MAKALE

Rekabet Kurulundan İşgücü Piyasalarındaki Centilmenlik Anlaşmalarına Ceza

Abone Ol

Rekabet Kurulu (“Kurul”), 26 Temmuz 2023 tarih ve 23-34/649-218 sayılı kararıyla, işgücü piyasalarında çalışan ayartmama anlaşmalarına ilişkin, farklı sektörlerde faaliyet gösteren işveren teşebbüsleri kapsayan geniş kapsamlı bir soruşturmayı sonuçlandırmıştır[1]. Kurul, soruşturma sonucunda on altı teşebbüsün çalışan ayartmama anlaşmaları yoluyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“4054 sayılı Kanun”) 4. maddesini ihlal ettiği kanaatine varmış ve bu teşebbüslere idari para cezası uygulamıştır. 10 Temmuz 2025 tarihinde Rekabet Kurumunun (“Kurum”) sitesinde yayınlanan karar, Kurulun işgücü piyasasına yönelik rekabet hukuku yaklaşımını daha belirgin biçimde ortaya koyması açısından önem taşımaktadır.

Soruşturma, çevrim içi yemek sipariş platformlarında yapılan yerinde incelemelerle başlamış; zaman içinde perakende, telekomünikasyon, yazılım, lojistik ve finans teknolojileri dâhil birçok alanda faaliyet gösteren teşebbüsleri kapsayacak şekilde genişlemiştir. Karara, iki Kurul üyesinin imzasını taşıyan bir karşı oy eklenmiştir; karşı oyda özellikle ihlalin “kartel” olarak nitelendirilmesine ve ceza matrahının hesaplanmasına ilişkin farklı değerlendirmeler yer almıştır. Bu bilgi notunda soruşturmanın kronolojisi, Kurul’un pazar tanımı ve ihlal tespitine esas alınan değerlendirmeler ve karşı oyda dile getirilen görüşler özetlenecektir.

Soruşturmanın Kronolojisi

Soruşturma, 4 Haziran 2020’de Yemeksepeti hakkında yürütülen ayrı bir dosyada yapılan yerinde inceleme sırasında elde edilen belgelere dayanmaktadır. Bu belgelerin Yemeksepeti, Zomato, Monitise Yazılım ve Markafoni arasında çalışan ayartmama yönünde bir uzlaşıya işaret etmesi üzerine Kurul, 20-27/336-M sayılı kararla konuyu resen ele almıştır. 22 Ekim 2020 tarihli kararla önaraştırma başlatılmış, Şubat 2021’den itibaren Commencis, Yemeksepeti ve Zomato nezdinde yerinde incelemeler yapılmıştır. 1 Nisan 2021’de soruşturma açılmış ve kapsam, Trendyol, Çiçeksepeti, Sahibinden, Getir ve Google Türkiye dâhil çok sayıda teşebbüsü içerecek şekilde genişlemiştir. Yerinde incelemelerin icrası sırasında bazı teşebbüsler bakımından incelemenin engellendiği veya zorlaştırıldığı tespit edilmiştir. Bu çerçevede 27 Mayıs 2021 tarihli Kurul kararlarıyla Çiçeksepeti, N11 ve Sahibinden hakkında idari para cezası uygulanmıştır. 5 Ağustos 2021 tarihli 21-37/527-M sayılı kararla ikinci dalga soruşturma açılmış ve mevcut dosya ile birleştirilmiş; akabinde Aralık 2021’de Beymen, Bilge Adam, Vodafone ve İstegelsin gibi teşebbüsler de kapsam dâhiline alınmıştır.

