MAKALE

KÜLTÜR VARLIKLARINA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR KAPSAMINDA BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

Abone Ol

1. Yükümlülüğün Kaynağı

Tarihsel süreçte ülkemizdeki yerleşimlerin birbirine yakın veya aynı katman üzerine inşa edilmesi, her dönem insanının kendinden önceki tarihi birikime temas etmesini sağlamıştır. Bu durum, insanlık tarihinin önemli merkezlerinden biri olan Anadolu coğrafyasında yaşayan günümüz insanının “kültür varlığı” diye ifade ettiğimiz tarih öncesi ve tarihi devirlere ait özgün değer taşıyan eserlerle birlikte yaşaması sonucunu doğurmuştur.

Kültür varlıkları, millî kültürümüzün önemli bileşenlerinden olduğu gibi insanlığın ortak mirası olarak da kabul edilmektedir. Sahip oldukları ulusal ve evrensel değer sebebiyle hukuki güvence altındadırlar. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin kültür varlıklarını koruması anayasal bir zorunluluktur (Anayasa m. 63). Bu nedenle alanda yürütülen faaliyetlerin kapsamı oldukça geniştir. Yapılan çalışmaların sağlam temellere oturabilmesi için devletin, kültür varlıkları ile birlikte yaşayan toplumla iş birliği yapması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu kapsamda tarihi mirasın gelecek nesillere aktarılması bilinci ve kültür varlıklarının bilimsel-kültürel açıdan sahip oldukları değer, tarihi eserlere temas eden herkese çeşitli sorumluluklar yüklemektedir. Bunlardan biri de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda düzenlenen haber verme yükümlülüğüdür. İhlali hâlinde cezai yaptırım öngörülen bu yükümlülük, bireylerin tarih ile iç içe yaşamasının doğal bir sonucudur.

2. Haber Verme Yükümlülüğü ve İhlal Suçu

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 4/1. maddesine göre; “Taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını bulanlar, malik oldukları veya kullandıkları arazinin içinde kültür ve tabiat varlığı bulunduğunu bilenler veya yeni haberdar olan malik ve zilyetler, bunu en geç üç gün içinde, en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirlerine bildirmeye mecburdurlar.” Yasada bildirim yükümlülüğünün kapsamı ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Yasanın 67/1. maddesinde ise bu yükümlülüğe aykırılığın cezai müeyyidesi düzenlenmiştir (altı aydan üç yıla kadar hapis cezası). Bildirim yükümlülüğünü ihlal, 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunun en yaygın işleniş biçimlerinden biridir.

Bildirim yükümlülüğü esas olarak kültür varlığını bulan ve bulunduğu yeri bilen kişilerle ilgilidir. Dolayısıyla suçun faili/failleri de yasada düzenlenen bildirim yükümlülüğünü süresi içerisinde yerine getirmeyenlerdir. Yasanın 67. maddesinden hareketle suç, kasten işlenebilen bir suçtur. Zira bildirim yükümlülüğüne aykırılık suçu, mazeret olmaksızın ve bilerek aykırı hareket etme durumlarında gündeme gelecektir. Failin haberdar olduğu veya bulduğu eserin tarihi değeri olduğunu bilebilecek durumda olması gerekir. Örneğin üzerinde yazı olan kil tablet, mermer heykel parçası, sikke veya günümüzde kullanılanlardan farklı bir seramik kap bulan kişinin, bulduğu eşyanın tarihi değeri olduğunu bilmesi beklenir. Ancak taş bir mimari yapıya ait, üzerinde herhangi bir bezeme veya kabartma olmayan mimari parçanın bu mahiyeti taşıdığının bilinmesi oldukça güçtür. Bulunan veya haberdar olunan eserin özellikleri sorumluluğun gündeme gelebilmesi için önemlidir. Bu değerlendirme, uygulamada suçun manevi unsuru yönünden tartışmalı ise de ilgili eserin 2863 sayılı yasanın 23. maddesi kapsamında korunması gerekli kültür varlıklarından olması zorunludur.

Bildirim yükümlülüğünü ihlal suçlarında özellik arz eden durumlardan biri de kültür varlığının bulunduğu yer ile ilgili olarak herhangi bir kısıtlamanın bulunmamasıdır. Başka bir anlatımla kişinin kültür varlığını devlet arazisinde, kendi arazisinde veya başkasının arazisinde bulması yükümlülükte bir değişiklik yaratmaz. Her nerede bulmuşsa haber vermek zorundadır. Dolayısıyla bulan veya haberdar olan kişi malik olmak zorunda değildir. Örneğin başkasına ait tarlada çalışan bir kişinin kültür varlığı bulması hâlinde sorumluluk taşınmaz malikinde değil, bulan kişidedir. Malikin bu durumdan haberdar olması durumunda onun da sorumluluğu bulunmaktadır.

Haber verme yükümlülüğü bulunan kişilerin bu bildirimi üç gün içinde yapması gerekir. Süre, haberdar olma veya bulma tarihinden itibaren başlayacaktır. Haklı bir mazeret olmaksızın sürenin geçirilmesi hâlinde suç oluşur. Mazeretin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı hususunun takdiri, yargılama makamına aittir. Ayrıca haklı mazeret olmaksızın sürenin geçirilmesi, bir zarara sebebiyet vermişse fail zarardan da sorumludur. Sürenin kısalığı, kültür varlığının bir an önce koruma altına alınması için yerindedir.

