“8 Mart; 1857 yılında, ‘’Eşit İşe Eşit Ücret” “Sendikalaşma ve Oy Hakkı” için kadınlar tarafından başlatılan ve canları pahasına verilen mücadelenin yıl dönümü olarak, emeğine, bedenine, kimliğine sahip çıkarak kadın sorunlarının duyurulduğu bir gün haline gelmiştir. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; kadınların eşitlik, özgürlük ve insan onuruna yakışır bir yaşam hakkı mücadelesinin tarihsel simgesidir. Son yıllarda ilimizde meydana gelen kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakalarındaki artış, kadınların en temel hakkı olan yaşam hakkının yeterince korunamadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Devletin, yaşam hakkını koruma ve şiddeti önleme yönünde yalnızca pasif değil, etkin ve önleyici nitelikte pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülük, risk altındaki kadınların tespiti, korunması ve failler hakkında etkili soruşturma yürütülmesini zorunlu kılar.
6284 sayılı Kanun’un varlığı tek başına yeterli değildir. Bu Kanun’un etkin, gecikmeksizin ve bütüncül biçimde uygulanması; koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının sahada fiilen denetlenmesi; ihlal halinde derhal ve caydırıcı yaptırımların uygulanması zorunludur. Şiddet vakalarının önlenmesinde ihmali bulunan kamu görevlileri yönünden de idari ve cezai sorumluluk mekanizmalarının işletilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca yargısal süreçlerle sınırlı kalamaz. Sorunun kaynağına inen sosyal politikalar geliştirilmedikçe kalıcı çözüm mümkün değildir. Bu kapsamda; şiddet risk analizlerinin standartlaştırılması ve yüksek riskli vakalarda acil müdahale mekanizmalarının güçlendirilmesi, kadın sığınma evlerinin sayısının ve niteliğinin artırılması, ekonomik şiddete maruz kalan kadınlar için geçici maddi destek ve istihdam programlarının yaygınlaştırılması, eğitim müfredatında toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini güçlendiren içeriklere yer verilmesi, kolluk, yargı mensupları ve kamu görevlileri için zorunlu ve periyodik eğitim programları düzenlenmesi, şiddet faillerine yönelik rehabilitasyon ve öfke kontrol programlarının etkin biçimde uygulanması acil bir ihtiyaçtır.
Cezasızlık algısı, şiddeti besleyen en önemli unsurlardan biridir. İyi hal ve benzeri indirimlerin uygulanmasında ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınmalı; kadın cinayetleri ve kadına yönelik ağır şiddet suçlarında caydırıcılığı zayıflatacak uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Ülkemizde, son yıllarda daha da yaygın olmak üzere, toplumsal ve yasal düzenlemelerle kadınların toplumsal rolü annelik ve ev kadınlığına indirgenmekte, esnek çalışma adı altında kadın emeği daha da değersizleştirilmektedir. Çalışma saatlerinin uzun olmasına karşın erkeklere oranla daha düşük ücret alma, ücretsiz aile işçisi olarak çalışma, kadın emeğinin görünmezliği, erken yaşta evlilik, mülkiyetin erkekler lehine işlenmesi kadınları yoksullaştırmakta, kadınları yaşamın pek çok alanında güçsüz kılmaktadır.
Kadına yönelik şiddet münferit değil, yapısal bir insan hakları sorunudur. Bu nedenle mücadele; hukuk devleti ilkesi, eşitlik ilkesi ve insan onurunun korunması temelinde; önleyici, koruyucu ve cezalandırıcı mekanizmaların eş zamanlı işletilmesini gerektirir.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir kez daha ifade ediyoruz ki; kadınların yaşam hakkının korunması konusunda tüm kamu kurumlarını, yerel yönetimleri ve toplumsal aktörleri sorumluluk almaya davet ediyor; hukukun üstünlüğü çerçevesinde sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiriyoruz.
NESRİN ÜNAL / AYŞEGÜL OĞUZ / SEVDA TİMUR / HATUN EKREM ASLAN / LEYLA DEMİR/ MÜKERREM YILMAZ / BETÜL KURT / NURAN SEVİGEN / ŞELALE MİRZALI / SİMGE KODALAK / SEHLE GÜNDÜZ / MELEK ÇELİK / BEHİYE TAŞKIN ve ismini sayamadığımız nice kadın arkadaşımızı UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…”




