“İnsan, patlayabilen ve gürültü çıkartabilen o şeyleri

üzerinden hiç ayırmadığı zaman güçlü buluyor”
                                                              J. P. Sartre

 

Bir kadının feryadı: “Beni öldürmeden saklayın.”

                                               Hürriyet 25/09/2023 s.3

Şiddet, yukarda değinildiği üzere yaşamın doğal bir öğesi olma eğilimi gösterirken; karşılıklı konuşma ve diyalogun yerini alma yolunda; kendisini “bağırma” biçiminde de (yönetim ile diyalog kuramayan/toplu işten çıkarılan/ hak kaybına uğrayan ve suskunların bağırması olarak) göster- mektedir.1 Bu süreçte kişilerin ateşli silah ve bıçağa artan ölçüde sarıldığına da tanık olunmaktadır:  

Silah suiistimali ile yasal düzenlemeler arasındaki ilişkiyi saptamak üzere iki metoda başvurulduğu görülmektedir:

- Bir ülkede saptanan silah suiistimali oranlarındaki dalgalanmaların gittikçe sınırlayıcı nitelik kazanan ateşli silah kontrol hukukuna bağlanması; veya

- Farklı silah kontrol rejimine sahip iki veya daha fazla ülkedeki silah suiistimal oranlarının karşılaştırılmasıdır.

Genelde silah suiistimal oranları ile fazlaca sınırlayıcı silah rejiminin uygulanması arasında korelasyon saptandığında, bu durum ekseriya, silah hukukunun etkili oluşunun ispatı (veya en azından güçlü bir kanıtı); bu korelasyon saptanmadığında ise, bu hukukun işlev görmediği veya daha kötüsü, silah kontrol rejiminin genelde etkili olmadığının ispatı olarak görülmektedir. Kuşkusuz, bu sonuçlar beraberinde şu soruyu davet etmektedir: Korelasyonlar otomatik olarak nedenselliğe ilişkin bir sonuç çıkarmamıza izin vermekte midir? Örneğin, 1977 yılında Kanada’da yürürlüğe giren rijit nitelikteki silah kontrol yasası sonrası adam öldürme suçlarında silah kullanım oranının düşmesiyle neden-sonuç ilişkisi çıkarılabilir mi? Böyle bir saptamada, kontrol rejimine ilişkisi olmayan ve fakat böyle bir değişime katkı olasılığı olan diğer etmenlere de bakılması gerekmektedir. Bunu yapabilmek için silah suiistimal oranları ve kontrolüne ilişkin diğer etmenler hakkında da ayrıntılı bilgi sahibi olunmalı; ve bu süreçte, mevcut yasal düzenleme ile silah suiistimal oranları arasında bir ilişki olup olmadığına bakılmalıdır. Ne var ki, silah kontrol rejimlerinin etkinliği üzerine yapılan araştırmaların ekserisi geçerlik standartlarını karşılamaktan uzak bulunmaktadırlar. Bunun nedeni ise, araştırmaların ekserisinde, silah kontrol yasalarının istenilen sonucu nasıl sağlayabileceği konusunda açık veya belirgin bir teorik referansın olmamasıdır. Kuşkusuz, istenilen etkinin nasıl oluştuğuna ilişkin bir teori olmadığında, halkı (silah kontrolüne karşı olanlar ile kuşku duyanları da) bu sonucun varlığına inandırmak oldukça zor olacaktır.

Silahlı şiddet en temel hakkımız olan yaşam hakkımızı tehdit eden her gün tanık olduğumuz sosyal bir beladır. Silah kullanımı şiddetin ölümle sonuçlanma olasılığını büyük ölçüde artırmaktadır. Her gün  ortalama (7)'den fazla kişi, ateşli silahlara kolay erişim (yasal ya da yasa dışı) nedeniyle  nedeniyle ölüyor. Nitekim, yüksek riskli gruplara (aile içi şiddet suçluları, şiddet içeren  suçlardan hüküm giymiş kişiler ve kendilerine veya başkalarına tehdit oluşturduğuna karar verilen akıl hastalığı olan kişiler) yönelik ateşli silah yasaklarının şiddeti azalttığı görülmüştür.

Silahlı cinayetler ve saldırıların şehirlerde yüksek oranlarda meydana geldiği; ve bu durumun ülkenin uzun süredir devam eden sistemik ve yapısal eşitsizliklerini/yeraltı dünyasını yansıttığına tanık olunmaktadır.

Silahlı şiddet vakalarının azaltılması, hukuk, kamu sağlığı, kamu güvenliği, toplum ve sağlık dahil olmak üzere birden fazla sistem aracılığıyla müdahale edilmesini gerektirecektir.  

Silah ruhsat sayısı bakıldığında, Emniyet Genel Müdürlüğü Tarafından Verilen Ateşli Silah Ruhsat Sayısı(2014-2017) toplamı 885,586; Jandarma Sorumluluk Bölgesinde 2015-2020 Yılları Arasında Verilen Ruhsat Sayısı toplamı ise 366,925 olup;4-5 yılda verilen toplam ruhsat sayısı “1,252,511” i bulmuştur. Ruhsatsız silah bulunduran/taşıyanların sayısı karanlıkta(dark figure) kalmaktadır.

Türkiye’de sivillerin sahip olduğu ateşli silah sayısının nüfusa oranı (SAS, 2018) her 100 kişide 15,8’i bulmuştur.

 Nüfus        Silah sayısı        Her 100 kişide (*)

83.614.362     13.200.000            15,8

(*) 2007 yılında bu oran 13.0 idi.

