Öncesiz ve Sonrasız Bir Sorun: Adli Hata

(An Endless and Unending Problem: A Miscarriage of Justice)

“Ceza adaleti sisteminde hatalar olur ve bunları kabul edip düzeltmemiz gerekir…
Bu davalar halkın kolektif vicdanında bir lekedir.”

GİRİŞ

Sorgulamanın amacının tam olarak ne olduğu kesin olarak belirlenmelidir; amaç, sorgulamayı yapan kişilerin gözünde suçlu olduğu varsayılan bir kişinin itiraf etmesini sağlamak değil, incelenmekte olan konu hakkında gerçekleri öğrenmek için doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmak olmalıdır. Bu bağlamda, olgunun saptanması, ceza davalarının karara bağlanmasında merkezi bir öneme sahiptir. Hâkimlerin temel işi, gerçekler hakkındaki belirsizliği hükmün kesinliğine dönüştürmektir. Hukukla ilgili sorular ortaya çıksa da baskın olan konu genellikle ne olduğu ve bunu kimin yaptığıdır. Bu, özellikle olayların makul seyrinin olasılığına ilişkin olarak kanıtların değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bir karara varmak için tüm delil parçaları birleştirilerek, toplam delil yükünün “makul şüphenin ötesi” ölçütü karşılayıp karşılamadığı sonucuna varmak gerekir. Tüm kanıtlar aynı yönü gösterdiğinde, karara kolayca varılırken, kanıtlar zayıf ve/veya çelişkili olduğunda ise kararlar zor alınmaktadır. Bu durum bizleri karar sürecinin psiko-sosyal dinamiklerine götürmektedir.

İnsanlar her zaman-aslında, muhtemelen sık sık olmasa da-nesnel ve akılcı yaratıklar olduklarını düşünmekten hoşlanırlar. Olumlu özsaygıyı sürdürmek için, insanlar (farkında olmadan) kendi imajlarıyla çelişen aşağılayıcı veya rahatsız edici bilgileri dikkate almazlar. Bireyler, bilişsel uyumsuzluktan kaçınmanın veya azaltmanın bir yolu olarak motive edilmiş akıl yürütme ile meşgul olurlar, insanların çelişkili bilgilerle karşılaştıklarında, özellikle rahatlıkları, mutlulukları ve zihinsel sağlıklarıyla doğrudan ilgili konularda yaşadıkları zihinsel rahatsızlık karşısında bir çelişkiyi yeniden incelemek yerine onu reddetmek çok daha kolaydır. İşte muhakeme sürecinde bazı fikirler üstünlük kazanırken/galebe çalarken, ötekilerin kaybı/gözden düşmesi; bazı fikirlere saldırmak veya savunmak yaklaşımı, eldeki bilginin nasıl yorumlandığını göstermektedir. Yargılarımız, bilinç altından, kuvvetlice hangi tarafın kazanmasını istiyorsak o doğrultuda olacaktır. Tuttuğunuz takıma göre faul’u öyle değerlendirmekteyiz. Bu, bizlerin sağlığımız, ilişkilerimiz, nasıl oy verdiğimiz, neyin adil veya etik olduğunu hakkında nasıl düşündüğümüzü de şekillendirmektedir. Nitekim idam cezası konusunda kamuoyuna yansıyan son tartışmalar bunun en somut örneğini oluşturmaktadır. Eksik bir bilgi, sahte bir belge, yalancı bir tanık, dar görüşlü bir bilirkişi, bir masumun mahkumiyetine neden olabilmektedir.

Özetle, ceza adaleti dünyasındaki usulsüzlükler suçlu bulunma ile beraat arasında fark yaratabilir. Usulsüzlükler, ceza yargılaması sırasında kolluk kuvvetleri, savcılar veya hâkimler tarafından yapılan ve sanığın haklarını veya yasal süreci ihlal eden hataları ifade eder. Bu hatalar, evrakların yanlış doldurulması gibi küçük hatalardan, sanığı aklayabilecek delillerin gizlenmesi gibi büyük ihlallere kadar değişebilir. Usulsüzlükleri anlamak ister sanık ister avukat ister hâkim olsun, ceza adaleti sisteminde yer alan herkes için çok önemlidir.

Adli hata konusunda önemli görülen başlıklar ise şunlardır:

  • Medya ve özellikle sosyal medya yargılamasının mahkeme salonunu etkilemesi,
  • Soruşturmalarda hatalar/yanlışlıklar-Soruşturma başarısızlığı ve gerçek suçlunun serbest kalması,
  • Hatalı mahkûmiyet/yargısal yanlışlıklar- Kanıtın kusurlu/yanlış doğası ve çetin davaların niteliği (kanıt yokluğu, kaynak yetersizliği veya mağdur ve tanıkların iş birliği yapmaması),
  • Mahkûmiyet/beraatta şans dozu, ve
  • Adli hataları gidermek üzere “masumiyet projesi” geliştirilmesi.

Adalet sistemindeki hataların nedenlerini ve etkilerini, bizzat bu durumdan etkilenenlerden daha iyi kimse anlayamaz. Kolluk tarafından toplanan ve masumiyeti işaret eden hayati önem taşıyan deliller, kolluk ve savcılık kurumları tarafından sanıklardan gizlenmesi; mevcut sistemin bu kurumların tarafsız ve soruşturmacı bir şekilde hareket etmesini beklerken aynı zamanda savunmaya karşıt bir konumda olmaları söz konusu olabilir. Ceza adaleti sisteminde olması gereken, savunmanın hem yargılama öncesi hem de yargılama süreçlerinde kolluk tarafından toplanan tüm "kullanılmamış materyallere" erişiminin sağlanması ve savcılığın "hassas" olarak değerlendirilen materyallerin savunmadan gizlenmemesi gerekmektedir.

Özetle, adli hata, suçlu kişinin beraatı ile masum insanın mahkumiyetini kapsamaktadır. Somut bir kanıt olmamasına karşın birincisi, ikincisinden daha yaygın olabilir. Hiç kuşkusuz, “haksız itham da haksız hüküm” kadar sakıncalıdır. Beraat kararına karşın sanık kişiye vurulan itham damgası kolaylıkla silinmemekte; genelde halk, özelde tanıdıkları/komşuları ithamı hatırlayarak; kişinin suçluluğundan kuşku duyabilmektedirler. Asıl önemli olanı da beraat eden kişinin yargılama süreci boyunca maruz kaldığı psikolojik travmadır. İşte bu bağlamda kişilerin damgalanmamak/ lekelenmemek hakkı olduğu göz ardı edilmektedir.

KOLLUKTA SORGULAMA SÜRECİ

Polis benimle konuşmak istiyor. Ne yapmalıyım? Hâkim Jackson’ın görüşü şöyledir: “Rafine bir avukat, zanlıya hiçbir durumda, kesin olmayan terimlerle polise hiçbir beyanda bulunmamasını söyleyecektir.” (Bkz. Watts vs. Indiana, 338 US 49,59, 1949).3 Süreçte şu kurallar egemen olmalıdır:

1) Polise hiçbir şekilde yardımcı olunmayacağı bilinmelidir:

  • Konuşarak tutuklanmaktan kurtulamazsın.
  • Duruşmada sana yardımcı olacak hiçbir bilgiyi onlara veremezsin.
  • Kolluğa söyleyeceğin her şey Savcı tarafından yalnızca senin aleyhine kullanılacaktır.

2) Müvekkilin suçlu -ve hatta masum ise- karşılığında hiçbir menfaati olmamak üzere suçunu itiraf edebileceğine göre aceleye ne gerek var ki!

Kuşkusuz, masum insanlar da itiraf etmektedir. Nitekim, ABD’de masumiyeti DNA testi ile kanıtlanan kişilerden %25’inden fazlasında masum insanlar kendilerini suçlayıcı ifadeler veya itiraflarda bulundular.

3) Müvekkiliniz masum olması durumunda suçu reddetmesi gerekirken, çoğu gerçeği konuşmasına karşın konuşmasını öyle sürdürür ki, bazı ufak yalanlar ve hatalarla kendisini hapse götürebilir.

4) Müvekkiliniz masum ve hakikati söylemesine karşın kolluğa her zaman kendisine karşı kullanılabilecek bir ifade de bulunma riski taşımaktadır. Şöyle ki, “Adam öldürme suçu ile itham edilen Ahmet’in ifadesi: “Ne hakkında konuştuğunuzu anlamıyorum. Kimseyi öldürmedim ve kimin yaptığını da bilmiyorum. Olay yerinin yakınında bile değildim. Benim silahım yok ve hiçbir zamanda olmadı. Silah kullanmasını da bilmiyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim ki, O şahsı hiç sevmemiştim. Yalnız kimin öldürdüğünü bilmiyorum.”

5) Müvekkiliniz masum ve yalnızca hakikati söylemesine, polise her zaman kendisine karşı kullanılabilecek bir ifade de bulunmamasına ve tüm sorgulamanın videoya alınmasına karşın zanlının ifadesindeki hatalı veya güvenilmez türdeki anlatımlarda kişiyi suçlayıcı yanlar bulunabilir.

ADLİ TIP UZMANLARI

DNA analizlerindeki gerçeklik payı da sorgulanmalıdır. DNA için milyarda bir eşleşme, bir eşleşme değildir. Bir milyarda bir, istatistiksel değerlendirmedir. Faillerin aile üyeleri veya iki erkek veya kız kardeş olduğunu düşünün. Hepimiz diğer aile üyelerinden miras aldığımız genleri, kan havuzunu ve DNA havuzunu biliyoruz.

Adli tıp açısından saptanan “sanık karşısında bilim” in varlığı ise, kanıtın yanlış yorumlanması riski göz ardı edilmemelidir. Nitekim, FBI’in 268 saç kılı üzerinde yaptığı tespitlerin 257’sinda (%96’si) teknolojinin adli kanıtı yanlış yorumladığı ortaya çıktı. Burada sorulacak önemli soru, kanıtın nasıl ve ne zaman elde edilmiş olduğudur. Kuşkusuz, adli tıpta bir sorun olduğu ve bunu da teknolojinin çözemeyeceği gerçeğidir. Adli bir kanıtın taksiye bindiğinizde, bir elbiseyi denediğinizde size bulaşmış olabileceğini asla göz ardı edilmemelidir.

