabilecek sonuçlardan azını kabullenmek gerekmektedir; çünkü, “geciken adalet, ekseriya, adalet değildir”. 

Bilişsel önyargıları anlamak daha adil bir hukuk sistemine nasıl yol açar? Hukukun başlıca işlevlerinden biri, kişisel ve toplumsal gerilime süratle çözümler getirerek bireysel güvenliği sağlamak ve korumaktır. Tarafsız bir hâkimin adil yargılamanın temel şartı olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Adalet sistemi- nin bütünlüğü, yargının tarafsızlığına bağlıdır. Politika gereği kamuoyunun yargıya güven duyması önemlidir. Toplumsal düzen ve güvenlik buna bağlıdır. Adillik ve tarafsızlık hem öznel olarak mevcut olmalı hem de bilgili ve makul gözlemciye nesnel olarak gösterilmelidir.

Hâkimler tarafsız hakemler olarak kritik rolüne rağmen, bilişsel psikoloji üzerine yapılan son araştırmaların bulguları, adil akıl yürütmeyi zayıflatabilecek, insanın düşünce süreçleri üzerindeki bilinçsiz etkiler sorununu ortaya koymaktadır.10  Yargıda tek bir adli davranış yerine “adli davranışlar” söz konusudur ve kurul halinde çalışan hâkimlerde birbirlerinden etkilenmektedirler.

Yinelersek, önyargı ve illüzyon insana özgü yanılgılardır. Önyargı zihindeki mekanizmanın insana oynadığı oyundur. Sele maruz kalan bir yöredeki insanlar durum analizi yapmak yerine sel ne zaman gelecek diye spekülasyonda bulunurlar.  Bellekte yanılma söz konusudur.  İllüzyonda ise, görsel illüzyon yanında bilişsel illüzyona da tanık olunmaktadır.   Zihnin insanın kendisine nanik yapmasıdır. İllüzyon oluşumuna gelindiğinde iki önemli husus var: 1.İllüzyon deneyimlediğinizde nasıl olduğu konusunda hiçbir fikriniz yoktur. 2.Daha önemlisi de olduğundan da tamamen habersiz bulunmaktayız. Zihin çılgın işlere imza atmakta; hâkimler tutuklama/beraat/ mahkûmiyet ve cezaya hükmetmektedirler.  Düşünün ne kadar ciddi kararlar verilmektedir!  “Şüphe hoş bir şey değilse de kesinlik absürtlüktür/aptalca bir şeydir.” (Voltaire).  Psikologlar insanların objektiflik illüzyonuna kapıldığını göstermişlerdir: İnsanlar kendilerinin objektif, ötekilerden daha ahlaki ve adil olduğuna inanmakta; önyargı körlüğü yaşamakta, kendilerini önyargıdan soyutlarken ötekileri önyargılı görme eğiliminde olmaktadırlar. İnsan beyni, salt gerçeklere dayalı %100 saflıkta “objektif” karar üretemez. Buna hukuk da dâhildir. Albert Einstein, “Sosyal çevrenin önyargılarından farklı fikirleri, kendine güvenerek açıklama yeteneğine sahip çok az kişi vardır,” demiştir. İnsanların çoğu, böyle fikirleri oluşturma yeteneğine de sahip değildir.11

Yargı açısından önemli olan (korelasyon illüzyonu) düşünsel seçiciliktir. Onaylama eğilimi düşünsel seçiciliğe işaret etmekte ve kişi bununla kendi inancını destekleyen şeylere bakma eğilimi sergilerken, karşıt bilgileri göz ardı etmekte veya küçümsemektedir. Bu yaklaşım, araştırma çıkarımı/ desteği olmaksızın tümdengelim çıkarım düşünce biçimidir. Onaylayıcı eğilime yönelmenin başlıca olası nedeni algısal olarak kolayca işleme elvermesidir. Bir bilginin bir durumu nasıl desteklediğini görmek, ona karşı geleni görmekten daha kolaydır. Bu türden onaylayıcı düşünce, suç soruşturmasında, özellikle seri suç soruşturmasında, yanlış yargılara ve zaman kaybına neden olmaktadır. Yenilersek, düşünsel seçicilikte, kişi lehte olan kanıta odaklanırken, aleyhteki kanıtı göz ardı etmektedir. “Tünel vizyonu” diye de isimlendirilen bu süreçte, soruşturmada daha basit olanlar lehindeki seçenek açıklamalar yeğlenmektedir. Bu düşünce biçimine Occam usturası ismi de verilmektedir.

