CHANGE ARAÇ ALAN KİŞİNİN HAKLARI
Satıcıya, Notere ve İdareye Karşı Başvuru Yolları ile Tazminatın Kapsamı Bakımından Güncel Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi Uygulaması
GİRİŞ
İkinci el araç piyasasında "change" olarak anılan araçlar, çalınan bir aracın motor ve şasi numaralarının değiştirilerek başka bir aracın kimliğine büründürülmesi suretiyle piyasaya sürülen araçlardır. Uygulamada çoğunlukla ağır hasar ya da pert kaydı bulunan bir aracın ruhsatı ve kimlik bilgileri satın alınmakta, aynı marka ve modeldeki çalıntı araca bu kimlik giydirilmekte, araç noterde geçerli görünen bir satış sözleşmesiyle el değiştirmektedir. Alıcı, noter senedine ve trafik tescil kaydına güvenerek bedelini ödediği aracın gerçek durumunu çoğu zaman aylar, hatta yıllar sonra, araç bir trafik kontrolünde ya da bir hasar ekspertizinde şüphe uyandırdığında öğrenmektedir. Bu andan itibaren araca el konulmakta, alıcı hem aracını hem de ödediği bedeli kaybetmiş durumda kalmaktadır.
Bu çalışma, change araç satın alan kişinin hukuki konumunu üç eksende incelemektedir: Aracın el konulması ve mülkiyet sorunu, satıcıya karşı zapta karşı tekeffül hükümlerinden doğan talepler ile bu taleplerin kapsamı ve nihayet notere ve idareye karşı açılabilecek davalar. İnceleme, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025 ve 2026 yıllarına ait kararları ile Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yargı yolu kararları esas alınarak yapılmıştır.
I. EL KOYMA VE MÜLKİYET SORUNU
Change aracın tespiti ile birlikte araç, ceza soruşturması kapsamında muhafaza altına alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 123. maddesi, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da müsadere konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin muhafaza altına alınacağını, 127. maddesi ise el koymanın hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılacağını öngörür. Aracın gerçek maliki belirlendiğinde Kanun'un 131. maddesi uyarınca iade işlemi gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu'nun 54. maddesinin birinci fıkrası, müsadereyi iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluna bağlamıştır; ancak change araçta sorun müsadere değil, aracın çalıntı olması ve gerçek malikine iade edilmesidir. Alıcının aracı bilerek satın aldığı yolunda bir delil yoksa, Türk Ceza Kanunu'nun 165. maddesindeki suç eşyasının satın alınması suçu kasten işlenebilen bir suç olduğundan alıcı bakımından manevi unsur oluşmaz; alıcı bu dosyada şüpheli değil, dolandırıcılık suçunun mağduru konumundadır ve soruşturmaya bu sıfatla katılmalıdır.
Mülkiyet yönünden alıcının konumu iyi niyetle korunmaz. Türk Medeni Kanunu'nun 988. maddesi, bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyi niyetle mülkiyet hakkı kazanan kişinin edinimini korumakta ise de 989. maddesi, taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında elinden çıkan zilyede, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açma hakkı tanımıştır. Çalınan aracın maliki ya da hırsızlık tazminatını ödeyerek aracın mülkiyetini devralan kasko sigortacısı, aracı iyi niyetli alıcıdan dahi geri alabilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasındaki, açık artırmadan, pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilen taşınır için taşınır davasının ancak ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla açılabileceği yolundaki hüküm, galeriden alınan araçlar bakımından tartışmaya açık bir koruma sağlamakta ise de uygulama, aracın ceza soruşturması içinde el konulup gerçek malikine iadesi biçiminde işlediğinden alıcı bu korumadan fiilen yararlanamamaktadır. Alıcının gerçek başvuru yolu, bu nedenle, mülkiyet uyuşmazlığı değil, satıcıya yöneltilecek tazminat talebidir.
