|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
M. Ç. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/107328) |
|
Karar Tarihi: 21/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Yunus Emre BAĞLAR |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Rıdvan DAVAZ |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.
2. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan soruşturma başlatmıştır.
3. İhbar üzerine 24/11/2018 günü gerçekleşen olaya ilişkin olarak kolluk görevlilerince yapılan araştırmalarda parkın içindeki taziye evinin önünde başvurucu ve diğer üç kişinin bulunduğu, başvurucunun üzerinde bulunan kâğıda sarılı vaziyette daralı ağırlığı 1,83 gram esrar maddesini kolluk görevlilerine rızaen teslim ettiği, diğer üç şahsın üzerinde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı; ayrıca bu kişilerin yakın çevresi kontrol edildiğinde başvurucuya yaklaşık 2-3 metre mesafedeki çöp kutusunun içinde siyah renkli poşet içinde, başvurucunun üzerinde ele geçirilen esrar maddesinin sarılı bulunduğu pakete benzer gazete kağıtlarına sarılı 19 paket daralı ağırlığı toplam 101,28 gram olan esrar maddesi bulunduğu da tutanak altına alınmıştır.
4. Başsavcılık 24/11/2018 tarihinde başvurucu üzerinden ve çöp kutusundan ele geçirilen uyuşturucu maddelere gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında el konulmasına karar vermiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği elkoyma kararını onamıştır.
5. Başvurucu, bu olaya ilişkin kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; üzerinden ele geçirilen esrar maddesinin kendisine ait olduğunu, bu maddeyi ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Başsavcılık başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı, üzerine atılı suçun katalog suçlardan olduğu gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasını talep etmiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 24/11/2018 tarihinde tutuklama talebinin reddine ve başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
6. Diğer yandan Başsavcılık, uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde arama kararı vermiştir. Kolluk görevlilerince tanzim edilen arama tutanağında; 22.40 sıralarında ilgili adrese geçildiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söyleyen M.Ç. ve hazır bulunan K.T. eşliğinde saat 22.50 sıralarında aramaya başlandığı, işyeri içindeki masanın altında toplamda beş paket daralı ağırlığı toplam 11,7 gram esrar, üç paket daralı ağırlığı toplam 0,67 gram eroin, iki paket daralı ağırlığı toplam 0,37 gram metamfetamin olduğu değerlendirilen maddelerin ele geçirildiği belirtilmiştir.
7. M.Ç. isimli kişi arama neticesinde bir zararın olmadığını beyan etmiştir. Söz konusu arama tutanağında kolluk görevlilerinin haricinde hazirun olarak K.T., dükkân sahibi olarak da M.Ç. isimli kişinin imzası bulunmaktadır. Başvurucu ise arama esnasında hazır bulunmamıştır. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 18/12/2018 tarihinde uyuşturucu maddeler hakkındaki elkoyma kararının onanmasına karar vermiştir.
8. 17/12/2018 tarihli olaya ilişkin başvurucu, soruşturma aşamasında kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, bu uyuşturucu maddeleri işyerine F. ve Y. isimli kişilerin koymuş olabileceğini, yine polislerin de bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğini, bu işin E. isimli kişinin bir oyunu olabileceğini ileri sürmüştür. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılığın talebi üzerine 18/12/2018 tarihinde başvurucu hakkında adli kontrol uygulanmasına karar vermiştir.
9. Arama tutanağında imzası bulunan M.Ç., kollukta bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesinde; aramanın yapıldığı işyerini kullanması için oğlu olan başvurucuya verdiğini, bu şekilde bir iş yapacağını bilseydi bu dükkânı başvurucuya vermeyeceğini, başvurucunun uyuşturucu madde sattığıyla ilgili daha önce müracaatta bulunduğunu beyan etmiştir.
10. Başsavcılık, başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması talebiyle 20/3/2019 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; parkın içinde yakalanan uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde bulunduğunu, başvurucunun işyerinde tespit edilen uyuşturucu maddelerin satışa hazır, ayrı ayrı paketlenmiş hâlde eroin, metamfetamin ve esrar içerdiğini, başvurucunun ifadelerinin soyut nitelikte ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.
11. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 31/5/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Tensip tutanağında, diğerlerinin yanı sıra başvurucunun 18/12/2018 tarihli ifadesinde geçen E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde duruşma gününde hazır edilmesi için ilgili kolluk birimine müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.