Çeşitli ampirik araştırmalar, bilişsel önyargının, yargılamaya özgü duruşma, karar veya hüküm verme aşamasında hâkimler tarafından yapılan çıkarımları ve yorumları bilinçsizce çarpıtabildiğini ve bunun da adaletsizliğe yol açabileceğini göstermiştir.  Ceza adaleti sistemindeki önyargılara ilişkin artan araştırmalar ve bunların incelenmesi, savcılar, hâkimler gibi adli karar vericilerin   edindikleri eğitim, hukuki bilgi ve tecrübeye rağmen bilişsel yanlılığa duyarlı olabilirler. Bu, bir davayla ilgilenen   hâkimleri etkileyen bilinçli etkileri içeren genel hukuk önyargı anlayışından farklıdır. Bu saptama    ülkemiz mahkemelerindeki “tarafsızlık kavramının”, herhangi bir yasal işlem ve kararın objektifliği ve meşruiyeti açısından temel önemdedir. Tarafsızlık, hâkimlerin   bir davanın gerçekleri, çelişkili kanıtlar ve ilgili hukuk ilkelerine göre karar verirken uymaları gereken bir davranış standardıdır. Hâkimler önyargısız ve önyargıların etkisi olmadan adil ve etik kararlar vermelidirler.  

Masumiyet Karinesi

Masum sayılma hakkı ise, ceza muhakemesi sırasında kişinin masum olduğunun varsayılmasını içeren bir temel haktır. Ceza davaları tutanaklarını gözden geçiren bir öğrenci çok geçmeden suçluluk-masumluk yanıtının hassas bir denge içinde bulunduğu bir davaya tanık olacaktır. “Suçsuzluk karinesi” az/çok değer ya da önem verilecek türden bir şey değildir. Bu karinenin değerindeki herhangi bir azalma yerini suçluluk karinesine bırakmaktadır. “Suçsuzluk karinesi” her zaman önde tutulmalıdır (Anayasa m.38/4). Hiçbir savcı/hâkim bir davaya önyargıyla yaklaşmamalıdır. Yeni CMK’da, eskiden olduğu gibi, sabıka belgesinin duruşmada okunması neyin göstergesi olmaktadır? Mahkûmiyet sonrası yaptırım türü saptanırken elektronik ortamda bu bilgiye ulaşılması yöntemine geçilmesi çok zor olmasa gerekir(!).12 Ceza muhakemesinde masumiyet karinesi (presumption of innonence) dile getirilmekte ise de CMK m.209’da (Duruşmada okunması zorunlu olan belgeler) arasında “adli sicil bilgi özetleri” de yer verilerek de facto suçluluk ilkesi–sisteme girenin suçlu olarak görülmesi-egemen olmakta; soruşturma- nın gizliliği ihlal edilmektedir. Bu sakıncayı gidermek üzere “césure du procès pénal” denilen yargılamada suçun/masumiyetin değerlendirildiği evre ile hüküm evresi arasında İngiliz ceza yargılamasında görülen ayrıma yer verilmelidir.

