Sigortalıların, haksızlığa uğradığını düşündükleri ve gerçekten de 2008 yılında yürürlüğe giren yasal düzenlemeyle de, kusursuz sorumluluklarına doğru giden bir uygulamayla karşı karşıya kalınmıştır. Tabi ki Kurumu, bilerek ve isteyerek zarara uğratmak niyetinde olan kişiler de vardır. Ancak Sosyal Devlet ve Hukuk Devleti olmanın bir getirisi olarak Kurumun işlemlerinde daha dikkatli ve özenli davranması ve işlemler tesis etmesi halinde, işbu düzenlemeye ihtiyaç duyulmayacağı sarihtir. Böylece kusursuz ve iyi niyetli  sigortalılar, geri ödemeler ve yasal faizleriyle biranda borç yüküyle karşı karşıya kalmayacağı gibi, kötü niyetli olan kişilerin de haksız menfaat elde etmelerinin önüne geçilmiş olacaktır.

Yazımıza konu ilgili 5510 Sayılı Yasanın 96. Maddesi; Yersiz ödemelerin geri alınması

MADDE 96- Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı,

ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.

Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır. Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

Yasa metninde görüldüğü üzere, Kurum kendi hatalı olsa dahi, gelir veya aylık sahibinde  alacaklı olduğu umudu ve inancı yaratarak onca yıl yaptığı ödemeleri (5 yıl) ancak 24 ay içinde TOPLUCA yapılırsa faizsiz tahsil etmektedir. Böylece ödeme, 24 ayı geçtiği takdirde Kurum bir de faiz tahsil etmektedir.

Oysa ki, Anayasamızın 2.maddesinde de belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti Sosyal bir Hukuk Devleti’dir. Sosyal Devlet ekonomik yönden güçsüz vatandaşı korumakla mükelleftir. (Anayasa 5. Maddesi, Anayasa 60 ve 61. Maddeler) Devletin idare teşkilatında yer alan ve Sosyal Kamu Kurumu olan SGK, Anayasanın 125. Maddesi son bendi ve Anayasanın 40. Madde 3. Bendine aykırı olarak, hatasını ve tüm sonuçlarını tamamıyla Vatandaşa yükleyerek Kuruma olan güveni sarsmaktadır.

2008 yılı öncesi (5510 Sayılı Yasa 96. maddesi yürürlüğe girmeden önce) Kurumun hatalı ve haksız işlemi sonucu tesis edilen ödemeler, Borçlar Kanunu’nun Sebepsiz Zenginleşme hükümlerine göre değerlendirilerek ve  iyi niyetli sigortalının aylıklarının günlük yaşamda geçimini sağlamak için harcandığı dikkate alınarak anılan borcun, tüm faiz ve fer’ileriyle silinmesi yönünde hakkaniyete uygun Yargı Kararları verilebiliyordu. İş bu tarz davalarda, Borçlar Kanunun 62.maddesinde belirtilen sebepsiz zenginleşme kurumunun şartları oluştuğunun tespiti durumunda, malvarlığındaki eksilmenin giderilmesi konusunda ölçü, iyi niyet ve kötü niyetin tespitidir.

BK.63.md/I. Fıkrası gereğince zenginleşen kişi, iyi niyetli ise iyi niyetle elinden çıkardığı şeylerden sorumlu değildir. Vatandaşın gelir ve aylıkların bağlanması aşamasında, Kurumu yanıltıcı herhangi bir beyanda bulunmaması ve Kurumun ödeme yaptığı süreçte iyi niyetli halin devamı ile Borçlar Kanunu’nun 63.md./I.fıkrasında iyi niyetli zenginleşenin iade sorumluluğu kapsamında yaşlılık aylıklarının da son derece cüz’i bir rakam olduğu da günümüz ekonomik şartları dikkate alındığında, günlük ihtiyaçların karşılanmasında harcanacağı ve herhangi bir birikim durumunun söz konusu dahi  olamayacağından; Açık Kanun maddesinde de (BK 63/I.fıkra) iyi niyetli zilyedin elinde kalan miktarla sorumlu olduğu ifade edildiği dikkate alındığında yersiz ödemeden tüm faiz ve fer’ilerinden sorumlu olunmadığına yönelik hak ve nefaset kurallarıyla bağdaşan, sigortalı lehine yorum ilkesine uygun  kararlar verilmiştir.

