1- GİRİŞ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 611 ilâ 619. maddelerinde düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının ise buna karşılık bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini devretmeyi üstlendiği bir sözleşmedir. Sözleşmenin tanımı ve temel hükümleri her ne kadar Türk Borçlar Kanunu’nda yer alsa da, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yalnızca borçlar hukuku ile sınırlı olmayıp miras hukuku ile de yakın ilişki içindedir. Bu nedenle, söz konusu sözleşmenin hem borçlar hukuku hem de miras hukuku boyutunu dikkate alan daha kapsamlı bir tanım yapılması gerekir.
Bu çerçevede ölünceye kadar bakma sözleşmesi; taraflarını bakım alacaklısı ile bakım borçlusunun oluşturduğu, bakım borçlusunun bakım alacaklısına ömür boyu bakmayı ve onu gözetmeyi üstlendiği, buna karşılık bakım alacaklısının da sözleşmenin niteliğine göre bakım borçlusuna bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini sağlararası bir işlemle devretmeyi üstlendiği yahut bakım borçlusu lehine maddi anlamda ölüme bağlı tasarrufta bulunduğu bir sözleşme olarak tanımlanabilir.
Bakım alacaklısının ne kadar süre yaşayacağının ve yaşadığı süre boyunca ihtiyaçlarının ne ölçüde artacağının önceden tam olarak belirlenememesi sebebiyle ölünceye kadar bakma sözleşmesi, sonucu talih ve tesadüfe bağlı sözleşmeler arasında yer almaktadır. Bunun yanında bakım alacaklısı, bakım karşılığı olan edimini çoğu zaman bir defada yerine getirmekte veya yerine getirmeyi üstlenmektedir. Buna karşılık bakım borçlusu, bakım alacaklısının yaşamı boyunca sözleşmeden doğan bakım ve gözetim yükümlülüğünü sürdürmek zorunda olup, onun borcu sürekli nitelik taşımaktadır. Tam da bu noktada taraflar arasındaki edimler arasında zamana ve güvene dayalı bir dengesizlik ortaya çıkmaktadır.
İşte bu dengesizlik sebebiyle kanun koyucu, bakım alacaklısını korumak amacıyla ona bazı güvenceler tanımıştır. Bu güvencelerden biri de Türk Borçlar Kanunu’nun 613. maddesinde düzenlenen yasal ipotek hakkıdır. Anılan hükme göre, bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Bu çalışmada, borçlar hukuku kaynaklı ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım alacaklısına tanınan bu yasal ipotek hakkı; amacı, hukuki niteliği, kapsamı ve sonuçları itibarıyla incelenecektir.
2- BAKIM ALACAKLISINA İPOTEK HAKKI TANINMASININ AMACI
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı, çoğu durumda sözleşmenin karşı edimi olan malvarlığı değerini tek seferde ve peşin şekilde devretmektedir. Buna karşılık bakım borçlusunun yükümlülüğü, bakım alacaklısının ölümü anına kadar devam eden, uzun yıllara yayılabilen ve süreklilik arz eden bir borçtur. Tarafların edim yapısı bu yönüyle eşzamanlı değildir. Bakım alacaklısı, malvarlığından hemen çıkmakta; buna karşılık bakım borçlusunun asli edimi geleceğe yayılmış bir şekilde ifa edilmektedir.
Öte yandan, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım borçlusuna devredilen taşınmazın daha sonra üçüncü kişilere devredilmesini önleyen genel nitelikte bir yasak da bulunmamaktadır. Esasen bu durum, mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur. Ne var ki bakım alacaklısı, taşınmaz mülkiyetini devretmesine karşılık yalnızca bakım ve gözetim görmeye yönelik kişisel bir hak elde etmektedir. Bu kişisel hakkın, devredilen taşınmaz karşısında tek başına yeterli koruma sağlamadığı açıktır.
