Aynı alacağın hem kefalet hem de ipotek ile güvence altına alınması mümkün olup hatta teminatın fazla olmasının alacağın elde edilememe riskini azaltması sebebiyle uygulamada çok sık rastlanılan da bir durumdur. İşte aynı alacak hem kefalet hem de ipotek ile güvence altına alınması durumunda kefil ile ipotek veren kişi arasındaki ilişki önem taşıyacaktır. Özellikle de bu husus ipotek üçüncü kişi tarafından (asıl borçlu dışındaki kişiler tarafından yani üçüncü kişi ipoteği olarak) verilmişse bu daha fazla önem arz etmektedir. Dolayısıyla aynı alacak hem kefalet ve hem de üçüncü kişiler tarafından verilen bir ipotekle güvence altına alınmışsa alacaklıyı tatmin eden ipotek veren üçüncü kişinin borca kefil olan diğer kişilere rücu hakkının olup olmayacağı gündeme gelecektir.

İşte ipotekli veren üçüncü şahsın bu başvuru hakkının neye göre, hangi şartlarda söz konusu olacağı ise bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır. İnceleme farklılıklar olması sebebiyle hem 818 sayılı Borçlar Kanunu açısından hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu açısından ele alınacaktır.

1-818 sayılı Borçlar Kanunu Açısından:

İpotek veren üçüncü kişinin, kefile rücu hakkına ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununda herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu sebeple de Yargıtay, ipotek veren üçüncü kişinin, kefile rücu imkanının olmayacağına dair kararlar vermiştir. Şöyle ki;

Yargıtay19.Hukuk Dairesinin 2015/7158 E. 2016/3545 K. sayılı kararında “İpotek yükümlüsü taşınmazı satın alan davacı, ipotek borcunu ödemesi sebebiyle ödediği bu bedeli, lehine ipotek verilen genel kredi sözleşmesinde asıl borçlu olan davalı ... Gıda Tic.San.ve Ltd.Şti.' nden rücuen talep edebilir. Asıl borçlu şirket yanında, bu sözleşmeye kefil olan ... ve ...' den ise isteyemez. Sözleşmenin imzalanması tarihinden sonra 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK' nın 596/4. maddesinde ipotek, kefaletten sonra tesis edilmiş ise, ödenen bedelin kefillerden de istenebileceği düzenlenmişse de, ipotek tarihinde yürürlükte olan 818 S. BK' da bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır.”

Yine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2017/4585 E. 2018/1831 K. Sayılı 04.04.2018 tarihli kararında” Dava, davalı şirkete ait kredi borcunun ipotek veren davacı tarafından ödenmesi nedeniyle, ödenen miktarın asıl borçlu davalı şirket ve kefiller diğer davalılardan rücuen tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir…

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, davacı ...'in , ... Kardeşler...Ltd.Şti.nin doğmuş ve doğacak bütün borçlarının teminatı olmak üzere taşınmazını ... T.A.Ş. lehine ipotek verdiği, ... Kardeşler...Ltd.Şti.nin borcunu ödememesi nedeniyle temlik alacaklısı tarafından aleyhine takip yapıldığı ve bu takip sonucu davacıya ait taşınmazın satıldığı , borçlu şirketin ... 'a olan borcuna diğer davalıların da müşterek borçlu ve kefil oldukları, davacının ise sadece rehin veren sıfatı ile kredi sözleşmesi altında imzası bulunduğu , ödediği miktarın tamamını kredinin asıl borçlusu ile müşterek borçlulardan isteyebilmesi mümkün olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ancak takip ve dava tarihi itibariyle %20 oranında icra inkar tazminatı talep edebileceğinden icra tazminatına ilişkin fazlaya ilişkin talebin reddine dair karar verilmiş hüküm bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dışı banka ile davalı kredi müşterisi ve kefiller arasındaki kredi sözleşmesi 06.07.2007 tarihli olup davacı tarafından bu sözleşme ipotek veren sıfatıyla imzalanmış ve daha sonra 27.07.2007 ,30.05.2008 tarihlerinde üç adet taşınmazı üzerinde ipotek tesis edilmiş ve ipotekli taşınmazlar cebri icra sonucu satılarak paraya çevrilmiştir.