Türk ceza yargılamasında ikili evre olmadığı için duruşmada okunan sabıka kaydı ile suçlu aleyhine bir önyargı oluşturulmakta; usulün temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi buharlaşmaktadır. Kişi yüz kızartıcı bir suçtan sabıkalı olsa bile yargılandığı suçu işlememiş olabileceği; sonuçta sanığın beraat edebileceği de göz ardı edilmektedir. Temyiz evresinde de video çekimli dosyalar olmadığından, tutanaklardan hâkimin önyargısını saptamak olanaklı değildir.13

Kestirimci Süreçler

Dikkat edilecek husus, bizlerin ne kadar nesnel görmeğe çalışırsak çalışalım, unutulmayacak psikolojik gerçek, olayları kendi gözlerimizle görmekte oluşumuzdur. Bunu da mecburen çeşitli kısa yollar, kestirimler (heuristic) kullanarak yaparız. Çünkü insan zihni bir bilgisayar gibi algoritmik çalışamaz. Bilgisayar, bellekteki tüm bilgileri, tüm olasılıkları elden geçirip değerlendirdikten sonra bir sonuca varırken, insan aklı bunu kotarma kapasitesine sahip değildir. İnsan aklı genelde kestirme yollar kullanarak çalışır.   Kestirimci süreçler hız sağlamasına karşın hata yapmaya açıktırlar. Bu yapısal kısıtlılık yüzünden insan rasyonelliği sınırlı bir rasyonelliktir (veya insan kısmen irrasyoneldir).  İşte adaletin siyasi/ideolojik yanlı olarak görülmesi; takdir hakkının suiistimal edilmesi halinde hukuk devletinden söz edilebilir mi? İşte bizim vurgulayacağımız soyut adalet idesi olmayıp, somut adaletsizlik duygusunun tezahürünü en aza indirgemek olmalıdır.14 Hâkimlerin, davalarında adil olmayan veya önyargılı sonuçlara katkıda bulunabilecek her şey hakkında kendilerini eğitme ve kararlarının tarafsız ve adil olmasını sağlamak için harekete geçme sorumluluğu vardır.

Bazı hâkimler kişilikleri bakımından, örneğin sabırsız, tahakkümcü, kaba veya kontrolcü; diğerleri, azarlayıcı/tehditkâr bir tavır sergilemeleri nedeniyle sorunludur. Bazıları duruşmaya hazırlıklı gelmediklerinden; diğerleri yeterince zeki olmadıklarından, karar verme sıkıntısı içinde olmalarından veya “hukuk ve düzen otomatları/hapçıları” olduklarından sorunlu olmaktadırlar.  Bazı hâkimlerde sorun kaynağı olan niteliklerin, şişkin/ hormonlu egolarında yer etmiş olmasıdır.

Yinelersek, yargılama işlevi ve yöntemlerinin açıklığa kavuşturulmasında "psikoloji" olmazsa olmaz türünden bir gereksinmedir. Bu bağlamda görgü tanıklığı ve psikolojisi ön plana çıkmaktadır. Psikolojik olarak, bir şeyin görülmesi ile görülenin kelimelere dökülmesi iki farklı eylemdir ve herkes gördüğünü anlatabilmek yetisine sahip değildir. Görülen şeyin tasvirinde bellek devreye girmekte ve bellek muğlak, şaşkın ve hatalı olabilmektedir. Belleklerin hata yaptığı ve özellikle ayrıntıda hata yaptığı bilinmektedir. Bellek manipüle edilebilmektedir. Doğru olmayan yeni bilgi belleği kirletebilir (memory distortion). İşte bu nedenle, yargı sisteminde yer alan aktörlerin veya süreçlerin ne ölçüde yalanı saptayabilecek- lerini bilmek önemlidir.  

“Kim olduğumuzu sürekli yaptığımız şeyler belirler.

Kalite bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” Aristo

Araştırmalar dürüst, yetkin ve çalışkan uzmanların her zaman tarafsız kanıt sağlamadığını açıkça ortaya koymuştur. Gerçek vaka çalışması ve araştırmalarda, uzmanların algı ve yargılarının, insanların bilişsel sisteminin işleyişi, işin özellikleri ve/veya yönetici olma rolü tarafından bilinçsizce getirilen birçok farklı türdeki psikolojik kirleticilerden etkilendiği açıkça ortaya konmuştur. Araştırma ve vaka çalışması, bu tür bilişsel önyargıların, parmak izi ve DNA gibi en iyi bilimsel kanıtları bile etkileyebileceğini göstermiştir.

