|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
F. S. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/38876) |
|
Karar Tarihi: 21/4/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
İrfan FİDAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Yılmaz AKÇİL |
|
Raportör |
: |
Şeyda Nur ÜN |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, işçilik alacaklarının ödenmesi istemiyle açılan alacak davasının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlardan ötürü reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/3/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir:
A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç
5. Başvurucu 2018 yılına kadar Van'da asıl işveren olan Türkerler Vangölü Elektrik Perakende Satış A.Ş.ye (VEDAŞ) bağlı olarak yüklenici firma bünyesinde arıza onarım ve bakım personeli olarak çalışmaktadır.
6. Van Valiliği Olağanüstü Hâl (OHAL) Bürosu 27/3/2018 tarihli yazıyla yüklenici personeli olarak çalışanların terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olup olmadığına yönelik yapılan araştırmaların sonucunu VEDAŞ'a göndermiştir. VEDAŞ'ın bu yazıyı yüklenici firmalara iletmesi üzerine yüklenici firmalar, terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olduğu değerlendirilen ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bir grup personelin iş sözleşmesini 7/8/2018 tarihinde feshetmiştir.
7. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle asıl işveren ve yüklenici firma aleyhine 11/9/2018 tarihinde dava açmıştır. Davanın görüldüğü Van 2. İş Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
8. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 17/1/2019 tarihinde "iş sözleşmesinin feshine dayanak yapılan OHAL Bürosu'nun yazısı ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına ilişkin çıktı ve içeriklerinin ilgili kurumdan getirtilip incelenmesi ve söz konusu sosyal medya paylaşımlarının hakaret, tehdit ve şiddet içerikli olup olmadığı, eleştiri kapsamında kendi düşüncelerini açıklayıp açıklamadığı, sosyal medya paylaşımları ile ilgili davacı hakkında adli yönden herhangi bir terör soruşturması olup olmadığı, davacı işçinin şüpheyi haklı kılacak herhangi bir davranışının olup olmadığının araştırılıp Anayasa’nın 25. maddesi ve siyasi görüşün fesih için geçerli sebep oluşturmayacağına dair 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinin dikkate alınarak değerlendirme yapılması" gerekçesiyle esasın incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar vermiştir.
9. Yeniden yapılan yargılama üzerine Van 2. İş Mahkemesi 2/5/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Van İl Emniyet Müdürlüğünün .. yazısı ekinde davacı hakkında Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporunun ibraz olunduğu, ayrıca Van Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen ... tarihli iddianameye göre davacı hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle 'Terör Örgütü Propagandası Yapmak' suçundan ... Mahkemesinde kamu davası başlatıldığı görüldü. Davacı hakkında düzenlenen Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporuna göre davacı tarafından kullanıldığı sübut bulan sosyal medya hesabından yapılan paylaşım ve beğenilere ilişkin görüntü içeriklerine göre; davacının PKK/KCK terör örgütüne mensup sözde yönetici ve silahlı teröristlerinin bulunduğu gönderilere ilişkin paylaşımda bulunduğu, bu nedenle davacı hakkında kamu davası başlatıldığının bildirildiği anlaşılmıştır.
... Tüm bu izah edilenlere göre gerek davacı hakkında başlatılan ceza soruşturması gerekse davacının beğeni ve paylaşımının terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğu, davacının söz konusu eyleminin işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, buna göre iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğu görülmektedir. Değinilen makul şüphe, Anayasa Mahkemesi’nin 04.08.2016 tarih, 2016/6 Değişik İş ve 2016/12 karar sayılı Genel Kurul kararında ifade edildiği üzere cezai soruşturmadan bağımsız olarak eylemin sübuta ermesi boyutunda olmamakla beraber karar merci tarafından üyelik, aidiyet ve irtibat ya da iltisak noktasında bir kanaati ifade etmektedir.