6098 sayılı TBK ‘unu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup genel kredi sözleşmesinin imzalandığı ve ipoteklerin tesis edildiği tarihte 818 sayılı BK ‘unu yürürlüktedir.6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki kanunun 1. maddesi gereğince somut olayda 818 sayılı Borçlar Kanunun uygulanması gerekmektedir. Bu itibarla somut olayda TBK’unun 596/1-4 uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Olaya uygulanması gereken TBK 596. maddesinin muadili BK’unun 496. maddesinde ise rehinle ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Yine somut olaya uygulanması gereken BK 109. maddesi ile TMK 884. maddelerinin de davalı kefiller yönünden davacıya bir rücu hakkı vermediği görülmektedir. Davacı ipotek verenin ipotekli taşınmazların paraya çevrilmesi nedeniyle uğradığı zararlar konusunda lehine ipotek verdiği asıl borçlu davalı şirkete yönelik olarak talepte bulunması mümkün ise de kefillere yönelik olarak talepte bulunması mümkün değildir. Mahkemece davalı asıl borçlu şirket ile birlikte asıl borçlunun kefilleri yönünden de kabul kararı verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir.” şeklinde ifade edilen kararlarda 818 sayılı kanunda ipotek veren üçüncü kişinin, kefile rücu hakkının düzenlenmemiş olması sebebiyle kefillere yönelik başvuru hakkının olmayacağı belirtilmiştir.

Öğretide ise bu dönemdeki ağırlık görüş; kefilin sorumluluğunun tüm malvarlığı ile olması karşısında, rehin veren sorumluluğunun sadece rehin verilmiş mal ile sınırlı olması sebebiyle daha ağır olduğu, bu sebeple de BK da kefili koruyucu hükümlerin açıkça düzenlendiğini, dolayısıyla da kefaletin korunması gerektiğinden bahisle kural olarak ipotek verenin kefile rücu hakkının olmayacağı ifade edilerek zarara nihai olarak rehin veren kişinin katlanması gerektiği kabul edilmiştir. Ancak İsviçre borçlar hukukunda 1941 tarihli değişiklikle bu hususun İsviçre BK m. 507 açıkça düzenlenmiş olduğu da dikkate alınarak, rehin sözleşmesi kefalet sözleşmesinden sonra yapılmış ise veya alacaklı kefil ve rehin veren üçüncü kişi arasında sözleşme yapılırsa rehin veren üçüncü kişinin kefile rücu hakkının olduğu kabul edilmiştir.

Kanaatimce söz konusu durumun; BK 109/b.1 (TBK md 127/I b.1) ve TMK 884/II hükümleri de dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmekte olup, ipotek veren üçüncü kişinin alacaklıyı tatmin etmesi halinde BK 109/b.1 (TBK md 127/I b.1) ve TMK 884/II de düzenlenen halefiyet ilkesi gereğince kefillere rücu imkanı oluşacağı ifade edilebilir. Çünkü ipotek veren üçüncü kişi, bu iki hüküm uyarınca rehinli alacaklıya borcu ifa etmişse, alacak hakkı kanun gereği kendiliğinden halefiyet yoluyla taşınmaz malikine (ipotek veren üçüncü kişiye) geçer.

Şimdi söz konusu hükümlere kısaca değinmek gerekirse;

-BK md 109:”Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye eylediği miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef olur.

1-Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir ayni hakkı haiz bulunduğu takdirde..”