Sivillerin sahip olduğu silah sayısının, silahlı kuvvetlerden ve kolluktan yaklaşık olarak beş kat daha fazla olduğu ifade edilmiştir.2

Silahlı şiddetten herkes etkilenebilir ancak bu durum genellikle farklı sosyal gruptaki insanları, yoksul  kesimlerdeki kadınları  ve diğer dışlanmış grupları orantısız bir şekilde etkiler. Ateşli silahların da dahil olduğu aile içi şiddet, kadınları yüksek ölüm veya yaşamı değiştirecek yaralanma riskleriyle karşı karşıya bırakıyor. “Türkiye aile içi şiddet mağdurlarını koruyamıyor. Hükümet tarafından 2008 ve 2014 yıllarında yapılan araştırmalara göre, Türkiye'de her on kadından yaklaşık dördü hayatlarının bir döneminde eşleri veya partnerleri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını söylüyor.    Mahkemeler, tedbir kararlarını genellikle çok kısa süreler için verirken, yetkililer de etkili risk değerlendirmeleri yapmak veya tedbir kararlarının etkinliğini izlemek konusunda yetersiz kalmakta, bu da aile içi şiddet mağdurlarının karşı karşıya kaldıkları şiddet riskinin sürmesine ve bazen ölümle sonuçlanmasına yol açmaktadır”.3

Dünya çapındaki cinayetlerin yüzde 71'i silahlı şiddetten kaynaklanıyor . Mağdurların ve faillerin çoğunluğu genç erkeklerden oluşuyor ancak kadınlar, ateşli silah sahibi olan partnerlerinden şiddet görme riskiyle özellikle karşı karşıya bulunuyor. Silah zoruyla da cinsel şiddet uygulanabiliyor.4 Silah  reformu, dünyanın  ateşli silahlara erişim konusunda sıkı kontrollerin ve sıkı uygulanan ateşli silah düzenlemelerinin olduğu bazı bölgelerinde işe yarıyor. Bu durum Batı Avrupa'nın büyük bir kısmı, Avustralya, Yeni Zelanda ve Asya'nın bazı bölgeleri için geçerlidir. Örneğin Japonya, Güney Kore ve Singapur'da ateşli silahla şiddet oranı son derece düşüktür.

Silahlı şiddet acil, karmaşık ve çok yönlü bir sorun olup; kanıta dayalı, çok yönlü çözümler gerektirir. Şiddet eyleminde kimin silah kullanacağını güvenilir bir şekilde tahmin edebilecek tek bir profil bulunmamaktadır. Bunun yerine silahlı şiddet, çocukluk ve ergenlik döneminde zamanla etkileşime giren bireysel, aile, okul, akran, topluluk ve sosyo-kültürel risk faktörlerinin birleşimiyle ilişkilidir. Birçok genç geç, ergenlik döneminde saldırgan ve antisosyal davranışlardan vazgeçse de, ötekiler orantısız bir şekilde silahlı şiddete karışma veya bundan başka şekilde etkilenme riski altındadır. Gelecekteki şiddetin en tutarlı ve güçlü tahmincisi, şiddet içeren davranışların insanın geçmişinde yer almasıdır.

2008-2018 yılları arasında gerçekleşen kadın cinayetlerinden 1260 cinayet vakasını inceleyen bir araştırma; kadın cinayetlerinde failler listesinin en başında öldürülen kadının kocasının aldığını gösterir (623).4 İkinci sırada sevgililer tarafından işlenen cinayetler (160), üçüncü sırada eski koca cinayetleri (94) yer alır. Dördüncü sırada yer alan "tanıdık biri tarafından işlenen cinayetler" (88), hırsızlık ve tecavüz vakaları ile gerçekleşmektedir. Ardından sırasıyla akraba cinayetleri (49), kardeşi tarafından öldürülme (48), oğlu tarafından öldürülme (48), babası tarafından öldürülme (38), yabancı biri tarafından öldürülme (18) gelmektedir.

Aile içi şiddet geçmişi olan kişilerin ateşli silaha erişiminin yasaklanmasının, yakın partner cinayeti oranlarının azaltılmasında etkili olduğu kanıtlandı. Bu, aile içi şiddet bağlamında, yasağın ateşli silahlara erişimi azaltabileceği ek alanların belirlenmesinin ve halihazırda var olan kısıtlamaların etkili bir şekilde uygulanmasının, hem ev içinde hem de dışında toplu silahlı saldırıları da azaltabileceğini düşündürmektedir.

Türkiye'de şiddetten ölen kadınlar için yapılmış Anıt Sayaç (AS) adlı internet sitesinde paylaşılan yıllara göre ölüm sayıları ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun(KCDP) verilerine göre ölüm sayılarına gösteren tablo aşağıdaki gibidir:

  Yıl     Ölüm Sayısı

                 (AS)    (KCDP)

2013    231      237

2014    290      294

2015    293      303

2016    289      316

2017    351      409

2018    404      440

2019    422      474

2020    410      300

2021    345       280 (217 şüpheli kadın ölümü)

2022     334       334 (245 şüpheli kadın ölümü)  

Şüpheliler hakkında özel kanunlara muhalefet suçları ile ilgili olarak yıl içinde verilen karar sayısı 639 004 olup, suç türünün dağılımına bakıldığında, 145,370 ile 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun muhalefet suçunun ilk sırayı aldığı görülmektedir. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunu'na muhalefet suçunun %34 'ünde kovuşturmaya yer olmadığı(!?), % 42,4'ünde kamu davası açılması, %23,7'sinde diğer kararlar  verildiği görülmektedir.

