'Rızası vardı' diyen hakim konuştu!


Yeşim Eraslan- Günlerdir tartışılan N.Ç. kararının veren Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin Başkanı Fevzi Elmas, "Oradaki "rıza' doğrudur, karar kesin değil, yargılama devam ediyor, tüm cezaları onamadık, cezasını az bularak bozduğumuz hükümler var, eski yasa ve yeni yasa yönünden incelendiğinde lehe olan hüküm uygulanmak zorunda. Başka çaremiz yoktu. Yaygara ile karar değiştirilmez" dedi.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, kamuoyunda "utanç davası" olarak bilinen, Mardin'de satıldığı kişilerin tecavüzüne uğrayan N.Ç. ile ilgili davada, "rıza yorumu"nu kısmen onayınca eleştirilerin odağına oturdu. Davada hüküm kurulurken, küçük kız N.Ç.'nin babası, dedesi yaşındaki kişilerle rızasıyla birlikte olduğu yorumu Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Eleştirilerin odağındaki Yargıtay 14. Ceza Dairesi Başkanı Fevzi Elmas ise kararın gerekçesini anlatarak ANKA'nın sorularını yanıtladı.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi Başkanı Fevzi Elmas, olay davadaki suçun 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu (TCK) yürürlükteyken işlendiğine dikkat çekerek, "765 sayılı eski TCK'nın uygulanması gerekiyor. Oradaki "rıza' doğrudur" dedi.



MAĞDURE KENDİ İSTEĞİYLE GİTMİŞ

Olaya ilişkin iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet savcısının eylemin "rıza" ile işlendiği yönünde görüş sunduğunu, mahkemenin de buna uygun karar verdiğini belirten Elmas, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dosyaya sunduğu tebliğnamede de mahkemenin kararına onama istediğini anımsattı. Dosyayı incelediklerini rıza konusunun doğru olduğunu savunan Elmas, 5237 sayılı TCK'nın 1 Haziran 2005 yılında yürürlüğe girdiğini, bu tarihe kadar hem Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK) hem de cinsel suçlara bakmakla görevli Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin benzer kararlar verdiğini belirtti. CGK'nın ve 5. Ceza Dairesi'nin kararlarına atıfta bulunan Elmas, N.Ç.'nin olay tarihinde 12 yaşında görüldüğünü ancak Adli Tıp Kurumu'nda yapılan inceleme sonucunda 14 yaşında olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Elmas, "Reşit olmayan kişinin ırzına geçme cezasına gelince, burada cebir, şiddet, tehdit hiç bir şey yok. Yerel mahkeme buradan, eski TCK'nın 414. maddesinden hüküm kurdu. Mahkeme, "suçun işleniş şekline göre, mağdurenin hemen hemen bütün olaylarda kendi isteğiyle gitmiş olmasına baktı ve 15 yaşına yakın olmasını da değerlendirip alt sınırdan hüküm kurdum' dedi. Zaten yapılacak başka bir şeyi de yok" diye konuştu.



AZ VERİLEN CEZALARI BOZDUK

Tecavüz suçlarında cebir, şiddet ve tehdit gibi unsurların bulunması durumunda cezanın 10 yıldan aşağı olamayacağına işaret eden Elmas, "Bu duruma giren bir şey yok. Biz kararın doğru olduğunu düşünüyoruz. Anayasa'nın 138'inci maddesine göre karar daha kesinleşmedi" dedi. Davanın 6 iddianameyle açıldığını ve davada 32 sanık bulunduğunu anlatan Elmas, tartışmalı kararda yapılan incelemeyi ve verilen cezaları şöyle anlattı:
"32 sanıktan hepsi için alıkoyma suçundan açılan davada mahkeme bunu "rıza' kabul etti, bütün sanıklar için alıkoyma suçundan zamanaşımı dolduğu için düşürme kararı verdi, bunu da onadık. 3 sanık hakkında ırza geçmekten yeterli kanıt bulunmadığı için beraat kararı verildi. Bu beraatı da onadık. 5 kişi hakkında da ırza geçmeden 4 yılın üzerinde verilen mahkûmiyeti onadık. Bunun dışında kalan 24 sanık hakkında da kurulan hükümlerle ilgili olarak az ceza verildiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararı yeniden tartışması için bozduk. Bazı sanıklar hakkında artırım yapılması lazım o yapılmadı dedik."



