5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 647 sayılı İnfaz Kanunu’ndan farklı olarak, cezaların toplanması (içtimaı) kabul edilmemiştir. 5275 sayılı Kanunun “Birden fazla hükümdeki cezaların toplanması” başlıklı 99. maddesinde istisnai olarak; “Bir kişi hakkında hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107. maddenin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı istenir” düzenlemesine yer verilmiştir.

Maddede geçen “107. maddenin uygulanabilmesi yönünden” ibaresi, cezaların toplanmasına ancak 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m.107’de düzenlenen koşullu salıverilme müessesesinin tatbiki için başvurulacağını açıkça göstermektedir. Uygulamada, farklı bir görüşe dayanılmak suretiyle Kanun hükmünün hükümlü aleyhine yorumlandığı görülmektedir. Bu görüş özetle; hakkında birden fazla kesinleşmiş hüküm bulunan kişiler bakımından sadece koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında değil, ceza zamanaşımının hesaplanması, denetimli serbestlik süresinin belirlenmesi, infazın ertelenmesi şartları gibi meselelerde de her bir ceza üzerinden değil, toplam ceza üzerinden uygulama yapılmasını savunmaktadır.

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün cezalarının infazının ertelenmesi konusunda yaşanan tereddüt üzerine bildirdiği bir görüş yazısında, 5275 sayılı Kanun m.17 kapsamındaki infazın ertelenmesi taleplerinde, infazı gereken toplam ceza süresinin esas alınması gerektiği bildirilmiştir.

Bu görüşün dayandığı gerekçe şu şekildedir:

“Hükmolunan cezaların, nitelikleri itibariyle birbirinden bağımsız oluşu keyfiyetini, bu cezaların mutlak anlamda birbirinden bağımsız biçimde infaz edilmesi sonucuna bağlamaya hukuken imkan bulunmadığı düşünülmektedir. Aksi takdirde, 107. maddede yer alan ve koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanması yönünden bir toplama kararı alınması zorunluluğuna işaret eden düzenlemenin de bir anlamı ve tatbik imkanı kalmayacaktır. Nitekim cezaların birbirinden tamamen bağımsız olarak infazı halinde, infaz süreci fiilen bölünerek her bir ceza yönünden koşullu salıverilme hükümlerinin de ayrı ayrı uygulanması önünde bir engel bulunmayacağı gibi, yine her bir ceza yönünden Kanunun 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazın sağlanması da gündeme gelebilecektir ki, kanun düzenlemesinin kesin hüküm otoritesini bütünüyle zayıflatacak böyle bir sonucu amaçlamadığı çok açıktır.
 
Diğer taraftan, Kanunun 17. maddesinde, infazın ertelenmesinde mahkum olunan hapis cezasının süresine bağlı olarak bir sınır getiren kanun koyucunun, bu sürenin üstündeki cezalarda bir kaçma şüphesini kanuni karine haline getirdiği gözetildiğinde, toplamı bu süreyi aşan cezaların infazı bakımından da aynı sakıncaların var olduğu, bu nedenle Kanunun 17. maddesi kapsamındaki taleplerde, infazı gereken toplam ceza süresinin esas alınması gerekeceği değerlendirilmektedir”.
 
Bu görüşün gerekçesinde; 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m.99’un birinci cümlesinin “cezaların mutlak anlamda birbirinden bağımsız biçimde infaz edilmesi” olarak yorumlanamayacağı, aksi bir uygulamanın koşullu salıverilme müessesesinin tatbiki sırasında toplama kararı alınmasına gerek kalmaksızın ayrı ayrı hesaplama yapılabilmesi sonucunu doğuracağı, bu durumun yasal düzenleme ile ulaşılmak istenen amaca aykırılık olacağı, aksi halde “kesin hüküm” otoritesinin tümü ile zayıflatılacağı, Kanun hükmünün bunu hedeflemediği, cezaların ertelenmesi bakımından hükümlünün her bir hapis cezasının değil toplam cezasının dikkate alınması gerektiği, çünkü Kanunda belirtilen süreyi aşan hallerde kaçma şüphesinin “kanuni karine”  olarak kabul edildiği sözlerine yer verildiği görülmektedir.