Sonuç

Türkiye adli hataya en açık ülkelerden biridir: Vicdani kanı yargısı, duruşmadaki izlenimlere göre değil, tutanaklara göre oluşturulmakta; olayın fotoğrafını /röntgenini çekebilmek için yapılan duruşma, tutanak fetişizmine kilitlenmektedir. Ceza adaleti retoriğinde masum bir insanın yanlış yere veya suçlu bir insanın dürüst olmayan bir yargılamayla hüküm giymesi kabul görülemeyeceği gibi adalete de fiyat biçilemez. Bunun çıkarımı olarak, her mahkumiyetin güvenli bir şekilde verilmesini (kanıtsal bulguların hakikat olması ve süreçlerin kabul edilebilirliğini) sağlamak üzere sınırsız harcama taahhüt edilmiş olmaktadır. Adalet, yalnızca mümkün olan her şey yapıldığında yerine getirilmiş olacaktır.15  Bu doğrultuda HSK’nın  araştırmacıların/klinik psikologların adalet sistemindeki önyargıların incelemesine yönelik araştırma  olanaklarını sağlaması yargı ve psikoloji arasındaki köprülerin kurulması adına  önemli bir adım olacaktır.16

Başarılı hukuk uygulamasının en temel koşulu olan nitelikli hâkim, olmazsa olmaz bir gereksinmedir. Bu bağlamda, hâkimler aydın birer kişi olmanın dürüstlüğü içinde önyargılarına karşı uyanık olmalıdır. Tarafsızlığın bir hayal, dürüstlüğün ise bir görev olduğu bilinmelidir. Bu doğrultuda, tüm ilgililerin dava öncesi önyargılı olduğu düşüncesinden hareket eden hâkimin tarafsızlık konusunda bilinçli çaba gösterme olasılığı, bir diğerinin kürsünün kendisini şaşmaz bir mantıki hakikat organı yapması inancından fazla olacaktır.  Bu doğrultuda, kendilerini devletin değil, hukukun ve adaletin sadık ajanları olarak gören hâkim ve savcılar, bağımsızlık ve tarafsızlık standartlarını daha yukarı çekebilirler.17  Kuşkusuz, “Bireylere süreç boyunca nasıl davranıldığı ile hizmet kalitesinin genel değerlendirmesi arasında yakın bir bağlantı vardır.” 18

Eğer öğrenmeye açıksak, düşüncemiz gelişmeye devam edecek ve hakikat anlayışımız etkilenebilir ve etkilenecektir.

“Görünen her şeyin arkasında çok daha geniş bir şey yatıyor”.
Antoine de Saint-Exupéry, Rüzgâr, Kum ve Yıldızlar 

“Önyargılar insanları birbirinden uzak tutmak için bilgisizlikten yapılmış zincirlerdir”.  Marguerite Gardiner, Blessington Kontesi

E. Scott Fruehwald. Avukatlar ve Hukuk Öğrencileri İçin Bilişsel Önyargıları Anlamak ve Üstesinden Gelmek: Bilişsel Bilim Yoluyla Daha İyi Bir Avukat Olmak, 2018. Bu kitap, avukatların ve geleceğin avukatlarının, hukuk uygulamalarını etkileyebilecek bilişsel önyargıları anlamalarına yardımcı oluyor. Avukatlara bilişsel önyargıları ve bunların nasıl üstesinden gelinebileceğini tanıtıyor. Nasıl daha net düşüneceğinizi ve bilişsel önyargılar yoluyla başkaları tarafından yönlendirilmekten nasıl kaçınılacağını gösterir. Aynı zamanda ikna etmede bilişsel önyargıları nasıl kullanabileceğinizi de açıklıyor. Son olarak avukatların bilinçsiz etik hatalardan nasıl kaçınabileceklerini gösteriyor.

