Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.141’de düzenlenen hırsızlık suçu ile TCK m.148’de düzenlenen yağma suçunu birbirinden ayıran maddi unsurlardan “almak” fiili değerlendirilecek olup, Ceza Hukuku doktrininde kabul gören “sahip olma” teorisi uyarınca zilyetliğin sona ermesi ve “kesintisiz takip” kriteri ele alınarak, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararı ışığında, cebir veya tehdit fiilinin zamanlamasının suçun vasfına olan etkisi incelenecektir.

1. Hırsızlık ile Yağma Suçlarında Almak Fiili ve Bileşik (Mürekkep) Suç Kavramı

Türk Ceza Kanunu m.141’e göre hırsızlık suçu; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma şeklinde tanımlanmıştır[1]. TCK m.148’de düzenlenen yağma suçu ise; bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücuduna veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak olarak hüküm altına alınmıştır.

Yağma suçu; mal sahibi veya malı kullanana karşı işlenebilecek bir suç tipi olup, cebir, şiddet veya tehdit suçlarından en az birisi ile hırsızlık suçunun beraber işlenmesi ile oluşan bir mürekkep, yani bileşik suçtur. TCK m.42’ye göre bileşik suç; birisi diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturan ve kendi içlerinde nitelik değiştirmeyen, fakat birleştikleri için tek bir fiil sayılan suç tipidir[2].

Kanun koyucunun; yağma suçunu, cebir veya tehdit yoluyla gerçekleştirilen hırsızlık suçu şeklinde düzenlediğini ileri sürmektedir. Yağma suçu; bir bileşik, yani mürekkep suç türü olup, iki farklı suçun birlikte işlenmesi ile gerçekleşir. Yağma suçunu düzenleyen 148. maddenin gerekçesinde; yağma ve hırsızlık suçlarının taşınır malın alınması ile ilgili olduğu, her iki suçun oluşması için de zilyedinin rızasının bulunmaması gerektiği ifade edilmiştir. Kanun koyucu; bu iki suç arasındaki temel farkın, mağdurun rızasının ortadan kaldırılma şeklinde yattığına dikkat çekerek, yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.

Her iki suçun ortak maddi unsuru olan “almak” fiili, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi ve mağdurun eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale getirilmesidir. Hırsızlık suçundan farklı olarak; yağma suçunun oluşabilmesi hususunda suça konu malın, mağdurun rızasının bizzat cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması ve suça konu eşyanın failin zilyetliğine geçmesi gerekmektedir.

Bu iki suç tipi arasında yegane fark, mağdurun rızasının ortadan kalkış şeklidir. Hırsızlık suçunda mağdurun haberi ve rızası olmazken mal elinden giderken; yağma suçun mağdurun rızasının olmayışı, cebirden veya tehditten kaynaklanan güç kullanmanın veya korkutmanın bir sonucu olarak malvarlığı yitirilmektedir. Ancak her iki suçta da “yarar sağlama maksadı” bulunmaktadır ve korunan hukuki yarar bakımından her iki suç da malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında düzenlenmiştir.

Yağma suçunu tanımlayan TCK m.148/1’de failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlama unsuruna yer verilmediği ileri sürülse de, yağma suçunun bileşik suç olması, hırsızlık suçunun yağma suçunun cebir veya tehdit suçu ile birlikte unsuru sayılması, malvarlığına karşı işlenen suç türü olan yağmada “mal edinme” veya “yarar sağlama” maksadının varlığı zaten yağma suçunun içinde yer almaktadır.

Yağma suçunda özel kastın yokluğu veya “hırsızlık” suçunu düzenleyen TCK m.141’de yer alan “kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla” ibaresinin TCK m.148’de ve m.149’da yer almayışı, yağma suçunda mal edinme veya yarar sağlama maksadının aranmayacağı ve yağma suçunun genel suç işleme kastı ile failin saikine bakılmaksızın işlenebileceğini savunan düşünceye katılmadığımızı, yağma suçunda korunan hukuki yararın malvarlığı olmakla birlikte, fail yönünden hırsızlık suçunda olduğu gibi yağma suçunda mal edinme veya yarar sağlama maksadının aranması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi düşünce ve katı bir lafzi bir yorumun, zilyetliğin cebir veya tehdit yoluyla ele geçirildiği her durumun da yağma olarak tanımlanmasının önünü açacağını belirtmek isteriz.

2. Sahip Olma Teorisi, Zilyetliğin Sona Ermesi ve Kesintisiz Takip

Belirtmeliyiz ki; hırsızlık ve yağma suçlarında “almak” fiilinin ne zaman tamamlandığı ve fiilin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı hususu, “sahip olma” teorisi uyarınca zilyetliğin el değiştirmesine bağlıdır. Zilyetlik; eşya üzerinde iradi şekilde hakimiyetin ele geçirilmesi ile doğan ve bu hakimiyetin iradi olarak terkine, başkası tarafından hukuka aykırı olarak veya başka sebeplerle sona ermesine kadar devam eden hukuki bir durum olup[3], suçun tamamlanması için failin malı sadece bulunduğu yerden alması yeterli olmayıp, malın mağdurun hakimiyet alanından (fiziki sınırlarından) çıkarılması ve failin eşya üzerinde kendi bağımsız hakimiyetini kurması gerekmektedir.