... Van Valiliği İl Emniyet Müdürülüğü tarafından ibraz edilen .. sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporu ve Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ibraz olunan İddianame içeriğine göre davacı tarafça yapılan paylaşımların ülkenin bölünmez bütünlüğünün hedef alındığı, terörü, suç ve suçluyu övme kapsamında terör örgütlerinin şiddet argümanlarına ilişkin olduğu, bu beğeni ve paylaşımların yukarıda izah olunduğu üzere düşünce, vicdan ve din özgürlüğü kapsamında kabul edilemeyeceği, bu paylaşımlardan dolayı aynı işyeri çalışanı diğer işçilerin iç huzurunu olumsuz etkileyeceğinin. bunun neticesi çalışma ortam ve iş barışının da bozulacağının muhakkak olduğu, bu şartlarda davacı ile davalı arasında güven ilişkisinin doğal olarak zedelenmiş olacağı, davalı işverenin davacı ile iş akdini sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği, tüm bu sebeplerle davalı tarafça yapılan feshin haklı fesih sebebi sayılamasa da en azından geçerli fesih sebebi olduğu anlaşılmakla davanın reddine..."
10. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 5/9/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Dosya içerisine alınan belgelere göre, davacının terör örgütü ile irtibat veya iltisakına ilişkin Olağanüstü Hal Bürosunca bir kısım tespitlerde bulunulmuş, bu tespitler asıl işveren tarafından alt işverene bildirilmiştir. Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan asıl işverene terörle bağlantılı çalışanı bulunduğu bilgisi verilmesi ve asıl işveren tarafından bu bilginin alt işverene iletilmesi üzerine, alt işveren bakımından şüphe feshinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durmak gerekecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere burda çalışanın cezai sorumluluğunun olup olmamasından öte, fesih tarihi itibariyle iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğun ortadan kalkıp kalmadığının incelenmesidir. Yani inceleme hukuk yargılaması kapsamında yapılan bir inceleme çerçevesinde kalacak olup, ceza yargılaması ilkeleri açısından bir değerlendirme içermemektedir. Alt işverenin işçisi hakkında ileri sürülen iddiaların kapsamı dikkate alındığında elindeki imkanlar kapsamında yapabilecek olup da yapmadığı araştırma söz konusu değildir.
Tüm bu tespitler ışığında, alt işverene verilen bilginin niteliği, alt işverenin kamuya ait enerji sektöründe hizmet veriyor olması karşısında taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve alt işverenden iş akdinin devamının beklenemeyecek derecede şüphe meydana geldiğinin kabulü gerekeceği, bu haliyle somut olayda alt işveren feshinin işe iade davası bakımından en azından geçerli nedene dayandığı sonucuna varılmıştır...
Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiş olup istinaf talebinin reddine..."
B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç
11. Başvurucu, işe iade davasının kesinleşmesine müteakip 16/10/2019 tarihinde iş sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesi talepli alacak davası açmıştır.
12. Davanın görüldüğü Van 1. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 27/1/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan davalı asıl işverenin, çalıştırılan işçinin terör örgütü ile ilişkisi olabileceği gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesi yönünde davalı alt işverenlere verdiği talimat, alt işveren yönünden iş akdinin feshi için geçerli neden teşkil eder. Bir başka deyişle böyle bir durumda iş ilişkisinin sürdürülmesi alt işverenden beklenemeyeceğinden feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. Ancak geçerli neden ile haklı neden birbirinden farklıdır. Feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilse dahi haklı nedene dayanmaması durumunda işçi kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanacaktır. Her ne kadar, davalı Vedaş tarafından, işe iade davasında davacının terör örgütü ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek, haklı nedene dayalı olarak iş akdinin feshinin sağlandığı savunulmuş ve davacının işe iade davası reddedilmişse de, Ohal İl Bürosu'nca yapılan araştırmanın ardından oluşturulan liste kapsamında davacının iş akdinin feshedildiği, davalı tarafça, terör örgütü ile bağlantısı olabileceği değerlendirmesi ile hazırlanmış işçi listesi dışında, davacının terör örgütü bağlantısını gösterir hiç bir dayanak resmi bilgi ya da belge sunulmadığı gibi, işe iade davasında Mahkemece ilgili kurumlarla yeterli düzeyde yapılan yazışmalar neticesinde de herhangi bir somut bilgi ve belgeye ulaşılamadığı dikkate alındığında, fesih tarihinde yapılan feshin şüphe feshi niteliğinde olduğu, bu duruma göre feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından, fiili hizmet süresi üzerinden bilirkişi tarafından yapılan hesaplama, dava ve ıslah dilekçesindeki talepler dikkate alınarak davacı tarafın kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacağına yönelik taleplerinin kabulüne hükmetmek gerekmiş... yukarıda açıklanan tüm nedenlerle davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir."
