TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

SARP VAHABİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/19972)

 

Karar Tarihi: 11/7/2023

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Gizem Ceren DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Sarp VAHABİ

Vekili

:

Av. Seval ADALI

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilere müdahale sırasında gözüne plastik mermi isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybeden başvurucunun açtığı tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle kötü muamele yasağı ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

4. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. 31/5/2013 tarihinde Taksim'de bulunan başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olayları olarak bilinen gösterilere yapılan kolluk müdahalesi sırasında gözünden yaralanmıştır.

7. Hastaneye götürülen başvurucu aynı gün ameliyata alınmıştır. Ameliyat raporunda başvurucunun sol gözünden plastik mermi parçaları çıkarıldığı, plastik merminin kornea ve retinayı tamamen parçaladığı, göz içinde çok miktarda cıva bulunduğu kaydedilmiştir.

A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç ve Sağlık Raporları

8. Başvurucu, olaya ilişkin olarak 6/6/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur. Bir şüpheli polis memuru hakkında soruşturma başlatılmıştır.

9. Yürütülen soruşturma kapsamında olay anına ilişkin kamera kaydı görüntüleri araştırılmış ve Adli Tıp Kurumundan sağlık raporu talep edilmiştir.

10. İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 12/12/2013 tarihli raporunda; kişideki sol göz perforasyonu yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, kişi üzerinde etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, kişide kemik kırığı tarif edilmediği, duyularından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya işlevini yitirmesi bakımından kişinin olay tarihinden 12 ay sonra yapılacak göz kontrolü muayenesi sonucunda kesin rapor düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

11. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından 31/12/2015 tarihinde, travmanın neden olduğu hasarın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olmadığı, travmanın sol gözde kalıcı işlev kaybına neden olduğu, travmanın yüzde sabit esere ve kemik kırığına neden olduğu rapor edilmiştir. Başvurucuya göz protezi takılmıştır.

12. Olaya ilişkin bir kısım kamera kaydı görüntüsü ile fotoğrafların soruşturma dosyasına getirtildiği, başvurucunun yaralanmasına sebebiyet verdiği düşünülen tüfeği ateşleyen kolluk görevlisinin fotoğrafının İl Emniyet Müdürlüğüne gönderilerek görevlinin kimliğinin teşhis edilmesinin istendiği, ateşlenen tüfeğe ilişkin bilgi talep edildiği görülmüştür.

13. İl Emniyet Müdürlüğünün verdiği cevapta; kolluk görevlisinin kullandığı silahın Tip-1 model savunma tüfeği olduğu, bu silahta kullanılan fişeklerin göz yaşartıcı gaz içerebildiği bildirilmiştir. Anılan türde tüfeklerin olay günü teslim edildiği personeli gösterir bir zimmet tutanağı bulunmadığı, fotoğraftaki personelin yüzünde maske olması nedeniyle kimlik tespitinin yapılamadığı belirtilmiştir.

14. Dosya içinde mevcut fotoğraflar ve olay yerinden temin edilen görüntülerin bulunduğu CD'ler Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğine gönderilerek şüphelilerin tespiti istenmiştir. 7/11/2016 tarihli kriminal uzmanlık raporunda fotoğraflardaki şahıslarla uyum sağlanamadığı belirtilmiştir.

15. 31/7/2017 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Bilişim İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesinin düzenlediği bilirkişi raporunda görüntü örneklerinin karar vermek için yetersiz olduğunun değerlendirildiği bildirilmiştir.

16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, olay tarihinden bu yana yapılan tüm araştırma, inceleme ve soruşturmalara rağmen şikâyetçinin yaralanmasına sebep olan şüpheli memurun kimliğinin tespit edilemediği gerekçesiyle daimî arama kararı vermiştir.

17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/4/2018 tarihinde, şüphelinin atılı suçu işlediğine dair hakkında dava açılmasını gerektirir nitelikte delil olmadığından ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir.

18. 29/5/2018 tarihinde başvurucunun yaptığı itiraz, İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir. 7/3/2022 tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Anılan karara karşı başvurucu, itiraz etmiştir. İtiraz incelemesinin sonuçlanmadığı anlaşılmaktadır.