Süreç boyunca uzlaşma müessesesi etkin şekilde işletilmiştir. Trendyol, Getir, BiTaksi, Adeo, Garanti Teknoloji, Beymen, Obilet, Doğuş Teknoloji, Commencis, İstegelsin ve Yemeksepeti gibi teşebbüslerin uzlaşma başvuruları Kurul kararlarıyla sonuçlandırılmış ve bu teşebbüsler yönünden soruşturma sonlandırılmıştır. Öte yandan, taahhüt mekanizmasına ilişkin başvurular, dosyada tartışılan rekabet sorunlarının açık ve ağır ihlal niteliğinde değerlendirilmesi sebebiyle kabul edilmemiştir. Kalan tarafların yazılı savunmaları alınmış; nihai sözlü savunma toplantıları 18–19 Temmuz 2023 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

Kurul’un 2021 yılının ilkbahar–yaz döneminde yürüttüğü yerinde incelemelerde, işgücü piyasasında koordinasyonun farklı yöntemlerle hayata geçirildiğine işaret eden çok sayıda belgeye ulaşılmıştır. Bu belgeler arasında;

- insan kaynakları süreçlerine entegre edilmiş “off-limits” listeleri,

- rakip teşebbüsler arasında çalışan geçişlerini sınırlamaya yönelik doğrudan yazışmalar,

- işe alım ajanslarına yasaklı şirket listelerinin iletildiğini gösteren haberleşmeler, ve

- rakip teşebbüs çalışanlarının istihdamını belirli bir süre tazminata bağlayan sözleşme hükümleri yer almıştır.

Öne çıkan örnekler arasında Burger King–Yemeksepeti arasında kurye transferine ilişkin yazışmalar, Getir–Insider arasında doğrudan işe alım yapılmamasına yönelik centilmenlik anlaşması ve Hepsiburada–İstegelsin arasındaki ajans ve iç iletişim kayıtları bulunmaktadır. Kurul, bu delilleri birlikte değerlendirerek teşebbüsler arasında çalışan ayartmama yönünde irade uyuşması bulunduğu kanaatine ulaşmıştır.

İlgili Pazar Tanımı

Kurul, ilgili ürün pazarını işgücü piyasası ekseninde ele almıştır. İşverenler talep, çalışanlar arz tarafında yer almakta olup, çalışan geçişlerini sınırlayan anlaşmaların etkilerini doğru değerlendirebilmek için ücreti, çalışma koşulları ve uzmanlık düzeyi gibi unsurların ikame edilebilirlik açısından dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.

Kurul, pazar tanımı yapmak yerine doğrudan rekabeti kısıtlayıcı etkilerden hareketle pazar gücünün belirlenmesi yaklaşımını da değerlendirmiştir. Yapılan çalışmalar, işveren yoğunlaşmalarının rekabeti kısıtlayabildiğini ve emek arz esnekliğinin çeşitli nedenlerle azaldığını ortaya koymuştur.

Kararda vurgulandığı üzere, ABD’de Knorr-Bremse ve Deslandes kararlarında çalışan tipi ayrımı yapılmamış veya tüm restoran çalışanlarını kapsayan hükümler değerlendirilmiştir[2]. AB’de ise İspanya ve Fransa örneklerinde ayartmama hükümleri fiyat tespitiyle birlikte alım kartellerinin parçası olarak incelenmiş ve ayrı bir “istihdam pazarı” tanımlanmamıştır[3].

Mevcut dosyada tarafların farklı sektörlerde faaliyet göstermesi ve anlaşmaların çoğu çalışanı kapsaması nedeniyle kesin bir ürün pazarı tanımına gidilmemiştir. Coğrafi pazar bakımından da, uzmanlık veya franchise homojenliği bulunmadığı için dar veya geniş tanımın sonucu değiştirmeyeceği belirtilmiş ve coğrafi pazar tanımı yapılmamıştır.

Çalışan Ayartmama Anlaşmalarının Rekabet Hukuku Bakımından Değerlendirmesi

Kurul, çalışan ayartmama anlaşmalarını amaç bakımından ağır ihlal olarak nitelendirmiştir.