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a aykırı davrandığı için ceza mahkemelerinde sanık sayısında 2021 ve 2022 yıllarında çarpıcı bir artış yaşandı. Buna göre, TCK 6136 kapsamında yargılanan kişi sayısının 2021 ve 2022 yıllarında sırasıyla 67 bin 69 ve 69 bin 892 olduğu belirtildi.

2022 yılında ceza mahkemelerine gelen  dosyalarda cinsiyet, yaş ve uyruğa göre sanık sayıları şöyledir:

12-14          15-17             18+          Yabancı uyruklu     Genel toplam

E     K        E        K         E         K          E         K

446    9      2,843   54     6, 944   1,464    1081     50              69,892

2022 yılında ceza mahkemelerindeki karar türüne göre  sanık  sayıları

Toplam sanık         Mahkumiyet           Beraat            H.A.G.B.(*)    Diğer Kararlar

65,851                35,295(%53,5)      5,483(%8,3)  14,894(%22,6)   10,179(%15,4)

(*) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Ceza yargısında yıl içinde açılan dosya endeksi (2021-2022)

                                 2022                      2021 e göre

Kasten Öldürme (TCK 81-83)        + %17

Kasten Yaralama (TCK 86-87)       + %11

Kaynak: Adalet İstatistikleri

Bu bağlamda silah kontrol rejimlerinin silah suiistimal oranlarını nasıl etkilediğine  ilişkin teorik yaklaşımlara aşağıda yer verilmiştir.

Birincisi, “sağlanabilirlik” (veya fırsat) teorisi olup, bunun iki görünümü vardır:

1. Genel sağlanabilirlik teorisi: Bu teoriye göre, silah suiistimal oranları silahların genel olarak varlığına ilişkilendirilmiş; suiistimal için fazla silah olduğunda, suiistimal oranının yüksek olacağı; varlığı az olduğunda ise, suiistimal oranlarının düşük olacağı öngörülmüştür.5 Bu teorinin işlev görmesi, “silahın sağlanabilirliğinin” ne olduğu ve nasıl ölçülmesi gerektiği konusunda bir anlaşma olmasına dayalı bulunmaktadır.6  Bu teori, sıkı kontrol rejimi ile silah suiistimal oranları arasında hemen hemen doğrudan bir ilişki varlığına değinmektedir.

2. Özel sağlanabilirlik teorisi: Buna göre, silah suiistimal oranları, silahların genel sağlanabilirliğine (halkın silahları genelde elde edebilirliğine) bağlı olmayıp, yüksek risk grubundakilere, suiistimale meyilli olanlara sağlanabilmesine bağlı bulunmaktadır. Bu görünümü ile silah kontrol rejimleri ancak suiistimale müsait gruptaki kişileri başarılı bir şekilde belirleyerek onların silah sahibi olmaları azaltıldığında etkisini gösterebilecektir.  Bu teoriyi yansıtacak düzenlemeye, şiddet suçlarından sabıkalı/ akıl hastası kişilere silah taşıma/bulundurma izni verilmeyeceğini öngören yasa örnek olabileceği gibi Ateşler Silahlar Yönetmeliği 16. maddesinde yapılan son değişiklik ile getirilen düzenlemede bu türün en ekstrem örneğidir (T.C. Resmi Gazete Yargı Bülteni 8/7/1997, sayı 23). Bu düzenleme sonucu 1997 yılında verilen ruhsat sayısı 47102 iken 1998 yılında 7668’e inmiştir. Ne var ki, bu teorilerin dayanağı olan varsayımları teste elveren araştırmalar yeterlik düzeyine ulaşamamıştır.

İkinci teori, önleme teorisidir. Bu teoriye göre, silahların kontrol altına alınması, silahın toplumda ne derece sağlanabilirliğinden ziyade ateşli silah suçunun işlenmesi halinde faillerin yakalanması ve cezalandırılması olasılığının ne derece yüksek olduğuna dayalı bulunmaktadır: Potansiyel failler yakalanmaktan/ceza görmekten kurtulabilecekleri düşüncesinde iseler, ateşli silah suçları oranı yüksek olacak; yok eğer, yakalanıp ağır şekilde ceza göreceklerini algıladıklarında ise bu oran az olacaktır.  Ateşli silah lobicilerinin sahiplendiği bu teorik yaklaşımla “sorumlu şekilde silah bulunduranları” hedeflemek yerine ateşli silah suçlularını ağır cezalara çarptırmakla yasaların etkili olabileceği; ve sağlanabilirlik teorisine tercih edilmesi nedeni olarak ta “silahlar öldürmez, insanlar öldürür” sloganı dile getirilmektedir.

Üçüncü teori, (Sutherland’in “ayırıcı birleşim teorisi” ile de ilişkilendirilen) sosyal öğrenim teorisidir. Bu teoriye göre, silahın uygun ve uygun olmayan kullanımları hakkında etkili sosyal öğrenim olmaksızın silah sahibi olanların suiistimal edebilme olasılıkları fazla olacaktır. Bu durumda, köyde avlanmak veya hasta/yaralı bir hayvanın acısına son vermek üzere silahın diğer tarım aletleri gibi uygun kullanımına tanık olarak yetişen bir gencin silahı suiistimal etme olasılığı, uygun olmayan kullanımlara tanık olan (şehirde yaşayan çete üyesi) bir gence göre az olacaktır. Bu yaklaşıma göre, ateşli silah sahibi olacaklara uygun şekilde sosyalleşmeyi teşvik eden veya zorunlu yapan ateşli silah kontrol yasala- rı, yalnızca “sağlanabilirliği kontrole” veya ateşli silah suçlarını “önlemeye” odaklanmış yasalardan daha fazla etkili olacaktır.  Bu teoride, ateşli silahlar için güvenlik eğitimi, sorumlu silah sahipliği eğitimi ile silah bulunduran gençlerin yetişkinlerce zorunlu gözetimi gibi ateşli silah stratejileri önem kazanmaktadırlar. Yalnız, bu teoriyi test için yapılan araştırma sayısı çok azdır.