Öte yandan, kanıtı inceleyen uzmanın yargısı öznel olduğunda yargı objektif/bilimsel olmamaktadır. Uzmandaki önyargı-eldeki bilimsel veriyi öyle yorumlayarak beklentilerle veya önceki teorilerle uyumlu olması eğilimindedir. Bu yaklaşım

  • Analizci uzmanın özel bir sonuç bulmak üzere motive edilmesinde, ve
  • Değerlendirilen veriler muğlak veya farklı yoruma tabi olmasında oldukça etkili olmaktadır.

YARGILAMA SÜRECİ

Hâkimlerin verdiği her karar doğru değildir. Nitekim, son on yıl içinde temyiz edilen ceza hükümlerinde bozma ortalaması %29’dır. Kararlardaki yanılgı payı Yargıtay için de geçerlidir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen onama kararlarındaki son on yıllık ortalama %19’u bulmuştur.

Hukukun kusur bulmaya odaklandığı hatırlanmalıdır. Bu nedenle, yargılama kusur bulma felsefesidir. Her şey, parmağın bir insana yöneltilmesindedir. Yalnız, hiç kimsenin kusuru olmadığı olgular da ekseriya yaşamda meydana gelmektedir. Bu çerçevede, hukuka göre yargılamayı yürütmek için oluşturulan mahkemeler hukuksuzluğun ya da adli hatanın da ajanları olmaktadır. Teorik olarak, yargılama kurumu itham edilen sanıklar için hakikati saptamak üzere tasarlanmış ise de usul/kanıt kurallarının çoğu masum sanıkları adli hataya karşı korumak üzere düzenlenmişlerdir. Ne var ki, masum sanıkları adli hataya karşı korumak üzere tasarlanmış bu kurallar istenilmeyen ve fakat kaçınılmaz olan (suçlu olan çoğu kişinin de hak ettiği cezayı almaması gibi) sonuçlara gebe bırakmaktadır. Sonuçta adli hata içeren beraat sorunu ile yüz yüze gelinmekte ve topluma dönen bu suçlular masum kişileri mağdurlaştırma riski yaratmaktadırlar. Öte yandan, “Bireyleri cezalandıran tüm sistemlerde masum bir insanın cezalandırılması riski de bulunmaktadır ve böyle bir sistem büyük sayıda insanı kapsadığından bu durumun gerçekleşmesi kaçınılmaz olmaktadır” (R. Nozick). Bu nedenle bilinçli ya da bilinçsiz “şamar oğlanı” (scapegoat) felsefesi yargılamaya egemen olmakta; bu durum bazen bir şamar oğlanı bulunmasını gerektirmektedir.

Suçlu veya hukuku ihlal edici olarak hüküm altına alınanların çoğu ise, hukuk felsefesinin bir kişiyi suçlamak ihtiyacına uyarlı hiçbir şeyi de gerçekte yapmamış olabilirler. Yinelersek, adli hata, olgusal bağlamda suçsuz olan bir insanın mahkumiyeti (false imprisonment) ile suçsuzluğu belirmemesine karşın olgusal suçluluğu hakkında makul kuşku duyulan mahkumiyetleri veya beraatleri kapsamaktadır.

Yargıda ideal hata oranı sıfır ise de gerçeği yansıtmayan kanıtlara dayalı adli hatalara tanık olunmaktadır. Bu adli hatalar (miscarriages of justice) veya suçlunun hak ettiği cezadan az veya fazla cezaya mahkumiyeti kitle psikolojisi üzerinde tahripkâr etkiler yaratmaktadır.4 Bu nedenle, ceza adaleti sistem performansının “yıllık mahkûmiyet oranı” ile değil ve fakat “adli hata sayısı” ile ölçülmesi yerinde bir yaklaşım olabilir. Adli hatalar genelde soruşturma evresinde savcılık performansıyla yakından ilişkili bulunmaktadır. Temel sorun, CMK 160/(2) maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısı “şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür” normunun hukuk eğitiminde ve uygulamada ne derece ciddiye alındığı; ceza adaleti sisteminin (CAS) “hakikate mi yoksa mahkumiyete mi odaklandığıdır? Amaç değer hakikat ise, odaklanmanın ne derece olduğu, kuşkusuz, önemli olmaktadır.

İşte kamu vicdanını rahatsız eden adli hata olgularının yoğunlaşması halk katında kamu düzenine uyumda isteksizlik yaratmakta; kitleyi, protesto eylemlerine itmekte; sonuçta kamu düzeni ve sosyal uyum bozulmaktadır.5 Yalnız protestoların, demokrasilerin en belirgin sorumluluk sergileme yöntemi ve kanıtı olduğu bilinmelidir. Toplumda suçların önlemesi ve mağdurların tazmini, kolluk gücü ve yargı erki gerektirmekte ise de protesto yalnızca duyarlığı az veya çok, makul ve iyi niyetli demokratik bir kitle öngörmektedir.

Yargılama sürecinde makul kuşku ötesi standardı hâkime şu mesajı vermektedir: “Dava hakkında mükemmel olmayan bilgiye karşın karar vermeniz gereğini biliyoruz. Hukuk düzeni kararınızı kabul ve infaz edecektir. Yalnız bu kararın toplumda bıraktığını izlenime önem veriniz. Karar vermekten kaçınmayın. Yalnız bir sav hakkında ciddi kuşkularınız var ise, davanın esası hakkında karar vermeye kendinizi zorlamayın.

Ceza yargılamasında kanıtlarla, suç işlenmesi anında neler olduğu yeniden oluşturulmaya çalışılmakta ve bu süreçte fiziki kanıtlarla (örneğin parmak izi, tekerlek izi, dış izi ve DNA) suçun görgü tanıkları (ve mağdurlar) önemli parametreler olmaktadır. Ne var ki, fiziki kanıtlardaki bozulma ötesinde görgü tanıklarının bellekleri de bazı nedenlerle kirlenebilmekte/ bozulmakta, iyi niyetli olmalarına karşın ‘yalan tanıklık’ ortaya çıkmaktadır. Bu sonuç sanıklar ve toplum açısından çok önemli olmaktadır. Özellikle, görgü tanıklarındaki hatalar öteki tüm faktörlerden daha fazla masun sanıkların (DNA ile ayıklanmayanların) mahkumiyetlerini açıklamaktadır. Görgü tanıklarından kaynaklı adli hataları önlemek üzere İngiltere’de Turnbull kuralı içtihat edilmiştir. Bu kural hâkim tarafından jüriye yapılan şu ihtarı içermektedir: Görgüye dayalı tanıklık güvenilir olmadığından özenle irdelenmelidir (Bkz. http://www.eps.gov.uk/legal to k/Identification of suspects/).

Adli hatalara özgü temel faktörün soruşturma evresinde savcıların tünel vizyon virüsünden enfekte olmalarıdır. Tünel vizyon, soruşturmaya tek yanlı olarak oldukça dar açıdan odaklanma veya edinilen malumatın makul olmayan bir nitelikte biçimlendiren savcılık teorisi olarak tanımlanabilir. Düşünsel seçicilikte, kişi lehte olan kanıta odaklanırken, aleyhteki kanıtı göz ardı etmektedir. Bu süreçte, soruşturmada daha basit olanlar lehindeki seçenek açıklamalar yeğlenmektedir.

Tünel vizyonu sinsi bir şekilde CAS’taki herkesi etkileyebilir. Bu vizyon sistemdeki bir ajanın bir kişi veya olaya odaklanmasına neden olduğunda öteki kişi/ler veya olay/lar onun düşüncesinde yer etmez. Sonuçta tünel vizyon soruşturma evresinde öteki zanlıların göz ardı edilmesini sonuçlandırabilir. Aynı paralelde, öteki şüphelilere yönelik olaylar da ajanın düşüncesinde yerini bulmayabilir. Ceza adaleti sisteminde aktörlerin bilinçli bir çabayla dosyaya bakması, kanıtları analiz etmesi, “ben neyi göz ardı ediyorum” sorusunu sorması tünel vizyonla baş etmenin ilk adımı olacaktır. Bu virüsten kurtulmanın tek çaresi hâkim ve savcıların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde programın bir bileşeni olarak tünel vizyonun belirlenmesi ve bundan kaçınılması gereği üzerinde durulmasıdır. Bu bağlamda tünel vizyona katkısı olan ve böylece C. Savcısının olması gerekli rolünü (objektifliğini) etkileyen özel faktörler ise şunlardır:

  • Kolluk ve/ya mağdurlarla yakından özdeşleşme,
  • Medyanın ve/ya özel menfaat gruplarının baskısı, ve
  • Öteki yaklaşımlar/kanıtlardan kendisini soyutlamasıdır.

Hukuk eğitimi, hâkimleri insani hatalardan alıkoyamamaktadır. Onlar da normal insanlar gibi algısal önyargılara/tünel vizyona gebedirler. Davaların azlığı/ karar için ayrılan zamanın yeterli olması bu türden hataları giderebilecek türden olmakla beraber, herkes, kolluk görevlileri, Savcılar ve hâkimler tünel vizyonu ve psikolojisi konusunda eğitilmelidirler.

Objektif usul adaleti, kuşkusuz, adaletin normatif standartlarına uyum sağlamak üzere açıkça kabul edilemez bazı önyargıları azaltarak kararların kendilerini ve karar verme sürecini daha adil yapmak üzere usulün kapasitesine ilişkindir. Son zamanlarda ülkemizde özellikle usul adaleti konusu gündeme gelmiş bulunmaktadır. Bu konuda yapılan yüzlerce çalışmada, kişilerin mahkemelerde adil bir şekilde yargılanıp yargılanmadıkları algıları bazen davanın sonucundan daha önemli görülmüştür. Gerçek şudur ki, hâkimler usul hukuku yayınlarında tartışılanlardan farklı ölçütler kullanmaktadırlar.

Yıllar itibariyle Yargıtay ceza dairelerindeki bozma oranları seyri, anlam bakımından düşündürücüdür. Olay değişmediği halde iki ayrı görüş belirebilmektedir. Bunlardan biri kesinlikle yanlış olacağına göre, üzerinde uyuşulmayan ve bozulan her kararda adli yanılgı olasılığı artmış ve nicelik olarak yanılgı sayısı çoğalmış olacaktır.6

Yıl

2000

2010

2019

2020

2021

2022

2023

2024

2025

Bozma(%)

25,1

52,4

26,5

29,8

54,1

48,0

44,1

39,3

34,9

Kaynak: Adalet İstatistikleri 2025

Adalet İstatistiklerinde bölge adliye mahkemelerindeki onama/bozma kararlarına yer verilmediği görülmüştür(!?).