B. Tam Yargı Davası Süreci

19. 21/5/2014 tarihinde başvurucu, ilgili idareden tazminat talebinde bulunmuş; talebinin reddi üzerine İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

20. İstanbul 7. İdare Mahkemesi 28/11/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...herkesin silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebileceği, ancak, Anayasa ve Kanuna aykırı şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlenemeyeceği, bu şekilde gerçekleştirilen toplantı ve gösteriler karşısında idare tarafından uygulanacak fiillerin ve yaptırımların yine Kanunda öngörülen şekilde yerine getirileceği, idarenin tazmin sorumluluğundan bahsedilebilmesi için idare tarafından gerçekleştirilen bir eylemin, eylem sonucunda gerçekleşen bir zararın ve en önemlisi de eylem ile zarar arasında kurulan uygun illiyet bağının bulunması gerektiği, idarenin güvenlik kamu hizmetini yerine getirirken meydana gelen zararlardan dolayı tazmin yükümlülüğünün bulunup bulunmadığının, her olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği, idari eylemler ile ortaya çıkan zarar arasında nedensellik bağının kurulması durumunda idarenin tazmin sorumluluğunun doğacağı, idari eylem ile zarar arasındaki nedensellik bağını kesen durumların varlığı halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkabileceği, Anayasa ve Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri sırasında, gösteri ve toplantı yürüyüşünde bulunanların, idare tarafından mevzuatta belirtilen usul ve esaslara uygun şekilde ihtar edilmelerine ve uyarılmalarına rağmen eylemlerine devam etmeleri sonucu, idare ajanlarının orantılı bir güç ile izinsiz yapılan gösteriyi dağıtması sırasında yaralanma durumlarının vuku bulmasında idarenin sorumluluğunun bulunmadığı, idare tarafından Anayasa ve Kanunda sınırları çizilen hükümlere aykırı fiil ve yaptırımların kullanıldığının ise ortaya konulamadığı, güvenlik kuvvetlerinin yukarıda hükümlerine ve açıklamalarına yer verilen yasal yetkiler çerçevesinde müdahalede bulunulduğu, davacının tüm dosya kapsamındaki beyanlarında, eylemlere katılmadığını ve tesadüfen arkadaşıyla yemek yemek için giderken olayların ortasında kalındığı iddia edilse de, ülke geneline yayılmış olayların dördüncü gününde, eylemlerin merkezi konumunda olan Taksim'de ve eylemcilerin en önünde (dava dilekçesindeki davacı beyanına göre) bulunan davacının, eylemlere destek vermek amacıyla kendi isteğiyle protesto gösterilerine katılmış olduğunun açık olduğu, bununla birlikte, her ne kadar davacı, yaralanmasının davalı idare personelinin kasıtlı ve yasal sınırları aşar mahiyette müdahalesi nedeniyle olduğunu belirtse de, bu hususu ispatlayacak bilgi ve belgelerin dosyaya ibraz edilmediği, dolayısıyla güvenlik kamu hizmetini yerine getiren kolluk kuvvetlerinin, kamu düzenini tesis etmek amacıyla, Anayasa ve Kanunların verdiği yetki kapsamında hareket ettiği ve davalı idarenin hizmet kusurunun ve bu durumda da sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davacının yaralanmasına ilişkin olayla ilgili olarak davacı tarafından yapılan şikayete istinaden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde soruşturma başlatıldığının davacı tarafından bildirilmesi üzerine, Mahkememizce yapılan 23.06.2017 tarihli ara karar ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan soruşturmanın safahatı sorulmuş, ara kararına cevaben gönderilen bilgi ve belgelerden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan 2014/70961 sayılı soruşturmanın ve davacının yaralanmasına sebebiyet veren kişi yada kişilerin tespitine yönelik araştırmanın devam ettiği anlaşılmakla, davacının yaralanmasına sebep olan eylemin davalı idare görevlileri tarafından, kasten ya da orantısız bir güç kullanılarak gerçekleştirildiğinin açık, net ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, davacının yaralanmasına ilişkin dava konusu olayda, davalı idarenin güvenlik kamu hizmetini ifa ederken, mevzuatın kendisine verdiği yetkilerin dışına çıkarak böyle bir fiilin meydana gelmesine sebebiyet verdiği hususunun somut olarak ortaya konulamaması sebebiyle, meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında uygun bir illiyet bağı tespit edilemediğinden, davalı idarenin tazminat sorumluluğunun bulunduğunun ve davacının tazminat isteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır."

21. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

22. İlgili ulusal hukuk için bkz. Aslı Leman Atlı, B. No: 2018/4065, 5/10/2022, §§ 36-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Anayasa Mahkemesinin 11/7/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu; Taksim'de yemek yemek için bulunduğu sırada uyarı yapılmaksızın toplanan kalabalığa polisin müdahalede bulunduğunu, hedef gözeterek kendisini vurduğunu, karnına ve gözüne isabet aldığını, birçok ameliyat geçirdiğini, bir gözünü tamamen kaybettiğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

26. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

27. Kamu görevlilerince gerçekleştirildiği iddia edilen kötü muamele şikâyetlerinde etkili yargı yolunun ceza soruşturması yolu olduğu kabul edilmiştir (Zeki Güngör, B. No: 2013/8491, 31/3/2016).

28. Somut başvuruda, ceza soruşturması sürecinde itiraz incelemesi aşamasının devam ettiği anlaşılmaktadır.

29. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkı Kapsamındaki Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucu; Taksim'de yemek yemek için bulunduğu sırada uyarı yapılmaksızın toplanan kalabalığa polisin müdahalede bulunduğunu, hedef gözeterek kendisini vurduğunu, karnına ve gözüne isabet aldığını, birçok ameliyat geçirdiğini, bir gözünü tamamen kaybettiğini, eğitimini aldığı gemi mühendisliği mesleğini tek gözle yapmasının mümkün olmadığını, hakkında askerlik yapamayacağına ilişkin rapor düzenlendiğini, erken yaşta tek gözünü kaybetmesi nedeniyle diğer gözünün de görme kaybına uğrama riski olduğunu, maruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle açtığı tam yargı davasının reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu adli süreçlere ilişkin bilgi ve belge sunulmuştur.

32. Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvurucu, olaya ilişkin ceza soruşturması bulunduğunu ancak kovuşturma aşamasına geçilemediğini, idarenin ağır hizmet kusuru sonucunda vücut bütünlüğünün ihlal edildiğini, protestolara katıldığının kabulü hâlinde dahi müdahalenin orantılı olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, vücut bütünlüğü ihlal edildiği gibi hak arama hürriyetinin de ihlal edildiğini, idare mahkemesinin delilleri toplamadığını beyan etmiş; yeniden yargılama yapılmasında süre nedeniyle hukuki yarar bulunmaması nedeniyle tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

2. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

34. Kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele niteliğindeki eylemlere ilişkin tazminat imkânının medeni bir hak niteliğinde olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının uygulanabilir olduğu açıktır (Yılmaz Yakut [GK], B. No: 2016/7749, 5/11/2020, § 48).

35. Somut olayda başvurucunun İdare Mahkemesinin yargılamasına ilişkin şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

37. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsamaktadır (Abdullah Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75). Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76). Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Bu hak, tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34). Mahkemeler, kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarını inceledikleri gerekçeli karardan anlaşılmalıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi hak ihlaline yol açar (Sencer Başat ve diğerleri, §§ 35, 39).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

38. Başvurucu, toplumsal bir olaya kolluk güçleri tarafından yapılan müdahale esnasında gözüne plastik mermi isabet etmesi neticesinde yaralandığı iddiasıyla zararlarının tazminini talep etmiş; talebinin reddedilmesinin ardından tam yargı davası açmıştır.

39. İdare Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında uygun bir illiyet bağı tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

40. İdare Mahkemesi; ret gerekçesinde, başvurucunun eylemlere destek vermek amacıyla kendi isteğiyle protesto gösterilerine katıldığının açık olduğunu, güvenlik kamu hizmetini yerine getiren kolluk kuvvetlerinin kamu düzenini tesis etmek amacıyla Anayasa ve kanunların verdiği yetki kapsamında hareket ettiğini, davalı idarenin hizmet kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığını belirtmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca olaya ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın devam ettiğini, davacının yaralanmasına sebep olan eylemin davalı idare görevlileri tarafından kasten ya da orantısız bir güç kullanılarak gerçekleştirildiğinin açık, net ve somut bir şekilde ortaya konulamadığını belirtmiştir.