II. SATICIYA KARŞI TALEPLER: ZAPTA KARŞI TEKEFFÜL
Türk Borçlar Kanunu'nun 214. maddesine göre satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir hak dolayısıyla satılanın tamamının veya bir kısmının bir üçüncü kişi tarafından alıcının elinden alınması hâlinde alıcıya karşı sorumludur. Kanun'un 217. maddesi, satılanın tamamının alıcının elinden alınması hâlinde satış sözleşmesinin kendiliğinden sona ermiş sayılacağını ve alıcının satıcıdan dört kalem talepte bulunabileceğini düzenler: Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerin değeri indirilerek ödediği satış bedelinin faiziyle geri verilmesi, satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği giderler, davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar dışında kalan yargılama giderleri ile yargılama dışı giderler ve satılanın elinden alınması yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararlar. Maddenin son fıkrasına göre satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alıcının uğradığı diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, change aracın el konulmasını tam zapt olarak nitelendirmektedir. Daire'nin 04.05.2026 tarihli kararı bu nitelendirmeyi şu ifadelerle yapmıştır: "Aracın çalıntı veya change çıkması durumunda, devlet kamu gücünü kullanarak araca el koyar. Aracın müsadere edilmesi veya araca el konulması tam zapt hükümlerine tabidir. Çünkü burada satıcının mülkiyeti devir borcu, üçüncü kişinin veya kamunun üstün hakkı nedeniyle sakatlanmıştır." Karar, satıcının bu sorumluluğunun kanundan doğan kusursuz sorumluluk olduğunu, satıcının aracın change olduğunu bilip bilmemesinin sonuca etkili olmadığını da açıkça belirtmiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Satıcının kendisinin de aracı bir başkasından iyi niyetle satın almış olması, alıcıya karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; satıcı, ödediği tazminat için kendi satıcısına aynı hükümlere dayanarak rücu edebilir.
Satışın bir galeri ya da oto alım satımı ile uğraşan tacir tarafından tüketiciye yapılması hâlinde uyuşmazlık, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici mahkemesinde görülür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, galeriden satın alınan change araca ilişkin 26.06.2025 tarihli kararında davanın tüketici işlemi niteliğini kabul etmiş; satıcının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunmasını, olayın ayıba değil zapta karşı tekeffül hükümlerine tabi olduğu ve zapt hâlinde ihbar külfeti aranmadığı gerekçesiyle reddetmiş; devam eden ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması gerektiği yolundaki savunmayı da yerinde görmeyerek satış bedelinin el koyma tarihinden itibaren işleyecek faiziyle tahsiline ilişkin hükmü onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/348, K. 2025/3608, 26.06.2025). Karar, change araç davalarında en sık karşılaşılan iki savunmanın kapısını kapatmaktadır: Alıcının aracı süresinde muayene edip ihbarda bulunmadığı savunması, zapt hâlinde dinlenmez; ceza dosyasının sonucu beklenmez, çünkü satıcının sorumluluğu kusurundan bağımsızdır.
İki tacir arasındaki satışta ise dava asliye ticaret mahkemesinde görülür ve arabuluculuk dava şartıdır. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, şasi numarası değiştirilmiş bir çekicinin iki şirket arasındaki satışına ilişkin uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin keşif ve bilirkişi avansı yatırılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesini hatalı bulmuş; ceza soruşturması dosyasındaki bilirkişi raporu ile üretici firmanın yazısının şasi numarasının sahtecilik yoluyla değiştirildiğini zaten ortaya koyduğunu, ceza yargılamasındaki hükmün hukuk hâkimini bağlamamakla birlikte soruşturmada tespit edilen maddi olguların hukuk yargılamasına ışık tutacağını belirterek kararı kaldırmıştır (Gaziantep BAM 11. HD, E. 2023/125, K. 2024/737, 27.05.2024). Karar, alıcının ispat yükünü ceza dosyasındaki kriminal inceleme raporuyla büyük ölçüde karşılayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