Adli hatalarda yer alan faktörler, “soruşturma yanlışlıkları” ile “yargısal yanlışlıklar” yanında her ikisi arasındaki etkileşim de belirleyici olabilmektedir.7 İsabetsiz açılan her kamu davası adli hataya neden olmasa da usuli güvencelerden yoksun bir sanığın adli hata mağduru olması olasılığı yadsınamaz. Bu konuda araştırmalar sonucu saptanan belli başlı faktörler ise şöyle sıralanmaktadır:

  • Görgü tanıklarının yanlış teşhisi,8
  • Kolluk soruşturmasında yapılan yanlışlar/hatalar,
  • Savcılıkça yapılan yanlışlar/hatalar,
  • Güvenirlikten yoksun bilimsel hatalar ve bu hataların bilim insanlarının yeteneksizliğinden veya gerçekten hata olarak belirmesi;
  • Adli tıpça yapılan hatalar,
  • Sahte itiraflar,
  • Kasıtlı olarak kanıt yaratılması,
  • İlgili kanıtın savunmadan saklanması,
  • Savunma avukatının yetersizliği,
  • Sabıkalı kişilerce sunulan uydurma veya güvenilmez kanıtlar, ve
  • Yetersizce adli yardımdır.9

174461173Dfaa-3

Adli hata psikopatolojisinde izlenebilir bilinçaltı faktörleri de genelde iki yol takip etmektedir:

  1. Eylemin (maddi anlamda) masum bir kişiye isnat edilmesini sağlamak; ve
  2. Gerçek suçlunun bulunmasını önlemektir.

Bu doğrultuda, kanıtlar bakımından görünürdeki suçlu kişiye yönelik ağırlıklı ipuçları büyüteç altına tutulmakta veya eylemin gerçek failine karşı olan mevcut ipuçları da görmezlikten gelinmektedir. İşte bu yola karşı bilinçaltı, gerçek suçluya ilişkin savunma baskısının çalışması sırasında destek görmektedir. Böyle vakalardaki hatalı kararların büyük bir kesimi ise, bu iki bilinçdışı eğilimin birleşimi nedeniyle olmakta; ancak bunların rasyonel gerekçeler ve güçlü kanıtlar zinciri ile desteklendiği görülmektedir.

Hatalı mahkumiyetler şimdilik yeterli kamusal bilinçten yoksun olarak, halen toplumsal radar kapsamı dışında seyretmektedir.10 Bu tür hataları azaltmanın tek yolu önleyici yasal düzenlemeler olmayıp, adli yönergeler, etik kurallar ve eğitim olabilir. Ceza adaleti reformuna bel bağlandığında, bunun uzun soluklu bir proje olacağı da unutulmamalıdır. Sonuçta başarısızlığın bedelini ne Ankara’daki siyasetçiler ne de savcılar ve hâkimler değil, adli hataların mağdurları ve halkın hukuk sistemine güvensizliği ile ortaya çıkan zararla ödenecektir.

Yukardaki modelde ilişkili beş alan olası adli hataları sergilemektedir. Merkezde yer alan “siyaset alanı” öteki alanlarla çevrelenmiştir. Psikoloji ve bilim alanlarına ayrıca yer verilerek tüm adalet sisteminin algısal ve öteki önyargılardan haberdar olmasına işaret edilmektedir. Her iki alan da kanıta dayalı delil saptama arayışında referans olmaktadır. Adli hataların önlenmesi açısından bilimsel bulgular, adli hatalara özgü hataların başında gelen görgü tanığı ifadelerinden daha fazla önemsenmelidir. Bu modelin altında yatan teori, adli hatalı mahkûmiyet nedenlerinden her biri keşfedilip giderildiğinde hatalı mahkûmiyet sorunu kalmayacaktır. Her alan kendi içinde dava sonuçlarına etkili olan kurumlar, işlevler, personel, düzenleyici kavramlar, ideolojiler ve idealleri barındırmaktadır. Yargı personeli her alanın ideallerini (adalet, kamu güvenliği, insani anlayış ve hakikati) benimseyerek soruşturma, itham ve yargılama süreçlerinde doğruluğu sağlama arayışına odaklanmalıdır. Kuşkusuz, bu model soruna siyaset penceresinden bakış sağlayabilecektir.

Adli hataların oluşmasında adli yardım hizmeti sunan avukatların ne derece ehil olduğu da tartışma konusu edilmiştir. Nitekim, Yeni Zelanda’da adli yardım hizmetleri akredite avukatlar tarafından süreli olarak yürütülmektedir. Süre bitiminde akredite standartlarını karşılamayan avukat listeden çıkarılmak- tadır.

Adli hatalar yapısal kaza modeli benzeri olmakta ise de endüstri ve tıptaki gibi adli sistemlerdeki kazaları oldukları zaman saptamak kolay değildir. Önemli olan hakikat arayışına odaklanmış bir sistemde devamlı kalite geliştirme kültürüne odaklanılmasıdır.

Yukarıda değindiğimiz aksiyomu yinelersek adil yargılanma hakkının adli hatalara (pardonlara) neden olmayacak bir nitelikte tezahür etmesi gerekmektedir: Tercih edilen bir değer olarak, Blackstone oranı (1825) olarak adlandırılan, “bir masum insanın hüküm giymesi yerine on suçlu insanın salıverilmesi” şeklindeki orana da bakılmalıdır. Bu oran, katı bir matematik formül oluşturmak yerine, en azından anayasa öğretisinde yer alan bir değer tercihi olarak karşımıza çıkmaktadır. Masum bir kişinin yanlışlıkla mahkumiyeti suçlu bir kişiyi mahkûm etmek başarısızlığından daha büyük oranda anayasal bir yanlışlıktır.11 Yanlış mahkumiyetlere devletçe doğrudan sebebiyet verildiği için ceza adaleti kurumları ve hukukun üstünlüğüne olan saygı ve inancı zedeleyen bir adaletsizlik oluşmaktadır. Bu adaletsizlikler eklenen yanlışlıklarla daha bir katmerleşmektedir: Masum bir kişi suçlu bulunduğundan gerçek suçlunun toplumu mağdurlaştırma riski devam etmektedir. Öte yandan, hatalı beraatler de hatalı mahkumiyetler kadar zarar vermektedir. Bir ırza geçme suçlusunun özgür kalması sonucu mağdurun kendini ev hapsine mahkûm etmesini ve travmasını hayal etmek bile istemiyorum. Özetlersek, bu konuda sosyo-juridik saptamalarımız şöyledir:

  • Yanlış mahkumiyetler, yeterli kamusal bilinçten yoksun olarak, halen toplumsal radar kapsamı dışında seyretmektedir.
  • Önleyici yasal düzenlemeler bu tür hataları azaltmanın tek yolu olmayıp, adli yönergeler ve etik kurallar da etkili olabilir.
  • Ceza adaleti reformuna bel bağlandığında bunun uzun soluklu bir proje olduğu ile
  • Bu konuya özgü baskı grupları ile STK’ların rol ve işlevinin önemli olduğu unutulmamalıdır.

Pardon filmi12 dışında adli hata konusu toplum katında bir sorun olarak varlık gösterememiş ve bu konuda istatistik verilerin tutulmadığı saptanmıştır. Ne var ki, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine bakıldığında ülkemizin adli hataya en açık ülkelerden biri olduğu görülür. Öte yandan, vicdani kanı yargısı, duruşmadaki izlenimlere göre değil, tutanaklara göre oluşturulmakta; olayın fotoğrafını çekebilmek için yapılan duruşma ise, tutanak fetişizmine kilitlenmektedir.

1980’li yılların sonlarına doğru başlayan DNA analizi adli hataların giderilmesi açısından önemli bir enstrüman olmuştur. 2011 yılına kadar ABD’de 231 hükümlü uzun süren hapisten sonra DNA testi ile aklanmıştır. Ne var ki, tüm ceza davalarının %5-10’u DNA testine tabi tutulacak biyolojik kanıt içerdiğinden, DNA testi her zaman sorun çözücü olmamaktadır. Suçların geri kalan %90-95’inde DNA testi bir seçenek olmadığından ceza adaleti sistemi, bilimsel sağlık veya uygun şekilde icra edilen adli disiplinlerden (bilimsel standartlardan) yoksun diğer kanıt türlerine dayanmaktadır.13

İTİRAF

Arkadaşını öldürüp kız kardeşiyle evlendi, 10 yıl sonra itiraf etti: “Arkadaşım rüyamda ‘Hem beni öldürdün hem de kardeşimle evlendin. Bu reva mı?’ diyordu, dayanamadım.” (Haber Türk, 28/01/2016, s.18). Freud dedi ki, bakın, ortada konuşmadan çok daha fazlası var. “Hiçbir ölümlü sır saklayamaz. Dudakları sessizse, parmak uçları ile gevezelik eder.” Hepimiz ne kadar güçlü olursak olalım bunu yapıyoruz.

İtiraf olgusunda, bunun sahte olup olmadığı üzerinde özenle durulmalıdır. Suçluluk duygusu, endişe veya mazoşizmin doğurduğu gerçek olmayan itiraflar, itirafçının sorumluluk gerektiren diğer işlerinin bilinç dışı itirafı açısından kendisine bir rahatlama olanağı sağlamaktadır. Çoğu kültürlerde ceza suçluluk duygusunu azaltmaktadır. ABD’nin Vermont kentinde meşhur Borne davasında iki kardeş eniştelerini nasıl öldürüp cesedini yok ettiklerini en ince ayrıntısına kadar itiraf ettiler. Ne var ki, yıllar sonra “corpus delecti” cinayet mahalline geri dönmüştü. Kardeşlerin suçluluk duygusu bir gölde boğulmakta olan babalarını kurtaramayışının psikolojik suçluluğu, başkaca bir suçun itirafı ile ikame edilmişti. Psikiyatrist T. Reik, gerçek olmayan itirafta bulunma dürtüsünü, zanlının kaybolan aşk objesini yeniden kazanma girişimi olarak yorumlamıştı. Bu aşk için bir bilinç dışı kur yapma/ kabullenme (wooing) ve birinin hak ettiği cezayı bildirerek topluma yeniden girme isteğini simgelemek olarak düşünüldü.