Dördüncü  teori, sosyal öğrenim teorisi ile önleme teorisini ilişkilendiren diğer teorik yaklaşım ise rasyonel seçim teorisidir  (Cornish ve Clarke, 1986a:1).7 Bu teoriye göre, kişiler kendi rasyonellik sınırları içinde amaçlarını elde etmek için silah suiistimalini (en azından kendilerine göre) en etkili ve tasvip edilir gördüklerinde bu suçu işleyeceklerdir. Silahı elde edebilirliğine karşın çok az kadının silahla intiharı seçmesi bu teoriye belirli ölçüde kanıt sağlar niteliktedir.  İşte bu teoriye göre, silah kontrol hukukunun amacı “rasyonel hesaplama”ya giren unsurların değerlerini değiştirmeye odaklanmalıdır. Bu durumda, ateşli silahı seçmek konumundaki kişiler, silahı artık rasyonel bir seçenek olarak görmeye- ceklerdir.  Ne var ki, diğerlerinde olduğu gibi bu teoriyi test için çok az araştırma yapılmıştır.

Bu bağlamda teorik yaklaşımlardaki tanımsal sorunlara da değinmekte yarar vardır. Her şeyden öce, “ateşli silah suiistimali” (suçları) ile onun doğal içeriği olan “ateşli silaha sahip olma sorumluluğu” ve “ateşli silahın sağlanabilirliği” kavramlarına açıklık getirilmesi; ateşli silah yasalarının etkinliği açısından ilk önce, ne türden suiistimalleri kontrol için niyetlenildiğinin saptanması önem arz etmektedir. Yasada amaçlanan özel bir amaç belirgin olmadığında da, ‘karanlıkta ateş etmek’ gibi araştırıcı farz edilen amacı oluşturmaya çalışacaktır. Bu amaçlar arasında da intiharın azaltılmasına  kontrol yasalarında ender olarak yer verilmesi de yasa koyucuların bu konuda tutarlı amaç/amaçlar fikrine ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

Öte yandan, ateşli silah stratejilerindeki etkilerin farklılığı da göz önüne alınmalıdır. Stratejilerden bazıları ateşli silahla işlenen suçlardan bazılarına örneğin adam öldürmeye etkili olabilirken, silahlı soygun veya silahla intihar olaylarında pek etkili olmayabilir. Bu açıdan ateşli silah suiistimalinin özel biçimlerine özgü nitelikleri hakkında fazlaca bilgi edinilmeli; ve özel stratejilerin amaçlarına nasıl erişilebileceği konusunda da daha etraflıca düşünmeye ihtiyacımız olduğu bilinmelidir. Şimdi bu açıklamayı bazı ülkelerde silah satın alınmak için öngörülen bekleme süresi stratejisi bağlamında irdeleyelim.  Bu stratejinin etkisi konusunda iki teorik yaklaşıma tanık olunmaktadır: Birincisi, bu bekleme süresinin kişinin ateşli silah suiistimalini işlemek fikrinden vazgeçmesi için  bir fırsat sağlamasıdır. İkincisi, başvuru sahibinin öz geçmişi hakkında yapılan inceleme sonucu suiistimale yatkınlığının belirmesi sonucu istemin reddine karar verilmesiyle suçun işlenmesi olasılığının azaltılma- sıdır.  Ne var ki, her iki teoride, potansiyel ateşli silah suçlularının legal yoldan silah sağlayacakları varsayımına dayalı bulunmakta; ve ruhsatsız silah bulunduranlar açısından hiçbir etkisi söz konusu olmamaktadır.  Öte yandan, ruhsatlı ateşli silah sahipleri bakımından birinci teori, çoğu suçların önceden planlı olmak yerine fevri (impulse) işlendiği varsayımını öngörmektedir. Yalnız, bu yaklaşımın gerçeklik payının, çocuk intiharları ve aile içinde işlenen adam öldürmelerde soygun ve suikast olaylarındakinden daha fazla olabileceği göz ardı edilmemelidir.  İkinci teorik yaklaşımda ise, öz geçmişleri hakkında yapılacak psiko-biyolojik-sosyal incelemenin potansiyel ateşli silah suçlularının saptanmasına elverişli profilleri olduğu varsayımına dayalı olmasıdır. Bu yaklaşımın kesin tahminlere elverişli olmadığı ve fakat bazı kişiler için diğerlerinden daha doğru olması olasılığı içerdiği bilinmelidir.

Araştırmalar adam öldürme oranlarının, belli bir ülkenin travmaları tıbbi olarak ne kadar iyi yönettiğiyle bağlantılı olarak değişiklik göstermekte ve bunu iyi ele alan ülkelerde şiddet saldırıları sonucu gerçekleşen ölüm oranlarının daha düşük olacağını belirtilmektedir. Bu yüzden kasten adam öldürme oranları toplumsal şiddetin mükemmel bir göstergesi değildir. Bu oranlar ayrıca siyasi nedenlerle olduğundan daha az bir şekilde rapor da edilebilirler.