12. Üçüncü celsede başvurucu savunmasında; üzerinde bulunan esrar maddesini ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddenin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeleri E.Y. isimli kişinin yönlendirdiği kişilerin bıraktığını düşündüğünü ileri sürmüştür.
13. Dördüncü celsede; tanık E.Y. hakkında Batman İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye olumsuz cevap verildiği, tanığın hazır edilemediği duruşma tutanağından anlaşılmaktadır. Ayrıca bu celsede parkta gerçekleşen olayda başvurucunun yanında bulunan diğer üç kişi tanık olarak dinlenmiştir. Bu kişiler, başvurucuyu suçlayıcı nitelikte bir beyanda bulunmamıştır. Parkta gerçekleşen olaya ilişkin tutanakta imzası bulunan ve tanık olarak dinlenen C.A. ve H.Y. isimli kolluk görevlileri ise tutanak içeriğini doğrular nitelikte beyanda bulunmuştur.
14. Beşinci celsede dinlenen başvurucunun babası M.Ç. tanık ifadesinde; uyuşturucu madde yakalanmadan bir hafta on gün önce işyerini başvurucuya teslim ettiğini, başvurucunun uyuşturucu madde kullandığı gerekçesiyle ihbarda bulunduğunu ancak sattığına ilişkin herhangi bir müracaatta bulunmadığını beyan etmiştir. Bu celsede ayrıca iddia makamı esas hakkında mütalaasını sunmuştur.
15. Yedinci celsede başvurucu müdafii savunmasında; arama yapılırken ihtiyar heyetinden iki kişi ya da komşulardan bir kişi hazır bulunmadan arama yapıldığını, arama tutanağında adı geçen K.T.nin aynı mahallede oturan bir kişi olmadığını, arama kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucunun 24/11/2018 tarihli eylemi nedeniyle kullanmak için uyuşturucu madde satın almak veya bulundurmak suçundan mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme 17/12/2018 tarihli eylemi nedeniyle başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 15 yıl hapis ve 30.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.
16. Mahkemenin gerekçesinin uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyete ilişkin kısmı şu şekildedir:
“…Sanık [başvurucu] her ne kadar atılı suçu inkar etse de, somut olaya ilişkin ihbar yapıldığı, ihbarla uyumlu şekilde sanığın kullanımında olan dükkanda uyuşturucu madde ele geçirildiği, uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır halde bulunduğu, bulunan uyuşturucu maddelerin eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arzetmesi, bulunan uyuşturucu maddelerin içerisinde eroin maddesi bulunmasına rağmen sanığın 18.12.2018 tarihli Batman Devlet Hastanesinin raporunda sanığın idrar numunesinde eroin kullandığına ilişkin bir değerin bulunmaması, sanığın verdiği isimlerin aşamalarda değişiklik gösterdiği ve soyut beyan olarak kabulünün gerektiği, sanığın Hts kayıtlarında [E.Y. (E.G.)] isimli bir şahısla görüşmesinin bulunmaması, soruşturma aşamasında yanına gelen kişilerin [F.] ve [Y.] olduğunu beyan etmesine rağmen kovuşturma aşamasında bu kişilerden birinin adının [H.] olduğunu beyan etmesi, yine soruşturma aşamasında dükkanına gelen kişileri bir kez yalnız bıraktığını beyan etmesine rağmen Mahkeme huzurundaki beyanında bu kişilere iki kez yalnız bıraktığını ve uyuşturucuları bu kişilerin koymuş olabileceğine dair beyanları da dikkate alındığında sanığın soyut, çelişkili ve suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiş, Sanık savunmaları, tanık beyanları, uzmanlık raporları, arama ve olay tutanakları, el koyma tutanağı, tartı vezin tutanağı ve ekspertiz raporları, hastane raporları, Hts kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sanığın üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçunu işlediği Mahkememizce kabul edilerek sanığın cezalandırılması yoluna gidilmiştir.…"
17. Başvurucu müdafii, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde özetle; kolluk görevlileri tarafından aramaya başlandıktan sonra M.Ç. ve K.T. isimli kişilerin aramaya eşlik ettiğini, kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini, uyuşturucu maddelerin dükkânın önünde bulunan demir döner masasında ele geçirildiğini ileri sürmüştür. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 22/1/2021 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.
18. Başvurucu müdafii, İstinaf Dairesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları yinelemiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 29/9/2022 tarihinde temyiz başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.
19. Başvurucu müdafii, nihai kararı 1/11/2022 tarihinde öğrenmiş ve 23/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Komisyon, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden işyerinde arama yapılması, arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa ve mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
23. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
25. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).
26. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi Orhan Kılıç kararında hukuka aykırı delillerin mahkûmiyette kullanılmasının adil yargılanma hakkına etkisine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde böyle bir durumda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için üç aşamalı bir testten bahsedilebilecektir (Hacı Karabulut (2) [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, § 67). Buna göre anılan testin:
i. İlk aşamasında, şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olup olmadığına bakılmalıdır. Buna göre hukuka aykırılık, bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle hukuka aykırılık ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa) ilk bakışta anlaşılabilen bir hukuka aykırılıktan söz edilebilir (Hacı Karabulut (2), § 68). Testin ilk aşamasında, hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığı olarak belirtilen ikinci durum yönünden ise öncelikle Orhan Kılıç kararında genel olarak içtihattan değil delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten bahsedildiğinin altı çizilmelidir. İçtihatların yapılan değerlendirmede ve özellikle ilk bakışta anlaşılma testi yönünden destekleyici birer argüman olarak kullanılması mümkün ise de testin bu aşaması bakımından doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespitinin içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğuracağı, bu yöntemin de anayasal denetim açısından uygun olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu aşamada delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğinin somut olay özelinde ve mahkemelerce tespit edilip edilmediğine bakılarak bir değerlendirme yapılmalıdır (Hacı Karabulut (2), § 69).
ii. İkinci aşamada, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Testin ikinci aşaması uygulanırken delilin tekliğinden o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, delilin belirleyiciliğinden ise söz konusu davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olması anlaşılmalıdır (tanık sorgulama hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65). Mahkûmiyete esas alınan delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan delillerin ağırlık derecesinin gerekçeli kararda tartışılmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır (Hacı Karabulut (2), § 70).
iii. Üçüncü aşamada ise bu tür bir delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediği değerlendirilmelidir. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (Güllüzar Erman [2. B.], B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (Orhan Kılıç, §§ 47, 48). Bununla birlikte hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve yargılamada tek veya belirleyici olarak kullanılan delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin tespiti için onun gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması da zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Yaşar Yılmaz [1. B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46) (Hacı Karabulut (2), § 71).
27. Mahkeme somut olayda, başvurucunun kullanımında olan dükkânda ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde uyuşturucu madde ele geçirildiğini, bu uyuşturucu maddelerin eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arz ettiğini gözönünde bulundurarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 16). Başvurucu ise kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. §§ 17, 18).
28. Somut olayda yukarıda anılan testin ilk aşaması kapsamında öncelikle şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan bir delil olup olmadığına bakılmalıdır.
29. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığı, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınmaması gerektiği şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürmesine karşın İstinaf Dairesi ve Ceza Dairesi tarafından buna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla somut olayda arama sonucu ele geçirilen delilin hukuka aykırı olduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunmamaktadır.
30. Bu aşamada testin ilk aşamasının diğer bir yönü olan delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından ilk bakışta anlaşılabilen bir hukuka aykırılık olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre Cumhuriyet savcısı hazır bulunmadan konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak olan arama esnasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunması zorunludur. Somut olayda usulüne uygun olarak alınan arama kararına istinaden kararda belirtilen adreste ve tarihte arama yapılmıştır. Yine arama tutanağına göre arama esnasında kolluk görevlilerinin yanı sıra K.T. ile işyeri sahibi ve aynı zamanda başvurucunun babası M.Ç. hazır bulunmuş ve bu kişilerin tutanakta imzaları bulunmaktadır.
31. Öte yandan Yargıtay, arama esnasında hazır bulunması gereken kişiler bulunmadan yapılan aramalarda elde edilen delillerin mahkûmiyete gerekçe yapılması durumunda delillerin hukuka aykırılığı konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Şöyle ki Yargıtay bir kısım kararlarında arama sırasında hazır bulunması gerekli kişiler hazır bulunmaksızın yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2/3/2026 tarihli ve E.2021/8257, K.2026/2432; 9/2/2026 tarihli ve E.2021/8179, K.2026/1288 sayılı kararları). Diğer yandan Yargıtayın, yapılan arama sırasında gerekli kişilerin hazır bulunmadığına yönelik itirazların da ileri sürüldüğü bazı durumlarda ise elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna dair bir tespitte bulunmadığı görülmektedir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 24/2/2026 tarihli ve E.2026/541, K.2026/2035; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/2/2026 tarihli ve E.2025/8425, K.2026/2409 sayılı kararları). Yargıtay kararları da dikkate alındığında somut olayda mahkûmiyete dayanak yapılan delillerin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen bir nitelikte olup olmadığı konusunda tereddüt bulunmaktadır. Dolayısıyla somut olayda meselenin çözümü için testin ikinci aşamasının uygulanması gerekmektedir.