Analitik olarak, sahte itirafların altında yatan başlıca nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Çocuklarca yapılan itiraflar ekseriya güvenilmez türdendir; çocuklar rahatlıkla yönlendirilebilir ve içinde bulundukları durumun bilincine her zaman sahip değildirler. Öte yandan, çocuklar ve yetişkinler kollukta itiraf ettiklerinde ekseriya eve döneceklerini düşünürler.
  • Aklı başında olanlar, uzun süren sorgulamada tükenmişlik veya itiraf sonrası salıverilebileceği ve sonra suçsuz olduklarını kanıtlayabileceklerine inanırlar.
  • Yaş, akli kapasite veya itirafçının durumuna bakılmaksızın, sorgulama sürecinde bir anda itirafta bulunanlara, suçsuz olduğuna dair söyleve devamdan daha yararlı olacağı düşüncesi egemen olmaktadır.
  • Bazı şüphelilere, itiraf etse de etmese de mahkûm olacağının, yalnız itiraf ettiklerinde daha hafif bir ceza alacaklarının söylenmesidir.

Bunların dışındaki sahte itiraflara bakıldığında hemen hemen tümü şunu söylemektedir: “Tek istediğim eve gitmekti.”

Sahte itiraf yalnızca CAS’a özgü bir olgu olmayıp, yaşamın her alanında tanık olunmaktadır. CAS’a özgü olanı da DNA testi ile ortaya çıkmış gözükse de yeni bir olgu değildir. Her zaman var olan ve olacak bir nesnedir. Şimdi temel soru masum insan nasıl oluyor da işlemediği bir suçu üstlenmektedir? Masum insanlar sorgulama atmosferi ve stresi altında nasıl olsa ben bu suçu işlemediğim diyerek itirafa yönelmektedirler. Öte yandan, sorgulama sırasında zanlıya ait saç telinde DNA’sının bulunduğu; maktulün ölmeden önce zanlının ismini verdiği şeklindeki tazyiklerle vuku bulmakta; itiraf sonrası hatalar zinciri oluşmaktadır. Sorgulama süreci sanki itiraf sağlamak için tasarlanmış gibi olmaktadır. Yinelersek, ülkede sahte itirafın ne derece yaygın olduğu (epidemiolojisi) konusunda bir fikrimiz olmadığı gibi kamuoyuna mal edilmiş bir sorun da değildir. Çözüm-sahte itiraflara dayalı mahkûmiyet- lerin azaltılması için soruşturma sürecinde zorunlu video-teyp uygulaması getirilmelidir. Japon CAS’ında tüm kamu davalarının %89’u itirafa dayalı bulunmaktadır(!).

Sahte itirafların çoğu suçlu olmayan ve “şüphe” altında bulunmayan kişilerce yapılmaktadır. Bunların tümü psikiyatri açısından anormal ve bazıları da belirgin derecede saykotiktirler. Çoğu yetersiz, ürkek, içine kapanık olan bu kişiler için fantezi dünyası doyum sağlar olmuştur. Bu kişilerin dipte yatan, kendilerince bilinmeyen, tümden baskılanmış güçlü derecede saldırganlık dürtüleri vardır. Toplumda vahşet türü bir suç rapor edildiğinde, bu kişiler aynı anti-sosyal dürtülere sahip olarak kendilerini hemen faille özdeşleştirmektedirler. Histerik dissociative olabilecek derecede nevrotik olanlar da sahte itirafta bulunmaktadırlar. Bu bağlamda normallik evresinde itirafın geri alınması ve anormallik evresinde ise itirafın yenilenmesi oldukça kafaları karıştırmaktadır. Öte yandan, nam yapma uğruna anormalliği az olan ve fakat dengesiz teşhircilerin zaman zaman sahte itirafta bulundukları görülmektedir.14

YALANCI TANIKLIK

Bir suça tanık olan kişinin olayı hatırlamasını etkileyen birçok öğe vardır. Görme koşulları, sağlanan ayrıntı miktarı ile doğruluk derecesini etkilemektedir. Örneğin, tanık ile suçlu arasındaki uzaklık daha büyük olduğunda, tanığın suçluyu tasvir ve ayrıntıya girmesinde eksiklik olması yanında suçluyu bir grup fotoğraf arasından tanınması olasılığı da az olacaktır. Aynı şekilde suçluyu görmesi/izlemesi konusundaki zaman miktarı da doğruluk derecesini etkileyecektir. Tanığın yaşı da tanıklığın sıhhat ve miktarını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Küçük çocuklar tarafından verilen ifade miktarı oldukça az olabilecek ise de bu miktar yaşla artmakta ve çocuklara özgürce hatırlama fırsatı verildiğinde ifadelerin sıhhat derecesi yüksek derecede olacaktır. Yalnız çocuklara yönlendirici sorular sorulduğun da veya yanlış bilgi ile donatıldıklarında ifadeleri doğru olmayabilecektir.

Algılarımız seçici; belleğimiz ise daha seçicidir. Bir grup bilgilere yönelip diğerlerine sırt çevirebilmektedir. Belleğin işlevi bir video bant kaydı gibi olmayıp, bir muhabirin "not defteri"dir. Görgü tanığından, olayı hatırlamağa çalışması ve aklına gelenleri bir bir söylemesi istenilmelidir.

Bellek, bilgiyi alma, saklama ve daha sonra geri çağırma yeteneğidir. Psikolojide bellek üç aşamaya ayrılır: Kodlama, depolama ve geri çağırma. Sürecin herhangi bir evresinde sorunlar ortaya çıkabilir. En baştaki de unutmaktır. Unutmak, yaşamın bir parçasıdır. Öte yandan, bellek her yeniden söylemede etkilenmekte ve bizler ender olarak nötr bir biçimde hikâyeyi nakletmekteyiz. Hikayelerimizi dinleyicilere göre biçimlendirmekte; bizim tarafgirliğimiz/ önyargımız belleğin oluşumunu- ve hatta üçüncü kişilerin yanlış bilgi telkini olmaksızın-çarpıtmaktadır. Ceza adaleti sisteminin tanığın belleğine yardımcı olmalarına karşın bu belleklerin doğruluğu yeterince sağlanamamaktadır. Yalnız, Savcıların öteki tanıkların ifadesini sergileyerek tanığın belleğini tazelemek girişimi çok hatalı bir yaklaşımdır. Bunların tartışılacağı mekân duruşma salonudur.

Görgü tanığı suçluyu teşhis konusunda adli hatalara neden olmaktadır. Bunun nedenleri şunlardır:

  1. Yabancı kişilerin yüzleri hakkında insanların belleğinin iyi olmadığı;
  2. Bazı nedenlerle kişiler bir şahsın yüzü hakkında belleği olmasa dahi onu işaretlediği; ve
  3. Tanıkların güvenirliğinin biçimlendirilebileceği.

Adli hatalar belirli ölçüde yalancı tanıklık (yanlış veya yalan beyan) sonucu belirmekte (CMK 311-b); yargılama hukukunda yargılamanın yenilenmesine açıkça yer verilmek suretiyle adaletin de “hata” edebileceği kabul edilmektedir. Bu bağlamda,

  • Tanıkların yanlış ifade vermesine sebebiyet veren nedir?
  • Kolluk, savcılık ve hâkim tanığa neden inandılar?
  • Hatalar saptanabilir miydi?
  • En önemlisi gelecekte bu türden adli hataların oluşmasını önlemek için genel olarak neler yapılabilir?
  • Soruşturma ve kovuşturma/yargılama evrelerindeki hatalar nelerdir?
  • Çetin davalar-kanıt eksikliği, kaynak eksikliği, mağdur ve tanıkların iş birliğine yanaşmaması-çözümü imkânsız yapmıyor mu (?!)
  • Tanık geçmişteki olaylar hakkında tanıklık yaparak, anlatımının doğruluk derecesi yalnızca onun başlangıç algılaması değil, belleğe nasıl kaydedildiği, depolandığı ve geri çağrıldığına dayalı bulunmaktadır. Uzun bir zaman bilgilerin saklanmasının video-teyp ve filme alınması gibi olduğuna inanıldı. Bilim, insan belleği konusundaki bu şekildeki görüşün esaslı şekilde kusurlu olduğunu göstermiştir.

Araştırmalar, çocukların bellekleri etkilenmediği (bir şey yapılmadığında veya belli yanıtları için baskılanmadığında) okul öncesi çok küçük çocukların bile önceki deneyimleri üzerine yüksek derecede sıhhatli tanıklık yapabileceğini sergilemektedir. Yalnız bu sonucu sağlamak bakımından, soruşturmanın tarafsız kişilerce yapılması, açık uçlu sorular sorulması, telkin edici tekrarların yer aldığı bir mülakat olmayışı, çocuğun yanlış bilgi vermesi için bir saiki olmayışı gereklidir. Bu koşullar bağlamında okul öncesi çocukların da doğruyu söyledikleri görülmektedir. Çocuk tanıklarla ilgili en büyük endişe, onların olası telkin edilebilirliğidir. Tekrarlanan veya yanıltıcı soruların bir sonucu olarak, bir tanığın hafızası bozulabilir. Tekrarlanan, müstehcen sorgulamaya maruz kalan bir kişinin gerçekte gerçekleşmemiş olayların “anılarını” geliştirmesi mümkündür.

Ceza davalarında hâkimin görevi her şeyden önce gerçeklerle ilgili belirsizliği kararın kesinliğine dönüştürmektir. Kapsamlı bir literatür, insanların olasılıkla uğraşırken rasyonellik- ten saptığını göstermektedir. Bu durum hâkimler için de söz konusudur. Bu bağlamda söz konusu olan adli hata oranın ne derece olduğudur. Hâkimler gerçekten tarafsız kararlar alıyor mu? Çok çeşitli deneysel ve alan araştırmaları, birçok hukuk dışı faktörün yargı kararlarını etkilediğini ortaya koymaktadır.

