Metin Çorabatır: Türkiye şeffaf olmayınca uluslararası destek gelmedi
Türkiye’nin çeşitli kentlerinde Suriyeli mültecilere yönelik linç girişimlerine varan toplumsal patlama, ülkedeki iç huzuru tehdit ederken Türkiye’nin dışarıdaki imajını da zedeliyor. Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra ilk göç dalgasının Türkiye’nin kapısını çaldığı 29 Nisan 2011’de Türkiye açık kapı politikasını duyurdu ve zor durumdaki Suriyeliler’e yardım elini uzattı. İnsani açıdan alkışlanacak bu politikanın yasal çerçevesi net bir şekilde oluşturulmadığı için uygulamada aksaklıklar yaşandı.

1 milyon 360 bin Suriyeli var

 Sınırdan geçen Suriyeliler, “misafir” olarak adlandırıldı ve yasal statüleri netleştirilmedi. 1951 Cenevre Sözleşmesini “coğrafi çekince” ile kabul eden Türkiye, Avrupa dışından gelenlere mülteci statüsü vermediği için Suriyeliler Türkiye’de sığınmacı ya da “geçici korumadan yararlananlar” sıfatıyla kalıyor. Bugün resmi rakamlara göre 1 milyon 360 bin Suriyeli Türkiye’de ve bunların sadece 220 bini kamplarda barınıyor. Geri kalan 1 milyon 140 bin Suriyeli kamplar dışında çeşitli kentlerde zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.

Şeffaf politikalar gerekli

 Uzun yıllar Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde (BMMYK) görev yapan ve şu anda İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) Başkan Yardımcılığı’nı yürüten Metin Çorabatır, “Sokaklarda dilenen Suriyeliler’i kampa götürmek çare değil” diyor. Suriyeliler’in acilen yasal statüsünün netlik kazanması gerektiğini belirten Çorabatır, olayın hukuki, sosyal ve ekonomik boyutlarının derinlemesine ele alınması ve bir arada yaşamayı düzenleyecek şeffaf politikalar geliştirmek gerektiğini söyledi.

Angelina Jolie kamplara 5 yıldızlı dedi ama...

 Mültecilerle ilgili yapılması gereken çalışmaların uluslararası normlara uygun, şeffaf ve denetime açık bir şekilde uygulanması gerektiğine dikkat çeken Çorabatır, Türkiye’nin en baştan beri BM ve diğer uluslararası yardım kuruluşlarıyla birlikte çalışmaya yanaşmadığını dile getirdi.
 
Türkiye’nin bu konuyu bir itibar ve gurur meselesi yaptığını ve sadece kendi imkânlarıyla Suriyelilere yardım eli uzattığını belirten Çorabatır, “Türkiye ilk dönemlerde çok övgü topladı, Angelina Jolie’nin ziyaret ettiği dönemde BM buradaki kampları 5 yıldızlı kamp diye nitelemişti. Türkiye bu şekilde yürütebileceğini düşündü, güvenlik endişesiyle kamplara BM’yi ve diğer uluslararası yardım kuruluşlarını sokmadı, önerilen yardımları geri çevirdi” dedi. Çorabatır, aynı devlet politikası gereği 1988’deki Peşmerge göçü ya da 1992’deki Bosna Hersek göçünde de Türkiye’nin kapılarını uluslararası topluma kapattığını söyledi.

 Bunun geleneksel bir devlet refleksi olduğunu belirten Çorabatır, “Türkiye bu konularda genel olarak uluslararası toplumla işbirliği kurmuyor. Somali’ye yardım yapıyoruz mesela ama orada da kesinlikle BM ile ortak çalışmıyoruz. Kendi kamplarımızı kuruyoruz” dedi.

Ekonomik yük Türkiye’de

 Beşir Atalay’ın açıkladığı rakamlara göre Türkiye Suriyeli sığınmacılar için şu ana kadar 3.5 milyar dolar harcadı, uluslararası yardım ise sadece 233 milyon dolar seviyesinde kaldı. Çorabatır’ın söylediği işbirliği eksikliği, Türkiye’nin üzerine binen ekonomik yükün boyutlarını da artırıyor. Çünkü uluslararası yardımın gerçekleşmesi için belli şeffaflık kriterleri var ve Türkiye bu konuda gerekli adımları atmaya yanaşmıyor. Türk hükümetinin kampların kapılarını ancak 2012 sonunda BM’ye açtığını hatırlatan Çorabatır, Türkiye’nin uluslararası toplumla işbirliği yapmaması nedeniyle uluslararası yardımlardan da mahrum kaldığını söyledi.

Tecrübeden faydalanamıyoruz

“Bunu sadece nakdi yardım olarak düşünmemek gerekir, aynı zamanda önemli bir tecrübe aktarımından da faydalanmıyoruz” diyen Çorabatır, BM normları uygulansaydı ülkeye gelen Suriyelilerin sağlıklı bir şekilde kayıt altına alınmış olacağını söyledi. Çorabatır, gelen mültecilerin detaylı kayıtlarının alınması, yaş, cinsiyet, sağlık, eğitim ve mesleki durumları gibi temel bilgiler ışığında ihtiyaçların tespit edilmesi ve buna göre okul, hastane ve iş imkânları gibi hazırlıkların yapılması gerekliliğine dikkat çekti.

Hukuki boşluk var

 Bölgede yaptıkları saha çalışmasında sağlık hizmetlerinden faydalanmakta güçlük çeken Türk vatandaşlarının “Ben de Suriyeli’yim” diyerek hastane sırasında öncelik kazanmaya çalıştıklarını gözlemleyen İGAM heyeti, hukuki boşluğun hem Suriyeliler’i hem de Türk vatandaşlarını rahatsız ettiğini tespit etti. Bölgedeki iş imkânlarının kısıtlı olması, karın tokluğuna kayıt dışı çalışan Suriyeliler’in bir tehdit olarak algılanmasına yol açtı.

BM ve STK’lar sürece dahil edilmeli

 Suriyeliler’in gelişinin politize olduğunu belirten Çorabatır, “Bu insanlar canları tehlikede olduğu için Türkiye’ye sığındı. Kapıları açmak insanlık görevimizdi, her şeyini kaybetmiş, travma yaşıyorlar” dedi.

“Bir yerde münferit bir olay çıktığında bir anda alevlenip Suriyeli mültecilerin dükkânlarına, evlerine saldırmak insanlık dışıdır” diyen Çorabatır, yaşanan sosyal patlamanın önüne geçilmesi ve gerilimin hafifletilmesi için hükümetin bir an önce önlem alması gerektiğini söyledi.  Çorabatır, BM ve STK’ların mutlaka sürece dâhil edilmesi gerektiğinin altını çizdi.


ALPARSLAN AKKUŞ - BUGÜN GAZETESİ
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.