Bu anlaşmalar, işverenlerin işgücü temininde birbirleriyle rekabet etmesini engelleyerek çalışanların iş değiştirme özgürlüğünü kısıtlamakta ve ücretlerin doğal seyrini bozarak piyasa dinamiklerini zayıflatmaktadır. Kurul’un hukuki değerlendirmesinde temel hareket noktası, işgücü piyasasının arz ve talep mekanizmasıdır. Bu çerçevede, çalışanlar arz tarafında, işverenler ise talep tarafında yer almaktadır. Rakip işverenler arasında çalışan transferini kısıtlayan mutabakatlar, işgücü talebini yapay olarak sınırlandırarak tıpkı bir alım kartelinde olduğu gibi piyasanın işleyişine müdahale etmektedir. Bu nedenle, tarafların işgücü piyasasındaki pazar paylarının düşük olması ya da farklı çıktı pazarlarında faaliyet göstermeleri, ihlal tespitini ortadan kaldırmamaktadır. Kurul’a göre, işgücü piyasasında esas belirleyici unsur, çalışanların alternatif işverenler arasında serbestçe hareket edebilmesi ve bu yolla ücretlerin, çalışma koşullarının ve kariyer imkânlarının piyasa dinamikleriyle şekillenmesidir.

Kararda ayrıca, çalışan ayartmama mutabakatlarının yalnızca dar kapsamlı, belirli projelere özgülenmiş ve süre bakımından sınırlı olması durumunda “yan sınırlama” olarak kabul edilebileceği vurgulanmıştır. Yan sınırlamanın hukuka uygun sayılabilmesi için iki temel şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: (i) sınırlamanın meşru bir ana anlaşmanın uygulanabilmesi için doğrudan ilgili ve zorunlu olması, (ii) süre, coğrafi alan ve kapsam bakımından orantılı olması. Örneğin, bir birleşme ve devralma işlemi sırasında yalnızca devralma konusu birimlerde çalışan personeli kapsayan ve belirli bir süre ile sınırlı bir ayartmama hükmü yan sınırlama olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, tüm çalışanlara yönelik, süresiz ve geniş kapsamlı yasaklamalar, meşru bir iş birliği çerçevesinde değerlendirilemez ve 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin açık ihlali olarak kabul edilir.

Soruşturma tarafı teşebbüsler, çalışan ayartmama mutabakatlarının yalnızca sınırlı sayıda çalışanı kapsadığını ve meşru bir ana anlaşmanın uygulanabilmesi için gerekli olduğunu ileri sürerek bu düzenlemelerin yan sınırlama olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak Kurul, dosya kapsamındaki belgeler ve anlaşmaların yaygınlığı dikkate alındığında, bu tür sınırlamaların süre, kapsam ve konu bakımından orantısız olduğu ve bu nedenle yan sınırlama olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Teşebbüsler ayrıca, çalışan geçişlerinin sınırlandırılmasının müşteri memnuniyeti, hizmet kalitesi ve çalışan eğitimine yapılan yatırımların korunması gibi amaçlarla yapıldığını belirterek bu düzenlemelerin verimliliği artırdığını ileri sürmüştür. Kurul ise bu iddiaların, 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında muafiyet tanınmasını gerektirecek ölçüde iktisadi fayda yaratmadığını, aksine çalışanların iş değiştirme özgürlüğünü doğrudan sınırladığı için ağır ihlal teşkil ettiğini değerlendirmiştir.

Kurul, kararında yalnızca hukuki çerçeveyle yetinmemiş, aynı zamanda ekonomik literatür ve ampirik çalışmalara atıf yaparak çalışan ayartmama mutabakatlarının piyasaya olan etkilerini ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, söz konusu anlaşmaların çalışan ücretlerini yapay biçimde baskıladığını, kariyer hareketliliğini ve terfi imkânlarını kısıtladığını, hatta uzun vadede işgücü piyasasında yenilikçilik ve verimliliğin azalmasına yol açtığını göstermektedir. Kararda, çalışan ayartmama mutabakatlarının yalnızca bireysel işçilerin değil, genel olarak ekonominin işleyişine de zarar verdiği vurgulanmıştır. Çalışanların daha iyi ücret ve koşullar sunan alternatif işverenlere geçişinin engellenmesi, işverenlerin insan kaynağı için rekabet etme teşviklerini ortadan kaldırmakta ve bu durumun hem ücretlerin yükselmesini hem de işgücü verimliliğini olumsuz etkilediği belirtilmiştir.