Yargıtay da bu hususa dikkat çekmiş ve bakım alacaklısının, daha az teminatlı bir kişisel hak karşılığında taşınmazını devretmiş olması sebebiyle kanun koyucunun bu dengesizliği gidermek amacıyla bakım alacaklısı lehine yasal ipotek hakkı tanıdığını belirtmiştir (Yargıtay 1. HD., 2008/2122 E., 2008/7908 K.). Gerçekten de TBK m. 613 hükmü, bakım alacaklısının bakım borçlusuna karşı sahip olduğu alacak ve talep haklarını daha güçlü hale getiren ayni bir teminat sağlamaktadır.
Bu düzenleme sayesinde bakım alacaklısının taşınmazı devretmiş olması, onun bakım hakkının tamamen güvencesiz kalmasına yol açmamaktadır. İpotek hakkı, bakım borçlusunun sözleşmeden doğan bakım ve gözetim yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi ihtimaline karşı bir güvence işlevi görmektedir. Böylece kanun koyucu, hem sözleşmenin güven unsurunu desteklemekte hem de özellikle yaşlı, hasta veya bakım ihtiyacı yüksek olan kişilerin ekonomik bakımdan korunmasını amaçlamaktadır.
3- BAKIM ALACAKLISININ YASAL İPOTEK HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE KAPSAMI
Hem genel olarak ipotek hakkının hem de özel olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesinden doğan yasal ipoteğin, asıl alacağa bağlı (fer'i) bir hak olduğu konusunda fikir birliği mevcuttur denilebilir . İpotek, tek başına bir anlam ifade etmez; varlık sebebi, güvence altına aldığı alacaktır. Hukuki niteliği itibarıyla bir ayni teminat hakkıdır. Başka bir ifadeyle bakım alacaklısı, yalnızca bakım borçlusuna karşı ileri sürebileceği şahsi bir talep hakkına sahip olmakla kalmamakta, aynı zamanda devretmiş olduğu taşınmaz üzerinde alacağını güvence altına alan bir rehin hakkı da elde etmektedir. Bu yönüyle TBK m. 613 hükmü, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bünyesinde bulunan risk unsurunu azaltan ve taraflar arasındaki menfaat dengesini koruyan özel bir koruma mekanizması niteliğindedir.
Bu ipotek hakkı kanundan doğmaktadır. Ancak hakkın kanundan doğması, hiçbir işleme gerek olmaksızın bütün sonuçlarıyla kendiliğinden fiilen kullanılabilir hale geldiği anlamına gelmez. Burada söz konusu olan husus, bakım alacaklısına kanun tarafından tanınmış bir yasal güvence ve buna bağlı olarak ipotek tesisini isteme yetkisidir. Bu nedenle, söz konusu hakkın tapu siciline yansıtılması ve üçüncü kişilere karşı da etkili hale gelmesi bakımından tescil büyük önem taşımaktadır. Aksi halde bakım alacaklısına tanınan koruma, uygulamada zayıflayabilir.
Bu hakkın kapsamı zaman ve etki açısından sınırlıdır. Yüksek yargı kararlarına göre, bakım alacaklısı bu hakkı, mülkiyetin devrinden itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde tescil ettirmese dahi herkese karşı ileri sürebilir. Ancak bu süre geçtikten sonra hakkın korunması, tapu siciline tescil şartına bağlanmıştır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2010/7528 E. sayılı kararında bu ilkenin pratik sonucu açıkça görülmektedir. Kararda, yasal ipotek hakkını tapuya tescil ettirmeyen bakım alacaklısının, taşınmaz üzerinde sonradan hak kazanan iyi niyetli bankaların ipoteklerinin kaldırılması talebinin reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, tescilin üçüncü kişilere karşı koruma sağlamadaki kritik rolünü göstermektedir.
Yasal ipotek hakkının kapsamı belirlenirken ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kendine özgü yapısı göz önünde bulundurulmalıdır. Zira burada güvence altına alınmak istenen alacak, klasik anlamda baştan itibaren belirli ve sabit bir para alacağı değildir. Bakım borçlusunun yükümlülüğü; barındırma, besleme, gözetme, gerektiğinde tedavi ettirme, hastalık halinde ilgilenme ve bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir yaşam sürmesini sağlama gibi geniş kapsamlı ve çoğu zaman baştan parasal olarak tam belirlenmesi güç edimlerden oluşmaktadır.