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

----------------------

1 "Bildiklerimizin" doğru olduğuna dair algımız, neyin doğru olduğunu "hissettiğimiz", neyin doğru olduğuna "inandığımız" ve neyin doğru "düşündüğümüz" tarafından etkilenebilir. Sahilde durup ufka bakarken sağduyularımız bize dünyanın düz olduğunu söylerse de dünyanın yuvarlak olduğunun bilincinde olmamız, gerçeği algılamamızı etkilemektedir.

Önyargı fikrimizi değiştirecek bilgileri göz ardı etmektir. Muhtemelen devekuşu etkisi bilişsel uyumsuzluğun bir dalıdır: Yerleşik dünya görüşümüzü çürüten bilgilerden kaçınmamızı sağlar. Kendi kendini doğrulama güdüsü olarak bilinen bir dürtü olan yerleşik benlik kavramlarımızla çelişen bilgileri reddetme konusunda özellikle önyargılıyız- Devekuşu etkisi-Ostrcih effect. 1921'de ABD Yüksek Mahkemesi Hâkimi Benjamin Cardozo, bilincin derinliklerinde başka güçler, hoşlandıklarımız ve hoşlanmadıklarımız, tercihler ve önyargılar, içgüdüler ile duygular, alışkanlıklar ve inançlar kompleksi olduğunu yazdı. B. Cardozo, The Nature of the Judicial Process (Oxford University Press, 1921, s.167. D. Teichman, E. Zamir ve I. Ritov “Yasal karar vermede önyargılar: Savcıları, savunma avukatlarını, hukuk öğrencilerini ve sıradan kişileri karşılaştırmak” Ampirik Hukuk Çalışmaları Dergisi, Cornell Hukuk Fakültesi ve Wiley Periodicals tarafından yayınlanmıştır. Cals LLC 22 Eylül 2023 https://doi.org/10.1111/jels.12365.

2 Sembolik etkileşimciler, fikirlerimizin gerçeği belirlemede bizlere nasıl yardımcı olduğunu belirtmektedirler.  Bu teorinin bir kavramı da durum tanımı (veya Thomas teoremi) olarak bilinmektedir. Bir örnekle sergilemek üzere aynı yumurtadan gelen ikizlerden Yiğit ve Aliriza’yı alalım. Yiğit İstanbul’da yetişerek Hitler’e nefret etmeyi öğrenirken, Aliriza Berlin’ de büyüdü ve Hitler’i sevmeyi öğrendi.  Yiğit ve Aliriza’ya Hitler’in ne ifade ettiği (ve bizlere ne ifade edebileceği) Hitler’in eylemlerine dayalı olmayıp, daha çok onun eylemlerini nasıl gördüğümüze, durumu nasıl tanımladığımıza dayalı bulunmaktadır. Bu olgu gerçeğin sosyal biçimde oluşturulmasıdır. İçinde yaşadığımız toplum/sosyal gruplar, yaşam hakkında özel görüşler taşımaktadır. İşte bizler içinde bulunduğumuz grubun yaşama özgü bakış açılarını öğrenmekteyiz. Özetle, bizler etkileşim sürecinde gerçeği oluşturmakta; yaşamdaki deneyimlerimizi yorumlama şeklini öğrenmekteyiz. Bkz. J.M.Henslin.Sociology, A Down-to-Earth Approach Pearson 2006, p.133.

3 “En büyük sorun, her yerde olduğu gibi, bilinçsiz önyargılardır. Sanırım hepimiz bir dereceye kadar bilinçsiz önyargıdan mustariptir ve bu her türlü tezahürle ortaya çıkabilir. Örtük önyargı neredeyse tanımı gereği bilinmeyen bir bilinmeyendir ve bu nedenle giderilmesi veya hatta izin verilmesi olağanüstü derecede zordur." Lord Neuberger, President of the Supreme Court of the United Kingdom, “Fairness in the courts: the best we can do”, Address to the Criminal Justice Alliance10th April 2015.

