Hukuka aykırı trafik cezası, sürücü belgesine el koyma, aracın trafikten men edilmesi ve araç bağlama işlemleri nedeniyle uğranılan zararların tazmini mümkündür. İptal edilen trafik idari yaptırımı sonrasında maddi ve manevi zararlar için tam yargı davası açılabilir.
Kişilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması için trafik kurallarına uyulması gerekir. Ülkemizde bu trafik kuralları Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu yasalara uymayan kişilere idari para cezası verilmesi yanında sürücü belgelerine de geçici olarak el konulmaktadır.
Anılan kuralların bir tanesi de alkollü olarak araç kullanma yasağıdır. Alkollü araç kullanma ülkemizdeki trafik kazalarının en önemli sebeplerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle alkollü araç kullanmanın önüne geçmek amacıyla çeşitli önlemler alınmak istenmiştir. Kanun koyucu alkollü araç kullanma eylemi nedeniyle hem idari para cezası hem de sürücü belgesine geçici olarak el koyma şeklinde iki ayrı yaptırım düzenlemiştir.
Hukuka aykırı trafik cezası veya araç bağlama gibi yaptırımlardan doğan zararlarınızı idarece tazmin edilmesi adına öncelikle uygulanan trafik idari yaptırımın hukuka aykırı olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesi gerekir. Yaptırımın hukuka aykırılığı kesinleştikten sonra, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini adına uygulanan yaptırımın niteliğine göre tahsil edilen ve iptal edilen trafik cezası tutarı ile birlikte aracın haksız yere trafikten men edilmesi (bağlanması) sebebiyle ödenen otopark ve çekici ücretleri, aracın bağlı kaldığı süre boyunca ticari olarak işletilememesinden doğan kazanç kaybı, araç kiralama zorunluluğu doğduysa yapılan araç kiralama masrafları ve manevi zararlar uğruna makul bir manevi tazminat talep edilebilir.
Hukuka aykırı olarak uygulanan trafik idari yaptırımlarından (idari para cezası, araç trafikten men vb.) doğan zararların tazmini, Anayasa'nın 125. maddesinde düzenlenen "İdarenin Sorumluluğu" ilkesine dayanır. İdarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi nedeniyle kişilerin uğradığı zararların giderilmesi gerekmektedir. Doktrinde idarenin tazmin sorumluluğu kamu hizmetlerinden doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır. İdarenin tazmin sorumluluğundan söz edebilmek için ise ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması gerekmektedir. İdari faaliyet zararın gerçek nedenini oluşturmalıdır.
Hukuka aykırı olduğu tespit edilen bir idari işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmemesi mülkiyet hakkı kapsamındadır. İdarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan bir zararın bulunması hâlinde bu zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, mahrum kalınan para nedeniyle kanunî faiz hesabının yapılması ve ortaya çıkan tutarın iade edilen tutarla karşılanmamış olması hâlinde bu miktarın tazminine karar verilmesi gerekmektedir.
İşbu sebeple eğer sürücü belgeniz hukuka aykırı bir şekilde elinizden alınmışsa, sürücü belgesinin el konulması işlemin iptali sebebiyle dava açmış ve açmış olduğunuz dava kabul edilerek işlemin iptaline karar verilmişse artık bu durumda sürücü belgenizin elinizden alınmasından kaynaklı olarak uğramış olduğunuz maddi ve manevi zararların tazmini için idare mahkemesinde dava açabilir ve bu zararları talep edebilirsiniz. Bu durumda açacağınız tam yargı davasında sürücü belgenizin alınmasından kaynaklı uğramış olduğunuz zararları (gelir kaybı, ulaşım masrafı vb.) somut bilgi ve belgelerle ortaya konulması oldukça önemlidir.
Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Somut olayda Mahkeme, geçimini şoförlük yaparak sağlayan başvurucunun sürücü belgesinin alınması sonucunda gelir kaybına uğradığını tespit etmiştir. Buna karşılık zarar iddiaları yönünden bir inceleme yapmaksızın Bölge İdare Mahkemesi, sürücü belgesine el konulmasında idarenin ağır ve bariz bir kusuru bulunmadığından tazminat istenemeyeceğini kaydetmiştir. Başvuruya konu olayın şartları bir bütün olarak ele alındığında sigorta bildirimlerinde ve mahkeme kararında yapılan tespitler ışığında şoför olarak geçimini sağlayan başvurucu açısından mesleğini yapabilmesinin zorunlu ön şartı olan sürücü ehliyetinin ekonomik bir değer ifade ettiği ve mülkiyet hakkı kapsamında olduğu açıktır.
Malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği hatırlatılmalıdır. Başvuruya konu olayda sonradan iptal edilmesine karşın sürücü ehliyetine el konulması sürecinde mesleğini icra edememesi başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmiştir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucunun bir süre mülkünden yararlanamaması nedeniyle birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
21 Ocak 2025 tarihli Resmi Gazete’de 18.09.2024 karar tarihli, 2020/17774 Başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararı yayınlanmıştır. Bahsi geçen karar, kişinin sürücü belgesinin alınması işleminin iptali sonrası uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir. Kararda sürücü belgesinin alınması işleminin iptali sebebiyle ihlalin yol açtığı sonuçların tam olarak giderilmesi gerektiği, sürücü belgesinin geri verilmesinin ihlali giderme noktasında yeterli olmadığı, ihlalin tam olarak giderilebilmesi için hukuka aykırı olduğu tespit edilen işlem nedeniyle bireyin uğradığı zararların da tazmin edilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerin düzenlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt, müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır.
İncelememize konu olan 2020/17774 Başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi kararında Somut olayda başvurucu, iptal edilen idare işlem sonucunda uğradığı zararın tazmini talebiyle dava açmıştır. Mahkeme, davayı kabul etmesine karşın Bölge İdare Mahkemesi sürücü belgesinin alınmasında idarenin ağır ve bariz biçimde kusurlu olmadığını belirterek davayı reddetmiştir. Sürücü belgesine el konulan başvurucunun mesleğini icra edememesinin kendi tutum ve davranışından değil idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklandığı dikkate alınmalıdır. Hukuka aykırılığı kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş olan işlem neticesinde başvurucu, mesleki faaliyetini gerçekleştirememiştir. Mesleğini icra edemeyen başvurucunun idarenin hukuka aykırı işlemi sebebiyle fiilen çalışmamasından idare lehine sonuçlar çıkarılması, mülkiyet hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının giderilmesini önlemiş ve tüm külfetin başvurucu üzerinde bırakılmasına yol açmıştır.
Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır. İdare, eski hale getirme ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür. Bu bağlamda, idarenin başvurucunun sürücü belgesini geri vermekle ihlali giderme hususundaki yükümlülüklerini bütünüyle ifa ettiği söylenemeyecektir. İhlalin tam olarak giderilebilmesi için hukuka aykırı olduğu tespit edilen işlem nedeniyle başvurucunun uğradığı zararların da tazmin edilmesi gerekir.
Dolayısıyla sürücü belgesinin alınması işleminin iptali suretiyle tespit edilen ihlalin yol açtığı sonuçların tam olarak giderilmesi, Bölge İdare Mahkemesinin kararı nedeniyle önlenmiştir. Bu durumda başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmesinden dolayı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
Hukuka aykırı trafik idari yaptırımları yalnızca uygulanan idari para cezası veya sürücü belgesinin geçici olarak alınması sonucunu doğurmaz; kişinin ekonomik faaliyetini, çalışma özgürlüğünü ve malvarlığını etkileyen çeşitli maddi ve manevi zararların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Özellikle sürücü belgesinin hukuka aykırı şekilde geri alınması, aracın haksız şekilde trafikten men edilmesi veya hukuka aykırı trafik cezası nedeniyle yapılan ödemeler bakımından, işlem ile zarar arasındaki illiyet bağının somut olarak ortaya konulması önem taşımaktadır.
Hukuka aykırılığı yargı kararıyla tespit edilen bir trafik idari yaptırımı nedeniyle ortaya çıkan zararların, olayın özelliklerine göre tam yargı davası kapsamında idareden talep edilmesi mümkündür. Trafik cezası nedeniyle ödenen bedeller, çekici ve otopark giderleri, araç kiralama masrafları, mesleki faaliyet nedeniyle oluşan gelir kaybı ve şartları oluştuğunda manevi zararlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bu kapsamda zararın yalnızca ileri sürülmesi değil, belge ve diğer hukuki delillerle ortaya konulması tazminat talebinin sağlıklı şekilde değerlendirilmesi bakımından önem taşır.
Next