Bu nedenle bakım alacaklısına tanınan ipotek hakkı, yalnızca dar anlamda bir para alacağını değil; sözleşmeden doğan bakım ilişkisinin güvence altına alınmasını sağlayan özel nitelikli bir teminat olarak değerlendirilmelidir. Nitekim bakım borçlusunun edimini gereği gibi yerine getirmemesi halinde yalnızca günlük bakım borcunun ihlali değil, sözleşmenin feshi, iade, tazminat ve diğer hukuki sonuçlar da gündeme gelebilecektir. Bu bakımdan yasal ipotek hakkının işlevi dar yorumlanmamalı; bakım alacaklısının sözleşmeden kaynaklanan menfaatlerinin korunmasına hizmet eden geniş kapsamlı bir güvence olarak kabul edilmelidir.
4- YASAL İPOTEK HAKKININ KURULMASI VE TAPU SİCİLİNE YANSIMASI
Bakım alacaklısının TBK m. 613 hükmünden yararlanabilmesi için öncelikle geçerli bir ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bulunması ve bu sözleşme uyarınca bakım borçlusuna bir taşınmaz devredilmiş olması gerekir. Kanun koyucu, açıkça “bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı”ndan söz etmektedir. Bu sebeple sözleşme konusu edimin taşınmaz devri içermediği hallerde, anılan hükmün doğrudan uygulanması mümkün olmayacaktır.
Kanunun sağladığı güvence, bakım borçlusunun bütün malvarlığı üzerinde genel bir teminat değil; bizzat devredilen taşınmaz üzerinde tanınmış özel bir teminattır. Bu tercih isabetlidir. Çünkü bakım alacaklısının tek seferde elinden çıkardığı ve çoğu zaman ekonomik hayatı bakımından en önemli değeri oluşturan unsur, çoğunlukla bu taşınmazdır. Dolayısıyla kanuni korumanın da öncelikle bu taşınmaz üzerinde yoğunlaşması doğaldır.
Uygulamada önem taşıyan meselelerden biri, ipotek hakkının hangi miktar üzerinden ve nasıl tesis edileceğidir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım borcunun süresi, bakım alacaklısının yaşam süresine bağlıdır; borcun kapsamı da sağlık durumu, yaş, ekonomik şartlar ve bakım ihtiyacının yoğunluğuna göre değişebilmektedir. Bu sebeple güvence altına alınan alacağın başlangıçta kesin şekilde belirlenmesi her zaman kolay değildir. Bu durum, bakım alacaklısı lehine kurulacak ipotek hakkının uygulamada özellikli değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Yine belirtmek gerekir ki bakım borçlusunun ipotek kurulmasına yanaşmaması, bakım alacaklısının kanundan doğan bu güvenceden mahrum bırakılması sonucunu doğurmamalıdır. Zira TBK m. 613 hükmünün amacı, bakım alacaklısını yalnızca dürüst davranan borçlular karşısında değil, edimini ihlal etme ihtimali taşıyan borçlulara karşı da korumaktır. Bu nedenle bakım alacaklısının, gerekli hukuki yollara başvurarak ipotek hakkının tanınmasını ve tapu siciline yansıtılmasını isteme imkânına sahiptir.
Tapu siciline tescil edilen yasal ipotek hakkı, bakım alacaklısının yalnızca borçluya karşı değil, üçüncü kişilere karşı da korunmasını sağlar. Özellikle bakım borçlusunun taşınmazı sonradan üçüncü bir kişiye devretmesi, taşınmaz üzerinde başka sınırlı ayni haklar kurması veya ekonomik durumunun bozulması gibi ihtimaller karşısında ipotek hakkının önemi daha da belirgin hale gelmektedir. Çünkü bu hak, bakım alacaklısına taşınmaz üzerinden doğrudan bir teminat sağlamaktadır.
