'Meclis başörtülü vekile hazır mı?'
Serpil Çevikcan

Olağanüstü toplantı olmazsa Meclis 1 Ekim’de açılacak. Geride bıraktığımız 2 yılı büyük tartışmalar ve kavgalarla geçiren Meclis, aslında Türkiye iç siyasetinin aynası gibiydi. Üstelik bu yasama yılında, bütçe görüşmelerinin ardından seçim maratonu başlayacak. Hiç dilemiyoruz ama geçtiğimiz 2 yılı bile arama riski var.
 
Dün, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’le, Meclis’i bekleyen süreç, olası tartışmalar ve siyasetteki diyalog eksikliği üzerine sohbet ettik. Başörtülü milletvekili konusunda değerlendirmelerini aldık. Meclis Başkanı’nın açıklamaları şöyle:

IŞIK YOĞUNLUĞU AZALACAK, BAZI YERLER MATLAŞACAK:
 Meclis’le ilgili gelen şikayetlerin önemli bir kısmı salonla ilgili. Bu salonla ilgili tartışmalar pehlivan tefrikası gibi, biteceğe de benzemiyor. Projenin kendisinden kaynaklanan sorunlar var. Meclis geç saatlere kadar çalıştığı için ışık düzeni ve kullanılan malzemenin niteliği, birçok sorunu, psikolojik problemi getiriyor. Bunu gidermeye çalışıyoruz ama bir taraftan telif hakları var. O salonda istediğimizi yapamayız. Onun için telif haklarını ihlal etmeden, ilgililerle görüşerek sorunları asgariye indirmeye çalışıyoruz. Bazı yerleri matlaştırarak, bazı yerlerin ışık yoğunluğunu kısmen azaltarak.

ATATÜRK ÇİÇEĞİNİ KALDIRMAYIN DEDİM:
 Genel Kurul’daki çiçekli bölge daha önce canlı çiçeklerle doluymuş, ancak böceklenme yaptığı için onu kaldırıp bugünkü çiçekleri koymuşlar. Bu çiçeklere de Atatürk çiçeği diyorlar. Atatürk çiçeği olunca bunlara dokunulursa, hemen, ‘Efendim Atatürk’ün ismi şuradan kalkıyor, buradan kalkıyor, bu defa da çiçeği kaldırdılar’ diye bir yaygara kopacak. Hatta bu işi bilenler, ‘Bu sonradan konulmuş bir isim, bu Atatürk çiçeği değil Meksika çiçeği’ dediler. Doğru olsa bile algılama farklı olacak. Leblebiden nem kapma olayı var. Böyle hassas bir süreçten geçtiğimiz için çiçekle ilgili tartışma buradan kaynaklanıyor. ‘Kırmızı bir fon oluşturuyor, öbür malzemelerle birlikte birleşince bunun doğurduğu sakıncalar var’ deniyor. İsmi de Atatürk çiçeği olunca, ‘şu ara bir sürü tartışma varken bir de bundan dolayı bir tartışma çıkartmayalım, böylece kalsın’ dedim ben de. Akustik sebebiyle problemler var. Bir kısmını bu dönem gidereceğiz.

MİLLETVEKİLLERİNE SİLAH UYARISI:
 Maalesef 24. dönem parlamentosu olarak viraja çok sert girdik. Meclis açıldığı günden beri tansiyon bir türlü düşmedi. Tabiri caizse küçük tansiyon 10’un, büyük tansiyon 17’nin üzerinde oldu hep. Türkiye için sıkıntı. Meclis görevini yapabilmekte zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle grup toplantıları maalesef tahammül edilemez hale geldi. Parlamentolarda kuvvet kullanarak bir uygulama yapamazsınız. O nedenle kuralın hatırlatılması yeter. Mesela bir kural diyor ki Meclis kampüsü içerisinde silahla dolaşılamaz. Bir milletvekili silahla girerse herhalde kapıdaki polis bunu yakalayacak hali yok. Milletvekili bu sorumluluğu taşıyarak silahsız gelecek. Bu kuralın hatırlatılması yetmeli. Seçimler vs. sebebiyle siyasi tansiyonun daha da yükseleceği bir döneme giriyoruz. Parti yöneticilerimizin, milletvekillerimizin kurallara uyma noktasında çok büyük hassasiyet göstermesi gerekiyor. Aksi takdirde en evvel kendileri üzülür. Yarın toplumun kabul edemeyeceği manzaralar burada ortaya çıkarsa o zaman niye olmadı, niye yapılmadı kimse demesin. Çünkü bu kurallar birlikte uygulanır.

