Adil yargılanma hakkı, hukuk devletinin en temel güvencelerinden biridir. Ancak bu hak, çoğu zaman soyut bir ilke olarak ele alınmakta; içeriği, yargılamanın teknik ayrıntıları arasında görünmez hale gelmektedir. Hukuk devletinin en görkemli vaadi olan adil yargılanma hakkı, ne yazık ki çoğu zaman sadece mahkeme salonlarının duvarlarında asılı kalan soyut bir ilke olarak algılanıyor. Yargılamanın teknik labirentlerinde kaybolanlar için bu hak, bazen sadece bir usul kuralıymış gibi görünebilir. Oysa gerçek adalet, kararın niteliğinden ziyade o karara giden yolun ne kadar dürüst ve dengeli olduğuyla ölçülür. Bu yolun sarsılmaz taşıyıcı kolonu ise hiç kuşkusuz etkin savunma hakkıdır.
Adil yargılanma, yalnızca duruşma sonunda "hukuka uygun" bir hükmün kurulması demek değildir. Bir sanığın, devletin devasa iddia mekanizması karşısında pasif bir figür olmaktan çıkıp, kendi kaderini tayin edebilecek bir "özne" haline gelmesidir. Bağımsız mahkemeler ve makul süre ilkeleri ne kadar önemliyse, savunmanın yargılamaya aktif katılımı da o kadar hayatidir. Çünkü savunma yoksa, yargılama bir muhakeme değil, sadece bir onaylama süreci haline gelir. Savunma, kağıt üstünde değil, yargılamanın tüm aşamalarında yargının ruhuna intibak edebilmelidir.
Adil yargılanma hakkı, yargılamanın yalnızca sonunda verilen kararla sınırlı değildir. Bu hak; sürecin başından sonuna kadar tarafların eşit ve dengeli şekilde yargılamaya katılabilmesini ifade eder. Bu çerçevede adil yargılanma hakkı: bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanmayı, makul sürede yargılanmayı, silahların eşitliği ilkesini ve çelişmeli yargılama ilkelerini kapsar. Ancak bu ilkelerin tamamı, savunma hakkının etkin kullanımıyla hayata geçebilir.
Savunma hakkı, şüpheli veya sanığın iddia makamı karşısında pasif bir özne olmaktan çıkarılmasını sağlar. Savunma: delillere erişebilir, delil sunabilir ve iddialara karşı argüman geliştirebilir. Bu imkânlar olmadan yürütülen bir yargılama, şeklen doğru görünse bile adil değildir. Bu nedenle savunma hakkı, adil yargılanma hakkının somutlaşmış hâlidir.
Ceza muhakemesinde iddia ve savunma makamları arasındaki ilişki, "silahların eşitliği" ilkesiyle hayat bulur. Silahların eşitliği, adaletin denge noktasıdır. Devletin tüm imkânlarını arkasına alan iddia makamı karşısında, savunmanın delillere erişimi kısıtlanır veya argümanları duymazlıktan gelinirse; o mahkemede terazinin bir kefesi çoktan yere çakılmış demektir. İddia makamının delillere eriştiği, taleplerini sunduğu ve süreci yönlendirdiği bir ortamda savunmanın etkisiz bırakılması, bu ilkeyi işlevsiz kılar. Savunma hakkı kısıtlandığında: silahların eşitliği bozulur, yargılama tek taraflı hâle gelir ve mahkeme, iddia merkezli bir değerlendirme yapar. Bu da adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir
Çelişmeli yargılama dediğimiz şey ise, bir ağız dalaşı değil; hakikatin her iki tarafın da eşit fırsatlarla sunduğu delillerin çarpışmasından doğmasıdır. Savunma hakkının zayıflatıldığı her senaryoda, yargılamanın meşruiyeti de aynı oranda erozyona uğrar, toplumun adalete olan inancı sarsılır. Çelişmeli yargılama, tarafların deliller ve iddialar hakkında görüş bildirebilmesini gerektirir. Savunmanın delilleri görmeden, iddialara karşı cevap verme imkânı olmadan yürütüldüğü bir yargılama, çelişmeli değildir. Savunma hakkının zayıflatıldığı her durumda, çelişmeli yargılama ilkesi de fiilen ortadan kalkar.
Uygulamanın en büyük sancılarından biri de "şeklen savunma" tuzağıdır. "Sanık müdafiinden soruldu: ‘’Eksik hususların giderilmesini talep ederiz.’’ dedi" şeklinde geçiştirilen süreçler, adil yargılanmanın ruhuna aykırıdır. Savunma, sadece duruşma tutanağına geçirilmiş birkaç cümleden ibaret değildir. Etkin savunma;
- Delillerin dosyaya ibraz edilmesini,
- Toplanan delillere karşı gerçek bir itiraz hakkını,
- Lehe olan delillerin toplanması talebinin ciddiye alınmasını,
- Ve mahkeme heyetinin, iddia makamının tezlerine gösterdiği özeni savunmanın tezlerine de göstermesini gerektirir.
Eğer savunmanın sunduğu kritik bir delil veya tanık dinletme talebi, gerekçesiz bir kararla reddediliyorsa, orada savunma hakkı sadece bir "usuli aksesuar" olarak kalmış demektir.
Savunma hakkının ihlali, adil yargılanma hakkının ihlaliyle sonuçlanır. Çünkü savunmanın devre dışı bırakıldığı bir süreçte yargılama dengesi kaybolur; karar, eksik bilgiyle şekillenir; hükmün meşruiyeti tartışmalı hâle gelir. Bu nedenle savunma hakkı ihlali, tek başına değil; adil yargılanma hakkı ihlaliyle birlikte değerlendirilmelidir.
Savunma adaletin yükü değil, ortağıdır. Tüm yargı makamlarının içtenlikle buna inanması ve pratiğe geçirmesi gerekir. Adil yargılanma hakkı ile savunma hakkı, birbirini tamamlayan değil; birbirinin içinde eriyen iki kavramdır. Ceza muhakemesinde adalet, yalnızca doğru kararla değil; doğru yöntemle sağlanır. Bu yöntemin merkezinde ise savunma hakkı yer alır. Savunmanın susturulduğu veya etkisizleştirildiği bir yargılama, ne kadar "hızlı" sonuçlanırsa sonuçlansın, toplumun adalet duygusunu tatmin etmekten uzaktır.
Hukuk devleti, savunmayı yargılama sürecini yavaşlatan veya sürüncemede bırakan bir engel olarak değil; maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan en güvenilir rehber olarak gördüğü sürece ayaktadır. Unutulmamalıdır ki; savunma hakkının sınırlandığı bir yerde adalet tesadüf, haksızlık ise kaçınılmazdır.
Av. Lokman ÇETİN