41. İdare Mahkemesinin kararına bakıldığında zarar ile eylem arasında illiyet bağı kurulamadığı, başvurucunun eyleme katılarak kendi kusuru ile zarara sebebiyet verdiği ve eylemin kasten ya da orantısız bir güç kullanılarak gerçekleştirildiğinin açık, net ve somut bir şekilde ortaya konulamadığı gibi farklı gerekçeler kullanıldığı görülmüştür.

42. Başvurucunun toplumsal gösteriye müdahale sırasında gözünden yaralandığı, gözünde plastik yabancı maddeler ve cıva tespit edildiği dosya kapsamında sabittir. Soruşturmanın hiçbir aşamasında başvurucunun yaralanmasının kamu personelinin eyleminden kaynaklanmadığına ilişkin bir iddia ya da bulgu ortaya konulmamıştır. Soruşturma dosyasındaki görüntülerden başvurucunun yaralanma anının tespit edilip edilmediği dosya kapsamından anlaşılamamakta ise de başvurucunun yaralanmasına sebebiyet verdiği düşünülen silahı ateşleyen kolluk personelinin kimlik tespitine Başsavcılık tarafından çalışıldığı, kimliğin tespit edilememesi üzerine başvurucunun yaralanmasına sebebiyet veren şüpheli memurun kimliğinin tespit edilmesi için daimî arama kararı verildiği görülmüştür. Bu kapsamda başvurucunun yaralanmasına bir memurun (kolluk görevlisinin) sebebiyet verdiğinin değerlendirildiği anlaşılmıştır. Soruşturmanın nihayete ulaşamamasının nedeni başvurucunun yaralanma biçiminin tespit edilememesi değil yaralanmaya sebebiyet veren kolluk personelinin kimliğinin tespit edilememesidir. Başvurucunun bu yaralanma neticesinde gözünü kaybettiği de sağlık raporlarıyla sabittir. Bu durumda eylem ile zarar arasında illiyet bağı kurulamadığı yönündeki tespitin gerekçesi anlaşılamamıştır.

43. İdare Mahkemesinin ret gerekçesinde dikkat çeken bir diğer husus, başvurucunun yalnızca eyleme katılmış olması nedeniyle meydana gelen zarara kendi kusuru sonucu neden olduğudur. Ne var ki başvurucu hakkında olay günü başlatılan herhangi bir adli işlem dosyaya yansımamıştır. Dolayısıyla başvurucunun toplantıya katıldığı kabul edilse dahi saldırgan bir tutum sergilediğine ilişkin herhangi bir veri ve iddia bulunmamaktadır. Kaldı ki başvurucu etkisiz hâle getirilmeye ya da yakalanmaya çalışılırken maruz kaldığı bir bedensel kuvvet kullanımı sonucu ya da maruz kaldığı biber gazıyla değil gözüne plastik ve cıva içeren künt cisim isabet etmesi sonucu yaralanmıştır. Barışçıl olmayan bir gösteriyi dağıtmak amacıyla hatta kişinin saldırgan tutumları söz konusu olsa dahi bir kişiyi ağır yaralayacak biçimde yüze doğru fişek ateşlenmesi orantılı bir müdahale olarak kabul edilemeyecektir.

44. Başvurucunun yaralanmasına kasten sebebiyet verilip verilmediği de idarenin sorumluğunu ortadan kaldıran bir husus değildir. Eylem kasıtlı olarak gerçekleştirilmemiş olsa dahi müdahalenin planlanmasındaki hatalar, kolluk personelinin bilgi ve eğitim eksikliği ya da kamu personelinin dikkatsizliği sonucu zarar meydana gelebilecektir. Anılan hâllerde de idarenin zarardan sorumlu olacağı açıktır.

45. İdare Mahkemesi tarafından ceza soruşturması kapsamında ulaşılan ve başvurucunun iddialarını destekleyen delillerin dikkate alınmadığı, yargılama sonucunda varılan kanaati destekleyen unsurların ortaya konulmadığı görülmüştür. Neticede kötü muameleye maruz kalma iddiasına dayanan idari davada esası etkileyecek deliller değerlendirilmeksizin bir sonucuna ulaşılması ve ulaşılan sonucu destekler nitelikte başkaca deliller ortaya konulmamasının gerekçeli karar hakkını ihlal eder mahiyette olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

47. Başvurucu ihlalin tespiti ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

48. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

49. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 7. İdare Mahkemesine (E.2014/1832, K.2017/2247) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 9.900 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 10.194,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/7/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.