13. Taraflar karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/2/2022 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun reddine; işverenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İş Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ihbar ve kıdem tazminatına yönelik davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...Dava, iş akdinin haklı nedenle feshedilip edilmediği, davacı işçinin feshe bağlı alacakları hak edip etmediği ile davalıların sorumlu olup olmadığına ilişkindir.
Dosya içerisine alınan işe iade dava dosyası içerisinde davacı hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... İddianame numaralı iddianamesiyle Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında kamu davası açıldığı, iddianame içeriğinde açık kaynak araştırmasında davacının herkese açık olan facebook hesabında F. S. kullanıcı ismi ile terör örgütü PKK' yı öven paylaşımlar yaptığının tespit edildiği, 19/11/2015 tarihinde 'TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 13/11/2015 tarihinde 'halkın sosyal medya gönüllüleri' isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı, 03/07/2015 tarihinde 'Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 27/05/2010 tarihinde 'gerilla şarkıları' başlıklı paylaşımda bulunduğu, alınan ifadesinde facebook adresini kendisinin kullandığını, paylaşımları hatırlamadığını beyan ettiği görülmüştür. İşe iade dava dosyası içerisinde bu paylaşımlara ilişkin ekran çıktılarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı işveren tarafından Van Valiliği OHAL bürosunun ... tarihli davacının terör örgütleri ile irtibatı ve iltisakı olduğuna dair yazısı ve ekine istinaden iş akdinin haklı nedenle feshedildiği, fesih sonrasında davacı hakkında Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dava dosyasına konu fiili ve paylaşımları nedeniyle yargılama yapıldığı, hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin yukarıda bahsedilen kararında da, iş akdinin en azından geçerli nedenle feshedildiğinin belirtilmesi nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararında feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığı, dosyada mevcut paylaşımlar davacının eylemi dosya kapsamı ile sabit olup, davacının eylemlerinin iş ilişkisinin devam ettiği döneme ait olması, davalı iş yerinin enerji sektöründe bulunan bir iş yeri olması da gözetildiğinde davalı işverenin fesihte haklı olduğu bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabul edilmesinin hatalı olduğu ortadadır. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerindedir. İlk derece mahkemesince yıllık izinler konusundaki değerlendirmesinin dosyada mevcut delillere göre yerinde olduğu anlaşılmıştır.
...
Yukarıda açıklanan nedenlerle ... davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı Vedaş vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, yapılan inceleme neticesinde yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçelerle kaldırılarak, HMK.nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm kurma yoluna gidilmiştir."
14. Başvurucu nihai kararı 2/3/2022 tarihinde öğrenmiştir
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
15. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Feshin geçerli sebebe dayandırılması" başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
''Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (...)
Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır.
Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz:
a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak.
b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak.
c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.
d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler.
e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık.
İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir.
..."
16. 4857 sayılı Kanun'un "Sözleşmenin feshinde usul" başlıklı 19. maddesi şöyledir:
"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır."
17. 4857 sayılı Kanun'un ''Fesih bildirimine itiraz ve usulü' başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
(Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir."
18. 4857 sayılı Kanun'un ''İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı'' başlıklı 25. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:
...
e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması..."