İşte hukukun özenle takip edilmesi ve yargılama sürecinin adil ve uygun yürütülmesine karşın yanlış bir sonuç çıkabilmektedir. Masum bir kişi hüküm giyebileceği gibi suçlu bir kişi de serbest kalabilmektedir. Kanunlar hata olasılığını azaltabilirse de hatayı ortadan kaldırmağa muktedir değildirler. Kuşkusuz, Cumhuriyet Savcılarınca açılan kamu davalarındaki itham yüzdesinin küçümsenmeyecek oranda olması (itham yüzdesi 2019 yılı verilerine göre Başsavcılıklarda TCK uyarınca %33,8; özel kanunlar uyarınca %51,5) ile ceza mahkemelerindeki mahkeme türü itibariyle beraat yüzdelerinin yüksek bulunmasında (2019 yılı verilerine göre, Ağır Ceza'da %28,5; Asliye Ceza'da %25,1 ve Çocuk Ceza'da %31,2) yalancı tanıklığın payı küçümsenmeyecek ölçüdedir. Nitekim, Ankara Ağır Ceza Mahkemelerinde beraatle sonuçlanan 130 dosya üzerinde yapılan incelemede kanıt türü olarak tanık beyanlarının %22,9 olması ve beraata dayanak olan kanıtlardan %88.3'ünün de hazırlık evresinde bilinmesi tezimizi pekiştirmektedir. Adli hata sonradan anlaşıldığında muhakemenin yenilenmesi yöntemine başvurulmaktadır. Bu başvurunun kabulü, yeniden bir muhakeme yapılmasını haklı gösterecek önemde hata yapılması hallerine özgü olmaktadır (Yargılamanın yenilenmesi /Pourvoi en révision/revisions-Gesuch: CMK md. 311, 314).15

Almanya'da 1951-1964 yıllarını kapsayan devreye ait bir incelemede beraat eden sanıklara ait birkaç davayı da içeren bini aşkın adli hata ile muhakemenin yenilenmesi ve karar düzeltilmesi saptanmıştır. 1993-1996 yıllarına ait veri dağılım tablosuna aşağıda yer verilmiştir:

Landesgericht (Ağır Ceza/Asliye) -Amsgericht(Sulh Ceza)

Hükümlü Aleyhine/Lehine Hükümlü Aleyhine/Lehine

1993 18/125 366/805

1994 29/152 384/947

1995 31/14 428/1522

1996 29/168 663/1842

Başka bir çalışma kapsamında Almanya'da 1990-2016 yılları arasında haksız yere hapsedilen kişilere ait mevcut tüm vakalar toplanıp incelenmiş ve bir sistemin performansının yıllık mahkûmiyet sayısıyla değil, adli hata sayısıyla ölçülmesi gerektiği belirtilmiştir. (Bkz. Leuschner, Fredericke ve Rettenberger, Martin. Miscarriages of justice in Germany, Mayıs 2023,37-52).

Bu türden veriler Türkiye için UYAP bağlamında kolaylıkla saptanabilir. Kuşkusuz, kabul gören her yenilenme davası adli hata sayısının azaltılması için nelerin yapılması gerektiğini gündeme getirecektir.

ADLİ HATA OLGUSU

Adli hata bir olgudur. Yargılama sistemleri de jure bu olgunun üstesinden gelme yollarına yer vermiş olmasına karşın de facto yetersizlikler nedeniyle adli hatalar kaçınılmaz olmaktadır. Akıl ve empati bileşimi olarak görülen adaletsizlik duygusunun tahrik edilmemesi için olanca çaba gösterilmelidir. Bu ikili demokratik toplumun korunmasında siyasal işlevin ötesinde Durkheim'ca ifade edilen sosyal dayanışmayı perçinleyen bir görev de üstlenmektedirler. Bunlar, zaman, mekân, kültür, hukuk ve ahlaki geleneği bir tarafa iterek, sözde hâkimler ile linçe kadar giden yığın adaletinin algılanması ölçüsünde, Sokrat örneğindeki yargılama biçimi ve mahkumiyetinde olduğu gibi, insanlardaki adaletsizlik duygusunu harekete geçirirler.16 Bu bağlamda Dreyfus, Sacco ve Vanzetti ile Betrand Russell davaları da skandal oluşturur nitelikteki adaletin inkârı olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Hukuk eğitimi hâkimleri insani hatalardan alıkoyamamaktadır. Yinelersek, onlar da normal insanlar gibi algısal önyargılara gebedir. Davaların azlığı/karar için ayrılan zamanın yeterli olması bu türden hataları giderebilecek türdendir.

Özet bir çıkarımla, ceza/infaz hukuku ile usulündeki normatif değişimin de facto gerçekleşmesinin kültürel bir benimseme süreci ve süresi olduğu algılanmalı ve bu hususta genelde organizasyon kültüründe değişimin gerekli olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Bu kapsamda soruşturma ve kovuşturma evrelerine özgü yanlışlıklardan kaçınılmalıdır. Kuşkusuz, her sistemde, yukarda belirtilen faktörler nedeniyle, adli hataların olması kaçınılmazdır. Bu durum bizlerin bilgi ve kararlarının tanım gereği hatalarla malul olduğu fikrini yansıtmaktadır. Bu her hukuk sistemi için sağlıklı bir varsayımdır. Önemli olan yerinde ve zamanında yapılan araştırmalarla adli hataların saptanmasıdır. Elde edilen bulguların halkın adalete güveninde bir kriz yaratacağı endişesi yerine ceza adaleti sisteminde köklü değişimler için bir fırsat olacağı fikri benimsenmelidir. Sonuç olarak, yinelersek, hukuk eğitimi hâkimleri insani hatalardan alıkoyamamaktadır. Onlar da normal insanlar gibi algısal önyargılara gebedir.

Son olarak iki konuya daha değinmekte yarar vardır. Birincisi, kamu görevlilerinin, kumpas davalarında görüldüğü üzere, kanıt saklayarak, yalan beyanda bulunarak ve kanıt üreterek mahkumiyetlere sebep olması sonucu fazlaca sorumluluk ile cezalandırılmasına gereksinme olduğu; ikincisi de, sistemde hatalar, yanlışlar oluştuğunda suçlamak yerine herkesin sorumluluğu kabullenmeyi öğrenmesi; sonucun sistemdeki bir hata sonucu olduğuna veya temel bir kavramın başlangıçta iyice bellenip bellenmemesine bakılmaksızın öğrenilecek şeyler olduğunun bilinmesidir.17

Çıkarım olarak, adli hatalar, hukuki güvenceler ile ilgili gerçeklerin saptanmasında yer alan kolluk ve tüm tarafları çevreleyen hukuk kültürüyle yakından irtibatlıdır. Özgün kültürün yerleşmesi için ceza adaleti sisteminde yer alan aktörler soruşturmanın her evresinde hata risklerini algıya fazlaca açık olmalı ve bu risklere karşı stratejiler geliştirmelidirler. Bu bağlamda tünel vizyona riski her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Bu virüsten kurtulmanın tek çaresi hâkim ve savcıların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde programın bir bileşeni olarak tünel vizyonun belirlenmesi ve bundan kaçınılması gereği “eleştirel düşünce” üzerinde durulmasıdır.

Binlerce değilse de yüzlerce haksız mahkumiyetin keşfi son yirmi yıl ceza adalet sistemi tarafından bir felaketin göstergesi olarak görülmelidir. Her hafta masum insanlar işlemedikleri suçlar için iki, beş veya yedi yıl yattıktan sonra cezaevinden çıkıyor; bu durumu havacılık alanında, sağa sola düşen uçaklarla eş değer düşünebilir misiniz? Restoran işinde iş yapmamasına karşın yeni şubeler açan bir şirketin hemen çökeceği ve büyük mali kayıplarla ve sonunda iflas edeceği ön görülemez mi? Özel sektörde bu tür kayıplara uzun süre tolere edilebilir mi(!?). Hata etmek insani bir olgu olarak öteki alan ve sistemlerdeki hataların azaltılmasına yönelik kalite kontrol sistemleri, CAS’taki adilliği ve doğruluğu geliştirmek konusunda nasıl yardımcı olabilir? Örneğin hukuktaki adli hataların benzerleri mal-praktis olarak tıp alanında görüldüğünden tıp ve hukuk arasında benzerliklere bakıldığında, her ikisinde de kişiler, üzerlerinde yetkili olan bir kişinin egemenliği altına girmektedirler. Bu benzerlik nedeniyle adli hatalar konusunda tıbbi hataları azaltmak girişimden (kontrol listeleri kullanımından) yararlanabilir. Nitekim, hava yollarında kullanılan kontrol listeleri ve öteki yönetim vasıtalarının, tıpta hata oranını azaltmak konusunda oldukça etkili olması, hukukta da neden kullanılmasın sorusunu davet etmektedir. Savcılık evresinde örneğin, atılacak uygun adımlar için (ameliyatlar veya hava yollarındaki benzer şekilde) bir kontrol listesinin düzenlenmesi, hangi adımda en yüksek başarısızlık olduğunu analiz ve saptamaya elverecektir. CAS’taki adli hatalar ile uçak kazaları arasında da benzerlikler vardır. Her iki hata türü de çaplı ve girift olan sistemde istenilmeyen ve ekseriya öngörülmeyen birbirine bağlı alt sistemler arasındaki etkileşimlere işaret edebilir. 1997-2007 yıllarındaki ölümcül uçak kazalarının %65 azaltılması konusunda “iş birliği” oldukça başarılı olmuştur. Bu bağlamda önemli olan CAS’ta yer alan tüm aktörlerin sistemi geliştirmek konusunda arzulu olmasıdır. Kuşkusuz, bir sistemi geliştirmeye başlamanın yolu da ıslah girişimlerine direnç gösteren uzun soluklu bir sorun/sorunlara odaklanmak olmalıdır. Sorunun uzun süredir devam etmesi halinde ise, bunun sistemdeki kişilerden ziyade sisteme özgü özürler ve süreçlerden kaynaklandığı belirtilebilir. CAS’ın hiçbir bileşeni ayrık olarak işlev görmemektedir. Önemli olan hatalardan ders çıkartılarak bir güvenlik kültürünün CAS’ta yerleşmesi; CAS’ta gelişme sağlamak için bilimsel yaklaşımın da suçlama ve kuraldan sapanları cezalandırmanın ötesinde olduğu bilinmelidir. New York’taki Hudson nehrine acil iniş yapan kaptan pilot, “Havacılıkta bildiğimiz her şeyi, kitaptaki her kuralı, sahip olduğumuz her usulü, birileri bir yerlerde öldüğü için biliyoruz” dedi. İşte hatalardan ders çıkarma şeklindeki kara kutu düşüncesi (black box thinking) CAS’taki adli hatalar için de geçerlidir. Bu doğrultuda öteki alanlarda örgütsel yönetim veya davranış psikolojisi ve sosyolojisinde uzmanlardan kalite gelişimi ile sistem ve güvenlik gelişimi alanlarında da eğitilmiş kişilerden yararlanarak bilgilerini CAS’a nasıl aktarabilecekleri üzerine odaklanmaları sağlanmalıdır.