MİLLETVEKİLİNİN İŞİ TAYİN, NAKİL DEĞİL:
 Meclis’in bir çalışma saati var. O saatte bütün milletvekillerinin asli görevi evvela yasama faaliyetine katılmaktır. Seçmenleriyle, vatandaşla ilişkisi Genel Kurul saatine kadardır. Çünkü seçmeni temsilen burada. Milletvekilinin iki asli görevi var. Biri yasa yapmak, diğeri denetim yapmak. Tayin, nakil yapmak bizim görevimiz değil. Kişisel sorunlara çözüm bulmak insani açıdan tamam ama milletvekili olarak asli görevimiz dururken biz gece yarılarına kadar şahsi problemleri çözmeye uğraşıyoruz. İkincisi kulislerde gece 12’ye kadar orada olmaması gereken insanlar var. Kaç defa yazı gönderdim. Milletvekilinin karşısına polis çıkartamam. Bu ortak bir bilinçle olur. Yarın dışarıda gergin bir ortam varken burada cam çerçeve kırılırsa, ortalık başka türlü sıkıntıya girerse bunun sorumlusu kim olacak? Meclis Başkanı ne tedbir alacak? Polis mi dikelim? Bir kuralsızlıktır gidiyor. Kurallara kesinlikle uyulması lazım. Ben sayın genel başkanlardan Meclis’in yönetimi konusunda bize yardımcı olmalarını istiyorum.

İKİ SENEDİR AĞIZ TADIYLA ÇALIŞAMADIK:
 Özellikle çevremizde olup bitene baktığımızda Türkiye’nin en fazla diyaloğa ihtiyacı olduğu dönemden geçiyoruz. Konuşmazsak anlaşamayız. Kavga ortamında hiçbir şeyin çözülmesi mümkün değil. Üstelik geriye dönüp baktığımızda bu kavgaların siyasete ve kavgayı yapanlara bir fayda getirdiğine tarih şahit değildir. Şunu kesin olarak söyleyeyim, vatandaşın olgunluğu, diyaloğu bizden çok daha öndedir. Bu da bizim ayıbımızdır. Vatandaşlar pekala aynı iş hanında birbirleriyle konuşabiliyorken, biz siyasetçiler son iki senedir ağız tadıyla bir yasama faaliyeti yapamadık. Bağırıyoruz, çağırıyoruz, sonra da pişman oluyoruz.

SİYASET KENDİ KRAVATINI BAĞLAYAMIYOR:
Tutuklu milletvekilleri meselesi tek kişilik bir problem değildir. Türkiye’nin şu an en temel problemi siyasetin de çözmek zorunda olduğu problem yanlış kuralları değiştirmektir. Yanlış kurallar anayasada, yasalarda duruyor. Anayasa 83 ve 14 durmaya devam ediyor. Siz de grup toplantılarında nutuk çekmeye devam ediyorsunuz. İstediğiniz kadar konuşun kurallar değişmediği sürece istediğiniz sonucu elde edemezsiniz. Maalesef birlikte bir anayasa yapamadık bu dönem. Çalışıyoruz, uğraşıyoruz tablo ortada. Birlikte bir içtüzük, siyasi partiler yasası, seçim mevzuatı yapamadık. Siyaset kurumu kendi kravatını bağlayamazsa siyasetin kendisi tartışılır hale gelir. Bu hal doğru bir hal değil.