Sübjektif yorumdan ibaret ve yasal dayanağı olamayan bu görüşe katılmak mümkün değildir. Şöyle ki;

5275 sayılı Kanunun 99. maddesinde yalnızca koşullu salıverilme bakımından, hapis cezalarının infazında hükümlülerin lehine sonuca varılabilmesi amacıyla kabul edilen cezaların toplanması usulü, bu düzenlemenin kapsamına girmeyen ve cezaları toplamanın hükümlünün aleyhine olacağı diğer infaz konularında uygulanamaz. Her bir hapis cezasının bağımsız varlığını koruyup infaz edildiği durumda, hükümlünün infazının ertelenebilmesi mümkün ise, cezalar toplanmamalıdır. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından temel kriter; şüpheli, sanık ve hükümlü lehine yorum ve uygulama yapılması olup, aleyhe tatbikatın mutlak şekilde yasal dayanağı bulunmalıdır. Açık yasa hükmü gözardı edilerek, kanun koyucunun amacından hareketle veya vicdani gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kısıtlanamaz. Kanunda bir eksiklik veya boşluk olduğu düşünülmekte ise bu sorunun çözüm yolu; Anayasaya uygun biçimde kanun çıkarılması olup, şu veya bu gerekçe ile kanunun lafzının bir kenara bırakılması değildir.

Anayasa m.2’ye göre, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” . Hukuk devletinde esas olan; bireyin hukuk güvenliğinin, temel hak ve hürriyetlerinin korunması, yargı kararlarının tesis edilmesi ile uygulanmasında Anayasanın, kanunların ve hukukun evrensel ilke ve esaslarının çizdiği sınırların dışına çıkılmamasıdır.

Anayasa m.138/1’e göre hakimler; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Tüm yargı kararlarının yasal gerekçeye dayanması zorunluluğu karşısında, kanunların açıkça düzenlediği konularda kanun koyucu yerine geçilerek yorum yapılması ve bu yolla bireylerin temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanması mümkün değildir.

Anayasa m.13/1’e göre temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Anayasa m.19 ve 38'in de, savunduğumuz görüşün hukuki dayanakları arasında yer aldığını belirtmek isteriz.

Cezaların toplanması konusunda kanun koyucunun iradesi nettir. 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu m.99/1’in son cümlesine göre cezaların toplanması sadece koşullu salıverilme yönünden kabul edilmiştir. Bu açık düzenlemenin uygulama alanı, sübjektif yorumla hükümlü aleyhine genişletilemez.

5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nun “Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi” başlıklı 17. maddesinde, Kanunun 99/1. maddesinin son cümlesinin uygulanacağına dair hüküm bulunmadığı gibi, maddenin ilk cümlesi açıkça hükmolunan her bir cezanın diğerinden bağımsız olduğunu ve varlıklarını ayrı ayrı koruyacaklarını düzenlemektedir. Aksinin kabulü, Anayasa m.19/1’de düzenlenen kişi hürriyetinin ihlali anlamına gelir. “Kanunilik” ve “hükümlü lehine yorum” ilkeleri ışığında, koşullu salıverilme süresinin hesaplanması dışında cezaların toplanmasının kanunlarda öngörülmediği gözardı edilmemeli ve hükümlü lehine olan hallerde her bir hapis cezasının bağımsızlığını koruyacağı kabul edilmelidir.

Birden fazla kesinleşmiş mahkumiyet halinde cezaların toplanmasının, infazın ertelenmesi bakımından da geçerli olması gerektiği ileri sürülebilir. Ancak bu iddia sadece bir görüşten veya temenniden ibaret olup, mevcut yasal düzenlemeler karşısında uygulanabilirliği yoktur. Bu görüşün uygulanabilmesi, ancak bu yönde açık bir yasal düzenlemenin varlığı ile mümkündür. Yürürlükte olan yasal düzenlemede öngörülen kural, her bir cezanın varlığını ayrı ayrı koruması olup, bu kuralın istisnası sadece koşullu salıverilmenin tatbikidir. Bunun haricinde, İnfaz Hukukuna ilişkin hiçbir uygulamada cezaların toplanması yoluna gidilmesi kabul edilemez.