CAS’ta adli hatalı mahkumiyetler kaçınılmaz da değildir. Araba sürmek her geçen gün güvenli olduğu gibi CAS’ta güvenli hale getirilebilir. Bu konuda işin sırrı hataları azaltmak için en etkili olabilecek stratejileri saptamaktır: Örneğin ilk soruşturma evresindeki sorgulayıcıların (veya sürücülerin daha dikkatli vasıta kullanmaları) daha iyi teknikleri kullanmaları öğretilebilir veya (emniyet kemeri, hava yastığı gibi) hata sonuçlarını minimuma indirmek üzere muhakemenin yenilenmesi daha etkinleştirile- bilir. Öte yandan, (hız sınırını azaltmak türü) ispat yükü artırabilir veya bazı kanıt türleri, örneğin cezaevinden muhbirliği veya başkaca kanıtla gerçeklik kazanmamış itiraflar illegal yapılabilir. Kuşkusuz, tüm bu tedbir ve tekniklerin de bir bedeli vardır: CAS bütçeye daha fazla külfet getirecek, zararsız sürüş gibi adli hatalar ve kazaları önlemek kadar bazı gerçek suçluların da mahkumiyeti önlenecektir. Ne var ki, en iyi strateji de büyük bir olasılıkla bağlamıyla değişiklik sergileyecektir.

Yargısal hatalara yol açabilecek çeşitli nedenler arasında şunlar yer almaktadır:

1. İnsan hatası- Hâkimler, avukatlar ve mahkeme personeli de insandır ve insanlar hata yapmaya yatkındır. Hatalar, delillerin toplanması ve sunulması sırası ve duruşmanın kendisinde meydana gelebilir.

2. Suistimal- Yargılama sürecinin herhangi bir aşamasında meydana gelebilir. Savcılar beraat ettirici delilleri gizleyebilir, tanıklar yemin altında yalan söyleyebilir veya hâkimler taraflı kararlar verebilir.

3. Yetersiz hukuki temsil- Adli yardım avukatlık hakkını garanti ederse de ancak tüm sanıklar yeterli hukuki temsil alamamaktadır. Bazı durumlarda, savunma avukatları yetersiz olabilmek- tedir.

4. Sahte itiraflar- Yalancı itiraflar çoğu insanın fark ettiğinden daha yaygındır. Polis baskısı, psikolojik baskı ve hatta şiddet tehditleri, masum insanların işlemedikleri suçları itiraf etmele- rine yol açabilir.

5. Görgü tanığı yanlış teşhisi- Görgü tanığı yanlış teşhisi, haksız mahkumiyetlerin önde gelen nedenlerinden biridir. Tanıklar, yetersiz ışıklandırma, stres veya zamanın geçmesi nedeniyle güvenilmez olabilirler.

6. Sahte bilim-Adli deliller genellikle tartışılmaz olarak kabul edilir, ancak adli uzmanlar tarafın- dan kullanılan tekniklerin çoğu bilimsel olarak geçerli değildir. Isırık izi analizi, saç analizi ve hatta parmak izi analizinin güvenilmez olduğu gösterilmiştir.

7. Sınıfsal önyargılar- Önyargı, kolluktan cezaya kadar yargılama sürecinin her aşamasında ortaya çıkabilir.

Yargısal hataların birçok nedeni olduğu açıktır. Bununla birlikte, bu hataların oluşumunu en aza indirmek için atılabilecek başlıca adımlar şunlardır:

1. Eğitim-Hâkimler, avukatlar ve mahkeme personeli, yaygın hataları tanımak ve bunlardan kaçınmak için eğitilmelidir.

2. Denetim-HSK müfettişleri, yargı sürecinin adil ve tarafsız olmasını sağlamaya yardımcı olabilir.

3. Teknoloji- DNA testi ve video kaydı gibi teknolojik gelişmeler, hataları önlemeye ve daha doğru kanıtlar sağlamaya yardımcı olabilir.

Hâkimlerin bizzat kendilerinin CAS’taki adaletsizlikten ne zaman sorumlu oldukları sorusu da gündeme gelmektedir. Adli tıp (parmak izi, saç analizi, dış izleri, yangın ve diğerlerinde) analizlerinin bilimsel çevrelerde ciddi olarak irdelendiği günümüzde hâkimlerin bu türden kanıtları eleştirel bir analize tabi tutulmaksızın kabullenmeleri adli hatalara neden olabilir. Bu nedenle, adli tıp konusunda sözü edilen testlerin çokça yapılması ve test sonuçlarına eleştirel bir gözle bakılması gereği belirmektedir.

“Bir hatanın oluşması fazlasının da oluşacağının kanıtıdır”.

Çoğu avukatlar bilimsel bilgiye çok az sahip olduğundan hâkimlerin kendisini eğitmesi ve bilimin kuşkulu olduğunu düşündüklerinde bazı sorgulamalar yapmaları kaçınılmaz olmaktadır. Hâkimler cahil kalmaya karar verdiklerinde ise adaletsizliğe katkıda bulunmuyorlar mı sorusu haklı olarak gündeme gelmektedir. Hâkimler bilinçli olarak bu yönelimde değilseler de sonuç olumsuz olabilmektedir. Hâkim kanıtları irdelerken nesnel bir bakış açısı sağlayabilmelidir. Ne var ki, CAS’ta süregelen iş yükü buna olanak vermemektedir.

Ceza mahkemelerindeki toplam dosya, sanık ve suç sayıları, 2025

Toplam

Geçen yıldan

devir

Yıl içinde açılan

Bozularak gelen

Karara

bağlanan

Gelecek yıla devir

Dosya

3 845 667

1 548 768

2 120 643

176 256

2 281 624

1 564 043

Sanık

3 871 801

1 823 481

1 844 123

204 197

2 037 106

1 834 695

Suç

8 431 566

4 312 717

3 824 089

294 760

4 347 741

4 083 825

Adalet İstatistikleri, 2025.

Onlara egemen olan düşünceler arasında birincisi derdest dosyanın bir an önce karara bağlanmasıdır. İkincisi, çoğu hâkimler benzer çok davaya baktıklarından bir sonraki dava daha önce baktığı 75 davanın benzeri gözüktüğünden eldeki davanın farklı olabileceğini düşünmeye pek yatkın olmadıkları; derdest davadaki sanık/sanıkların öteki davalardaki sanıklar kadar suçlu olmadıklarını görememeleridir. Üçüncü bir faktör de meslekte savcılık geçmişi olan hâkimlere özgü olmakta; savcılığı terk sonrası bilimsel gelişmeleri takip etmediklerinde yanılgı içinde kamu davasını benimseme söz konusu olabilmektedir.

SONUÇ

Ceza adaletindeki hataları düzeltmek üzere insani ön yargılar ele alınmalıdır. Fazlaca olan bu yargıların elimine edilmesi gerçekçi bir yaklaşım olmadığından bizler ancak onların etkilerini minimize edebiliriz.

İşte bu doğrultuda sürecin V, İ ve M’si dikkate alınmalıdır.

-Hiçbir şeyi varsaymamak,
-Hiçbir şeye inanma-kanıtsız hiçbir şeye inanılmaması ve
-Her şeye meydan okumak-yanlış gördüğün her şeyin sorgulanması.

Yargılama hatasının etkisi, yalnızca haksız yere mahkûm edilen bireyleri ve ailelerini değil, aynı zamanda ceza adalet sisteminin tamamını etkileyen karmaşık bir konudur. Yargılama hatası, bir mahkemenin yasal bir süreçte hata yapması ve bunun sonucunda masum bir kişinin haksız yere mahkûm edilmesi veya cezalandırılması durumunda meydana gelir. Bu durum, yetersiz hukuki temsil, delillerin yanlış ele alınması, yalan tanıklık ve yargısal suistimal gibi çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir.18

Hukuki kesinlik ve nihailik önemli ilkeler olsa da adaletsizlikleri düzeltmek için bir araç olmalıdır. Yeni olguların ortaya çıkması, önceki yargılamalarda davanın sonucunu etkileyebilecek temel bir kusurun keşfedilmesi veya özellikle Mahkeme kararlarının uygulanması bağlamında telafi sağlama ihtiyacı gibi hususlar, yargılamaların yeniden açılmasını desteklemektedir. Önemli delilleri göz ardı eden bir mahkûmiyet, ceza adaletinde bir hata teşkil eder ve bu tür hataların düzeltilmemesi, yargı süreçlerinin adaletini, bütünlüğünü ve kamuoyundaki itibarını ciddi şekilde etkileyebilir.

Adli hataların insani maliyeti ölçülemez. Haksız mahkumiyetler sadece bireyleri özgürlüklerinden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda uzun süreli duygusal, psikolojik ve mali sonuçlar da doğurabilir. Masum bireyler, aklanmadan önce yıllarca, hatta on yıllarca parmaklıklar ardında kalabilir- ler. Birçok durumda, işlerini, evlerini ve ilişkilerini kaybetmiş olabilirler. Haksız yere mahkûm edilme- nin duygusal travması, ruh sağlıkları ve refahları üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olabilir.

Yargısal hataların sosyal maliyeti belki de en önemlisidir. Adli hatalar, kamu düzeninin korunması için hayati önem taşıyan ceza adalet sistemine olan kamu güvenini zedelemektedir. Kamuoyu sisteme olan inancını kaybettiğinde, kolluk kuvvetleriyle iş birliği yapma olasılığı azalır; bu da soruşturmaları engelleyebilir ve daha fazla suçun çözümsüz kalmasına yol açabilir.

İnsan hakları formüle edilirken, adaletsizliklerin önlenmesi Avrupa hukuku çerçevesinde açıkça belirtilmektedir. Bu konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında yer aldığı iki iyi örnek, ceza yargılamalarında avukata erişim hakkı ve adil yargılanma hakkı ile masumiyet karinesinin bir parçası olarak susma hakkıdır.

Avrupa Konseyi'nin adli hatalarına yaklaşımının temel yönleri ise şunlardır: Avrupa Konseyi'nin yargı hatalarına yaklaşımı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesi uyarınca adil yargılanma haklarına saygı gösteren yüksek kaliteli ve etkili bir adaleti sağlamaya odaklanmaktadır. Temel yönler arasında, hataların öncelikle hiyerarşik temyiz yoluyla düzeltilmesi, bağımsızlığı feda etmeden hesap verebilirliğin teşvik edilmesi ve usul kalitesini iyileştirmek için yapısal reformların uygulanması yer almaktadır.19

Adli hata konusuna sosyolojik açıdan bakıldığında aşağıda yer alan başlıkların üvey evlat muamelesi gördüğüne tanık olunmaktadır:20

  • Siyasi ve hukuki kültür-Masumiyet ilkesine karşı duyarsızlık;
  • Üniversitelerde ‘masumiyet projesi’ nin yer almaması;
  • Adli yardım kalitesi;
  • Forensic kanıt, parmak izi ve Dna testi;
  • Görgü tanığından kaynaklanan hatalar (CMK 311-b) ve
  • Sorgulamanın teybe alınması.