32. Testin ikinci aşaması kapsamında, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Mahkeme, mahkûmiyet gerekçesinde işyerinde yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelere, HTS kayıtlarına, sanık savunmalarına, tanık beyanlarına, uzmanlık raporlarına, arama ve olay tutanaklarına, elkoyma tutanağına, tartı vezin tutanağına, ekspertiz raporlarına, hastane raporlarına dayanmıştır. Bu nedenle işyerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin mahkûmiyete ilişkin tek delil olmasa da belirleyici mahiyette bir delil olduğu anlaşılmaktadır.
33. Testin üçüncü aşaması kapsamında, delilin belirleyici nitelikte hükme esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi için delillerin elde edildiği koşulların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının somut olay şartlarında incelenmesi gerekir. Somut olayda aramada hazır bulunan başvurucunun babası M.Ç. mahkemede tanık sıfatıyla verdiği beyanında uyuşturucu madde yakalanmadan önce söz konusu işyerini başvurucunun kullanımına verdiğini ifade etmiştir. Ayrıca M.Ç.nin aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kolluk görevlilerince veya başkaca bir kimse tarafından konulduğuna, aramanın usule aykırı gerçekleştirildiğine yönelik herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun soruşturma aşamasında kollukta müdafi eşliğinde verdiği ifadesindeki polislerin bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğine yönelik beyanı, aramaya bizzat katılan ve başvurucunun babası olan M.Ç. tarafından desteklenmemiştir.
34. Öte yandan başvurucunun aşamalarda, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin E.Y. isimli bir kişi veya onun yönlendirdiği kişiler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları söz konusudur. Mahkeme tensip tutanağında E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tanık olarak dinlenmesi için gerekli usul işlemlerinin yapılmasına karar vermiştir. Batman İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda, yapılan çalışmalarda E.Y. isimli kişinin kimlik ve adres tespitinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucunun HTS kayıtlarına ilişkin yaptığı incelemede E.Y. ile herhangi bir görüşme kaydının olmadığını tespit etmiştir. Bu şekilde başvurucunun uyuşturucu maddenin başka kimseler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları, Mahkeme tarafından dikkate alınmıştır. Sonuç olarak başvurucuya delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verilmiş, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gözetilerek savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler sağlanmış ve başvurucunun itirazlarına yönelik yapılan araştırmalar neticesinde varılan sonuçlar, bir bütün hâlinde delillerle bağ kurulmak suretiyle gerekçeli kararda tartışılmıştır.
35. Sonuç olarak şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği anlaşılmıştır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.
Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.
B. Diğer İhlal İddiaları
37. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Abdullah Topçu ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı; aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Feyyaz Bayram ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı; yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddiasının Ahmet Sağlam ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı; tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının Muhammet Fatih Berber ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
III. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Diğer ihlal iddialarının kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.
2. Uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçundan açılan soruşturma bağlamında uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde bir arama gerçekleştirilmiş olup bu arama kararında da iki kişinin imzası bulunmaktadır.
3. Bununla birlikte başvurucu Kanun’da arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını ve bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesine rağmen mahkemeler bu iddiaya ilişkin bir değerlendirme yapmadan başvurucunun mahkumiyetine karar vermişlerdir.
4. Konu ile ilgili 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin (4) nolu fıkrasında Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulacağı öngörülmektedir. Oysa somut olayda bu minvalde yapılan aramada bulunan iki kişiden birisi bu şartı sağlamamaktadır.
5. Dolayısıyla mezkur aramaya bağlı biçimde elde edilen delilin hukuken delil olarak kullanılması Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü gereğince mümkün olmamalıdır.
6. Bu açık düzenlemelere rağmen Mahkememiz çoğunluğu şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği sonucuna ulaşmıştır (§§ 28-35).
7. Eldeki bireysel başvurudaki temel mesele başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği noktasında odaklanmaktadır. Zira başvurucu ele geçirilen delillerin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir.
8. Bu konu ile ilgili bireysel başvuru inceleme sürecindeki değerlendirmede dikkate alınması gereken Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla burada yapılacak incelemede bireysel başvuruya konu olayda mahkumiyete esas alınan delilin kanuna uygun biçimde elde edilmiş olup olmadığı önem arz etmektedir.
