Giriş

Yargılamanın yenilenmesi kurumu, kesinleşmiş yargı kararlarının belirli ve sınırlı sebeplerle yeniden ele alınabilmesine imkân tanıyan olağanüstü bir kanun yoludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu kurum, kesin hüküm ilkesinin mutlaklığını kıran istisnai niteliğiyle, maddi adaletin sağlanmasına hizmet eder. Bununla birlikte bu yolun işletilebilmesi için her usul hatası yeterli görülmemekte, yalnızca yargılamanın sonucunu etkileyebilecek ağırlıkta ve kanunda öngörülen sebepler çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Bu çerçevede uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri, hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmemesi ve taraflara rapora karşı beyan ve itiraz imkânı tanınmadan karar verilmesinin yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturup oluşturmayacağıdır.

Bilirkişi Raporunun Tebliğinin Hukuki Niteliği

HMK m.280 ve m.281 hükümleri uyarınca bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmeli, taraflara rapora karşı görüş bildirme ve itiraz etme imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme yalnızca usuli bir formalite değil, doğrudan hukuki dinlenilme hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin bir yansımasıdır.

Çelişmeli yargılama ilkesi olarak da ifade edilen bu ilke uyarınca taraflar, yargılamada kullanılan delillerden haberdar olmalı, bu delilleri tartışabilmeli ve bunlara karşı etkili savunma yapabilmelidir. Bilirkişi raporu çoğu teknik uyuşmazlıkta mahkemenin kararını belirleyen temel delil niteliğinde olduğundan, bu rapora erişim ve itiraz imkânı sağlanması adil yargılanmanın zorunlu bir unsurudur.

Bilirkişi Raporunun Tebliğ Edilmemesinin Sonuçları

Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmemesi her durumda otomatik olarak yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturmaz. Ancak bazı durumlarda bu eksiklik, yargılamanın adil sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikte ağır bir usul ihlaline dönüşebilir.

Bu kapsamda özellikle şu durumlar önem taşır:

Tarafın raporu hiç görmeden karar verilmesi halinde savunma hakkı fiilen ortadan kalkabilir.

Raporun içeriğinde maddi hata, eksik inceleme veya yanlış hesaplama bulunmasına rağmen itiraz imkânı verilmemiş olabilir.

Tarafın lehine sonuç doğurabilecek ek belge ve deliller sunma imkânı ortadan kalkabilir.

Mahkeme kararı doğrudan bilirkişi raporuna dayanmış olabilir.

Bu gibi hâllerde tebliğ eksikliği, basit bir usul hatası olmaktan çıkarak, yargılamanın sonucunu etkileyen temel bir adil yargılanma ihlali niteliği kazanabilir.

HMK m.375 Kapsamında Değerlendirme

HMK m.375’te yargılamanın yenilenmesi sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesi bu maddede açıkça düzenlenmiş bir sebep değildir. Ancak bazı bentler çerçevesinde dolaylı olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Özellikle şu yönlerden bağlantı kurulabilir:

- Savunma hakkının ortadan kalkması veya ciddi şekilde sınırlandırılması, hukuki dinlenilme hakkına ilişkin ağır ihlal niteliği taşıyabilir.

- Hükme esas alınan delilin tarafça bilinmemesi nedeniyle etkili şekilde tartışılamaması, çelişmeli yargılama ilkesini zedeleyebilir.

- Sonradan ortaya çıkan ve kararı değiştirebilecek nitelikteki bilgi ve belgelerin ileri sürülememesi, yargılamanın adil sonucunu etkileyebilir.

Bu nedenle her somut olayda ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Burada önemli olan nokta şudur: Her tebliğ eksikliği yargılamanın yenilenmesini gerektirmez; ancak tebliğ eksikliği kararın sonucunu doğrudan etkileyen bir savunma engeline dönüşmüşse, bu durum artık olağan bir usul hatası olarak değil, olağanüstü kanun yolunu haklı kılabilecek nitelikte bir ihlal olarak değerlendirilebilir.

Anayasa Mahkemesi’nin Yaklaşımı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi, Bimaks Su Teknolojileri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Başvurusunda (Başvuru Numarası: 2022/53511, Karar Tarihi: 15/10/2025, Resmî Gazete Tarih ve Sayısı: 19/1/2026 – 33142), hükme esas alınan bilirkişi raporunun başvurucuya tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Mahkeme, tarafın raporu inceleme, değerlendirme ve itiraz etme imkânından yoksun bırakılmasının yargılamayı bir bütün olarak adil olmaktan çıkardığını vurgulamış ve ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Bu karar, bilirkişi raporunun tebliğinin yalnızca usuli bir işlem olmadığını, doğrudan anayasal güvence altında bulunan adil yargılanma hakkının bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır.

Özellikle Ticaret ve İflas Yargılamaları Açısından Önemi

Bilirkişi raporlarının belirleyici olduğu ticaret, iflas, konkordato ve şirket değerlemesi gibi davalarda tebliğ eksikliği çok daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Çünkü bu tür davalarda bilirkişi raporu çoğu zaman doğrudan şirketin borca batıklığını, malvarlığının değerini ve ekonomik devamlılığını belirlemektedir.

Bu nedenle rapordaki bir hesaplama hatası, eksik değerleme veya yanlış değerlendirme, doğrudan iflas veya ekonomik varlığın sona ermesi sonucunu doğurabilecek niteliktedir. Bu tür durumlarda rapora itiraz edilememesi, yalnızca usul ihlali değil, maddi sonuçları itibarıyla ağır bir hak kaybı anlamına gelir.

Sonuç

Bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilmemesi her durumda yargılamanın yenilenmesi sebebi oluşturmaz. Ancak bazı somut olaylarda bu eksiklik, savunma hakkını ortadan kaldıran, çelişmeli yargılama ilkesini ihlal eden ve kararın sonucunu doğrudan etkileyen ağır bir usul sakatlığına dönüşebilir.

Bu nedenle HMK m.375 çerçevesinde değerlendirme yapılırken, tebliğ eksikliğinin somut olayda ne ölçüde savunma hakkını etkilediği, kararın dayanağı olup olmadığı ve tarafın itiraz imkanının fiilen ortadan kalkıp kalkmadığı özellikle dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak, bilirkişi raporunun tebliğ edilmemesi bazı durumlarda yargılamanın yenilenmesini gerektirebilecek nitelikte ciddi bir usul ihlali olarak değerlendirilmelidir; ancak bu değerlendirme mutlak değil, somut olayın özelliklerine göre yapılması gereken istisnai bir nitelik taşımaktadır.