şeklinde düzenlenen hükümde başkasının borcuna ilişkin olarak temin edilmiş bir rehin konusu mal üzerinde mülkiyet veya sınırlı ayni haklardan herhangi birine sahip üçüncü kişinin, bu malı rehinden kurtarması halinde bu kişi lehine halefiyet hali düzenlenmiştir. Başka bir ifadeyle başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi, borcu ödeyerek veya alacaklıyı bir şekilde tatmin ederek rehinden kurtaran üçüncü kişi, bu şey üzerinde mülkiyet veya başkaca bir aynî hakkı (intifa veya başka bir rehin hakkı vs) bulunması hâlinde, alacaklının haklarına halef olmaktadır. Halefiyet gereği, ödenen alacak ve alacağa bağlı fer’î haklar (kefalet vs.) üçüncü kişiye geçmektedir. Anılan madde hükmünde, üçüncü kişinin alacağa bağlı fer’î haklardan kefalete başvurabilmesi için bir zaman sınırının öngörülmediği anlaşılmaktadır. Ancak söz konusu hükümde “başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı” ifadesi kullanılmış olduğundan, rehin konusunun cebri icra yoluyla satılması hâlinde iş bu hüküm uygulanmayacak yani halefiyet mümkün olmayacaktır. Ayrıca bu hükümde menkul veya gayrimenkul rehni arasında da bir fark gözetilmediğini ifade etmek gerekir.

-TMK’nın 884.maddesinde de” Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir.

Alacak, borcu ödeyen malike geçer.” şeklinde düzenlenen bu hükme göre ise borçtan kişisel sorumlu olmayan malik (başkasının borcu için ipotek vermiş olan kişi) taşınmazının paraya çevrilmesini önlemek için alacaklıya borcu ifa etmişse, alacak hakkı ve alacağa bağlı tüm öncelik hakları ve yan haklar kanun gereği halefiyet yoluyla malike geçer.  Dolayısıyla taşınmaz maliki, alacakla birlikte alacağa bağlı olan feri hakları da kazandığından, alacağa bağlı olan kefaleti de kazanması gerekir.

Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/6520 E. 2015/8276 K. sayılı kararında da “Somut olay bakımından uygulama yeri bulan diğer bir halefiyet haline, TMK'nın 884. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre; "Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. Alacak, borcu ödeyen malike geçer." Anılan yasal düzenleme uyarınca, ipoteğin teminat altına aldığı borcun, borçtan şahsen sorumlu olmayan malik tarafından ödenmesi halinde, alacak borcu ödeyen malike geçer. Borcu ödeyen malik bu durumda, borç ilişkisinde alacaklının yerine almakta ve alacağa bağlı tüm fer'i haklar ve bu arada alacağı güvence altına alan tüm teminatlar ödemede bulunan malike geçmektedir.” şeklinde ifade edilen kararda da bu husus açıkça vurgulanmıştır.

Her iki kanun hükmü de ipotek veren üçüncü kişinin borcu ödemesi halinde alacaklının haklarına halef olacağını, açıkça ifade etmiştir. Yine her iki hükümde de borçtan şahsen sorumlu olmayan taşınmaz malikinin alacaklının halefi olarak kefile başvurabilmesi bakımından bir zaman sınırının öngörülmediği anlaşılmaktadır. Söz konusu maddelerden çıkan sonuç; borcu ödeyen taşınmaz maliki (ipotek veren üçüncü kişi), kefalet ister rehinden önce verilsin, ister rehinden sonra verilsin kefile başvurabilecektir.

Ancak kişi kefil olduğu alacak için aynı zamanda ipotekte tesis etmişse, yani hem kefil sıfatıyla hem de rehin veren sıfatıyla sorumluluğu söz konusuysa, bu kişi BK md 109’da ifade edilen üçüncü kişi sayılamayacağından, alacaklıya halef olamayacak bu sebeple de BK md.109 uyarınca diğer kefillere de rücu edemeyecektir.  Ancak bu durumda kefil sıfatı da bulunması sebebiyle kefilin diğer kefillere rücu hakkını düzenleyen  BK md 488 (TBK md 587) uyarınca diğer kefillere kendi sorumlulukları (kendi payları) oranında rücu edebilecektir. Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Şöyle ki;

Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2004/6011 E. 2004/11013 K. sayılı kararında “Davacı Hasan T, dava dışı banka ile davalıların müteselsil kefil olarak imzaladığı kredi sözleşmesinin teminatı olarak maliki olduğu taşınmaz üzerinde banka lehine ipotek tesis etmiş ve kredi sözleşmesi gereğince alacaklı olan bankaya yaptığı ödemelerin davalı kefillerden tahsilini istemiştir. Mahkemece, davacının asıl borçtan şahsen sorumlu olmayıp, adına kayıtlı taşınmazı ipotek veren 3.şahıs olduğu ve asıl borcu ödemekle MK.nun 799.(yeni MK.nun 884.)maddesi uyarınca alacağın, borcu ödeyen davacıya geçeceği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir…. Bu nedenle davacı, hem ipotek veren üçüncü kişi, hem de davalılar ile birlikte müteselsil kefil sıfatıyla sorumluluk altına girmiş bulunmaktadır. Mahkemece, kredi borcunu ödeyen davacının, aynı kredi sözleşmesine davalılar ile birlikte kefil olduğu ve BK.nun 488. maddesi hükmüne göre ancak talepte bulunabileceği gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümü ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.” 

 Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2014/8803 E. 2014/11357 K. sayılı kararında da “Dava, bankadan kullanılan kredi borcunu ödeyen ipotek borçlusunun, asıl borçlu ve kefilleri hakkında rücu istemiyle başlattığı icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı ipotek borçlusu, aynı zamanda genel kredi sözleşmesinin de müteselsil kefili olup, ödeme yaptığı oranda alacaklı bankanın halefi konumundadır. Müteselsil kefiller iç ilişkide payları oranında borçtan sorumlu olduğundan “şeklinde ifade ettiği kararlarında, ipotek veren üçüncü kişinin aynı zamanda kefil olması durumunda, diğer kefillere kendi payları oranında rücu edebileceğine karar vermiştir.

Sonuç olarak 818 sayılı BK’da ipotek veren üçüncü kişinin, kefillere rücu durumu açıkça düzenlenmemiş olsa dahi yukarıda belirtmiş olduğumuz hükümler uyarınca kefillere başvurulabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca bu yorum, yukarıda belirtilen her iki hükme de uygun bir yorum olup, ne Borçlar Kanunun da ne de Medeni Kanununda bu yoruma engel bir hüküm vardır.

2-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Açısından:

İpotek veren üçüncü kişinin, kefile rücu hakkına ilişkin olarak İsviçre BK md. 507/IV’e paralel şekilde, TBK md 596/IV düzenlenmiştir. Söz konusu hükümde “Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir”. şeklinde ifade edilmiş ve rücu durumunun hangi şartlarda olacağı açıkça düzenlenmiştir.

Kefalet konusu alacak ipotekle de teminat altına alınmış ve borcun ifa edilmemesi nedeniyle ipotek paraya çevrilmiş veya ipotek veren tarafından borç ödenmişse rehin konusu şeyin maliki kefile karşı rücu hakkını ancak;

*Kefil ile rehin maliki arasında rücu imkanını düzenleyen bir anlaşma var ise veya

*Rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse,

kefilden halefiyete dayalı rücu talebinde bulunması mümkündür. Dolayısıyla rehin veren (ipotek veren) üçüncü kişinin kefile başvuru hakkının kaynağı, tıpkı kefil gibi kanun gereği alacaklının haklarına halef olmasıdır.

Hükümde ilk olarak belirtilen anlaşma; rehin veren (ipotek veren) üçüncü kişi ile kefil arasında yapılan anlaşmadır. Bu anlaşma kapsamında rehnin, kefalet sözleşmesinin yapıldığı sırada veya daha önce verilmiş olması halinde de rehin verenin kefile başvurabileceği kararlaştırılabilecektir. Bu durumda taraflar arasındaki anlaşma gereğince rehin maliki, kefile rücu edebilir. Kefil ile rehin veren üçüncü kişi arasında yapılan bu anlaşma değişik şekillerde de olabilir. Örneğin; rehin kefaletten sonra verilse dahi, rehin verenin kefile rücu hakkı olmadığı kararlaştırılabilir. Bu yapılacak anlaşmalar şekle de bağlı olmayacaktır.