9. Benzer bir konuya ilişkin bir bireysel başvuru kararı üzerine yazdığım karşıoydaki hususların bu dosyada da geçerli olduğu kanaatiyle bahse konu değerlendirmelere burada da aynen yer vermek uygun olacaktır (bkz.: Hacı Karabulut (2) [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, §§ 6-27).
“Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesinin görevi kural olarak mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamalardaki delilleri değerlendirmek değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamaların kişilerin bireysel başvuru kapsamındaki haklarını ihlal edip etmediği ile ilgilenmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (bkz.: Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 44).
Bununla birlikte somut bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmemesi davanın özünü etkilemekte olup, bu durum aynı zamanda kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören Anayasa’nın 38. maddesinin açık hükmü ile de doğrudan ilgilidir.
Dolayısıyla kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Zira ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, § 45).
Bunun içindir ki eldeki başvuruda mahkumiyete esas alınan delilin hukuka uygun bir delil niteliğinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. Hal böyle olunca gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde bu nitelikteki delillerin elde edilme süreçlerinde kanunlarda öngörülen arama ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine bakmak ve delil elde etme süreçlerinde bu kanun hükümlerine riayet edilip edilmediğini ortaya koymak gerekmektedir.
...
Bununla birlikte somut olayla ilgili bireysel başvuru incelemesinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline karar verebilmek için yapılacak değerlendirmede başvurucunun mahkumiyetinde başka bir delile dayanılıp dayanılmadığının tespiti de önem arz etmektedir. Dosyadaki verilere bakıldığında başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyetindeki tek delil önleme araması sonucu elde edilen bahse konu delildir.
Kişinin mahkumiyetine dayanak olan tek delil kanuna aykırı biçimde elde edilen delil olduğu içindir ki bireysel başvuru incelemesi kapsamında, Mahkememiz çoğunluk kararında yapıldığı şekilde başvurucuya “delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler”in sağlanıp sağlanmadığına ( bkz.: § 79) ilişkin testleri uygulamaya gerek olmadığı kanaatindeyim.
Zira burada adil yargılanma güvencelerinin sağlanması durumunda dahi mahkumiyete ulaşma noktasında kullanılan delil Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere hukuka aykırı biçimde elde edilen delildir.
Anayasa’nın 38. maddesindeki açık hüküm karşısında bu tek delile dayalı verilen mahkumiyet hükmünün bireysel başvuru incelemesinde adil yargılanma hakkı bağlamında daha net biçimde değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Zira uyuşturucu madde ticareti suçundan gerçekleştirilen yargılamada hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olan delilin tek delil olarak kullanılması bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemektedir (Hukuka aykırı elde edilen delilin ceza yargılamasında belirleyici delil olarak kullanılmasının ihlale sebebiyet vermesi ile ilgili bir bireysel başvuru karar örneği için bkz.: Orhan Kılıç, § 55).
Bu yönü ile çoğunluk kararı hukuken sorunludur. Zira çoğunluk kararındaki yaklaşıma göre mahkumiyete esas alınan delil kanuna aykırı biçimde elde edilmiş ve tek delil olsa bile bu durumda kişiye yargılama sürecinde etkili itiraz ve çelişme imkanı sağlandığında gerçekleştirilen yargılama hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etmeyecektir.
Kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.
Zira çoğunluk kararındaki yaklaşım, kanuna aykırı biçimde elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören önemli bir anayasal güvenceyi devre dışı bırakarak tamamen anlamsızlaştırmaktadır. Oysa gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi konumuz bağlamında adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Anayasa’da yer alan güvenceleri dikkate almak zorundadır. Anayasa’da mutlak bir güvence olarak kanuna aykırı elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceği öngörülmüş olmasına ve yargılamada bu nitelikteki bir delil tek delil olarak kullanılmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun burada hakkaniyete uygun yargılanma hakkında bir sorun görmemesini bireysel başvurunun getiriliş amacı ile de bağdaştırmak mümkün değildir.
Zira Anayasa’nın 148. maddesinde açıkça ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.’ hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen eldeki başvuruda Mahkememiz çoğunluğu adil yargılanma hakkı bağlamında Anayasa’nın 38/6. maddesinde yer verilen ‘Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.’ şeklindeki temel bir anayasal güvenceyi tamamen göz ardı etmiştir”.
10. Sonuç olarak kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olmasa bile belirleyici mahiyette delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.
11. Bu nedenle somut bireysel başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.
|