Sonuç olarak Kurul, rakip teşebbüsler arasında sistematik ve geniş kapsamlı olarak uygulanan çalışan ayartmama anlaşmalarının, yalnızca bireysel çalışanlar açısından değil, işgücü piyasasının bütünsel işleyişi ve ekonominin genel rekabet yapısı bakımından da ciddi bir tehdit oluşturduğunu değerlendirmiştir. Bu nedenle, işgücü piyasasında rekabetin korunmasının, çıktı piyasalarındaki rekabet kadar önemli olduğu ve çalışan ayartmama mutabakatlarının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında kartel rejimine tabi tutulması gerektiği açıkça ortaya konmuştur.

Teşebbüslere İlişkin Tespitler ve Nihai Cezalar

Kurul, yapılan değerlendirme sonucunda on altı teşebbüsün 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğine kanaatine varmıştır. Bu teşebbüsler şunlardır: LC Waikiki, Türk Telekom, FLO, TAB Gıda (Burger King), KoçSistem, Vodafone, Hepsiburada, Arvato, Bilge Adam, Binovist, Veripark, Vivense, Çiçeksepeti, Insider, Zeplin ve Zomato.

Kararda, LC Waikiki’ye 59.590.457,10 TL ile en yüksek idari para cezası uygulanmıştır. Bunu 41.022.658,16 TL ile Türk Telekom, 18.021.702,86 TL ile FLO, 7.293.869,36 TL ile TAB Gıda ve 6.513.239,09 TL ile KoçSistem takip etmiştir. Hepsiburada, Vodafone, Arvato ve diğer teşebbüslere verilen cezalar ise 5 milyon TL’nin altında kalmıştır.

Öte yandan, yirmi bir teşebbüs hakkında ise ihlalin ispatlanamaması nedeniyle idari para cezası uygulanmasına gerek olmadığına karar verilmiştir.

Bazı teşebbüsler, aralarındaki ilişkilerin dikey ticari nitelikte olduğunu ve bu nedenle söz konusu davranışların “kartel” olarak nitelendirilemeyeceğini savunmuştur. Kararda, Arvato–Trendyol, Bilge Adam–Doğuş Teknoloji ve KoçSistem, Burger King–Yemeksepeti, Hepsiburada–İstegelsin, Insider–Getir ve Trendyol, LC Waikiki–Trendyol örneklerindeki gibi çeşitli dikey ticari ilişkiler bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak Kurul çoğunluğu, işgücü piyasasında rakip işverenler arasında yapılan bu tür mutabakatların çalışanların serbest dolaşımını kısıtladığını ve ekonomik olarak pazar paylaşımıyla aynı sonucu doğurduğunu belirterek kartel rejiminin uygulanmasının gerekli olduğuna hükmetmiştir.

Karşı Oy Gerekçesi

Karara, Kurul üyeleri Hasan Hüseyin Ünlü ve Berat Uzun tarafından kaleme alınan bir karşı oy gerekçesi eklenmiştir. Karşı oy sahipleri, dosya kapsamında ulaşılan ihlalin varlığı ve ilgili teşebbüslere idari para cezası verilmesi gerektiği yönünde Kurul’un çoğunluğu ile aynı görüşü paylaşmış; ancak ceza matrahının belirlenme yöntemi ve ihlalin “kartel” teşkil edip etmediği hususunda farklı değerlendirmelerde bulunmuştur.

İlk olarak, karşı oyda idari para cezası matrahının hesaplanmasına ilişkin bir farklılık ortaya konmuştur. 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca, ihlal nedeniyle uygulanacak idari para cezasının, teşebbüslerin bir önceki mali yıl sonundaki yıllık gayrisafi gelirleri üzerinden hesaplanması gerekmektedir. Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına İlişkin Yönetmelik’in 3. maddesinde yıllık gayrisafi gelir, tek düzen hesap planındaki net satışlar veya net satışlara en yakın gelir kalemleri üzerinden tanımlanmıştır.