3. Yargıtay Kararları

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin;

09.09.2020 tarihli 2017/3286 E. , 2020/4466 K. sayılı kararında; “…Dava konusu varlıklar üzerinde üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup bir öğretim üyesine inceleme yaptırılarak, mevcut durumları itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgileri, 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınır kültür varlıkları olup olmadıkları, tasnif ve tescile tabi olup olmadıkları, bildirim zorunluluğu olan eserlerden olup olmadıklarının tespit edilmesi ve sonucuna göre, eserlerin anılan özellikleri taşıdığının tespiti durumunda, sanığın eyleminin 2863 sayılı Kanunun 67/1 maddesine temas eden “ihbar yükümlülüğünde bulunmama” suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, dosyanın tarafı konumundaki Müze Müdürlüğünde görev yapan arkeolog bilirkişi tarafından düzenlenen rapor hükme esas alınmak suretiyle karar verilmesi…” bozmayı gerektirmiştir.

09.01.2025 tarihli 2023/6427 E. 2025/269 K. sayılı kararında; “…İddianamedeki 67. maddeye ilişkin sevkin yalnızca sanığın ikametinde ele geçirilen 3 adet sikkeye ilişkin olduğu, bilirkişi raporunda da 3 adet sikkenin 2863 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin (a) bendinde yer alan "Osmanlı Padişahlarından Abdülmecit, Abdülaziz, V. ..., II. Abdülhamit, V. ... ... ve Vahidettin ve aynı çağdaki sikkeler, bu Kanuna göre tescile tabi olmaksızın yurt içinde alınıp satılabilirler." hükmü uyarınca yurt içinde alım ve satımı serbest olan eserlerden olduğu, 2863 sayılı Kanun kapsamı dışında kaldığının tespit edildiği, bu hali ile sanığın üzerine atılı 2863 sayılı Kanun'un 67/1. maddesine aykırılık suçunun unsurlarının oluşmadığı…” gerekçesiyle beraat hükmünün onanmasına karar verilmiştir.

06.06.2024 tarihli 2023/4370 E. 2024/3028 K. sayılı kararında; “…Suç tarihinde sanık ...’nın evinin bahçesinde müze görevlilerince yapılan kontrollerde 4 adet küp ve 1 adet sütun parçasının bulunduğu, sanığın aşamalardaki tutarlı savunmalarında, suça konu kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazı 1975 yılında satın aldığını, satın aldığında 4 adet küpün taşınmaz içinde olduklarını, sütun parçasından ise haberinin olmadığını beyan ettiği, bozma ilamına uyularak alınan bilirkişi raporunda, suça konu küplerin tarihi eser olmadıkları, günümüz yapımı olduklarının, sütun parçasının ise 2863 sayılı Kanun kapsamında kültür varlığı niteliğinde olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, unsurları oluşmayan “özel müze ve koleksiyonculara ilişkin hükümlere aykırı hareket etme” suçundan sanığın beraatine, "haber verme yükümlülüğüne aykırı hareket etme" suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği anlaşıldığından…” hükmün onanmasına karar verilmiştir.

09.09.2020 tarihli 2017/3286 E. 2020/4466 K. sayılı kararında; “…Sanık hakkında 2863 sayılı Kanunun 65/a maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında, sanığın eylemin bildirim yükümlülüğüne aykırılık suçunu oluşturduğundan bahisle 2863 sayılı Kanunun 67/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; iddianame içeriğinde 2863 sayılı Kanunun 67/1. maddesinde düzenlenen bildirim yükümlülüğüne aykırılık suçuna ilişkin herhangi bir anlatımın bulunmadığı anlaşılmakla, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/02/2012 tarihli ve 2011/4-570 esas, 2012/51 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, hükmün konusunun, iddianamede gösterilen fiilden ibaret olduğunu düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesi hükmü karşısında sanık hakkında suç duyurusunda bulunulup dava açılması sağlanarak, açılan dava ile inceleme konusu davanın birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmediği için…” bozma kararı verilmiştir.

26.12.2019 tarihli 2017/1935 E. 2019/12355 K. sayılı kararında; “…Somut olayda, sanığın ikametinde yapılan arama sonucunda bir adet mermer lahit parçası ve bir adet mermer masa ayağı ele geçirildiği, sanığın savunmasında, olay tarihinden 2 gün önce ... mevki olarak bilinen yerde sürülmüş tarla üzerinde eserleri gördüğünü ve hoşuna gittiği için aldığını, 2863 sayılı Kanun kapsamında kaldıklarını bilmediğini beyan ettiği, 2863 sayılı Kanunun 4. ve 67/1. maddesi uyarınca, sanığın üzerine atılı “bildirim yükümlülüğüne aykırılık” suçunun oluşabilmesi için, taşınabilir kültür varlığının bulunma tarihinden itibaren 3 gün içerisinde yetkili makamlara bildirimde bulunmasının gerektiği, olayda ise dava konusu eserin henüz 2 gün önce bulunduğunun iddia edildiği ve sanığın savunmasının doğru olmadığına dair delillerin de elde edilememesi nedeniyle bildirim yükümlülüğüne aykırılık suçunun kanuni unsurlarının oluşmadığı…” kanaatiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

4. Değerlendirme ve Sonuç

Eski eserler/kültür varlıkları, yaşadığımız coğrafyanın zengin kültürel kimliğinin önemli bir parçasıdır. Bu tarihi mirasın gelecek nesillere aktarılması ancak devlet ve toplum iş birliğiyle mümkündür. Bireylerin kültür varlığı bulmaları veya bu hususta bilgi sahibi olmaları hâlinde yetkili mercileri bilgilendirmeleri, bu iş birliğinin temel unsurlarından biridir. Aksi davranış ise suç teşkil etmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde; eserin/eserlerin korunması gerekli kültür varlığı niteliği, yükümlülüğü bulunan kişi/kişilerin tespiti ve üç günlük süre gerek soruşturma aşamasında hazırlanacak iddianameyi gerekse de yargılamanın sonunda verilecek hükmü doğrudan etkilemektedir.

Av. Güliz KAZAZOĞLU