Hükümde ikinci olarak belirtilen husus ise rehnin sonradan kurulmasıdır. Zira bu durumda rehin veren üçüncü kişi, alacak için verilen kefalet güvencesini göz önünde bulundurarak hareket etmiştir. Bu nedenle de onu kefalet güvencesinden yararlandırmada bir mahsur yoktur. Dolayısıyla aksi kararlaştırılmadığı sürece ipotek, kefalet ile aynı anda ya da kefaletten daha önce verilmişse, kefile rücu imkanı olmayacaktır. Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Şöyle ki;

Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2015/11073 E. 2015/13455 K. Sayılı kararında “Temyiz eden kefil davalıların temyiz istemine gelince; maliki davacı olan taşınmaz üzerinde kurulan ipoteğin tesis edildiği tarihte, kredi sözleşmesine kefalet söz konusu olmadığından, ipotek borçlusu davacının bu kefalete güvenerek ipotek verdiği düşünülemeyeceğinden, her ne kadar ipotek borçlusu, borcu ödemek suretiyle alacaklının haklarına halef olsa dahi, ipotek borçlusunun kefile müracaat edebilmesi mümkün değildir. Kredi sözleşmesine kefil olan davalılar hakkındaki davanın bu nedenlerle reddine karar verilmesi gerekirken” şeklinde ifade edilen kararda ipoteğin kurulduğu tarihte kefalet söz konusu değilse, ipotek veren üçüncü kişinin, kefillere rücu edemeyeceği belirtilmiştir.

Son olarak kişinin ipotek verdiği borç için kefil de olması mümkündür. Daha açık bir ifade ile bir kimsenin kefalet güvencesinin yanı sıra asıl alacak için rehin tesis etmiş olması da mümkündür. Bu sebeple ipotek veren üçüncü kişinin (aynı zamanda kefilin) alacaklıyı tatmin etmesi halinde diğer kefillerle ilişkisi de önemlidir. İpotek veren üçüncü kişi aynı zamanda kefil sıfatı da bulunduğu için ister diğer kefillerden sonra isterse diğer kefillerden önce yükümlülük altına girmiş olsa da diğer kefillere TBK md 587 uyarınca rücu edebilecektir. Ancak bu durum da Yargıtay, ipotek veren üçüncü kişinin aynı zamanda kefil olan kişinin alacaklıya ödeme de bulunurken, bu ödemenin neye dayanılarak yapıldığını önemsemektedir. Dolayısıyla ipotek veren sıfatıyla ödeme yapmış olması halinde diğer kefillere rücu hakkının olmayacağına karar vermektedir.

Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2015/14733 E. 2016/3613 K. sayılı kararında “Davacı vekili, davalı ...'ın ...'nden kredi kullandığını, diğer davalıların borca müşterek borçlu müteselsil kefil olduklarını, müvekkilinin teminat olarak taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildiğini, kredi borcunun ödenmemesi üzerine müvekkili hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıldığını, müvekkilinin taşınmazın satışını engellemek için kredi borcunu ödemek zorunda kaldığını, ödenen bedelin rücuen iadesi amacıyla başlatılan icra takibinin davalıların itiraz etmesi üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir…

Dava genel kredi sözleşmesi nedeniyle 3. kişiye ödenen bedelin rücuen tahsili istemine ilişkindir. Davacı dava konusu genel kredi sözleşmesinde hem ipotek veren hem de müteselsil kefil olarak yer almaktadır. Ancak davacı rücuen dava konusu yaptığı ödemeyi ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla aleyhine yapılan takip nedeniyle gerçekleştirmiştir. Bu nedenle, ipotek veren sıfatıyla ödeme yapan davacının yapmış olduğu bu ödemeyi genel kredi sözleşmesinde kefil olan davalılar ... ve ...'den rücuen tahsilini talep etmesi mümkün değildir.”

Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 2012/14244 E. 2012/22645 K. sayılı kararında ise “Davacı, davalı Mesut Tutumlu'nun İş Bankasına olan 48.500,00 TL borcunu ipotek sahibi, müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla ödeyerek evini ipotekten kurtardığını, İş Bankasının halefi olarak alacaklı durumuna geldiğini ileri sürerek, 51.400,00 TL nın borçlu Mesut ve kefilleri olan diğer davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir…

Davacı hem ipotek veren, hem de açılan krediye müteselsil kefil olan durumundadır. Davacının ipotek veren ve kefil sıfatıyla dava konusu borcu ödediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı, kefil olan diğer davalılara ancak kendi sorumlulukları dahilinde rücu hakkına sahiptir. Daha açık bir ifadeyle davacının ödemek zorunda kaldığı miktar, her kredi sözleşmesi gereğince kefil sayısına bölünmeli ve davalı kefillerden ancak kendi kredi kefalet limitleri dahilinde sorumlu tutulmasına karar verilmelidir. Hal böyleyken her kefilin kredinin tamamından sorumlu tutulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” şeklinde ifade edilen kararlarda ipotek verenin aynı zamanda da kefil olan şahsın neye dayanılarak ödeme yaptığını dikkate alarak rücu imkanının olup olmayacağına karar vermektedir.

Sonuç olarak; 818 sayılı BK döneminde öğretide çoğunluk görüş İsviçre BK’daki düzenlemeyi dikkate alarak anlaşma yahut ipotek kefaletten sonra kurulmuşsa ipotek veren üçüncü kişinin kefile rücu hakkının olacağını ifade etmişse de Yargıtay, kanununda açık bir hüküm olmadığından bahisle rücu hakkının olmayacağı yönünden kararlar vermiştir. Kanaatimce eski kanun döneminde BK 109/b.1 (TBK md 127/I b.1) ve TMK 884/II hükümleri dikkate alınarak herhangi bir zaman sınırlaması olmaksızın (ipoteğin kefaletten önce yahut sonra kurulması fark etmeksizin) kefile rücu imkanının olabileceği değerlendirilmelidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 596/IV fıkrası bu hususu açıkça düzenleyerek tartışmalara son vermiş, ipotek veren üçüncü kişinin, sadece aralarında anlaşma yahut kefaletten sonra kurulmuşsa kefile rücu imkanının olduğunu düzenlemiştir.

Av. Levent ÖĞÜT

KAYNAKÇA

-OĞUZMAN, M. Kemal/SELİÇİ, Özer/OKTAY-ÖZDEMİR, Saibe: Eşya Hukuku, 23. Bası, İstanbul 2021.

-Yılmaz, Yasemin Yücesoy: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Hükümlerine Göre Kefil ile Rehin Veren Üçüncü Kişi Arasındaki İlişki, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 11(1): 100-109 (2020).

-Başar, Burcu: Ödemede Bulunan Kefilin Alacaklıya Halef Olması ve Bunun Hukuki Sonuçları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2009.

-Bayram, Aziz Erman: Üçüncü Kişi İpoteğinde Taşınmaz Malikinin Borcu İfası ve İfanın Hukuki Sonuçları, ÇÜHFD - C. 5 - S. 1 - Nisan 2020 - s. 409-453.

-Koyuncu, Berk Kenan: Kefilin Halefiyete Dayalı Rücu Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2013.

-Karataş Müslüm: Ödemede Bulunan Kefilin Alacaklıya Halef Olması ve Hukuki Sonuçları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2006.

-Yargıtay19.Hukuk Dairesinin 2015/7158 E. 2016/3545 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2017/4585 E. 2018/1831 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/6520 E. 2015/8276 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2004/6011 E. 2004/11013 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2014/8803 E. 2014/11357 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2015/11073 E. 2015/13455 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2015/14733 E. 2016/3613 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

-Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 2012/14244 E. 2012/22645 K. sayılı kararı (Corpus içtihat programı)

(İş bu yazı akademik bir çalışma olmayıp, uygulamada çok sık karşılaşılması sebebiyle bilgi verme amaçlı olarak kaleme alınmıştır. )