Kurulun yerleşik uygulamalarında da bu çerçevede net satışların esas alındığı görülmektedir. Nitekim Danıştay’ın daha önceki kararlarında (örneğin, Danıştay 13. Daire’nin 09.05.2012 tarihli Hes Hacılar Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş. kararı ile Danıştay 10. Daire’nin 02.04.2013 tarihli Toprak Saniterleri ve Turizm İşletmeleri A.Ş. kararı) net satışların ceza hesabında dikkate alınması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu doğrultuda, karşı oy sahipleri, dosya konusu ihlalin işgücü piyasasına ilişkin olmasından hareketle ceza matrahının çalışan maliyetlerinin ciro içerisindeki oranı dikkate alınarak hesaplanmasını hukuken uygun bulmamış ve bu yönteme katılmamıştır.

Karşı oy gerekçesinin ikinci unsuru, ihlalin “kartel” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine ilişkindir. 26 Temmuz 2023 tarihli bu karar, (2009 yılından 27 Aralık 2024’a kadar yürürlükte kalmış olan) “önceki” Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik döneminde alındığından, ihlalin “kartel” ya da “diğer ihlal” sınıfında değerlendirilmesi doğrudan idari para cezasının belirlenmesine etki etmektedir[4].

Kararda çoğunluk, çalışan ayartmama anlaşmalarının, alım tarafında pazar paylaşımı ile eşdeğer olduğunu değerlendirerek, bu davranışları “kartel” olarak nitelendirmiştir. Buna karşılık, karşı oy sahipleri, soruşturma konusu teşebbüslerin bir kısmı arasında dikey ticari ilişkiler bulunduğunu vurgulamıştır. Nitekim kararda da Arvato ile Trendyol, Bilge Adam ile Doğuş Teknoloji ve KoçSistem, Burger King ile Yemeksepeti, Hepsiburada ile İstegelsin, Insider ile Getir ve Trendyol, KoçSistem ile Adeo, Bilge Adam ve Türk Telekom, LC Waikiki ile Trendyol, Vivense ile Trendyol ve Veripark ile Yemeksepeti arasında çeşitli ticari ilişkilerin mevcut olduğu açıkça ifade edilmiştir.

Karşı oy sahiplerine göre, bu tür dikey ticari ilişkilerin bulunduğu bir durumda, ihlalin “kartel” kategorisinde değil, diğer ihlaller kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Kartel kavramı, esasen yatay düzlemde, doğrudan rakipler arasında yapılan ve pazarı paylaşma amacı güden anlaşmalar için kullanılmaktadır. Dikey ilişki içeren bir yapıda, kartel rejiminin uygulanması, hukuki sınırların aşılması ve yanlış bir nitelendirme yapılması riskini beraberinde getirmektedir.

Sonuç olarak, karşı oy sahipleri, ihlal tespiti ve idari para cezası verilmesi yönünden çoğunlukla aynı görüşü paylaşmakla birlikte, ceza matrahının belirlenmesi ve ihlalin kategorisi konularında farklı bir yaklaşım benimsemiştir.

Sonuç ve Değerlendirme

Rekabet Kurulu, işgücü piyasalarında çalışan hareketliliğini kısıtlayan anlaşmaların, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında amaç bakımından ağır ihlal niteliğinde olduğunu ortaya koymuştur. Kararda, insan kaynakları süreçlerinde kullanılan “off-limits” listeleri, rakip teşebbüsler arasında yapılan işe alım kısıtlamasına yönelik yazışmalar, işe alım ajanslarına gönderilen yasaklı şirket listeleri ve çalışan transferini yüksek tazminat şartına bağlayan sözleşme hükümlerinin, rakip teşebbüsler arasında kararlaştırılması halinde pazar veya müşteri paylaşımıyla aynı ekonomik sonucu doğurduğu ve kartel rejimi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Kurul, 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında yapılan muafiyet değerlendirmesinde, teşebbüslerin çalışan geçişlerini sınırlandırmaya ilişkin ileri sürdükleri müşteri memnuniyeti, hizmet kalitesi veya çalışan eğitimine yapılan yatırımların korunması gibi gerekçelerin, rekabet üzerindeki olumsuz etkileri telafi edecek nitelikte olmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle, çalışan ayartmama anlaşmalarına muafiyet tanınmamıştır.