Özetle, farklı ateşli silah suçları ile failleri hakkında profil belirlemeleri için saptanan ateşli silah kontrol stratejilerinin olası etkileri nicelik ve nitelik olarak ayrıntılı bir şekilde araştırılmalı; İç İşleri Bakanlığında, Enterpol'e sunulan bilgilerden (Interpol Weapons Incident Form) daha fazla ayrıntıyı içeren bilgi bankası kolluk ve jandarmayı kapsar şekilde  oluşturulmalıdır.  Bu konuda bilgi ayrıntısına değinmek üzere silahla işlenen intihar olaylarında yanıt bekleyen sorulara aşağıda yer verilmiştir:

- Silahla işlenen intiharlarda ne kadarı planlı, ne kadarı dürtüyle işlenmiştir?

- Dürtüyle intihar edenler planlı olanlara göre daha mı gençtirler?

- İntihar edenler, kullandıkları silahı ne zaman ve ne nereden sağlamıştır? İntihardan az önce sağlayanların oranı nedir?

- İntihar edenlerden potansiyel suiistimale elverişli olduğuna işaret edici nitelikleri sergileyenlerin oranı nedir?

Saldırı/Şiddet ve Önleme

Şiddet içeren suçlar eskiden kınama duygusu yaratan istisnalar iken günümüzde olağan hale gelmiştir. Şiddet gösterisi gibi önemli ve çaplı bir sorun, ne kadar karmaşık ve altından kalkılamaz görünürse görünsün, aslında çözülebilir ve çok düşük seviyelere indirgenebilir. Yapılacak şey var olan durumu kabul ederek en etkili mücadele yollarını bulmak ve uygulamaktır.  Genelde yer alabilecek tedbirler arasında yalanla savaş ön planda yer almalı; kişiler arası ve kişilerle yöneticiler arasında diyalog kurulması/ güçlendirilmesi üzerinde durulmalı; tüm kurumlar, aile, okul, iş hayatı, kamu hizmetleri ile hukuk kurallarında var olan “önleyicilik” niteliği göz önünde bulundurulmalı; özetle, toplum düzeninin şiddet karşısındaki tutumu şiddeti gereksiz kılmak ve onu ödülsüz bırakmak olmalıdır.

Şiddet Döngüsü 8

Silahın şiddet kültüründeki rol ve işlevi karşısında önleme açısından dikkatler şu beş temel ilkeye odaklanmalıdır:

1. Bir ülke veya topluluktaki silahlı şiddetin, ruhsatlı ve/ya ruhsatsız silahların varlığı ile doğrudan ilişkili olduğu;9

2. Silaha sahip olmanın bir “imtiyaz”lık ötesinde “hak” olarak ele alınamayacağı;

3. Silahı sınırlandırmak üzere hükümetlerce gerekli tedbirler alınmadığı sürece, silah kültürünün yaygınlaşarak kamu güvenliğinin tehdit altında kalacağı;

4. Normatif düzenlemeler kadar geliştirilmiş eğitim ve ihtilafları çözümleyici stratejilere ihtiyaç olduğu; ve

5. Ülkelerin birlikte çalıştığı ortamda silah kontrolünün daha etkili olacağıdır.

Bu son ilke doğrultusunda ülke içinde önleyici nitelikteki kurumlar/önlemler arasında eşgüdüm sağlanması, ceza yaptırımlarının suçluluğun yeni görüntülerine oranlı olması, cezalarda kesinlik ve ceza adaleti sisteminin etkinliği önemli kriminolojik parametreler arasında görülmelidir.

Türkiye’de yıllarca biriken ruhsatlı/ruhsatsız silah göz önüne alındığında yetişkin insan sayısından fazla silah varlığı göze çarpacaktır. Bu olguya şiddeti önlemek açısından bakıldığında, en rasyonel yaklaşımın silah kontrol yerine mermi kontrolünün hedeflenmesi olmalıdır.  Mermilerin, otomobilde olduğu gibi ehliyetsiz, ruhsatsız kişilerce kullanımına karşı alınan tedbirler (alarm, baston kilit v.s.) örneklerinde olduğu gibi güvenlik altında bulundurulması için gerekli tedbirler alınmalı-kötü kullanıma karşı dirençli bir konum yaratılmalıdır. Kuşkusuz, suçlulukla savaşta ateşli silahların kontrolünü sihirli bir mermi olarak görmede biraz ihtiyatlı olmalıyız. Nitekim, ülkede polis bölgesinde işlenen 2066 adam öldürme suçunun  % 29’u ateşli silahla işlenirken,  %20’si bıçak ve %51’i diğer enstrümanlarla işlenmiştir.10

Öte yandan, canlıların temel davranış biçimlerinden biri olarak soyun devam ettirilmesi için gerekli olan korkunun insanların şiddet mağduru olmasını önlemedeki işlevi de küçümsenemez. İnsanların kendilerini korumak için “follow your fear”(korkunu takip et) özdeyişi oldukça önemli olup;  “korkanın anası ağlamaz” özdeyişi bu bağlamda  tam yerine oturmaktadır. Yalnız korkunun  toplumda epidemik bir görüntü sergilemesi halinde olumsuz bir kriminolojik tablonun oluşması da kaçınılmaz olmakta; toplumda de facto sıkıyönetimlere tanık olunmaktadır. İşte bu söylevdeki “korku”nun suç kompleksindeki yerine aşağıdaki diyagramda yer verilmiştir.