4 Bkz. Implicit Association Test (IAT) by Tony Greenwals(1990)-Önemli bir önyargı  saptama testidir. Örtük Çağrışım Testi (IAT), bireyin kavramları iki kategoriye ayırması için geçen süreyi ölçerek bireylerdeki bilinçdışı veya örtülü tutumları, otomatik tercihleri ​​ve gizli önyargıları ortaya çıkarmayı amaçlayan psikolojik bir testtir. Kuşkusuz, önyargıların üstesinden gelmek için öncelikle bu örtülü ilişkileri tanımlamamız gerekir ve Örtülü İlişkilendirme Testi bunu başarmamıza yardımcı olur. Bkz. https://implicit. Harvard.edu   Ayrıca bkz. An Introduction to Implicit Bias Knowledge, Justice, and the Social Mind Edited by Erin Beeghly and Alex Madvas © 2020 Taylor & Francis. Anayasa Mahkemesi’nce “Aşırı derecede kısa ve yetersiz gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermenin ya da tutukluluğu devam ettirmenin”, hak ihlaline yol açtığı belirtildi”. Karar T. 11/12/2014, Başvuru 2013/9836. İnandırıcılıkları gerekçenin mantıklı ve sağlam olması ölçüsübdedir.

5 Cognitive Bias Essentials Webinar with Dr. Itiel Dror youtube. Ayrıca bkz. The Australian Law Reform Commission. Judicial Impartiality: Cognitive and Social Biases in Judicial Decision-Making, April 2021, Background Paper  JI6.

6 Bkz. Y.Özdil. ‘Cahilden daha yıkıcı bir silah henüz icat edilmedi.’ Sözcü (8/03/2022). Bildiğini sananlara hakikati anlatmak zor.

7 Bu konudaki saptama için bkz. Don Murrie’s Psychopathy Chechlist Studies.

8 Minnesoto Judicial Training “Judicial Landmines” 20 Common mistakes every judge should avoid (Nov.26,2013).  Ülkedeki üst mahkemelerce ilk derece hâkimlerinin yaptıkları (ve her nesil hâkimlerle yinelenen) hatalara özgü “adli mayınlar” benzeri bir el kitabı hazırlanamaz mı? Demokratik bir toplumda kamu kurumları ancak ve ancak kurum dışındaki bireylerin beklentilerini karşılamaları durumunda varlıklarını ve faaliyetlerini sürdürebilirler. Genel amaç, dava işlem sürecinde kalitenin sağlanmasıdır.

9 Bkz. “Validity of forensic analysis routinly used in criminal trials is called into question” ABA Journal 2 Eylül 2016. Donald Gates adlı bir hükümlü Aralık 2009’da Arizona cezaevinden çıktığında, işlemediği bir tecavüz ve cinayet suçundan 28 yıl hapis yatmıştı. Bugün ise bu hükmü giymesinde kullanılan adli tıp tekniğinin, mikroskobik saç analizinin doğruluğu sorgulanıyor. Önce Ergenekon’un var olduğuna karar verdikten sonra onu kanıtlamaya çalıştılar. Oysa adalet sistemi tam tersi işler, kanıttan başlayarak sonuca varırsın. Ergenekon sürecinde sonuçtan başladığı görülmektedir. S. Ergin. “Oysa Haşim Kılıç Yargıtay’a güveniyordu.” Hürriyet (25/06/2014) s.18. N. F. Kısakürek. Reis Bey, Büyük Doğu yayınları, 41. baskı, 2021: Mahkûm, Reis Bey'in önyargıları karşısında kendinin suçsuzluğunu ispatlamada kifayetsizdir. Yargıçlar kendi önyargılarından arınmadıkları müddetçe adalete ulaşmak mümkün olamayacaktır maalesef. Reis, suçsuz birinin idamını onaylar, sonunda sanığın suçlu olmadığı anlaşılsa da iş işten geçmiştir artık.