III. TAZMİNATIN KAPSAMI: SATIŞ BEDELİ Mİ, RAYİÇ BEDEL Mİ?
Change araç davalarının bugün en tartışmalı sorunu, alıcının satıcıdan yalnızca ödediği satış bedelini mi, yoksa aracın el koyma tarihindeki rayiç bedelini mi isteyebileceğidir. Sorunun pratik önemi büyüktür: Araç fiyatlarının kısa sürede katlandığı bir piyasada, üç yıl önce ödenen satış bedelinin faiziyle iadesi alıcıyı aynı nitelikte bir araç alabilecek duruma getirmemektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2026 yılının Mayıs ayında verdiği iki kararla bu soruya oy çokluğuyla rayiç bedel yönünde cevap vermiştir. Daire, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun başlangıçta geçerli olarak kurulan ancak sonradan hükümsüz hâle gelen sözleşmelerde davacının gerçek ve güncel müspet zararını isteyebileceği yolundaki içtihadına dayanarak, tam zapt hâlinde alıcının "zapt tarihi itibarıyla aracın gerçek ve güncel müspet zararını faizi ile birlikte" isteyebileceğini kabul etmiştir. Karara göre hususi araçlarda, aracın her gün kullanılarak gelir getirdiği düşünülemeyeceğinden, alıcının elde ettiği bir semere de bulunmaz ve tazminattan kullanım karşılığı adı altında indirim yapılamaz; ancak alıcı aracı kiraya vermişse elde ettiği kira bedeli tazminattan düşülür. Somut olayda davacı rayiç bedel yerine satış bedelini talep ettiğinden Daire, taleple bağlı kalarak satış bedelinden yalnızca fiilen elde edilen on iki günlük kira gelirinin düşülmesi gerektiğine hükmetmiş ve bilirkişinin varsayımsal günlük kira bedeli üzerinden yaptığı indirimi bozma sebebi saymıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Daire aynı ilkeyi, tüketici mahkemesinde görülen bir başka change araç davasında da uygulamış ve alıcının el koyma tarihindeki rayiç bedeli isteyebileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2025/5294, K. 2026/2860, 07.05.2026).
Her iki karara yazılan karşı oy, çoğunluk görüşünün kanunun lafzıyla bağdaşmadığını savunmaktadır. Karşı oya göre Türk Borçlar Kanunu'nun 217. maddesi alıcının taleplerini sınırlı sayıda düzenlemiş, ayıplı satışa ilişkin 227. maddedeki gibi seçimlik haklar tanımamıştır; alıcı, semereleri indirilmiş satış bedelini faiziyle isteyebilir, bunun yerine rayiç bedeli talep etme imkânı yoktur ve kanunun açıkça düzenlediği bir hususta içtihat yoluyla farklı sonuca gidilmesi isabetli değildir. Karşı oy, maddenin dördüncü bendindeki "doğrudan doğruya uğranılan diğer zararlar" kavramının yoksun kalınan kâr çerçevesinde anlaşılması gerektiğini, aracın rayiç bedelinin bu kapsamda görülemeyeceğini de eklemektedir. Nitekim Daire, aynı yılın Mart ayında verdiği bir kararda satış bedeli ile noter ve plaka masraflarına hükmeden, buna karşılık rayiç bedel farkı ile kira ve otopark giderlerini reddeden bölge adliye mahkemesi kararını düzelterek onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/4511, K. 2026/1526, 24.03.2026). Şu hâlde Daire içtihadı Mayıs 2026 itibarıyla rayiç bedel yönünde şekillenmekle birlikte, karşı oyların varlığı ve önceki tarihli kararlar dikkate alındığında konunun henüz istikrar kazanmadığı söylenmelidir.