B. İlgili Yargı Kararları
19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/3/2021 tarihli ve E.2017/9(22)-3108, K.2021/380 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafından açılan ve feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada, mahkemece iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği somut olayda, mahkemenin iş sözleşmesinin davalı işverence haklı nedenle feshedildiğine ilişkin kabulünün yerine olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktalarında toplanmaktadır.
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 'delil', 'kesin hüküm' ve 'kuvvetli (güçlü) delil' kavramlarını kısaca açıklamakta yarar vardır.
16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar ..., senet ... ve kesin hüküm... olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık ..., bilirkişi ..., keşif ... ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir.... Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir.
17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK’nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır.
18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.
19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir.
20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz.
21. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır.
22. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2).
23. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder.
24. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, H.: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, Ankara, 2011, s. 2341 vd.).
25. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/9(7)-1867 E., 2020/908 K.; 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. ve sayılı kararlarında da yer verilmiştir.
26. Bu noktada feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmalıdır.
27. Feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, mahkemece iş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesindeki nedenlerle haklı olarak feshedildiği ve bu sebeple işe iade talebinin reddine karar verildiği takdirde, işe iade davasında feshin haklı nedene dayandığının kabulü yönündeki kesinleşen bu tespit, aynı vakalara dayanılarak kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında, unsur etkisi nedeni ile kuvvetli delil olarak kabul edilmeli ve kıdem ile ihbar tazminatlarının reddine karar verilmelidir.
28. İşe iade davasında mahkemece feshin açıkça haklı nedene değil de, geçerli nedene dayandığı tespit edilmiş ise, yine unsur etkisi nedeniyle bu kez feshin haklı nedene dayanmadığına ilişkin tespit kesinleştiğinden, işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı kabul edilmelidir.
29. Ancak her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, burada unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır.
30. Somut olayda, davacı tarafından davalı işveren aleyhine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada; Sincan İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, davacının işini yanlış yapması nedeniyle dava dışı .. ile sözlü tartışmaya başladığı, ...’un yumruk atması sonrasında davacının ...’a attığı kumandanın eritme kazanına düştüğü ve kullanılamaz hâle geldiği, bu olay nedeniyle davalı işverenden iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenilemeyeceği, feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin ... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.
31. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, iş sözleşmesinin haklı nedenle mi yoksa geçerli nedenle mi feshedildiği konusunun tartışıldığı, mahkeme tarafından feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshin geçerli nedene dayandığına ilişkin kesinleşen bu tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı ve bu alacak davasında da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, eldeki davada da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerekir.
32. O hâlde davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin talepleri kabul edilmelidir."
20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/11/2020 tarihli ve E.2016/(7)9-1867, K.2020/908 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...27. Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında Konya 2. İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, süreklilik arz eden performans düşüklüğü nedeniyle davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle işe iade davasının reddine karar verilmiş ve bu kararı davacı vekili süresinde temyiz etmemesi nedeniyle mahkemece temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar temyiz edilmediğinden hüküm kesinleşmiştir.
28. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği konusunun tartışıldığı, mahkemece feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshe ilişkin tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
29. Özel Daire bozma kararında; işe iade davasında verilen kararın, daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli davada kesin hüküm teşkil edeceği yönündeki tespiti davaların konusunun birbirinden farklı olması nedeniyle isabetli bulunmamıştır..."
21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 10/6/2020 tarihli ve E.2020/2011, K.2020/6227 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; feshin haklı nedene dayalı olup olmadığı hususu ilerde açılması muhtemel alacak davasında değerlendirilmek üzere, şimdilik fesih için geçerli nedenin oluştuğu anlaşılmakla Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA..."
22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11/9/2023 tarihli ve E.2023/14011, K.2023/11613 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Uyuşmazlık, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının işe iade davasında belirlenmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir.
...5. Haklı neden geçerli neden ayrımı özellikle işçinin davranışları nedeniyle yapılan fesihlerde önem arz etmekte olup her haklı neden aynı zamanda bir geçerli neden iken her haksız fesih geçersiz nedenle fesih anlamına gelmez.