Nitekim; her cebir veya tehdit fiilinin yağma suçuna sebebiyet vermeyecek olup, cebir veya tehdit fiilinin suça konu malın alınmasında araç olarak kullanılması ve iki hareket arasında nedensellik bağı bulunması gerekmektedir. Suça konu olan malın mağdurdan alınmasının; kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olması gerektiği, fail tarafından kullanılan cebir veya tehdidin de, mağduru malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılacak düzeyde olması gerektiği tartışmasızdır.

Yargıtay kararı uyarınca; malvarlığına karşı teslim mecburiyeti yaratmayan cebir veya tehdit, yağma suçunun oluşumu bakımından yeterli kabul edilmemekle birlikte[4], kullanılan zor ile suça konu malın alınması arasında nedensellik (sebep-sonuç) ilişkisi bulunmadığı durumda, failin yağma suçundan ceza sorumluluğunun olmadığı kabul edilmektedir.

Fail; hırsızlık fiilini icra ederken zilyet veya bir üçüncü kişi tarafından fark edilir ve kesintisiz bir takip sonucunda yakalanırsa, fail malı kendi hakimiyet alanına kalıcı olarak geçirememiş sayılacağından suç yine teşebbüs aşamasında kalacaktır. Zilyedin mal üzerindeki tasarruf ve koruma imkanı, kesintisiz takip sürdüğü müddetçe hukuken son bulmuş sayılmaz.

Bu konuyu somut bir olayla örneklendirmek gerekirse; gece vakti bir işyerine hırsızlık gayesi ile giren failin, kasadaki nakit paraları ve birtakım kıymetli eşyayı alıp kapıdan çıktığı sırada, dükkan sahibi veya devriye gezen kolluk kuvvetleri tarafından fark edilmesi durumunda, failin, elindeki suç eşyası ile birlikte sokak boyunca mağdur veya polis tarafından hiç gözden kaybedilmeden, yani aralıksız bir şekilde takip edilerek yakalanması halinde, hırsızlık suçu teşebbüs aşamasında kalmış olacaktır.

Nitekim; eşya henüz failin bağımsız egemenlik alanına girmemiş, mağdurun eşya üzerindeki tasarruf imkanı “kesintisiz takip” sayesinde hukuken tam manası ile kopmamıştır. Bunun yanında; faile yapılan takip, herhangi bir noktada kopar, yani fail karanlık bir ara sokağa girerek izini kaybettirir ve mal üzerindeki zilyetliğini şüphesiz şekilde tesis ederse, hırsızlık suçu takibin kesildiği o an itibariyle tamamlanmış sayılacaktır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 15.02.2024 tarihli, 2022/4336 E. ve 2024/2013 K. sayılı kararında; “Malını, hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye (mağdura) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçlarını oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. (…)

Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması halinde, artık yağma suçundan söz edilemez. ‘Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.’ şeklinde açıkça gösterilmiştir.

(…) özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.

Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan ‘sahip olma teorisinin’ savunduğu gibi Mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır.” ifadelerine yer verilmiş ve sanık hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulmuştur.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararında; hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, yani zilyedin mal üzerindeki tasarruf olanağının kalkmasına kadarki aşamada kullanılan cebir veya tehdit fiilinin, sözkonusu suçu hırsızlık suçundan yağma suçuna dönüştüreceği belirtilmiş olup, TCK m.148’in gerekçesinde de ifade edildiği üzere, evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsızın, malı götürebilmek için ona karşı cebir veya tehdit kullanması halinde yağma suçu gündeme gelecektir.

Şu halde; mülga 765 sayılı TCK m.495/2’de yer alan “dolaylı yağma” düzenlemesi 5237 sayılı TCK’da yer almamış olup, fiilin tamamlanmasından sonra eşyanın geri alınmasını engellemek, olay yerinden kaçmak veya kendini kurtarmak amacıyla sonradan başvurulan cebir veya tehdit eyleminin, fiili geriye dönük olarak yağma suçuna dönüştüreceği, yani zilyetliğin kesintisiz takip olmaksızın tam manası ile failin egemenlik alanına girdiği ve hırsızlık suçunun tamamlanması sonrasında gerçekleşen cebir ve tehdit fiilinin artık yağma suçuna sebebiyet vermeyeceği, tehdit suçu yönünden TCK m.106’ya, cebir suçu yönünden TCK m.108’e, kasten insan yaralama suçu bakımından TCK m.86 ve 87’ye, hırsızlık suçu unsurları yönünden ise TCK m.141 yönünden değerlendirilmesi gerektiği açıktır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararında; “(…) özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.

Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan ‘sahip olma teorisinin’ savunduğu gibi mağdurun hakimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hakimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanı da fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır. (…)

Bu açıklamalardan sonra somut olay ve fiil, yağma suçunun maddi unsuru yönünde değerlendirildiğinde;

Tüm dosya kapsamından; 29.11.2019 günü sanığın müştekiyi telefonla aradığı, müştekiye akrabası olan (…)’ya ulaşması gerektiğini bu nedenle buluşmak istediğini söylediği, bu sebeple 10.12.2019 tarihinde (…) Cafe’de buluştukları, dosya arasında bulunan görüntü inceleme tutanağına göre, 10.12.2019 tarihli görüntü kayıtlarından sanığın müştekiye yönelik herhangi bir tehdit veya baskı olmaksızın birlikte masada oturup konuştuklarını, sanığın bir kağıda bir şeyler yazıp müştekiye verdiğini, müşteki mekandan ayrılmadan önce sanığın beyaz bir paket verdiğini ve mekandan ayrıldığının belirtildiği görülmüş olup, dosya arasında sanığın mağdura 20 bin USD borçlu olduğuna dair evrakın bulunduğu anlaşılmıştır. Müştekiye Yusuf’un alacaklılarını zor durduğunu, zarar vermek istediklerini, bu nedenle bu parayı kendisine vermediği takdirde Yusuf’un kendisine de zarar vereceğini söylemesi üzerine müştekinin söylenenlerden korkarak sanığa parayı verdiği bu eylemde, 03.12.2019 tarihinde sanığın tekrardan müştekiden para istediği, vermediği takdirde Yusuf’un alacaklıların kendisini öldürebileceğini beyan edip müştekinin sanıkla buluşmasını sağlayıp müştekinin kendisine 65.000 Euro ve 15.000 Dolar verdiği olayda ve son olarak 14.12.2019 cumartesi günü gerçeklesen eylem bakımından da mağdurun kollukta verdiği ifade de ‘kendisine bir araba kiralamamı istedi, ben bu isteğini kabul etmedim, şahıs da benden arabanın kira maliyeti olan 25.000 Euro para istedi, ben de 16.12.2019 günü saat 14:00 sıralarında Akmerkez (…) Cafe isimli işyerinde şahısla buluşup 28.000 Dolar parayı kendisine elden verdim’ şeklindeki beyanı da dikkate alındığında, olaylarda sanığın bu sözlerinin yağmanın unsuru olan tehdit boyutuna ulaşmadığı gibi yağmanın unsurunu teşkil eden cebirin de bulunmadığı anlaşılmakla sanığın atılı 10.12.2019 tarihli, 13.12.2019 ve 16.12.2019 tarihli eylemlerinden yağma suçundan beraatı yerine, yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.” gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.

Bu doğrultuda; yağma suçunda malın teslim edilmesi veya alınmasında, suça konu mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun bu mal üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi, malın alınmasına teslim alınmasına karşı koymamaya mecbur kılma tabiri, fail tarafından kullanılan zor nedeniyle direnci kırılan mağdurun, suça konu malı fail tarafından teslim alamaması gerekmekte olup, suça konu malın failin bağımsız egemenlik alanına tam olarak girmesi ve kesintisiz takibin de bulunmaması halinde yağma suçunu oluşturmayacağının kabulünü gerektirmektedir.

Suçun hukuki nitelendirmesinde; failin haksız zilyetliği ne zaman tesis ettiği belirleyici bir ölçüt olup, kesintisiz takibin koptuğu ve failin çaldığı eşya üzerinde kendi fiili hakimiyetini tam anlamıyla kurduğu anın, hırsızlık suçunu oluşturduğu, bu eşiğin aşılmasından sonra, malını geri almak isteyen mağdura karşı gösterilen cebir veya tehdit fiilinin yağma suçunu oluşturmayacaktır.

Kanaatimizce; “sahip olma” teorisi ve “kesintisiz takip” ölçütü uyarınca, zilyetliğin sona erme anının, hırsızlık ile yağma suçlarının birbirinden ayrılmasında önem teşkil ettiği, Anayasa m.38’de ve TCK m.2’de düzenlenip güvence altına alınan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hırsızlık suçunun tamamlanması ve zilyetliğin sona ermesi ile suç tamamlandıktan sonraki cebir veya tehdidin yağma kapsamında değerlendirmesinin hukuka aykırı olacağı ise tartışmasızdır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Muhammed Enes Efe

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)

---------

[1] Ersan Şen, Hırsızlık Suçları, Ankara Barosu Dergisi, Sayı: 3, Mayıs 2012, s.322,

[2] Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, 1. Baskı, Ankara, 2021, s. 5008.

[3] M. Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe Oktay-Özdemir, Eşya Hukuku Kısaltılmış Ders Kitabı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2018, s.15.

[4] Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 10.01.2024 tarihli, 2022/4023 E. ve 2024/276 K. sayılı kararı.