Tartışmasız olan kalemler ise şunlardır: Satış bedeli, noter satış masrafı, plaka ve tescil giderleri, aracın bakım ve onarımı için yapılan ve aracı elinden alan üçüncü kişiden istenemeyen giderler ile ihtarname masrafları. Faizin başlangıcı bakımından uygulama tek biçimli değildir: 26.06.2025 tarihli kararda el koyma tarihinden itibaren işleyen faiz onanmış, 04.05.2026 tarihli karara konu ilk derece hükmünde ise satış bedelinin ödendiği tarihten itibaren faize hükmedilmiştir. Kanun'un 217. maddesinin birinci bendindeki "ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte" ibaresi, faizin ödeme tarihinden itibaren istenmesine elverişli bir dayanak sunmaktadır. Aracın el konulduğu tarihten sonra araçtan yoksun kalınması nedeniyle ikame araç kirası gibi zararlar, 217. maddenin son fıkrası uyarınca satıcının kusursuzluğunu ispat edememesi hâlinde istenebilecek diğer zararlar kapsamında değerlendirilmelidir. Zapta karşı tekeffülden doğan alacak için özel bir zamanaşımı öngörülmediğinden, Kanun'un 146. maddesindeki on yıllık genel süre uygulanır.
Husumet yönünden dava, satış sözleşmesinde satıcı olarak görünen kişiye yöneltilir. Aracın satış görüşmelerini yürüten ve bedeli hesabına alan, ancak sözleşmede satıcı sıfatı bulunmayan kişinin sorumluluğu, satıcı ile el ve iş birliği içinde hareket ettiğinin ispatına bağlıdır; Yargıtay bu ispatın yapılamadığı olayda satıcının oğlu hakkındaki davanın husumet yönünden reddini onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2025/3980, K. 2026/2759, 04.05.2026). Alıcının, satış bedelini ruhsat sahibi dışındaki bir kişiye ödemesi bu bakımdan ciddi bir ispat sorunu yaratmaktadır.
IV. NOTERE KARŞI TALEPLER
Araç satışının noterde yapılmış olması, alıcının zararını noterden isteyebileceği düşüncesini doğurmaktadır. Noterlik Kanunu'nun 162. maddesi, stajyer, kâtip ve kâtip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterlerin bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumlu olduklarını düzenler. Yargıtay, bu hükmün noterin kusursuz sorumluluğunu düzenlediğini kabul etmekte; sahte kimlikle yapılan bir araç satışında noterin, kimlik belgesindeki sahteliği tespit edebilecek özeni göstermesi gerektiğini belirtmektedir (Yargıtay 3. HD, E. 2015/6263, K. 2016/4747, 29.03.2016). Buna karşılık kullanılan sahte kimliğin iğfal kabiliyetini haiz olması, yani noterin özenli bir incelemeyle dahi fark edemeyeceği nitelikte bulunması hâlinde nedensellik bağı kesilmekte ve noterin sorumluluğu doğmamaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2023/4387, K. 2024/3539, 05.11.2024).
Change araç bakımından noterin sorumluluğu sınırlıdır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 20. maddesinin (d) bendi uyarınca noter, satışı araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi veya trafik tescil kayıtları esas alınarak yapar; aracın şasi numarasını fiziken kontrol etmek noterin görevi değildir. Tescil kaydı temiz görünen ve gerçek ruhsat sahibi tarafından satılan bir change araçta noterin hatalı ya da eksik bir işleminden söz edilemez. Noterin sorumluluğu, satıcının sahte kimlik kullandığı, ruhsattaki bilgilerle satıcının kimliğinin uyuşmadığı ya da satışın sicildeki bir kısıtlama şerhine rağmen yapıldığı hâllerde gündeme gelir. Bu davalarda zamanaşımı da dikkat gerektirir: Yargıtay, dava dışı faillerin işlediği suça ilişkin uzamış ceza zamanaşımının notere karşı açılan davada uygulanmayacağını kabul ederek zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararını onamıştır (Yargıtay 3. HD, E. 2023/2543, K. 2024/730, 21.02.2024). Notere karşı dava, bu nedenle, satıcıya karşı davanın alternatifi değil, ancak somut bir işlem hatası varsa başvurulabilecek tamamlayıcı bir yoldur.