KARARIN YAYGARAYLA DEĞİŞMESİ DE MÜMKÜN DEĞİLDİR

Kararın kesin olmadığının altını çizen 14. Ceza Dairesi Başkanı, davanın taraflarının karara itiraz edebileceğini, mahkemenin eski kararında direnebileceğini belirterek, "Kesin bir karar olmadığı için Anayasa'nın 138. maddesindeki derdest bir dosyayla ilgili olarak açıklama yapılmaz, soru sorulmaz. Bizim buna uymamız gerektiği için fazla açıklama yapmak istemiyoruz. Bu bir hukuki tartışmadır, kararın yaygarayla değişmesi de mümkün değildir" diye konuştu. Karar hakkında basında yer alan haberlerin N.Ç.'yi korumaya yönelik gibi gösterildiğini belirten Elmas, "Bu mağdure, olay oldu travma geçirdi, mahkemeye çıktı travma geçirdi, Adli Tıp'a gitti travma geçirdi, karar verildi travma geçirdi, şimdi 4-5 gündür yayın yapılıyor. Her gün bu çocuk travma geçiriyor, onu kimsenin bunalıma sokmaya hakkı yok. Bu eleştiriler kararı değiştirmediği gibi mağdura zarar vermekten başka bir şeye yaramıyor" değerlendirmesinde bulundu.



YEREL MAHKEMENİN BAŞKA ÇARESİ YOK

Elmas, 5237 Sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği 2005 yılından sonra işlenen aynı suçlar için böyle bir uygulama olmadığının altını çizdi. Yeni TCK ile eski TCK'nın çok farklı olduğunu kaydeden Elmas, "Hem eski TCK'da hem de 5237 sayılı TCK'da yasa değişikliği olduğu zaman hangisi lehe ise onu uygulama zorunluluğu var. Bu yasal bir zorunluluk, mahkeme ikisini karşılaştırmış. Yeni yasa tabi çok farklı. Çok ağır hükümler içeriyor" dedi. Eski yasanın sanıklar yönünden lehe hükümler içerdiği için yerel mahkemenin onu uyguladığını belirten Elmas, "Başka çaresi de yok" diyerek, dairenin de kararı görüşürken başka çaresinin bulunmadığını bu durumun kanunun tartışılmaz amir hükmü olduğunu belirtti.(ANKA)

Yargıtay'dan yorumlara cevap


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 6 yıl önce

ADALET VE HUKUK HERKESE LAZIMSA EĞER;

