Kanun nedir, ne işe yarar, kanun çok mu önemli, toplum düzeni için olmazsa olmaz mı, sıradan yazılmış kurallar mı kanun?

Bir toplumun en önemli ihtiyacı hukuk düzenidir, ama düzen için düzen değil, temel hak ve hürriyetler için düzen gerekir.

Hukuk düzeninin olmazsa olmazı, toplumun taleplerinden doğup şekillenen kanunlardır. Kanunların varlık sebebi düzeni sağlamaktır.

Bireylerin ve toplumun ihtiyaçlarına cevap vermesi maksadıyla yürürlüğe koyulan kanunlar bakımından en önemli sorun; kanunun yetersiz kalmasından ziyade, hiç veya eşit uygulanmadığında ortaya çıkar ki, bu durumda kanun hakimiyetinin dengesinin bozulması kaçınılmazdır. Mazeret bulmadaki kolaylık ise, kanunlardan sapmada yoğunluğa yol açar.

Toplum, kanunların iyiliğine ve hakimiyetine güvenmeli ve inanmalıdır. Hukuk düzeninin temelini teşkil eden kanunların uygulanacağına ve kanunlar ihlal edildiğinde ihlal edenlerin yaptırımla karşılaşacağına toplumun inanması ve bu inancın yerleşik hale gelmesi, kanunun iyiliği ve en mühimi de hakimiyeti için vazgeçilmezdir.

Bir toplumda kanunun hakimiyeti, kanunların iyiliğinde ve kanunlara karşı geldiği takdirde cezasını çekeceğine dair inancın toplumda kabul görmesi ile hayat bulur. Kanunun hakimiyeti sağlanmazsa; kanunlar anlamını yitirir, etkisiz veya keyfi uygulanan yazılı metinlere dönüşür. Kanunun hakimiyetinin olmadığı yerde; hukuka olan inanç sarsılır, keyfilik ve hukuk güvenliği hakkı ile ilgili yetersizlikler öne çıkar.

Kanun hakimiyeti, bir hukuk devletinin işleyişini belirler ve toplumsal yapının özünü oluşturur. Kanun hakimiyeti ile bahsettiğimiz husus; “kanun devleti” değil, hukukun evrensel ilke ve esasları, kamu yararı, birey yararı, temel hak ve hürriyetler arasında denge gözetilerek çıkarılan, öngörülebilir ve herkese uygulanan kuralların varlığıdır. Kanun hakimiyeti, hukuk devleti olmanın bir gereğidir.

Kanun hakimiyeti için üç temel şartın birlikte varlığı gerekir:

Hukuk düzeni için gerekli olan kanun hakimiyetinin birinci şartı, hukukun evrensel ilke ve esaslarına göre çıkarılması gereken kanunlardır.

Ceza kanunlarının amacı; başta temel hak ve hürriyetler olmak üzere, kamu düzeninin korunması ve toplumsal huzurun sağlanmasıdır. Bilinenin aksine; suç ve cezanın amacı, suç işleyenin en ağır şekilde cezalandırılması ve toplumun dışına itilmesi olmayıp, suçun işlenmesinin önlenmesi, bu yolla temel hak ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Ancak suç işlemek isteyenler ve onların içinde yaşadığı toplum şunu iyi bilecek ve bu konuda mutlak bir toplumsal inanç tesis edilecek; “kanunu ihlal eden, suç işleyen, kamu düzenini ve huzurunu bozan, kim olursa olsun kanunun öngördüğü ceza suç işleyen kişiye gecikmeksizin ve eksiksiz olarak uygulanır, ne bir eksik, ne bir fazla”. Kanunun varlığının topluma hissettirilmesi ve her an uygulanacağının toplum tarafından bilinmesidir, bu bilincin ve inancın temini, ancak kanun hakimiyeti ile mümkün olabilir.

Burada ikinci şart öne çıkar; sadece kanun yetmez, kanunun eksiksiz uygulanması suretiyle hakimiyetinin topluma gösterilmesi ve kendisini “güç odağı” veya “imtiyazlı muameleyi hak edenler” olarak görenlere kabul ettirilmesi gerekir. Kanun hakimiyetinin özünü zedeleyen ve temelinden sarsan en büyük kötülük, kanuna karşı keyfilik ve umursamazlıktır. “Suç işleyen bazılarının yanına işledikleri suçlar kar kalır”, “adalet geç işler”, “önünde sonunda adalet yerini bulur” veya “toplumda dezavantajlı ve avantajlı kesimler vardır ve bu kaçınılmazdır” gibi hatalı ve teslimiyetçi anlayış, kanun hakimiyetini zehirler. Bu yanlış anlayıştan kurtulmanın yolu, sadece hukuk düzeninden ve kanundan geçer; “suç işlersen, düzeni bozarsan cezanı çekersin”.

Kanun hakimiyetinde üçüncü şart, kanunlar öngörülebilir olmalıdır. Kanun açık ve net olursa, birey de davranışlarının hukuki sonuçlarını önceden bilir ve ona göre neyi yapıp yapmayacağını belirler. Kanun, açık ve net olmalı, fiillerin sonuçlarının ne olacağını önceden ortaya koymalıdır. Buna, kanunun öngörülebilirliği denir.

Sonuç olarak; hukukun evrensel ilke ve esasları, kamu yararı, temel hak ve hürriyetler gözetilerek çıkarılan kanunların varlığı, bu kanunların istisnasız, tavizsiz ve istikrarlı şekilde uygulanması, kanunların herkes tarafından anlaşılabilir ve öngörülebilir şekilde düzenlenmesi ile kanun hakimiyetinin sağlanması ve sürdürülebilmesi mümkün olacaktır.

Sadece kamu otoritesini gözeten, temel hak ve hürriyetlere kısıtlama getiren kanunların varlığı ne kadar tehlikeli ise, görünüşte hukukun evrensel ilke ve esaslarına uygun olan kanunların keyfi şekilde uygulanması da aynı şekilde, hatta daha fazla tehlikelidir.

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)