5- YASAL İPOTEK HAKKININ SONUÇLARI VE SONA ERMESİ
Bakım alacaklısı lehine tanınan yasal ipotek hakkının en önemli sonucu, bakım alacaklısının sözleşmeden doğan haklarının ayni bir güvence ile desteklenmesidir. Böylece bakım borçlusunun bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde bakım alacaklısı, yalnızca şahsi nitelikte bir alacak veya tazminat talebiyle yetinmek zorunda kalmayacaktır. Şartların oluşması halinde devredilen taşınmaz üzerinden de hakkını güvence altına alabilecektir.
Bu durum özellikle bakım borçlusunun taşınmazı devretmesi, malvarlığını azaltması veya borçlarını yerine getirmekten kaçınması ihtimallerinde büyük önem taşımaktadır. Zira bakım alacaklısı çoğu zaman yaşı ilerlemiş, sağlık sorunları bulunan veya ekonomik olarak kırılgan durumda olan bir kişidir. Bu kişinin devrettiği taşınmazı geri alma veya uğradığı zararı başka yollarla telafi etme imkânı çoğu kez sınırlıdır. Kanuni ipotek hakkı, işte bu kırılganlığı azaltan bir güvence işlevi görmektedir.
İpotek hakkının bir diğer önemli sonucu, tapu siciline tescil edildiği ölçüde üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale gelmesidir. Böylece bakım borçlusunun devrettiği taşınmaz üzerinde daha sonra yaptığı tasarruflar karşısında bakım alacaklısının hukuki konumu güçlenmektedir. Bu yönüyle yasal ipotek hakkı, bakım alacaklısının menfaatlerini yalnızca borç ilişkisinin tarafları arasında değil, ayni hak düzeni içerisinde de koruyan önemli bir araçtır.
Yasal ipotek hakkı, kural olarak güvence altına aldığı ilişkinin sona ermesiyle birlikte işlevini yitirir. Bakım alacaklısının ölümü ile sözleşmenin asli bakım boyutu sona erer. Bununla birlikte ölüm tarihine kadar doğmuş, ancak ifa edilmemiş ya da ihlal edilmiş yükümlülüklerden kaynaklanan taleplerin ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Tarafların anlaşması, sözleşmenin haklı sebeple sona erdirilmesi, ipoteğin terkin edilmesi veya güvence altına alınan talebin tümüyle ortadan kalkması da ipotek hakkının sona ermesine yol açabilecek hallerdendir.
6- SONUÇ
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, tarafların edimlerinin zaman bakımından farklı şekilde gerçekleştiği, güven unsurunun son derece belirgin olduğu ve bakım alacaklısı bakımından ciddi riskler barındıran bir sözleşme türüdür. Bakım alacaklısı çoğu zaman en değerli malvarlığı unsurunu, yani taşınmazını, baştan devretmekte; buna karşılık bakım borçlusunun ediminin ifası geleceğe yayılmaktadır. Bu yapı, bakım alacaklısının korunmasını zorunlu kılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 613. maddesi ile bakım alacaklısına tanınan yasal ipotek hakkı, işte bu koruma ihtiyacının somut bir yansımasıdır. Söz konusu hak sayesinde bakım alacaklısı, yalnızca kişisel hakka dayanan zayıf bir alacaklı konumunda bırakılmamakta; devrettiği taşınmaz üzerinde ayni bir teminatla güçlendirilmektedir. Böylece bakım borçlusunun sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ihtimaline karşı etkili bir hukuki güvence sağlanmış olmaktadır.
Bu nedenle uygulamada TBK m. 613 hükmünün göz ardı edilmemesi, bakım alacaklısı lehine tanınan yasal ipotek hakkının zamanında ve etkin biçimde kullanılması, tapu siciline yansıtılması ve yorumda bakım alacaklısını koruyucu yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Aksi halde, kanun koyucunun getirdiği bu önemli güvence mekanizması kağıt üzerinde kalacak; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin zayıf tarafını oluşturan bakım alacaklısı yeterince korunamayacaktır.
Av. Berat KARAGÜVEN