V. İDAREYE KARŞI TALEPLER VE YARGI YOLU
Alıcının başvurabileceği üçüncü muhatap, tescil kaydını tutan idaredir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 5. maddesi araçların tescil işlemlerini yapmak ve sicillerini tutmak görevini İçişleri Bakanlığı'na vermiştir. Change aracın tesciline esas alınan kimlik, çoğu zaman pert ya da ağır hasarlı bir aracın kimliğidir; bu aracın hurdaya ayrılması gerekirken sicilde faal görünmesi ya da çalıntı kaydı bulunan bir aracın devrine sicil üzerinden izin verilmesi, idarenin tescil denetimindeki bir kusurunu gösterebilir. Bu iddiaya dayalı tazminat davalarının hangi yargı yolunda görüleceği uzun süre tartışılmış, davalar idare mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasında görev uyuşmazlığına konu olmuştur.
Uyuşmazlık Mahkemesi bu tartışmayı istikrarlı biçimde adli yargı lehine çözmektedir. Mahkeme, noter satış sözleşmesine dayanarak iyi niyetle satın alınan aracın çalıntı ve change olduğunun anlaşılması üzerine el konulması nedeniyle idareye karşı açılan tazminat davasında, Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinin bu Kanun'dan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngördüğünü, idarenin tescil ve denetim görevinin de bu Kanun'dan kaynaklandığını belirterek adli yargıyı görevli saymıştır (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2020/478, K. 2020/619, 26.10.2020). Aynı sonuç, idare mahkemesinin görev yönünden reddettiği davanın asliye hukuk mahkemesince de yargı yolu yönünden reddedilmesi üzerine ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığında yinelenmiş (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2024/65, K. 2024/88, 04.03.2024) ve şasi numarası değiştirilmiş araca el konulmasında trafik tescil denetimlerinin yetersiz kaldığı iddiasıyla açılan davada 2026 yılında bir kez daha teyit edilmiştir (Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/234, K. 2026/256, 04.05.2026). Şu hâlde idareye karşı dava, idare mahkemesinde değil, asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır; aksi hâlde davacı, görev uyuşmazlığının çözümü için yıllarını kaybedebilir.
Yargı yolunun belirlenmiş olması, idarenin sorumluluğunun esasının kolayca kabul edileceği anlamına gelmez. İdarenin sorumluluğu için sicil kaydında somut bir ihmalin, örneğin çalıntı ihbarına rağmen kaydın kısıtlanmaması ya da hurdaya ayrılması gereken aracın kaydının açık tutulması gibi bir olgunun ispatı gerekir. Sahtecilik fiilinin sicil üzerinden fark edilemeyecek nitelikte olduğu hâllerde idarenin sorumluluğu tartışmalıdır. Bu nedenle idareye karşı dava, satıcıya karşı davanın yanında, tescil sürecinde somut bir hata belirlendiğinde düşünülmesi gereken bir yoldur.
VI. UYGULAMACIYA ÖNERİLER
Satın alma aşamasında alınacak önlemler, sonradan açılacak davalardan çok daha etkilidir. Aracın Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi kayıtlarındaki hasar geçmişi sorgulanmalı; ağır hasar ya da pert kaydı bulunan bir aracın piyasa değerinin altında ve kusursuz görünümde satışa sunulması, change şüphesinin en tipik belirtisi olarak değerlendirilmelidir. Bağımsız bir ekspertizde motor ve şasi numaralarının orijinalliği, numara plakasının kaynak ve boya izleri ile araç üzerindeki üretici etiketlerinin sicil kaydıyla uyumu özellikle kontrol ettirilmelidir. Satıcının kimliği ile ruhsat sahibi aynı kişi olmalı, satış bedeli mutlaka ruhsat sahibinin banka hesabına ödenmelidir; bedelin üçüncü kişiye elden ya da havaleyle ödenmesi, yukarıda açıklandığı üzere, davanın husumet yönünden reddine yol açabilmektedir.
El koyma gerçekleştiğinde alıcı, el koyma tutanağının ve sulh ceza hâkimliği kararının bir örneğini almalı, Cumhuriyet başsavcılığına müşteki sıfatıyla başvurarak kriminal inceleme raporunun dosyaya girmesini takip etmeli ve el koymayı derhal satıcıya yazılı olarak bildirmelidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 215. maddesi, satılanın elinden alınması tehlikesiyle karşılaşan alıcının davayı satıcıya bildirmesini öngörmekte; 217. maddesinin üçüncü bendi ise bildirimle kaçınılabilecek giderleri satıcının sorumluluğu dışında bırakmaktadır. Bildirim, satıcının kendi satıcısına rücu hakkını korumasını da sağlar. Ardından, tüketici ya da ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk aşaması tamamlanarak dava açılmalıdır.