Esas olan, Kanunun uygulanmasıdır. Kanunda açıkça düzenlenmeyen hallerde, kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayacak şekilde uygulama yapılamaz, yasal düzenlemeler sübjektif yorumla genişletilemez ve hükümlü aleyhine sonuç doğuracak şekilde işlem yapılamaz. “Hukuk devleti”, “hukuki öngörülebilirlik” ve “belirlilik” ilkelerinin gereği budur. Bu nedenle, cezaların toplanması ile ilgili özel kanun hükmü getirilmediği sürece, sadece koşullu salıverilme süresi bakımından cezaların toplanması yoluna gidilmeli ve hükümlü lehine olan diğer müesseselerin tatbikini engellenmemelidir.

Bu düşüncenin, “hukuk mu kanun mu” tartışmasında tercih edilenin hukukun evrensel ilke ve esasları, dolayısıyla da “hukuk” olması ile de bir ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü “kanun devleti” kavramına, hukuktan sapılarak sırf kanunla, yani şekilcilikle kişi hak ve hürriyetlerinin aşırı ve keyfi olarak kısıtlanma getirilmesi mümkün olduğu için karşı çıkılmaktadır. Tartışma konumuzda böyle bir durum olmadığı gibi, aksine kişi hak ve hürriyetlerin yasal dayanaksız ve keyfi biçimde kısıtlanmasına karşı çıkış vardır.

Hükümlünün lehine uygulamanın, koşullu salıverilme için öngörülen istisnayı etkisiz hale getirebileceği düşüncesi doğru değildir. İnfazın ertelenmesinde cezaların toplanması meselesini, koşullu salıverilme ile denetimli serbestlik üzerinden haklı göstermek de mümkün değildir. İnfazın ertelenmesi ile koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nun değişik maddelerinde düzenlenen farklı müesseselerdir.

Kanaatimizce, denetimli serbestlik ve infazın ertelenmesi müesseselerinin koşullu salıverilme ile olan bağlantısı yönünden karşılaştırmak anlamsızdır. Katılmamakla birlikte, birden fazla hapis cezalarında İnfaz Kanunu m.99’a göre cezaların toplanması ve bir hapis cezasının veya toplanarak bulunan birden fazla hapis cezası üzerinden bulunacak koşullu salıverilme süresinin denetimli serbestliğin ön şartı olduğu, denetimli serbestliğin ancak koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan hükümlüler hakkında uygulanabildiği ve bu nedenle denetimli serbestliğin uygulanmasında cezaların toplanmasının gerekli olduğu ileri sürülmekte ise de, infazın ertelenmesi ile koşullu salıverilme arasında bu şekilde bir bağlantı bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, infazın ertelenmesinin şartları bakımından cezaların ayrı ayrı varlığını koruduğu gözetilerek hükümlü lehine yorum yapılmasında, koşullu salıverilme için öngörülen istisnanın işlevini yitirebileceği görüşü yerinde değildir.

Ceza İnfaz Kanunu m.99 veya 105/A’da bir değişiklik yapılmadığı sürece, koşullu salıverilme için yapılan toplama yoluyla denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazının hükümlü aleyhine işletilmesi kabul edilemez. Bu noktada, denetimli serbestliğin koşullu salıverilmeye benzemesi de önem taşımaz. Esas olan kanundur ve kanunda olmayan da kişi aleyhine uygulanamaz.

Sonuç olarak; eski düzenlemede yer alan cezaların toplanması müessesesinin yeni düzenlemede koşullu salıverilme süresinin hesaplanması haricinde kabul edilmediği gerçeği ve Kanun koyucunun bu konudaki iradesi gözardı edilmemeli, kişi hürriyetini ihlal etmek pahasına zorlama yorumlardan ve Kanunda açıkça belirtilmediği sürece hükümlünün infaz şartlarını ağırlaştıran uygulamalardan kaçınılmalıdır. Bu sebeple de, cezaların infazının ertelenmesi konusunda Adalet Bakanlığı ve uygulama tarafından savunulan düşünceye katılmadığımızı ifade etmek isteriz.
 

Prof. Dr. Ersan Şen
Av. Beyza Başer

(Bu köşe yazısı, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.