Korkunun psiko-sosyal  işlevine biraz daha odaklandığımızda, ortaya şöyle bir tablo çıkmaktadır: Korkmak canlıların temel davranış biçimlerinden biridir ve soyun devam ettirilmesi için gereklidir.  Bunun yanı sıra biz insanlar zaman zaman  korkmaktan da hoşlanıyoruz. Eğer öyle olmasa korku filmleri ve romanları en çok ilgiyi çeken sanatsal türler arasında yer alır mıydı?

Çevreden gelen korku sinyalleri, yerli/yersiz (paranoya) türde olabilir. Korku insanları endişelenmeye; acı da ıstırap çekmeye yöneltir. Ne var ki, merak ve endişe de insanları tedbir almaya sevk etmektedir. Öte yandan heder olan, işlev görmeyen korkulara da tanık olunmaktadır. Gerçekte ise, mevcut tehlikeden daha fazla korkuya tanık olunmaktadır. Hiç kuşkusuz, korkunun bizatihi kendisi (içsel gerilim, tansiyon v.s. nedenlerle) tehlikenin sebep olabileceğinden daha fazla kişilerin ölümüne sebep olmakta ise de, sosyal  açıdan  toplumun kendi reflekslerini hareket geçirmesi bakımından da pozitif bir işlevine tanık olunmaktadır.

Kolektif  Şiddet

Bu ülkede toplum mühendislerince sahnelenen 1970’li yıllarda  sergilen Hobbes’cu “insan insanın kurdurdur”  yaklaşımı sonucu beş bin genç öldürüldü.  Toplum kendi bağrından beş bin genç katil çıkarıverdi.  Bu total bugün için de (adam öldürme ve ölümlü trafik kazaları ile) varlığını fazlasıyla korumaktadır. Japonya gibi bir ülkede tenis oynayan/piyano çalan beş bin genç bulabilirsiniz ama bu kadar potansiyel katil genç toplayamazsınız.

Öldürmeler arasında bir tür toplumsal öç alma duygusuna (rövanş) kapılma şeklinde mass killer’e tanık olunmaktadır. “Beni bu hale getirdiniz” diyerek öç alıcı bir biçimde fazlaca insanı öldürmeye yeltenmektedirler. Bu kişiler insan olarak çok güçsüzdürler. Sosyal dışlanma saldırıya neden olmaktadır. Ötekileri tarafından dışlanan kişiler kendilerine zarar verenleri ve hatta zarar vermeyenleri de mağdur etmeleri olasılığı fazladır.

Bunlarda paranoyanın özel bir biçimi var. Yaşamın adaletsiz, herkesin onlara karşı olduğuna inanma ve sorunların sebebi olarak kendileri hariç öteki insanları suçlama hali söz konusudur. Prof. J. A. Fox’a göre, “hatayı hep başkalarında ararlar. Sorunlarından başkalarını sorumlu tutarlar”. “Hayatın yaşanmaya değer olmadığına inandıklarında, ötekileri de kendileriyle birlikte götürmeye karar verirler.”9

Bu kişiler, toplumsal normları benimseyememiş, ilkel adaletsizlik duyguları/küs olgusunun egemen, kültürel çatışma içinde, kendilerine karşı  beslenen önyargı veya ayrımcı işlemler nedeniyle oluşan çeşitli uyum biçimlerine giren, rollerle özdeşleşen gençler bazen  isyankar yığınlara dönüşmekte, linç girişimlerine veya kapkaç türü suç işlemeye yönelmektedirler. Bu kolektif birlikteliği,  örgüt etmenleri,  dayanışma, norm benimseme ve rol tanımını göz önüne alarak şu gelişim çizgisinde gösterebiliriz:

Kolektif  yapıtlar

Örgütsel etmenler

 (Dayanışma, norm benimseme ve rol tanımı)

Düzensiz                        Düzenli

←-------------------------------------→
↓                                         ↓                                    ↓
Yığın                             Grup benzeri              Grup

Gençlik isyanı/            Şiddet çetesi             Sosyal çeteler

protestosu/linç                                                 Suç çetesi

girişimi

Bir uçta organize, belli bir süre paylaşılan işlevler ve amaçlar etrafında kişilerin kolektif dayanışması, normal bir grup oluştururken, diğer uçta, anonimlik, kendiliğinden oluşuveren liderlik, anlık duygu ve telkinle motive edilen/yönlendirilen bireyler (örneğin linç girişiminde bulunan kalabalık, protesto eyleminde bulunan gençler/korsan mitingler, panik içindeki halk) bir kitle veya kalabalık oluşturmaktadır.10  Kalabalık ekseriya birikmiş duygular, yoğun davranış ve şiddet olgusu ile ilişkilen- dirilmektedir. Toplumda beliren her türden ritimler, ötekilerin düşünce, duygu ve tepkiler beklentisini kolaylaştırmakta ve bu süreçle beliren senkronizasyon sinerji üretebilmektedir.