Gerçek yaşamda adaletsizlik duygusunun fazlaca tezahürüne tanık olduğumuz adli işlemler (örneğin haksız yere göz altına alma ve tutuklamalar, makul süre ihlâlleri ve adli hatalar/yanılgılar/ mahkumiyetler) zaman zaman sayıca kabarık olmaktadır.21 İşte mahkeme kararlarında bu “olması gerekenden” sapmaların, zaman zaman adalet yerine adaletsizlik yaratılmasının profili özel araştırma projeleri ile saptanmalıdır.22

Özetle, bir ceza adalet sisteminin temel işlevinin genelde topluma ve özelde zanlı/sanık/ hükümlülere ceza usulünde yer alan de-jure ilkelere sadık kalınacağı sinyalini vermesidir.23 Böyle bir algının tüketicilerde yer etmesi sisteme özgü tretman/tasarruflar/ kararların kısa ve uzun devrede kabullenilmesi; olumlu bir algı ve geri besinin toplumda dile getirilmesi gerekmektedir.24

"Gelecekte, haksız yere mahkûmiyet iddialarının yer aldığı davaları etkili, verimli ve hızlı bir şekilde inceleyebilecek tamamen bağımsız bir kurumun kurulmasını tavsiye ediyorum."

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

------------------

3 Ayrıca bkz. J. Duane. You Have the Right to Remain Innocent, 2016: Yalnızca "Bir suçla itham ediliyorsanız polisle konuşmayın" veya "Sorgu ortamında polisle konuşmayın" değil, “asla polislerle konuşmayın”. Bunun dışında, Duane, üç kelimeyi dile getirmeniz gerektiğini söylüyor: "Bir avukat istiyorum." Y. S. Coşkun. “Ceza Muhakemesinde Susma Hakkı ve Bağlantılı Haklar” TBB Dergisi 2021 (157) 209-253: Anayasa md.38/5, AİHS md.6, CMK md.147: Latince ifade edilen susma hakkı: “nemo tenetur se ipsum prodere (accusare)” Zanlılara kollukça “yönlendirici” sorular yerine “anlattırıcı” sorular sorulması gerekmektedir. Habeas Corpus/Manga Carta hukuk sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bkz. Mehmet Semih Gemalmaz. Ulusal üstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş 4.Bası Beta, 2003, 29. “Kolluk gücünün yola getirilmesi bakımından itirafın hiçbir koşul altında asla bir kanıt olarak kabul edilmemesi gerektir.” B. Russel bu doğrultuda suçluluğu kanıtlamakla görevli kolluk gücü yanında sanıkların suçsuzluğunu kanıtlamakla görevli bir kolluk gücünün daha oluşturulması ve bu gücün kolluk görevlilerince işlenen suçlara da el koymasını önermektedir. Betrand Russell. İktidar, Altın Kitaplar Yayınevi, Ağustos 1976, 360-361.

4 2007-2012 yılları arasında CMK 141-144.maddeleri kapsamında (haksız arama, haksız yakalama ve haksız tutuklama) nedeniyle açılan dava sayı 9.219; davalardan 4.375’inde tazminat ödendiği ve toplam miktarın 45.141.135.- ₺ olduğu belirlenmiştir. Bkz. “Haksız tutuklamanın maliyeti 45 milyon” Milliyet (2204/2012) 24,5 bin yıl önce yazılan Hamurabi Kanunu’nun 5. Maddesi içeriğini hatırlatalım: “Bir hâkim, bir davaya bakıp karara varırsa hükmünü yazılı olarak sunar. Daha sonra verdiği kararda bir hata ortaya çıkarsa ve bu kendi hatasından kaynaklanırsa o zaman davada onun tarafından kararlaştırılan para cezasının on iki katını öder ve halka ilan edilerek hâkimlik makamından el çektirilir ve bir daha asla hâkimlik icra etmek için oraya oturamaz.” (Hamurabi’nin hükümdarlığı sırasında ‘M.Ö. 1792-11750’ gelişen kanunlar).

5 Türkiye, oluşan adli hataları saptamak üzere “masumiyet projeleri”, “gözden geçirme komisyonu” gibi kurumları geliştirmek ihtiyacındadır. Ancak bu kurumların varlığı ile hukuk kültüründe bir değişime tanık olunabilecektir: Oyunun sonu “hakikate erişme” olan bir yargılama kültürünün yaratılmasında yarar vardır. Kanada için bkz. Kathryn Campbell. Miscarriages of Justice in Canada: Causes, Responses, Remedies, Paperback, May 28, 2018. Kanada'da her yıl yaklaşık 90.000 kişi suçlardan dolayı hapse mahkûm ediliyor. Hata oranı %0,5 – son derece düşük bir hata oranı – olsaydı, bu yılda 450 adalet hatasına yol açardı Kent Roach, Wrongful Convictions in Canada, (2003) 80 U. Cinn. L. Rev. 1465 at 1475. Ceza mahkemelerindeki iş yükü 2017/2018 yıllarında 182,910.

1999'dan beri İskoç Komisyonu 85 mahkûmiyet kararını incelemiş ve bunların 41'i iptal edilmiştir. 1997'den beri İngiliz Komisyonu 750 davayı Temyiz Mahkemesine sevk etmiş ve 522 temyiz davası başvuran lehine sonuçlanmıştır. Norveç Komisyonu 2004'ten beri 351 davayı yeniden açmış ve Kuzey Carolina Komisyonu 27 mahkûmun yer aldığı 19 davayı mahkemelere geri göndermiştir.

6 Sami Selçuk, Özlenen Hukuk/Yaşanan Hukuk, Yeni Türkiye Yayınları, 2002, s.131. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni H.Dink hakkında “Türklüğü aşağılamak”la açılan davanın itiraz üzerine Ceza Genel Kurul’da görüşülmesinde 18 oyla ret edilmişti. Bu doğrultuda oy kullanan üyelerden bazıları “keşke o dosyayı daha iyi inceleseydik” diyorlar. Bkz. “Agos, Dink Kararını verenlerle konuştu” Hürriyet (15/12/2012), s.26. Adalet İstatistiklerinde Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında bozma/onama istatistiklerine yer verilmemiştir.

7 Kolluk kanıt üretmek veya yok etmek, tanıkları etkilemek, itiraf sağlamak ve mahkûm edilmesi gerektiği inancı ile bazı zanlılara karşı soruşturmayı yönlendirmek üzere özgün bir fırsata sahip bulunmaktadır. Bir ceza davasının tüm evrelerinde belirgin adaletsizlere göz yuman adalet için bkz. Hilmi Şeker. “İnsan Trajedisine Kulak Tıkayan Pratik Sisyphus’le Özdeşleşen Çağcıl Adalet” Güncel Hukuk, Mayıs 2014/5-125,44-47. Ülkede 15/06/2016 tarihindeki “isyan” hareketi sonrası açılan Pandora’nın Kutusu ile Ergenekon, Balyoz, Odatv ve İzmir-Askeri Casusluk davalarına özgü pislikler ortaya saçıldı: Polislerin elektronik ortamda savcılara ilettikleri hazır iddianamelerle açılan davaların düzmece/kumpas olduğu kanıtlandı. Önce davaların var olduğuna karar verdikten sonra onları kanıtlamaya çalıştılar. Oysa adalet sistemi tam tersi işler, kanıttan başlayarak sonuca varırsın.

8 ABD’de görgü tanığının hatalı ifadesi, adli hataların üçte birinden fazlasında bir faktör olarak belirdi. Bkz. R.B. Hanliberg. “Expert Testimony on Eyewitness Indentification: A New Pair of Glasses for the Jury”, 32 Am.Crim.L.Rev, 1013, 1995, ss. 1018-22.

9 Bkz. AİHMK İlbeyi Kemaloğlu ve Meriye Kemaloğlu v. Türkiye, 19986/06. Adli yardım konulu tavsiye kararları için bkz. Resolution (76) 6 on legal aid in civil, commercial and administrative matters; Resolution (78) 8 on legal aid and advice; Recommendation No. R (93) 1 on effective access to the law and justice for the poor, and Recommendation Rec (2005) 12 containing an application form for legal aid abroad for use under the European Agreement on the transmission of applications for legal aid (CETS No. 092) and its additional protocol.

10 Hatalı mahkumiyetleri önlemek üzere ceza adaleti sistemi masum sanıkları nasıl belirleyebilir sorusu için bkz. Jon B. Gould, Julia Carrano, Richard Leo, Joseph Young. Predicting Erroneous Convictions: A Social Science Approach to Miscarriages of Justice. Document No.: 241389, February 2013; B.E.Turvey ve C.M.Cooley. Miscarriages of Justice-Actual Innocence, Forensic Evidence and the Law, Elsevier, 2014; M. Naughton. Rethinking Miscarriages of Justice-Beyond the tip of the Iceberg, Palgrave, 2007.

Hâkimler iki tür hata yapabilmektedir:

1. Masum bir sanığın mahkûm olması, kuşkusuz, ilgili kişiye karşı ciddi bir adaletsizlik olduğu gibi toplum gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır.

2. Bir sanığın beraat etmesi de mağdurlara veya yaşayan yakınlarına karşı adaletsizlik olduğu gibi toplum yine gerçek suçlunun yeniden suç işlemesi riski altındadır (Yazarın notudur).

11 William Blackstone, masumları mahkûm etmenin, suçluları beraat ettirmekten çok daha ciddi bir hata olduğu görüşünü ünlü bir şekilde dile getirmiştir. Bu görüş, suçlananlar için adil yargılama güvencesinin temel taşıdır ve masumiyet karinesine ve ceza mahkumiyetleri için gereken yüksek ispat yüküne yol açar. Çoğu hukuk elitinin Blackstone'un görüşünü paylaştığı doğru olsa da adil yargılama güvencesini gerçeğe dönüştürmekle görevli ABD’deki vatandaş jüri üyeleri, hukukun yanlış mahkumiyetlere kıyasla yanlış beraatleri tercih etme görüşünü paylaşmamaktadır.