MOTOR YAVAŞ YAVAŞ ISINIYOR:
 Aslında bunların hiçbiri zor değil. Hepsinin altyapısı o kadar hazır ki. Geriye bunun bir formüle edilmesi kalıyor. Anayasayı bunca zamandır tartışıyoruz. Konuşulmadık konu kalmadı. Belli konular hariç 7-8 başlık, geri kalanları 15 güne yazıp bitirebilmemiz için hiçbir engel yok. Olmuyor işte. Birlikte sorun çözme alışkanlığımız yok. Masadan kim kalkacak kim kalkmayacak anayasanın önüne geçiyor. Mesela yargı bölümünü bugün sonlandırmamız için hiçbir engel kalmadı bana kalırsa. Şimdi bunu yazmamız lazım. Bunu yazıversek yargı bölümü ile ilgili 23-24 maddeyi bitirmiş olacağız. Temel hak ve özgürlüklerin hükümet sistemleri ile alakası yok. Oradaki vatandaşlık gibi, anadilde eğitim gibi din devlet ilişkisi kısmını çıkaralım. Geri kalan kısmını bizim yazıyor olmamız lazım. Bazen toplantıyı yapmak noktasında bile zorlanıyoruz. Bu hafta ben ısrar ettim arkadaşlar toplandılar. Seçim atmosferine girildikten sonra zorlaşır. Siyasetin başka zaruretleri var. Güneş batmak üzere. Seçim ortamı başladı, bazı yerlerde adaylar başladı. Demek ki yavaş yavaş motor ısınıyor.

BAŞÖRTÜSÜNDE OLGUNLAŞTIK:
 (Çok sayıda aday gösterileceği anlaşılıyor. Meclis ve Türkiye başörtülü bir milletvekiline hazır mı? Sorusu üzerine) Türkiye’de bu başörtüsü sorunu belli bir olgunluğa geldi diye düşünüyorum. Partilerimiz bunu bir iç çekişme, iç politika malzemesi yapmadığı, bunun üzerinden bir siyasi sonuç elde etmek gibi ister lehte ister aleyhte olmadığı takdirde bu sorun çözülür. Bakın üniversitelerde bir yasal düzenleme yapılmadı ama 5 sene, 8 sene evvelin problemi yok. Bundan dolayı parti kapatma davaları açılmıyor. Danıştay bir karar verdi. Dünden itibaren tartışılıyor. Pekala avukatlar başörtüsü ile duruşmaya girebilir. Tartışıyoruz ama eski hiddette, şiddette değil. Daha makul. Bazı konular bir uzlaşma, bir hoşgörü, bir tolerans meselesidir. İnşallah Türkiye ister başörtüsü ister başka bir konu -bu tarafın başörtüsü problemi var ama diğer tarafın başka bir problemi var- bunları karşılıklı anlayışla bir yere getirebiliriz.

HABERAL’I BİZ DEĞİL YARGI ÇIKARDI:
 Sayın Haberal’ın çıkması yine yargının yaptığı tasarruf. Biz siyaset olarak bir tasarrufta bulunmadık ki. Yeni yasama yılına tutuklu milletvekili olmadan girmeyi hep temenni ediyoruz. Ama temenni edileni temin etmek parlamentonun görevi. Yanlış kural burada duruyor biz kişisel becerilere dayalı çözümler bulmaya çalışıyoruz. Yapılacak iş başka. Bu da anayasa ile alakalı. Anayasanın her bir tarafından ses geliyor. Biz bu anayasa ile nasıl devam edeceğiz? Bir demokratik ülkede sorular evvela hukuka sorulur, şahıslara sorulmaz. Kuralı değiştirmek bizim görevimiz, değiştirmiyoruz. Sadece anayasa için değil içtüzükle ilgili birçok şey söyledim. Herkes, ‘Kadın milletvekillerimiz pantolon giysin’ diyor. Ya kardeşim kuralı değiştir de giysin. Bu lafı kime söylüyoruz biz? Komisyonu kuruyoruz, geliyorlar anlaşamıyorlar. Bu devirde pantolon giyse ne olacak kadınlarımız? Ya da doğum izni memurun, işçinin hakkı da kadın milletvekilinden mi hakkı esirgiyoruz?




Milliyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.