10 Yargı kararları yalnızca yasalara ve gerçeklere mi dayanıyor? Yasal formalizm, hâkimlerin yasal nedenleri bir davanın gerçeklerine rasyonel, mekanik ve müzakereci bir şekilde uyguladıklarını savunurken, hukuk realistleri, hukuki sebeplerin rasyonel olarak uygulanmasının hâkimlerin kararlarını yeterince açıklamadığını, psikolojik, siyasi ve sosyal faktörlerin yargı kararlarını etkilediğini öne sürerler. Adaletin “hâkimin kahvaltıda ne yediği” olduğu şeklindeki gerçekçiliğin yaygın karikatürünü, deneyimli hâkimler tarafından verilen ardışık şartlı tahliye kararlarında test ediyoruz. Hâkimlerin kahvaltı ve yemek sonrası şartla salıverme konusundaki kararlardaki değişime bakıldığında   olumlu kararlar yüzdesinin her karar oturumunda kademeli olarak %65'ten neredeyse sıfıra düştüğünü ve aradan sonra aniden % 65'e yükseldiğini görüyoruz.

11 ABD Yüksek Mahkeme Hâkimi Scalia, “Ben insanlara değil, fikirlere karşı gelirim. Çok iyi olan bazı insanlar çok kötü bazı fikirlere sahip olabilirler. İnsan için önemli olan bu ikisini birbirinden ayırt edebilmektir. Edemiyorsan kendine başka bir iş bulmalısın.” diyor.

12 “Suçsuzluk karinesi” az/çok değer ya da önem verilecek türden bir şey değildir. Bu karinenin değerindeki herhangi bir azalma yerini suçluluk karinesine bırakır. Görüşümüzü destekleyen ABD Yüksek Mahkeme kararı için bkz. Johnny Lynn Old Chief v. United States (117 S.Ct. 644). Ayrıca bkz. Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği md. 27, CMK md. 153, CMK md. 157 ve Basın Kanunu md.19. Ayrıca TCK 285/5 maddesi uyarınca “Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerin yayınlanması…” suç oluşturmaktadır.

13 Ayrıca bkz. E.Kaya. “Masumiyet karinesi” Hukuk Zihniyeti, Adalet, 2016, ss.293-297: “Masumiyet varsayımına dayanan hukuk, sosyal açıdan masum sayılmayanları tedip etmeye odaklanan sosyal kodlar karşısında aciz kalmaktadır. Kültür, hukuku, hukuk görüntüsü altında ezip geçebilmektedir.” Bkz. J.Kang(et al.)  “Implicit bias in the Courtroom” UCLA Law Review, 2012, ss.1126-1186. Ayrıca bkz. S. Ergin. “ByLock meselesi masumiyet karinesinin değerini hatırlattı” Hürriyet (6/01/2018) s.12. Ceza yargısı sonucunda verilen kararı mahkûmiyet/beraat ikilisi olmak yerine üçüncü bir kavram olarak (her beraat edenin masum olmadığını göz önüne alarak) “ispatlanmamış”ın (unproven) eklenmesi yerinde olacaktır (Yazarın notudur). Ayrıca bkz. EU Directive on the Presumpton of Innocence: Implementation Toolkit; https://www. fairtrials.org/wp-content/uploads/ 2017/06/Presumption-of-Innocence-Toolkit_2. E.Van Sl, edreght. “A Contemporary Reflection on the Presumption of Innocence” Revue Internationale de Droit Penal Vol.80, 2009/1, ss.247-263. T.Weigend.“Assuming that the defendant is not guilty: the presumption of innocence in the German System of Criminal Justice”. Criminal Law Philosophy. (16), 2014. The protection of procedural rights in the EU and new Directive 343/2016/EU on the presumption of innocence and the right to be present at a trial, Published online 14 September 2017. Ayrıca bkz. S. Selçuk. Suç Yargılama Süreci Hukuku, İmge, 2022, s.336 ve 112 nolu dipnot.