...7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41 ve 50. Hukuk Dairelerince şüphe feshine değinilerek haklı nedene dayalı olup olmadığı ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere fesih tarihinde en azından geçerli nedenin varlığı kabul edilmiş ise de işçiler tarafından gerçekleştirilen feshe konu eylem sabit olup işe iade davalarının tarafları arasındaki uyuşmazlık, feshe konu eylemin işveren bilgisi dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir.
...8. Belirtmek gerekir ki feshin haklılığının değerlendirilmesinin ileride açılması muhtemel alacak davasına bırakılarak işe iade davası bakımından en azından geçerli nedenin varlığının kabul edilmesi tüm davalar açısından uygulanabilir değildir. Uyuşmazlığın giderilmesi istemine konu dava dosyalarında, ilâmın İlgili Hukuk bölümünün (5) numaralı paragrafında yer verilen ilâm örneğinde olduğu şekilde, ceza davası gibi ileride sonucu değiştirebilecek bir olgunun varlığı iddia edilmediğine göre mevcut deliller kapsamında feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu husus gözetilmeden, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere değerlendirilmemiş olması doğru bulunmamıştır."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
24. Başvurucu;
i. İşe iade davasında feshin haksız olduğuna karar verildiğini, işçilik alacaklarından kaynaklanan alacak davasında da ilk derece mahkemesinin feshin şüphe feshi kapsamında kaldığını belirterek ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağına yönelik davanın kabulüne karar verdiğini ancak bölge adliye mahkemesinin hakkındaki ceza yargılamasını gerekçe göstererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığını belirtmek suretiyle davanın reddine karar verdiğini,
ii. Ceza yargılamasında; bölge adliye mahkemesinin gerekçesinde belirtilenin aksine tüm paylaşımların değil, yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımının hükme esas alındığını, yapılan yargılama sonucu hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bu hâliyle hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetinin bulunmadığını, söz konusu ceza yargılamasının hukuk davası yönünden kesin delil mahiyetinde görülemeyeceğini,
iii. Söz konusu ceza davasına konu soruşturmanın fesih tarihinden sonra başlatıldığını, bu hâliyle soruşturmanın feshe delil oluşturmak ve feshi haklı göstermek amacıyla gerçekleştirildiğini,
iv. 2015 tarihli bir paylaşımın 2018 tarihinde gerçekleştirilen feshe dayanak yapılmasının hukuka uygun olmadığını ve terör örgütleri ile irtibat ve iltisak kapsamında görülemeyeceğini belirterek tüm bu sebeplerle adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınmasının faydalı olacağı belirtilmiştir.
B. Değerlendirme
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının sosyal medya hesabında bir kısım paylaşımda bulunması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi sonrası açtığı alacak davasının reddine yönelik işlemler bütününe dayandığı görülmektedir. Bu hâliyle başvuru esas olarak ifade özgürlüğünü ilgilendirmektedir. Bu yönüyle başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
27. Anayasa’nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanununöngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir"
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
29. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık, işçilik alacaklarından kaynaklı alacak davasının sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek reddedilmesine ilişkindir. Bu kapsamda temel hak ve özgürlüklere -somut başvuru kapsamında ifade özgürlüğüne- yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olarak olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Adnan Oktar (3) [2. B.], B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek [2. B.], B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46). Ancak hemen belirtmek gerekir ki devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülükleri söz konusu olsun uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüde benzeşmektedir (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).
30. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi, bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ömür Kara ve Onursal Özbek, §§ 47-49).