Oğlunu öldürerek evinin Kasaba meydanına açılan penceresine asan James Lynch Fitz Stephen adı "Linç" kelimesine ilham olmuş

Özetle, grup yapısında bir norm belirmekte ve bu norma uyarlı bir davranış beklenilmektedir. Gruba katılanlar kendi kimlikleri yitiriyor gibi gözükse de, sosyal bir kimlik kazanmak uğruna bunun gerçekleştiği unutulmamalıdır. Bunlar saldırgan olabileceği gibi olmayabilirler de. Saldırganlık seçildiğinde önemli özellik saldırganlığın grup üyelerince meşru görülebilmesidir. Unutulmaması gereken, kolektif yapıtların varlık ve anlamının diğer bir kitlenin varlığı ile oluşmasıdır. Karşılıklı etkileşim sürecinde tarihsel ve/ya sosyal boyutta anın oluşturduğu tepkiler bağlamında (örneğin bir karşılaşma öncesi/sonrası spor kulüpleri fanatiklerinin eylemleri) etkileşime girmektedirler.  Şiddet bir zorlama aracı olduğu gibi bir iletişim vasıtası da olmaktadır. Bu durum özellikle kollektif şiddette kendisini vurgulamakta; çoğu şeylere dikkat çekmek istemektedir. Özellikle gençler katıldığı gruplarda  bir amaç-değer edinmekte ve kendilerini sosyal bir statü edinmektedirler.

Kişilerin kendilerini korumak için “follow your fear” dictumu oldukça önemli ise de, bunun toplumsal bir histeriye dönüşmemesi ve kişilerin dönüşü olmayan bir yola girmemeleri için ihtilafları uygarca çözümleme stratejileri benimsemeleri rasyonel bir yaklaşım olacaktır. İşte sosyolojik temel soru, erkeklerin hayal kırıklığı ve anlaşmazlıkları şiddete başvurmaksızın gidermesi yolunda nasıl sosyalleştirilebilecekleridir? Şiddetten çıkış yolu bulunabilir mi? Aramızdaki katiller nasıl belirlenecektir? Toplumdaki şiddet gösterisi sıfırlanamayacağına göre, toplumsal atmosferdeki şiddet dozunu azaltmak daha gerçekçi bir hedef değil midir?  Böyle bir arayışta siyasetçilere ve eğitimcilere ne tür sorumluluklar düşmektedir? Güncelliğini koruyacak bu sorulara yaklaşımda yukarıda belirtilenlere ek olarak  yoksullukla mücadele yanında sembolik etkileşim ve çıkar teorilerine uyarlı çözümlemeler geliştirilmeli; sözel şiddetin önlenmesinin de aynı derece de önemli olduğuna vurgu yapılmalıdır. Çıkarım olarak, (sokakta, ailede, okulda ve diğer alanlarındaki) tüm şiddet olgularının birbiriyle ilişkili olduğu kadar önlenebilir olduğu göz önüne alınarak kanıta dayalı ulusal şiddet önleme programları düzenlenmelidir. Bu doğrultuda  ülkede silahlı cinayetleri ve saldırıları azaltmak için güvenlik hizmetlerine ek olarak   Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun (KCDP) toplum odaklı, kanıta dayalı müdahalelere öncülük ve rehberlik etmesi benimsenmelidir.

Sonuçta 3.sayfadaki ölümler, ülkemizin değişim yapma yönündeki siyasi iradesinin eksikliğinin ve işe yarayan önleme yaklaşımlarına yeterince yatırım yapılmamasının öngörülebilir bir sonucu  olduğundan, orantısız şekilde etkilenen topluluklarda, kanıtlardan yararlanmaya ve silahlı şiddet riskini artıran veya azaltan faktörleri ele almaya odaklanan bir halk sağlığı epidemiolojik yaklaşımı benimsenmelidir.11

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

-----------------

1 J. Keana. Şiddet ve demokrasi (Çeviren M.Üst), İmge, 2010. A. Yasuntimur ve G.İ.Ögünç. “Bireysel Silahlanma ve Şiddet:Ateşli Silah Şiddetinin Güncel Durumu” Güvenlik Bilimleri Dergisi, Mayıs 2022, C.11, S.1, ss.167-200. Euronews Türkçe Rapor: Küresel Organize Suçlar Endeksi 2023: Türkiye Avrupa’da lider, dünyada 14. Sırada. Silah ticareti, eroin ticareti ve mafyavari suç gruplarında ise Türkiye’nin puanı 8,5-"Cezasızlık kültürü" egemen olmuş.

2 A. Yasuntimur ve G.İ.Ögünç. “Bireysel Silahlanma ve Şiddet:Ateşli Silah Şiddetinin Güncel Durumu” Güvenlik Bilimleri Dergisi, Mayıs 2022, C.11, S.1, ss.167-200. Kanada’da tabanca satın alımı, satışı ve devredilmesinin yanı sıra yeni satın alınan tabancaların ülke içerisine sokulması 21 Ekim 2022 tarihinden itibaren durdurulmuştur. İngiltere’de halkın ateşli silahlara erişimi dünyadaki en katı kontrol önlemlerinden bazılarına tabidir.  Ruhsatlandırmaya tabi olarak, halk tüfek ve pompalı tüfek sahibi olabilir. Ancak 1996'daki Dunblane okul katliamından bu yana tabancaların çoğu yasaklanmıştır.

3 Human Rights Watch. https://www.hrw.org.report:Türkiye’de Kadına Yönelik ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Korumadaki Zaafların Ölümcül Sonuçları:  Raporda yer verilen  altı en ağır vakalarda, karşı karşıya bulundukları riskin yetkililerce bilinmesine ve faillere daha önce önleyici tedbir kararları verilmiş olmasına rağmen kadınlar öldürülmüştür. Ayrıca bkz. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü. Aile İçi Şiddetle Mücadele El Kitabı; Ayrıca bkz. Ankara Barosu Gelincik Merkezi

4 Cinsel şiddete ilişkin utanç raporu için bkz. “Fransa’da 216 bin çocuğun din adamlarının cinsel istismarına uğradığı, Katolik kilisesinin bunun görmezden geldiği” Hürriyet (6/10/2021), s.15.