14 Savcı ve hakimleri “etkilemeye teşebbüs” suç iken (TCK Madde 277) 18 Haziran 2014’te torba yasa ile madde metninden “soruşturma” kelimesini çıkartılması sonucu bugün savcıya veya sulh ceza hakimine, kudret sahiplerinin “şunu tutukla, bunu bırak” diye emir ve talimat vermesi suç değildir!

Kısayollar ve zihinsel kestirmeler, karar vericinin dikkati dağılmış veya çok çalışmış olması sonucu zihinsel kaynakları zaten gergin olduğunda (örneğin birisi yorgunsa) daha etkilidir.  Bu nedenle, takdir yetkisinin sınırlandırılması, gözetim ve hesap verebilirliğin arttırılması, ceza adaleti sistemi sonuçları üzerindeki örtülü önyargının etkisini azaltabilir.

15 Yapay bir zihin (AI) Toplumda egemen önyargıların algoritmalara yansıması sonucu toplum ve birey üzerinde ortaya çıkan olumsuz etkiler konusunda artan bir endişe var. Kodlanmış bakış, teknolojiyi şekillendirenlerin önceliklerini, tercihlerini ve önyargılarını algoritmalara yansıtmasıdır. Oysa bu akıllı makinelerin daha iyi ve daha objektif kararlar verdiği varsayılır. Yazılımın kimler tarafından yapıldığına bağlı olarak onların önyargılarının algoritmalara ve yazılımlara yansıması olası algoritmik önyargıyı artırıyor ve makine tarafsızlığını da ortadan kaldırıyor.

16 M.T.Yücel. “Yargılamada Objektiflik ve Tarafsızlık” TBB Dergisi 2014 (111), ss.117-132. Houses of Parliament. “Unintentional Bias in Court” POST note 512 October 2015. M.T. Yücel. Yargılama Sosyolojisi, Hukuki Haber. M. Feyzioğlu. “Suçsuzluk karinesi hüküm makamının yani hâkimin iliklerine kadar işlememişse, DNA’sına geçmemişse fikir çatışmasından bir sonuca ulaşılmaz. Hâkim kimin suçlu olduğunu eğer iddiaya bakarak ve saf kendi gözlemiyle bir sonuca bağlıyorsa orada fikir çatışması yok, önyargı vardır. Hatta biz buna ‘hâkim suçluyu gözünden tanır mı’ sorusuyla biraz da ironi yaparak atıf yaparız. Hâkim, suçluyu gözünden tanımaz, hâkimin kimin suçlu olup olmadığını anlaması için birbirine denk iddianın ve savunmanın fikirlerini çatıştırması ve hâkimin buradan sonuca varması gereklidir.”   Adalet Bakanlığı. Masumiyet Karinesi ve Lekelenmeme Hakkı Sempozyumu, 2022, ss. 8-9.

17 A. Ulusoy. “Kaç tip yargıç var?” T 24 (24/01/2024). S. Kalem ve G. Jahic. Yargı Sistemi Üzerine Bir İnceleme, Bilgi Üniversitesi, 2010. Ayrıca bkz. G.H. Jenkins. Between Fact and Fantasy; Turkey’s Ergenokon Investigation, Silk Road Paper, August 2009; M.Z. Özkartal. “Bu raporu Türk bir gazeteci yazsaydı hapse girerdi” Pazar Milliyet, (13/09/2009), s.6.  

18 Çeviri yayın. Avrupa Konseyi ve Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanlığı. Yüksek Performanslı Mahkeme Çerçevesi, 2021, s.39 (Yazarlar: B. Ostrom, Proje Yöneticisi R. Hanson).