Dava dilekçesinde talep, Mayıs 2026 tarihli kararlar gözetilerek aracın el koyma tarihindeki rayiç bedeli üzerinden kurulmalı; rayiç bedelin satış bedelinin altında kalması ihtimaline karşı satış bedeli ve faizi de talep edilmeli, noter, plaka, tescil ve bakım giderleri ile ihtarname masrafları ayrı kalemler olarak gösterilmelidir. Rayiç bedel bilirkişi incelemesiyle belirleneceğinden, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 109. maddesi uyarınca kısmi dava açılması ve rapor sonrasında talep artırımı yapılması harç riskini azaltır. Ceza soruşturmasının bekletici mesele yapılması yolundaki savunmaya karşı 26.06.2025 tarihli karar, ayıp ihbarı savunmasına karşı ise aynı karar ve zaptın ihbar külfetine tabi olmadığı ilkesi ileri sürülmelidir. Notere ve idareye karşı dava ise ancak satış işleminde ya da tescil sürecinde somut bir hata tespit edildiğinde, satıcıya karşı davanın yanında düşünülmelidir.
SONUÇ
Change araç satın alan kişi, aracın mülkiyetini iyi niyetine rağmen kazanamaz ve araca el konulmasına engel olamaz; ancak hukuken korumasız değildir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, change aracın el konulmasını tam zapt olarak nitelendirmekte, satıcıyı kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutmakta, zapt hâlinde ayıp ihbarı aranmayacağını ve ceza soruşturmasının beklenmeyeceğini kabul etmektedir. Daire'nin Mayıs 2026 tarihli kararları, alıcının yalnızca ödediği bedeli değil, aracın el koyma tarihindeki rayiç bedelini isteyebileceğini oy çokluğuyla benimseyerek alıcı lehine önemli bir adım atmış; karşı oylar ise kanunun lafzına bağlı kalınması gerektiğini savunarak tartışmayı açık bırakmıştır. Notere karşı dava, ancak sahte kimlik gibi noterin fark edebileceği bir işlem hatası varsa sonuç verebilir; idareye karşı dava ise Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yerleşik içtihadı uyarınca adli yargıda açılmalı ve tescil sürecindeki somut bir ihmale dayandırılmalıdır. Uygulamada alıcının en güvenilir yolu, satın alma öncesinde hasar geçmişi ve şasi kontrolü yaptırmak, bedeli ruhsat sahibine ödemek ve el koyma hâlinde gecikmeden satıcıya karşı harekete geçmektir.
KAYNAKÇA
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 146, 214, 215, 217, 227.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 988, 989.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 5, 20, 110.
1512 sayılı Noterlik Kanunu, m. 162.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 54, 165.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 123, 127, 131.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 3, 73.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 109.
Yargıtay 3. HD, 29.03.2016, E. 2015/6263, K. 2016/4747.
Yargıtay 3. HD, 21.02.2024, E. 2023/2543, K. 2024/730.
Yargıtay 3. HD, 05.11.2024, E. 2023/4387, K. 2024/3539.
Yargıtay 3. HD, 26.06.2025, E. 2025/348, K. 2025/3608.
Yargıtay 3. HD, 24.03.2026, E. 2025/4511, K. 2026/1526.
Yargıtay 3. HD, 04.05.2026, E. 2025/3980, K. 2026/2759.
Yargıtay 3. HD, 07.05.2026, E. 2025/5294, K. 2026/2860.
Gaziantep BAM 11. HD, 27.05.2024, E. 2023/125, K. 2024/737.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 26.10.2020, E. 2020/478, K. 2020/619.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 04.03.2024, E. 2024/65, K. 2024/88.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 04.05.2026, E. 2026/234, K. 2026/256.
Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); kararlar.uyusmazlik.gov.tr.
Next