4 S. Yıldırım. "Türkiye'de Son On Yılda İşlenen Kadın Cinayetleri Üzerine: Sebep, Sonuç ve Öneriler". Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Güz 2018, Yıl 3. “38 yılda 3 kadını öldüren bu cani nasıl serbest kalır” Hürriyet(2/01/2023) s.3; “5 defa şikayet etti:Emine’yi de koruyamadık”  (26/10/2022), s.3; “Öldüren tahliye” (10/09/2022) Hürriyet s.3: Failin cezaevinden çıktığına dair resmi makamlara ve maktule bilgi verilmediği saptandı.

5 Killias’a göre, silahın fazlaca varlığı genelde fazlaca insanın intihar ve adam öldürme mağduru olması anlamına gelmektedir. M.Killias. “Gun Ownerships, Suicide and Homicide:An International Perspective” Understanding Crime: Experiences of Crime and Crime  Control. UNICRI  Publication no.49, Rome 1993, p.301.

6 “Ateşli silah sağlanabilirliği”ne ilişkin araştırmalarda şu dört tür veriden biri kullanılarak ölçümleme yapılmıştır:

- Özel mülkiyetteki (tahmini) sayısı

- Silaha sahip olanların (tahmini) sayısı

- Bulundurma/ taşıma ruhsatlı sayısı

- En azından bir silahın bulunduğu konut sayısı.

7 http://www.criminology.fsu.edu/crimtheory/clarke.html

8 Başka bir şiddet döngüsü için bkz. “Bıçakladı, Tutuklandı, Tahliye Oldu, Öldürdü” Hürriyet (0/09/2023), s.3.

9 Ateşli silahlar hakkındaki verilerin yorumlanmasında, Killias, silaha sahip olmakla silahla işlenen adam öldürme ve intihar olayları arasındaki bağıntıyı zayıflatacak derecede ara değişkenler olabileceğine dikkatleri çekmekte; bazı ülkelerde ihtilafların çözümlenmesi için şiddete başvurulmasının fazlaca kabul görmesini bir olasılık olarak belirtmektedir (Killias.age.4,s.300). Nitekim, ABD’de Ulusal Adalet Enstitüsünce, tutuklularla yapılan bire bir görüşmelerde, ihtilafları çözümlemek için ateşli silah kullanımı kabul gören ve hatta revaçta olan bir davranış biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca bkz. F. Tepecik.
“Uluslararası Adalet  İstatistiklerinde Kasten Öldürme” TAAD, Yıl:9, Sayı:36 (Ekim 2018)” ss.107-141.

10 Bağımsız araştırma kuruluşu Small Arms Survey'e (SAS) göre 2017'de Türkiye’deki ruhsatsız silah sayısı 10 milyon 749 bindi. Emniyet’in Temmuz 2022 tarihli açıklamasına göre 627 bin 765 taşıma ruhsatlı silah bulunuyor. Ayrıca bkz. M.T.Yücel. “Adam Öldürme Suçu Anatomisi” Hukuki Haber; M.T.Yücel. “Adam Öldürme Tehdidi” Hukuki Haber; Avrupa'da cinayet sonucu hayatını kaybedenlerin sayısının en yüksek olduğu ülke açık ara Türkiye. Ancak kişi başına düşen cinayet sayısında Türkiye 9. Sırada- Euronews 19/08/2023. J. A. Butts, C. G. Roman, L.  Bostwick ve J. R. Porter. “Cure Violence: A Public Health Model to Reduce Gun Violence” Annu. Rev. Public Health 2015, ss. 36:39–53.

9 Nisan 2007 tarihinde ABD Virginia Tech Üniversitesinde  işlenen ve 33 kişinin ölümünü ile sonuçlanan kitlesel cinayet olgusunda öğrenci failin(Seung- Hui Cho)  intihar etti. Cho katliamdan önce NBC Televizyonu’na postaladığı  videoda “Bana başka bir seçenek bırakmadınız. Şimdi hepiniz ellerinde kan var. Ve o kanı hiçbir temizleyemeyeceksiniz.” Bunlar sorunları neyse tek çözümün cinayet olduğu fikrini geliştiriyor ve bu düşüncede takılıp kalıyorlar.

10 Bu konudaki başlıca teoriler şunlardır: Deindividuation teorisi- Bireyin bir grup veya kalabalıkta tümden birleşimi ve kişisel kontrolün kaybıdır. Convergence teorisi- Bireylerin düşünce, duygu ve eylemleri eşzamanlıdır. Fiziki bir kalabalık olmaktan çıkıp, psikolojik bir kalabalık oluşmaktadır. Bkz. J. van Ginneken. Collective Behavior and Public Opinion, Lawrence Erlbaum Associates, London, ss.75-90, 2003. Linç kültürünün hortlaması için bkz. N.Doğru. “Ankara’da yine linç!” Sözcü (12/05/2019) s.3. Ayrıca bkz. S. Vural. “Linç Rejimi” Kriminolojik Yazılar, Savaş, 2015, ss.161-199.

11 Güncel bir iPhone'a sahip olmanın birçok kişi için kesinlikle gerekli olduğu anlamına gelen sosyal ve kültürel faktörlerin olduğu açıktır. Bu  saptama    silahlar için neden geçerli olmasın? Silah sahibi olmanın norm olduğu, hatta övülen bir kültürü(at, avrat, silah) soluyorsanız, bu elbette tutumlarınızı etkileyecektir- sosyal ve kültürel baskılar.