Fakat 5510 Sayılı Yasa 96. Maddenin yürürlüğe girmesiyle, yersiz ödemelerde özel bir düzenleme olduğundan evleviyetle uygulanmak durumunda kalınmış ve böylece  Mahkemeleri, vatandaşı borçtan sorumlu tutma yönünde bağlamıştır. Ancak yukarıda değindiğim Anayasanın birçok maddesi ile bağdaşmayan işbu yasa maddesi, Anayasanın 125. Maddesinde açıkça Devletin haksız işlemlerinin mali sorumluluğunu da yükleneceği düzenlenmesine  aykırılık teşkil etmektedir.

Son dönemlerde de 5510 SY 96. madde b bendi ile eli kolu bağlanan Mahkemelerin kararlarına karşı, anayasal temel hal ve özgürlüklerinin açıkça ihlal edildiğini düşünen yersiz ödeme mağdurları, Anayasa Mahkemesi yoluna başvurmuşlardır. Emsal mevzuat ve içtihat değerlendirmesi SUNAN BAŞVURUCU LEHİNE ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI VERİLMİŞTİR: 

SGK’NIN HATALI HESAPLAMA İŞLEMİ NEDENİYLE AYLIKTAN MAHRUM KALMANIN,

ANAYASA’NIN 35. MADDESİNDEKİ MÜLKİYET HAKKINI İHLAL ETTİĞİ,

*** MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLMESİ VE SONUÇLARININ KALDIRILMASI GEREKTİĞİ VE YEREL MAHKEME’NİN BUNA GÖRE KARAR VERMESİ GEREKTİĞİ,

*** HATALI HESAPLAMA SONUCU AYLIKTAN MAHRUM KALINDIĞINDAN SGK’NIN MANEVİ TAZMİNAT ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR.

*** MEŞRU BEKLENTİ TEŞKİL EDEN MÜLK EDİNME BEKLENTİLERİNİ ZEDELEYİCİ KAMU İŞLEM VE EYLEMLERİ DE MÜLKİYET HAKKINA MÜDAHALE OLUŞTURUR (Süleyman Oktay URAS ve Sevtap URAS, B. NO: 2014/11994, 09.03.2017,S 57)

Öte yandan ana paranın iadesinin yanı sıra Kusur ve kastı olmadığı halde kendisinden 5 yıllık ödeme topluca talep edilen vatandaş, bir de faiz cezasıyla ikinci kez yıkılmaktadır. Genellikle olan ve kendi takip ettiğim davalarda da karşılaştığım, SGK’nın somut olayda vatandaşın kusur durumunu araştırmadan, ana para ile faizleri aynı anda tahakkuk ettirerek tebliğ etmesidir. 

Böylece yüklü Borç bildirimini alan yersiz ödeme mağduru vatandaş, kusursuzluğundan mütevellit haksızlığa uğradığı düşüncesiyle Mahkeme yolunu tutmaktadır. Bu sefer de Kendisi haklı dahi olsa, 5510 Sayılı yasa 96. Maddesi, aşılamaz bir duvar gibi karşısına çıkmaktadır. Kusursuz sorumlu tutularak ana para kendisinden alındığı gibi, Üstelik dava ikame ettiğinden bahisle 24 aylık ödeme süresi de kaçmış olduğundan  bu sefer de vatandaş, faiz ödemesiyle karşılaşmaktadır. Bunu da ancak Yerel Mahkeme kararını verdikten sonra öğrenmektedir! Kuruma güvendiği için hayal kırıklığına uğrayan sigortalı bir de dava açtığından bahisle faiz yüküyle karşılaşıyor. Bu durumun Anayasanın 36. Maddesinde düzenlenen Hak Arama hürriyetine aykırı olduğu görüşündeyim.