31. Bu doğrultuda iş ilişkisi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik olarak işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiasını içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (Ömür Kara ve Onursal Özbek, § 50; Kasım Çiftçi ve diğerleri [2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; Ayhan Deniz ve diğerleri [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 37 ).
b. Somut Olayın Değerlendirilmesi
32. Başvuruya konu olayda başvurucunun iş sözleşmesi; OHAL Bürosunun 27/3/2018 tarihli yazısının işverene ulaşmasına müteakip feshedilmiş, başvurucunun işe iade talepli açtığı dava ise feshin şüphe feshi kapsamında kaldığı ve en azından geçerli nedene dayandığı tespitiyle reddedilmiştir. Söz konusu kararın kesinleşmesine müteakip başvurucunun açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi feshin geçerli nedene dayandığı tespitiyle davanın kabulüne karar vermiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurucunun ceza yargılaması sonucu mahkûmiyetine karar verildiğini ve feshin haklı nedene dayandığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.
33. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi düzenlenmiş ve bu kapsamda belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshinde geçerli bir neden bildirme zorunluluğu getirilmiştir (bkz. § 15). Söz konusu hükümde geçerli nedenlerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedenin işveren tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. (Kasım Çiftçi ve diğerleri, § 35; Ayhan Deniz ve diğerleri, § 42).
34. Geçerli fesih nedenlerinden biri de şüphe feshi olup şüphe feshinin özünde işçi tarafından işlendiği ispatlanamayan ancak işçinin işlediğine ilişkin somut olgular bulunan bir suç veya borca aykırı ağır davranış olmalıdır. Bu kapsamda şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı adına gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerekir. Nihayetinde feshin son çare olması ilkesinin şüphe feshi açısından da uygulanması gerekir. (benzer yönde bkz. C.A. (3) [GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 47 vd.).
35. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi hâlleri düzenlenmiştir (bkz. § 18). İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi dürüstlük kuralı gereği iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesini derhâl sona erdirme imkânı veren bir haktır. İş sözleşmesinde ortaya çıkan bir durum nedeniyle iş ilişkisine devam edilmesi çekilmez hâle gelmişse haklı nedenle derhâl fesih hakkı ortaya çıkar (İshak Bekiroğlu [1. B.], B. No: 2021/10035, 9/1/2024, § 17). Haklı fesih nedenlerinin neler olduğu Kanun metninde bentler hâlinde sayılmıştır. Buna göre işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları haklı fesih nedenidir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden birisi de aynı maddenin II-(e) bendinde düzenlendiği şekliyle işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarıdır.
36. Bu kapsamda haklı nedenle fesihte işveren açısından iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği ağırlıkta ilişkiyi zedeleyen bir nedenin varlığı gerekliyken geçerli nedenle fesihte, haklı neden ağırlığında olmayan ancak iş sözleşmesinin devamını olanaksız kılan bir nedenin varlığı gereklidir. İş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi ile haklı nedenle feshi arasında usuli farklılıklar bulunmakla birlikte esas fark feshin niteliğinin kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisidir. İş sözleşmesinin geçerli nedenle feshinde işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanırken, haklı nedenle yapılan fesihte işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz. Bu anlamda feshin niteliği işçinin tazminat alacakları kapsamında önemli olup, iş sözleşmesinin feshinde geçerli ya da haklı bir neden olup olmadığı hususunun özellikle işçi alacağı konulu davalarda tespit edilmesi gerekmektedir.
37. Bununla birlikte işe iade davalarının niteliği gereği kısa sürede sonuçlandırılması gerektiği de gözönüne alınarak anılan davalardaki fesih nedeninin ve verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Yukarıda yer verilen yargı kararlarında (bkz. §§ 19-22); işe iade davaları ile tazminat davalarının niteliği gereği farklı davalar olduğu, işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan tespitin her durumda kesin delil teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan değerlendirmelerin tazminat davalarına etkisine yönelik farklı durumların mevcut olabileceği belirtilmiştir (bkz. §§ 19-22). Özellikle; "her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği" nin belirtilmesi karşısında işe iade davalarındaki feshin niteliği ile tazminat davalarındaki feshin niteliğinin farklı nedenlere dayanmasının mümkün olduğunun kabul edildiği görülmektedir.