Kararda ayrıca, işgücü piyasasının arz ve talep yapısı çerçevesinde işverenlerin talep tarafında, çalışanların ise arz tarafında yer aldığı belirtilmiştir. Rakip işverenler arasında yapılan çalışan ayartmama anlaşmalarının, işgücü talebini yapay olarak kısıtladığı ve bu yönüyle çıktı piyasalarındaki pazar paylaşımı anlaşmalarına benzer şekilde rekabeti kısıtladığı ifade edilmiştir. Bu çerçevede, teşebbüslerin farklı çıktı pazarlarında faaliyet göstermesinin veya işgücü piyasasındaki paylarının düşük olmasının ihlal tespitini ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.

Kararın çoğunluk görüşünde, bu tür anlaşmalar kartel rejimi kapsamında değerlendirilmiştir. Ancak karara eklenen karşı oyda, bazı teşebbüsler arasında mevcut olan dikey ticari ilişkiler nedeniyle ihlalin kartel değil, diğer ağır ihlaller kategorisinde ele alınması gerektiği ve ceza matrahının çalışan maliyetleri oranı yerine net satışlar üzerinden hesaplanması gerektiği yönünde farklı görüşler dile getirilmiştir.

Sonuç olarak, Kurul, rakip teşebbüsler arasında sistematik ve geniş kapsamlı olarak uygulanan çalışan ayartmama anlaşmalarının, işgücü piyasasında rekabetin işleyişine ciddi şekilde zarar verdiğini tespit etmiş ve bu anlaşmaların 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında amaç bakımından ağır ihlal olarak yasaklanmasına karar vermiştir. Bu karar, Türkiye’de uzun süredir göz ardı edilen bir alana ışık tutarak, insan kaynakları süreçlerinde “sektörel teamül” olarak görülen birçok uygulamanın aslında rekabet hukuku ihlali teşkil ettiğini ve işgücü piyasasındaki koordinasyon pratiklerinin sektörlerde ne denli yaygın olduğunu ortaya koymuştur.

Av. Baran BAŞ

Av. Gülce KORKMAZ

------------

[1] Kurulun 26 Temmuz 2023 tarih ve 23-34/649-218 sayılı gerekçeli kararı için bkz. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=25e728c8-2db5-41fc-a9f1-f4f9324078aa

[2] Kararda atıf yapıldığı üzere, the USA, v. Knorr-Bremse AG and Westinghouse Air Brake Technologies Corporation No. 1:18-cv-00747, (2018).

47; Deslandes v. McDonald’s USA, No. 1:17-cv-04857 (N.D. III. 2018).

[3] Kararda atıf yapıldığı üzere, İspanya kararı için https://www.cnmc.es/expedientes/s012008; Fransa kararı için Autorité de la concurrence, Decision 17-D-20, 19.10.2017.

[4] Rekabet Kurumunun Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik, 27 Aralık 2024 tarih ve 32765 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan yeni versiyonu ile güncellenmiştir. Yeni Ceza Yönetmeliği ile, Eski Ceza Yönetmeliği’nin temel para cezasının belirlenmesine ilişkin olarak karteller ve diğer ihlaller arasında yaptığı ayrıma dayanan rejim değiştirilmiştir. Eski Ceza Yönetmeliği rejiminde, ilk adım olan temel para cezasının belirlenmesinde, “kartel” ve “diğer ihlaller” olmak üzere ihlal tipleri arasında (ihlal durumunda cironun %0’ı ile %10’u arasında bir para cezası verilebileceğini belirtmekle yetinen 4054 Sayılı Kanun’un aksine) ayrım yapılmakta idi. Konu hakkında detaylı bilgi için, Yeni Ceza Yönetmeliği’ni incelediğimiz yazımıza bu linkten ulaşabilirsiniz. https://www.baskaymaz.av.tr/tr/rekabet-cezalarinda-yeni-donem-yeni-ceza-yonetmeligi-ve-ceza-kilavuzu/