ABD’de 12.000'den fazla kişiyi kapsayan çok sayıda ulusal ankette, Amerikalıların çoğunluğunun yanlış beraat kararlarını ve yanlış mahkumiyetleri eşit büyüklükte hatalar olarak gördüğü saptanmıştır. Blackstone'un aksine, çoğu insan masumların mahkûm edilmesinden kaçınmak için suçluların serbest kalmasına izin verme yönünde hata yapmaya istekli olmadığını sergilemektedir. Hatta, önemli bir azınlık yanlış beraat kararlarını yanlış mahkumiyetlerden daha kötü olarak görmekte; bu grup, bir suçlunun serbest kalmasından kaçınmak için birden fazla masumun mahkûm edilmesine razı olmaktadır. Bu değer farklılıklarının, kuşkusuz, davranışsal farklılıklara dönüştüğüne tanık olunmaktadır.

12 Pardon Hasan bey hayatınızı kaydırdık. Dört yıl suçsuz yere yattı. Bir gözünü, annesini, babasını ve dayısını
kaybetti. Eşi kızıp tüm malvarlığını satmıştı. Hikâyesini Sinan Çetin 'Pardon' adıyla filme çekti.

13 Hâkimlerin, savunma avukatları gibi psikoloji, adli tıp ve ilgili öteki disiplinlerdeki gelişmeler bilgisinden yoksun oldukları görülmekte ve sonuçta kolluk, savcılık, görgü tanıkları veya savunma avukatlarınca önceden yapılan hataların kovuşturma evresinde giderilmesi olasılığı azalmaktadır. Genelde hatalı mahkumiyetlere bakıldığında, çoğu bir den fazla ve bazen de dört veya beş hatalı işlemi içermektedir: Örneğin yalancı tanıklık ve kanıt ender olarak hatalı bir mahkûmiyet nedeni olabilmektedir. Geniş bağlamda temel adli hata nedeni soruşturma savcısının ekseriya tanığın ifadesi hakkındaki ciddi kuşkularını kıdemli savcı veya savunma avukatı ile paylaşmaması ve savunma avukatının tanığın ifadesini soruşturacak zaman ve gerekli enerjiden yoksun olmasıdır. Yalancı tanıklık böylece hatalı mahkûmiyet resminin yalnızca bir kısmını oluşturmaktadır. Ne var ki, soruşturma evresinde yapılan hatalar, oldukça zayıf adli tıp bulguları veya nitelikli hazırlık ve eğitimden yoksun savunma avukatlığı sonucu yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda kolluk görevlileri ve özellikle savcıların “şeytanın avukatlığı”na (seçenek hipotezleri irdelemeye) ihtiyacı olduğu göz ardı edilmemelidir- Tünel vizyon riski. Ayrıca bkz. Daniel Kahneman, Olivier Sibony, Cass R. Sunstein Gürültü-İnsan Yargısında Hata, Pegasus Yayınları, 2023- ss.205-209 2023. Kuşkusuz, şu sorular güncelliğini korumaktadır: Adli tıp ülkede adaletin sağlanmasına katkı sağlıyor mu? Adli bilimin adaleti destekleme konusundaki güçlü ve zayıf yönleri nelerdir? Savcılar, hâkimler ve avukatların Ceza Adaleti Sistemi içerisinde adli bilimleri anlama düzeyi nedir? Nasıl geliştirilebilir?

14 Bkz. Ahmet Demirdağ. “Suçsuzken Suçlu Olmak: Ceza Adaletinde Sahte İtiraf Olgusu Üzerine …” Nesne Psikoloji Dergisi, C.5, S.11, 2017, 488-527. Fred E. Inbau ve diğerleri. Reid Tekniğinin Temelleri: Kriminal Sorgulama ve İtiraflar, 2. Baskı, (İngilizce) 2004; James L. Trainum. How the Police Generate False Confessions, 2016. Samantha K Brooks , Neil Greenberg, “Haksız yere suçlanmanın psikolojik etkileri: Sistematik bir literatür incelemesi”, Sage Journals, Vol. 61, Issue 1.

15 Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Yargılama-Sosyolojisi

CMK-Yargılamanın yenilenmesi

Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri

Madde 311 – (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.

c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.

d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya ceza hükmü aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir. Ayrıca bkz. F. Yenisey, A. Nuhoğlu. Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Baskı, Seçkin, 2015, ss.976-982.

16 Linç kültürünün hortlaması için bkz. Necati Doğru. “Ankara’da yine linç!” Sözcü (12/05/ 2019) s.3. Şiddeti körükleyen en
önemli faktör de cezasızlık kültürünün yaygınlığıdır. Şiddet, hiç kuşkusuz, toplumu parçalamakta, bütünleştireceğine
dağıtmaktadır (yazarın notudur). Ayrıca bkz. Mutafa Tören Yücel. Hukuk Felsefesi, 6. Bası, 2026.

17 Yargı sistemi işleyişindeki ciddi bir hata örneği için bkz. “3 Asliye Hukuk Reddetmiş, 4. Mahkeme DNA’syla
Kurtuldu” Hürriyet (16/03/2018) s.8: Cinsel istismardan 12 yıl 6 ay hapis cezası kesinleşen M.B, DNA testi
için ölen bebeğin mezarının açılması isteminde bulundu. Bu istem üç mahkemece reddedilirken(!), dördüncü
mahkemece kabul edilmesi üzerine cesetten alınan DNA örneği ile M.B., 40 aydır hükümlü bulunduğu
cezaevinden tahliye edildi. Son derece önemli olmasına rağmen, adli hata sonucu hüküm giymiş kişilerin bakış
açısından çok az şey yazılmıştır.

18 Mustafa T. Yücel. https://hukukihaber.net/Hukuk-Kültürü; https://hukukihaber.net/Ceza-Adaletinde-Adli-Hata-Bilinci;

Access to Justice for Wrongful Conviction Claimants in Sweden: The Final Legal Safeguard and Levels of (In)accessibility

19 REVIEW OF THE IMPLEMENTATION OF THE COUNCIL OF EUROPE PLAN OF ACTION ON STRENGTHENING JUDICIAL INDEPENDENCE AND IMPARTIALITY REPORT by the European Committee on Legal Co-operation (CDCJ) to the Secretary General of the Council of Europe, 2022. Ayrıca bkz. Joost Nan and Sjarai Lestrade. “Towards a European Right to Claim Innocence?” European Papers-A Journal on Law and Integration, Vol.5, 2020, pp. 1325-1340. Adli hata istatistikleri, yargılamanın yenilenmesi (iade-i muhakeme) taleplerinin kabul veya reddedilme oranlarını doğrudan, ayrıntılı bir "başarı oranı" grafiği şeklinde sunulmadığı gibi diğer dava türleri içinde veya toplam dosya sayıları içerisinde de gösterilmemektedir.

20 Michael Naughton. Masumlar ve Ceza Adaleti Sistemi: Adaletsizlerin Sosyolojik Analizi​​, Palgrave Macmillan, 2013.

21 Mustafa T. Yücel. Kriminoloji, 6. Bası, 2026, ss. 333-334, 384.

22 TÜSİAD. Yargılama Düzeninde Kalite (Kasım 1998); ASO Türkiye’de ve Dünya’da Devlet-Özel Sektör İlişkileri (ASO ve Dünya Bankası Anketlerinin Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme) Ank., Haziran 2000., ss.28-29, 74-75.

23 EUREX. Innocent citizens behind bars all over Europe,11 September 2024, Maastricht University: Eğer kendinizi polis tarafından gözaltına alınmış halde bulursanız – masum olsanız bile–bir avukat tutun ve sessiz kalın. “Saklayacak bir şeyim yok ve kendimi açıklayabilirim” diye düşünme hatasına düşmeyin. Deneyimler gösteriyor ki, herkes adaletsizliğe kurban gidebilir.

Yanlış itiraflar, vakaların %34'ünde görülen ve Avrupa'da en yaygın olan itiraf türü gibi görünüyor. "Şüpheliler birini korumak isteyebilir, aslında suçu işlediklerine inanmaya başlayabilir veya sorgulamanın baskısı altında çökebilirler" diyor. "İtiraf hala delillerin kutsal kasesi olarak görülüyor. Şüpheli itiraf ettiyse, itiraf daha sonra geri çekilse bile dava neredeyse kapanmış demektir."

Sorgulamanın amacı itiraf almak değil, gerçeği ortaya çıkarmak olmalıdır.” Tüm sorgulamaların kayıt altına alınmalıdır. “Almanya'da Rudolf Rupp'un kaybolmasıyla ilgili tuhaf bir olay yaşandı. Karısı, kızları ve damadı birbirinden bağımsız olarak onu öldürdüklerini ve köpeklere yedirdiklerini itiraf ettiler. Sonrasında bunların hiçbirinin doğru olmadığı ortaya çıktı. Bu gibi durumlarda, sorgu odasında neler olduğunu öğrenmek istersiniz.”

EUREX, Avrupa'daki adalet hatalarının kapsamı, nedenleri ve sonuçları hakkında bilgi sağlamak ve bunlardan ders çıkarmak amacıyla kurulmuştur. Adalet hatası mağdurları nadiren resmi bir özür, tazminat veya topluma yeniden entegrasyon konusunda yardım alırlar. Ayrıca bkz. Valena Beety, Karen Newirth, Karen Thompson. Miscarriages of Justice: Litigating Beyond Factual Innocence, ASU Academy for Justice.

24 Jacques Verges. Adli Hatalar, (Çev. Barkın Asal), Pinhan Yayıncılık, İstanbul, 2023; S. Selçuk. Ülkemizde duruşmalar ve vicdani kanı (II) T 24 (25/06/2024). Ahmet Taşgetiren. “Hukukta rasyonalite ne zaman?” Karar (5/10/2023); Gökçer Tahincioğu. “Rüşvet çarkı, devlet çarkı ve iki çocuğu kurşuna dizenlerin kurtuluşu: Bari kravatını çıkartsaydınız” T 24 (23/09/2023). Gökçer Tahincioğlu (İlk Söz) / Özgür Zeren’in katkısıyla. Kayıp Adalet. İletişim yay. 2021. Türkiye Barolar Birliği CMK Komisyonu. CMK Görevlendirme ve Uygulamalarındaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Çalıştay Sonuç Raporu, 21-22 Mayıs 2022.