38. Başvuruya konu olayda da başvurucunun açtığı işe iade davasında ilk derece mahkemesi; hem başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturmasını hem de başvurucunun sosyal medyadaki beğeni ve paylaşımının terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğunu belirterek başvurucunun söz konusu paylaşımlarıyla işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, bu hâliyle iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğunu belirterek neticeten feshin haklı nedenle fesih kapsamında olmasa bile en azından geçerli nedenle fesih kapsamında bulunduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de benzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiş ve söz konusu karar kesinleşmiştir.
39. Başvurucunun kesinleşen karar üzerine açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi, işe iade davasında yer verilen gerekçeye benzer bir gerekçeyle feshin geçerli nedenle fesih kapsamında olduğunu belirtmiş ve davanın kabulüne karar vermiştir. Bununla birlikte istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi ise feshin haklı nedenle fesih kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
40. Bölge Adliye Mahkemesi anılan kararında uyuşmazlığın iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğine yönelik olduğunu, işe iade davasında Bölge Adliye Mahkemesince iş sözleşmesinin en azından geçerli nedenle feshedilmiş olduğunun belirtildiğini ve bu hâliyle feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığını belirtmiştir (bkz. § 13). Akabinde Bölge Adliye Mahkemesi; ceza yargılamasında başvurucunun terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetine karar verildiğini belirtmiş ve söz konusu davaya konu paylaşımlara da yer vererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığı değerlendirmesiyle davanın reddine karar vermiştir.
41. Bu durumda, eldeki başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ilk olarak işe iade konulu davada verilen nihai kararda feshin niteliğine (haklı fesih / geçerli fesih) ilişkin yapılan değerlendirmenin işçi alacağının talep edildiği davada bağlayıcı olup olmadığının -kesin hükme saygı ilkesi bağlamı da gözönüne alınarak- anayasal düzlemde değerlendirilmesi gerekir. İşe iade davasındaki esas uyuşmazlığın çözümünde ortada haklı ya da geçerli fesih türlerinden hangisinin bulunduğunun tespitinden ziyade iş sözleşmesinin feshedilmesinin belli bir temele dayanıp dayanmadığı, diğer bir ifadeyle feshin iş hukuku kurallarına uygun olup olmadığıyla ilgilenilmekte ve buna göre davanın kabulüyle işçinin işe iadesine ya da davanın reddine karar verilmektedir. Öte yandan işe iade davasında fesih türünün belirlenme zorunluluğu bulunmamasının işe iade davalarının kısa sürede sonuçlandırılması gerekliliğiyle de yakından ilgili olduğu anlaşılabilmektedir. Buna karşın feshin türünün ne olduğunun esas olarak işçi alacağı davasında kilit bir role sahip olduğu, zira belirlenecek fesih türüne göre hükmedilecek tazminatta değişiklik meydana geleceği açıktır. Buna göre işe iade davalarında salt iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olup olmadığı bağlamında feshin niteliğine dair yapılan tespitlerin işçi alacağı davalarında her durumda kesin delil teşkil etmeyebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim konu hakkındaki Yargıtay içtihatlarında da benzer bir yaklaşımın benimsendiği, işe iade davasındaki tespitlerin işçi alacağı davasında kuvvetli delil olarak kabul edilip edilemeyeceğinin somut davanın koşullarına göre ele alınması gerektiğinin belirlendiği görülmektedir. Şu hâlde; Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade davasında feshin en azından geçerli nedene dayandığından bahisle karar verilerek feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının eldeki davaya bırakıldığına ilişkin tespitinde ve neticeten feshin haklı nedene dayandığına ilişkin gerekçesinde herhangi bir sakınca görülmemiştir.
42. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesince yapılması gereken başvurucunun sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı alacak davasının reddedilmesinin ifade özgürlüğüne etkisini belirlemektir.
43. Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer aldığı şekliyle başvurucu 19/11/2015 tarihinde "TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem" başlıklı paylaşımda bulunmuş, 13/11/2015 tarihinde "halkın sosyal medya gönüllüleri" isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaşmış, 03/07/2015 tarihinde "Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür" başlıklı paylaşımda bulunmuş, 27/05/2010 tarihinde de "gerilla şarkıları" başlıklı paylaşımda bulunmuştur.
44. Her ne kadar başvurucu, hakkındaki ceza yargılamasında yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımın hükme esas alındığını ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürmüşse de mevcut başvuruya konu uyuşmazlığın iş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan işçi alacağına yönelik olması ve söz konusu davalarda feshe konu eylemin cezai anlamda bir suç oluşturması gerekliliğinin bulunmaması gözönüne alındığında söz konusu paylaşımların bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
45. Elbette işçi statüsünde olan başvurucunun da herkes gibi belirli olay ve olgulara ilişkin herhangi bir düşünceye sahip olması ve onu paylaşması ifade özgürlüğü kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte terör örgütleri, görüşlerinin toplum içinde yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefleyerek bu amacın gerçekleşmesine yönelik her türlü vasıtaya başvurabilmektedir. Terörün veya terör örgütlerinin propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku yoktur. Terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden durumlar ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 79; Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 43; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 61).
46. Başvuruya konu olayda başvurucunun feshe konu paylaşımları yaptığı sırada -iddialara göre- doğrudan sivilleri hedef alan terör saldırılarında ülke çapında en az 500 sivil ölmüş, 2015 yılının ortalarından itibaren ise daha sonra hendek olayları olarak isimlendirilen yoğun silahlı çatışmalar başlamıştır (ayrıntılı bilgiler için bkz. Ayşe Çelik [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, §§ 11-13).
47. Bu kapsamda başvurucunun feshe konu paylaşımlarını, güvenlik risklerinin gerçek olduğu ve buna bağlı kaygıların devlet ve toplum hayatı üzerinde yoğun bir şekilde hissedildiği sırada yaptığı açıktır. Başvurucu 19/11/2015 tarihli paylaşımında Özgür Gündem isimli yayın organına ait internet sitesinin bir haberini paylaşmış olup söz konusu haberde güvenlik güçlerinin YPG'ye saldırıda bulunduğu belirtilmiştir. Bu hâliyle paylaşıma konu haberin yapıldığı bağlama, haberi yayımlayanın kimliğine, haberin zamanına bir bütün olarak bakıldığında haberin terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici, zaten söz konusu yönteme başvurmayı benimsemiş kişilerin kararlarını destekleyici mahiyette ve terör örgütünün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğunu kabul etmemek için bir neden bulunmamaktadır. Güvenlik güçleriyle çatışmaların şiddetlendiği bir sırada terörle bağlantılı manipülatif haberlerin yayılma çabalarını ifade özgürlüğünün koruması beklenemez (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Şengül Kılavuz [2. B.], B. No: 2021/25429, 10/7/2024, § 19).
48. Diğer yandan başvurucunun 13/11/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi Candar Şafak Dönmez ([GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020) kararında diğer örgütsel eylemlerin yanında örgüt üyelerine ya da yöneticilerine ait fotoğrafların sergilenmesini, terör örgütünün ve örgütün kurucu ve üyelerinin yüceltilmesi için bir çaba olarak değerlendirmiştir (aynı kararda bkz. § 70) . Bu kapsamda başvurucunun örgüt üyelerinin fotoğraflarını içeren paylaşımının örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici ve örgütün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğu kabul edilmiş ve söz konusu paylaşımın da ifade özgürlüğünün korumasından faydalanamayacağı anlaşılmıştır.
49. Bu hâliyle -yargı makamlarının farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- iş ilişkisinden doğan uyuşmazlığı karara bağlayan Bölge Adliye Mahkemesinin, başvurucunun yaptığı paylaşımlar ve bu paylaşımlar nedeniyle feshin haklı nedene dayandığı konusundaki değerlendirmesinin ilgili ve yeterli gerekçe ihtiva etmediği söylenemeyecektir.
50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.