Haksızlığa uğrayan ve kusurlu olmadığını yargı yoluyla ispatlamaya çalışan vatandaşınsırf yargıya başvurduğundan dolayı ve haklı olduğunu bildiğinden  ödeme yapmayı dava sonuna  bırakması sonucu, faiz yüküyle karşılaşması hak arama hürriyetinin açık ihlalidir. SGK’nın 5502 Sayılı Yasa’nın 3. Maddesi gereği her türlü işlemleriyle ve ilgili mevzuat düzenlemeleriyle vatandaşı ayrıntılı ve anlaşılır bir tarzda bilgilendirmekle görevli ve yükümlüdür.

“5502 Sayılı SOSYAL GÜVENLİK KURUMU KANUNU 3. Madde (2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’nin 88 inci maddesi ile mülga) 6552 sayılı yasa ile değişik hali-

Kurumun amacı ve görevleri MADDE 3-

Kurumun temel amacı; sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı, etkin, adil, kolay erişilebilir, aktüeryal ve malî açıdan sürdürülebilir, çağdaş standartlarda sosyal güvenlik sistemini yürütmektir. Kurumun görevleri şunlardır:

 a) Ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile yıllık uygulama programlarını dikkate alarak sosyal güvenlik politikalarını uygulamak, bu politikaların geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

b) HİZMET SUNDUĞU GERÇEK VE TÜZEL KİŞİLERİ HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ KONUSUNDA BİLGİLENDİRMEK, HAKLARININ KULLANILMASINI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİN YERİNE GETİRİLMESİNİ KOLAYLAŞTIRMAK.

c) Sosyal güvenliğe ilişkin konularda; uluslararası gelişmeleri izlemek, Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşlar ile işbirliği yapmak, yabancı ülkelerle yapılacak sosyal güvenlik sözleşmelerine ilişkin gerekli çalışmaları yürütmek, usûlüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmaları uygulamak.

ç) Sosyal güvenlik alanında, eğitim, araştırma ve danışmanlık faaliyetleri yapmak ve yaptırmak, kamu idareleri arasında koordinasyon ve işbirliğini sağlamak. (1)

d) Bu Kanun ve diğer kanunlar ile Kuruma verilen görevleri yapmak.

Kurumun 5502 Sayılı Yasanın 3. Maddesi ‘ne aykırı olarak dikkatli ve özenli araştırma yapmadığından sadece kendi kusurundan kaynaklı bağlanan ve yersiz ödeme teşkil eden gelir ve aylıkların iptali ve ana parayla aynı anda faiz tahakkuk ettirilmesi ve tebliği, somut olayın şartlarına göre hizmet kusuru ve fiili yol teşkil edeceğinden manevi tazminat istemi de söz konusu olabilir. Kişiler durumuna göre şartları oluştuğu hallerde manevi tazminat da talep edebilirler.

Gelir ve aylığın hatalı bağlanması, haksız kesilmesi, topluca faiziyle iadesi talebi ve icra tehdidi, bazı durumlarda aynı konuda ikinci davanın ikamesi nedeniyle aynı konuda defalarca duruşma deneyimi ve heyecanı, uğradığı acı ve elem, fiziksel bütünlüğe sirayet etmesiyle sağlık problemleri…

YHGK 07.02.2019 tarihli 2017/11-1976, 2019/81K. Sayılı kararı işbu taleplere emsal gösterilebilir. Ancak Sosyal Güvenlik Mevzuatının sıkça değişmesi durumu dikkate alındığında, güncel gelişmelerin ve kararların da takibinin önemli olduğu unutulmamalıdır!

İşbu kararda özetle,   Borca aykırılık tek başına manevi tazminat gerektirmez ise de özel hâl ve şartlarda davacının kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde haksız fiilin neticelerini doğurmakta ve manevi tazminat gerektirmektedir.