Ne anlama geldiklerini bilmek lazım önce. Devletin tüm erklerini ele geçirip, tek başına yargılanmayan iktidar politikaları (diktatörlük) uygulayarak yönetmek isteyen hükümet kanadının; yargıyı ele geçirmek için yargının yanlış yaptığını mugalata yaparak göstermesidir olay. Aslında AKP Hükümetinin, politikalarını yaşama geçirmek için öncül metodudur bu durum. Yanlışın varlığını işaret ederek, düzelticeğim diye kendi politikalarına zemin hazırlamak tır bunun adı. Kavram karmaşası ile mugalata yaparak, toplum efkarında peşin hüküme sebep olacak ön yargı oluşturmaktır maksat. Ancak 9 yıllık iktidarları boyunca sorunların pek çoğunun halledilmemiş olması, amaçlarındaki hareketlerinin akibeti ellerine yüzlerine bulaştırmak olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda MUGALATA yapanların iki dayanağı var. Birincisi yasaların bilinmemesi konusunda, ikincisi yasanın oluşumu ve uygulanması ile ilgili bilgisizlik. Yasa koyucu TBMM, uygulayıcı başta Adalet Bakanlığı olmak üzere bağlı tüm adli birimlerdir.Yargıtay'ın görevi yasa çıkarmak yada yasaları yorumlamak değildir. Yasanın uygunluğunu yorumlama görevi Anayasa Mahkemesinindir. Yargıtay'ın görevi mevcut yasalara uygun hukuk birliği oluşturmaktır. Yargılamanın şekli ile ilgilidir. CEZA HUKUKUNDA "SUÇ KALIBI" denen bir kaide vardır, bizim gibi yazılı hukuk ile iş yapan ülkelerde bir eylemin suç sayılabilmesi için, TCK da belirlenmiş olan bir suç kalıbına oturması lazım gelmektedir. Yani, eğer suç kalıbında yazılı olmayan bir şeyi yaptınızmı, yaptığınız şey ne olursa olsun TCK ya göre suç sayılamaz...
Reşit olmayan çocukların velayeti ebeveynlerde, yada veli sıfatı taşıyanlardadır. Veli lerin yetki ve sorumlulukları yasalarda belirlidir. Yani suç yasanın ve yasa koyucunundur. 2002 yılından beri iktidar olanların suçu vebalidir bu zulüm. Yargıya egemen olmak için, yargıyı zayıf gösterme mugalatası bu vebalden kurtarmaz kimseyi. Yargıtay ve mahkemeler önlerindeki yasaya göre hüküm kurmuştur. Hakimin vicdanı, yasaya aykırı hareket ettiremez ki. Olayda asıl suçlu kızın velisidir. Veli şikayetci olmuş mu? Yok. İşte yasa bu rızaya bakıyor. Çocuğun rızası hukuken söz konusu değil, velinin rızası söz konusu. Kızın velisi ne yapmış? Dolayısıyla mahkemenin hükmü doğru.Çocuklarla ilgili suçlarda suçlu VASİ-VELİ dir. Çocuğa olan sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdir. Bu konu taş atan çocuklar yasası çıkarkende söz konusu olmuştu, Ogün Samast cinayetinde de. Kavram kargaşası nerde? Suça itilen suç işletilen çocuklarla, suçtan zarar gören çocuklara uygulanacak işlemleri bir tutmakta. SUÇA İTİLEN ve SUÇDAN MAĞDUR OLAN ÇOCUKLAR la ilgili ayrı hukuk ve adalet söz konusudur. Çocuğun himayesi ve korunması ile ilgili ilk sorumluluk devletin sonra ailenin yani velinindir. YANİ HİMAYE EDECEK HAMİ SIFATINDAKİLERİNDİR. Aileden sorumlu devlet bakanlığı'nın, şimdiki adıyla aile ve sosyal politikalar bakanlığının amacı nedir? Yargıtayın bütün bunlara göre verdiği karar doğrudur. YANLIŞLIK BU ORTAMI OLUŞTURANLARDADIR. Vebalini kendi çocuklarında bizzat yaşayarak çekecekler. Bu Allah'ın değişmez yasasıdır. Kurtuluş yok. Üçer beşer evlilik yapmak için, sözüm ona AB. ne uyum diye zinayı suç olmaktan çıkardılar. Oysa AB. ne bağlı ülkelerin büyük çoğunluğunda zina suçtur ve boşanmanın nedenidir..Yasalarında suç olarak durur. Zina ilgili kanuni mevzuat eski ceza yasasında 4 maddeden oluşuyordu. (400-401-402-403)Bunlar 1996-98-99 yıllarında anayasa mahkemesince iptal edilmiş. AKP zaten uygulanamayan bir kanunu yeni Türk Ceza Kanuna koymamıştır. AKP eline çok güzel bir fırsat geçtiği halde bunu kanuna neden eklememiştir? İmam nikahına başka türlü zemin hazırlanmazdı ki. 657 Sayılı TCK, 2004 Yılında AB.Uyum yasaları çerçevesinde değiştirildi. 5237 Sayılı TCK da ZİNA SUÇ SAYILMIYOR artık. Eski ceza yasasındaki 440 441 442 443 no’lu “Evli Kadın evli erkeğin zinası” nı düzenleyen maddeler yeni yasada yok. Burda konu içinde sözünü ettiğimiz KENDİ RIZASI ile yaşı indirildi. Sadece zinanın teşhiri engellendi. Bakınız akpgerçeği.com da Milliyet Yazarı Güneri Civaoğlu'nun "zina konusunda u dönüşü" isimli yazısına. 5237 Sayılı Yasanın çıkma evresinde yazılmış bir yazı bu. Mukayeseli hukuk kurallarının yeni ceza yasasında nasıl göz ardı edildiğini zamanın adalet bakanı Cemil Çiçeğin ağzından nasıl yazmış. Yasanın baskı yasası olarak çıktığını, Ülkemizin dördüncü erki basının nasıl susturulduğu yazmış. Peki muhalefet ne yapmış? Onu da yazmış. Ülkeye bu yasaları kazandıranlar utansın. Vebali var. Her çocuk gelinden, her satılan kadından, her öldürülen tecavüz gören kadından ahlar alıyorlar. Yolsuzluk ekonomisi politikaları parlamentosundan daha ne beklenir ki?