Borca aykırı herhangi bir davranışın, alacaklının kişilik haklarının zedelenmesine neden olması mümkündür

Bilindiği gibi borçlunun , ifa etmekle yükümlü olduğu borcunu yerine getirememesi durumunda borca aykırılık meydana gelmekledir. Borca aykırı davranan , bu davranışı ile neden olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olup işbu yükümlülük neticesinde doğan sorumluluğa, borca aykırı davranıştan sorumluluk denilmektedir Sorumluluk bu anlamıyla tazminat borcunun kaynağıdır (Oğuzman. M.K./ Öz, i Borçlar Hukuku, Genel Hükümler İstanbul 2006. s 14/

borca  aykırılık tek başına manevi tazminat gerektirmez ise de. özel hal ve şartlarda davacının kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde haksız fiilin neticelerini doğurmakta re manevi tazminat gerektirmekledir.

818 sayılı BK nm 98/2 'net maddesi uyarınca haksız fiillere müteallik hükümler kıyasen akde muhalif hareketlere de uygulanır. Borca aykırı herhangi bir davranışın, alacaklının kişilik haklarının zedelenmesine neden olması mümkündür. Uygulamada borcun zamanında veya hiç yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen olaylarda duyulan acı, üzüntü de borca aykırı davranışta bulunan borçlunun eylemi arasındaki nedensellik bağının nasıl kurulacağını tespit etmek tartışmalıdır. Zira kural olarak bir para borcunun ödenmemesi alacaklının kişilik hakkını ihlal etmemektedir. Ancak bunun neticesinde gelişen olaylar bu hakkı ihlal edebileceğinden nedensellik bağı burada kurulabilmektedir...

BK’nın 49 uncu (6098 sayılı TBK. m. 58) maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir.

Burada kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Ancak kişilik değerlerinin kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir BK’nın 49 uncu maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, RUHSAL UYUM DENGESİ SARSILANIN, KİŞİLİK DEĞERLERİNE SALDIRI NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT İSTEYEBİLMESİ OLANAĞI VARDIR.

Manevi tazminat isteminin temelinde, davalının haksız eylemi ( 5502 SAYILI YASANIN 3. MADDESİNDEKİ GÖREVİNİ İHMAL ETMEK SURETİYLE HİZMET KUSURU VE FİİLİ YOK TEŞKİL EDEN EKSİK İNCELEME VE ARAŞTIRMA, BİLDİRİM YAPMAMA) yatmaktadır. Bilindiği üzere haksız eylemin unsurları hukuka aykırı fiil, kusur zarar ve fiil ile zarar arasında illiyet bağı bulunmasıdır.

Öte yandan, kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir ise de. hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesini’, karar vereceği para tutarı, adalete uygun olmalıdır. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayın ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumları da dikkate almalıdır. YHGK , 07.02.2019. E:2017/11-1976. K:2019/81)

MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA, GELİŞMİŞ ÜLKELERDE ARTIK ESKİ KALIPLARDAN ÇIKILARAK CAYDIRICILIK UNSURUNA DA AĞIRLIK VERİLMEKTEDİR GELİŞEN HUKUKLA BU YAKLAŞIM, KİŞİLERİN BEDENİNE VE RUHUNA KARŞI YÖNELTİLEN HAKSIZ EYLEMLERDE VEYA TAKSİRLİ DAVRANIŞLARDA TATMİN DUYGUSU YANINDA CAYDIRICILIK UYANDIRAN ORANLARDA MANEVİ TAZMİNAT TAKDİR EDİLMESİ GEREĞİNİ ORTAYA KOYMAKTA, KİŞİ HAKLARININ HER ŞEYİN ÖNÜNDE GELDİĞİNİ ÖNEMLE VURGULAMAKTADIR

BU İLKELER GÖZETİLDİĞİNDE ASLOLAN İNSAN YAŞAMIDIR VE BU YAŞAMIN YİTİRİLMESİNİN YAKINLARINDA AÇTIĞI DERİN İZDİR ABI HİÇBİR DEĞERİN TELAFİ ETMESİ OLANAKLI DEĞİLDİR. BURADA AMAÇLANAN SADECE BİR NEBZE OLSUN RAHATLAMA DUYGUSU VERMEK, ÖTE YANDAN DA_ZARAR VEREN YANI DA DİKKAT VE ÖZEN GÖSTERMEK KONUSUNDA ETKİLEYECEK BİR YAPTIRIMLA, CAYDIRICI OLABİLMEKTİR. (HGK 23 6.2004, 13’291-370) " (21.111), 10/09/2019, E; 2018/3964. K;2019/4932)

Ayrıca  SGK’nın  kendi düzenleyici işlemi olan

FAZLA VE YERSİZ ÖDEMELERİN TAHSİLİNE İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK” 13. MADDE GEREĞİ ,

ÖDEMELERDEN  KESİNTİ YAPMAK SURETİYLE TAHSİLAT YAPABİLECEKTİR. AYLIK VE GELİR ALANLARDAN RE’SEN  %25 KESİLECEĞİ 13. MADDE 4. BENDDE AÇIKÇA İFADE EDİLMEKTEDİR. YİNE İLGİLİ YÖNETMELİK 13. MADDE 5. BEND GEREĞİ, KURUMUN HATALI İŞLEMİNDEN KAYNAKLANAN YERSİZ ÖDEMELERDE %25 AYLIK KESİNTİSİ HARİCİNDE AYRICA İCRA TAKİBİNE GİDİLMEYECEĞİ AÇIKÇA BELİRTİLMİŞTİR.

YÖNETMELİĞİN 10. MADDESİNDE İSE BORÇ BİLDİRİMİ YAPILDIĞI ESNADA FAİZ HESAPLANMAMASI GEREKTİĞİ AÇIKÇA YER ALMIŞTIR.

Yersiz Ödemelerle İlgili bir diğer olumlu gelişme de, Davalı Kurumun açık haksızlık sonucu oluşan mağduriyeti gidermek amacıyla 05.12.2017 tarihli ve 30261 Sayılı  Resmi Gazetede yayınlanan sosyal sigorta işlemleri yönetmeliğinde değişiklik yapılmasına ilişkin Yönetmelik’tir.  Böylece  Kurum da hatalı işlemini fark etmiş ve düzenleyici işlemiyle Hukuk Devletine yaraşır düzenleyici işlem tesis etmiştir.

SGK’nın düzenleyici işlemi olan iş bu yönetmelik, bir nevi Kurum hatasını ikrarıdır ve Kurum da haksızlığı gidermeye çalışmaktadır. Sosyal Güvenlik Davalarının Kamu düzenine ilişkin Kamu gücü niteliği gereği dava esnasında gelişen bu olumlu düzenlemeler görülmekte olan davalara da uygulanmıştır. 

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından:

SOSYAL SİGORTA İŞLEMLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK

YAPILMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK

Aylık bağlandıktan sonra prim ödeme gün sayısı eksik olduğu tespit edilenler

GEÇİCİ MADDE 35 – (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanuna veya ilgili sosyal güvenlik kanunlarına göre aylık bağlanmış olanlardan, tahsis talep veya ölüm tarihi itibariyle ilgili kanunlarında öngörülen aylık bağlama koşullarından prim ödeme gün sayısı şartının sigortalıların kasıtlı veya kusurlu davranışlarından kaynaklanmayan nedenlerle yerine gelmediği daha sonra anlaşılanların eksik hizmet süreleri;

a) Kanuna veya 3201 sayılı Kanuna göre borçlanılacak süresi olanlar, borçlanma talep tarihinde Kanunun 82 nci maddesine göre tespit edilecek prime esas günlük kazanç alt sınırı üzerinden eksik hizmet süresi kadar borçlandırılmak,

b) Birinci fıkranın (a) bendi kapsamında borçlanılacak süresi olmayanlar ile borçlanılacak süreleriyle eksik hizmet süresini tamamlamayanlardan; tahsis talep tarihi ile yersiz ödemenin tespit edildiği tarih arasında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında sigortalılığı bulunanların eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar hizmet verilmek,

c) Birinci fıkranın (a) ve (b) bendi kapsamında süresi olmayanlardan; isteğe bağlı, 2925 sayılı Kanuna tabi, Kanunun ek 5 inci maddesi ile ek 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki sigortalılıkları tahsis talep tarihi itibariyle aylığa hak kazanmaları nedeniyle sona erenlere, eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarihe kadar belirtilen kapsamdaki sigortalılıkları devam ettirilmek,

suretiyle tamamlatılır.

(2) BİRİNCİ FIKRANIN (A) BENDİ KAPSAMINDA OLANLAR İÇİN YENİ BİR AYLIK HESABI YAPILMAZ VE AYLIK BAŞLANGIÇ TARİHİ DEĞİŞTİRİLMEZ. (b) ve (c) bentleri kapsamında olanlar için ise aylık bağlanmış olan sigortalılık haline göre eksik hizmet süresinin tamamlanacağı tarih itibariyle yeniden aylık hesaplanır ve yapılacak hesaplamada; devam eden sigortalılık süreleri gün ve kazanç olarak, borçlanılacak süreler sadece prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilir.

(3) Birinci fıkranın (a), (b) veya (c) bentleri kapsamında tahakkuk edecek borç tutarları ile bu madde kapsamında olanlara son aylık ödenen tarihten eksik hizmet süresi kadar geriye gidilerek tespit edilecek sürede yapılmış olan yersiz ödemeler Kanunun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında aylıklarından kesilmek suretiyle tahsil edilir. Ancak bu maddenin yürürlük tarihinden önce aylıkları kesilerek Kanunun 96 ncı maddesi hükümlerine göre yersiz ödenen tutarların tamamı tahsil edilmiş olanlar ile tahsil süreci devam edenlerin ödemiş oldukları tutarlar bu madde kapsamında hesaplanan yersiz ödeme tutarından fazla ise iade ve mahsup edilmez.

Görüldüğü üzere, lehe olan ve 5510 SY 96. Madde b bendinin yarattığı haksızlığı kısmen de olsa gidermeye çalışan  Kurum düzenlemeleri de mevcut olmakla, gelir ve aylıkların yersiz ödendiğinden sebeple geri talep edilmesi halinde, yukarıda bahsedilen ilgili yönetmeliklerin ve güncellenmiş hallerinin  iyice incelenmesi, gözden kaçan mevzuata aykırı uygulamaların fark edilmesi açısından yararlı olacaktır.

KURUMUN RE’SEN TAHSİL YETKİSİ DE MEVCUTKEN, DAVA İKAME EDİLMESİ SEBEBİYLE 24 AY İÇİNDE ÖDEME YAPILMADIĞINDAN BAHİSLE FAİZE HÜKMEDİLMESİ, ANAYASAL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN OLAN SOSYAL GÜVENLİK HAKKI, HAK ARAMA HÜRRİYETİ VE ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİNE SEBEBİYET VERMEKTEDİR. YERSİZ ÖDEME TALEP EDİLEN İYİ NİYETLİ GELİR VE AYLIK SAHİPLERİNİN, ANA PARA YANI SIRA FAİZ TALEBİYLE KARŞILAŞTIKLARINDA YUKARIDAKİ LEHE MEVZUAT DÜZENLEMELERİNE VAKIF OLMASI HALİNDE, İHLALLERİN YAŞANMAMASI VE VATANDAŞIN MADDİ VE MANEVİ BÜTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASI (RUHSAL UYUM DENGESİNİN SARSILMAMASI) ADINA KURUMUN KENDİ DÜZENLEYİCİ İŞLEMLERİNE UYGUN İŞLEMLER TESİS ETMESİ, MEVZUAT KONUSUNDA GEREKLİ BİLGİLENDİRMEYİ YAPMASI TEMENNİSİYLE YAZIMIN FAYDALI OLMASINI DİLİYORUM.   

                                                                             

Av. Özlem VARDAR