GİRİŞ
Erken aşamadaki girişim şirketlerinde yatırım tarihindeki şirket değerinin sağlıklı biçimde belirlenmesi çoğu zaman güçtür. Bu nedenle yatırım tutarının derhâl şirkete aktarılması, pay ediniminin ve değerlemenin ise sonraki yatırım turuna bırakılması uygulamada tercih edilebilmektedir. Simple Agreement for Future Equity (SAFE), yatırımcının sağladığı fon karşılığında belirli bir olayın gerçekleşmesi üzerine pay edinmesini öngören sözleşme modeli olarak tanımlanabilir. Model, Y Combinator[1] tarafından dönüştürülebilir borçlanma araçlarına alternatif olarak geliştirilmiş, faiz ve vade içermeyen kısa metni sebebiyle girişim yatırımlarında yaygınlaşmıştır.[2]
SAFE, Türk hukukunda kanunla düzenlenmiş bir sözleşme tipi değildir. SAFE’nin bu atipik durumu, sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğu anlamına gelmez. Hukuki sorun, tarafların gelecekte pay edinimine ilişkin bir borç ilişkisi kurup kuramayacağından çok, bu borcun Türk Ticaret Kanunu'nun sermaye artırımı, pay taahhüdü, rüçhan hakkı ve şirket organlarının devredilemez yetkilerine ilişkin hükümleri çerçevesinde nasıl ifa edileceğidir. Amerikan hukukuna göre hazırlanmış standart metindeki otomatik dönüşüm kaydı, Türk anonim şirketinde gerekli korporatif işlemleri tek başına ikame etmez.
SAFE SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
SAFE'in tarafları bakımından asli edimler, yatırımcının kararlaştırılan tutarı şirkete aktarması ve şirket ile sözleşmeye katılan diğer kişilerin tetikleyici olay gerçekleştiğinde yatırımcının pay edinmesini sağlayacak işlemleri yerine getirmesidir. Standart SAFE, kural olarak anaparanın belirli bir vadede iadesini ve faiz ödenmesini öngörmez. Bu sebeple klasik kredi sözleşmesinden ayrılır. İmza tarihinde pay sahipliği doğurmadığından, pay edinme veya iştirak taahhüdünün tamamlanmış hâli olarak da nitelendirilemez. Sözleşmenin hukuki niteliği, içeriğine göre belirlenmek kaydıyla, gelecekte pay edinimini amaçlayan atipik bir yatırım sözleşmesi olarak açıklanabilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 26'ncı maddesi sözleşme özgürlüğünü kabul etmekte; 27'nci maddesi ise emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı yahut konusu imkânsız sözleşmelerin kesin hükümsüz olduğunu düzenlemektedir.[3]
“Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.” (TBK m. 26)
Bu hükümler uyarınca SAFE'in atipik nitelikte olması geçerliliğine engel teşkil etmez. Ancak sözleşmenin borçlandırıcı etkisi ile pay sahipliğini doğuracak şirketler hukuku işlemleri birbirinden ayrılmalıdır. Şirketin ileride yeni pay çıkaracağına ilişkin taahhüdü, yetkili organın sermaye artırımı kararının yerine geçmez. Aynı şekilde kurucuların belirli yönde oy kullanma taahhüdü, henüz alınmamış bir genel kurul kararını mevcut hâle getirmez. Pay sahipleri sözleşmeleri bakımından öğretide kabul edilen nispi etki, SAFE hükümleri yönünden de geçerlidir; sözleşme taraflarını bağlayan kayıtlar, emredici şirketler hukuku hükümlerini bertaraf edemez.[4]
SERMAYE ARTIRIMI YOLUYLA PAY EDİNİMİ
Yatırımcının yeni çıkarılacak payları edinmesi kararlaştırılmışsa, esas sermaye sisteminde genel kurulun; kayıtlı sermaye sisteminde ise esas sözleşmeyle yetkilendirilmiş yönetim kurulunun sermaye artırımı kararı alması gerekir. Sermaye taahhüdü, esas sözleşme değişikliği, gerekli rapor ve beyanların düzenlenmesi ile tescil dâhil olmak üzere kanunda öngörülen işlemler tamamlanmadan yalnızca SAFE bedelinin şirkete ödenmiş olması pay sahipliği sonucunu doğurmaz. Bu nedenle sözleşmede şirketin ve kurucu pay sahiplerinin yalnızca genel bir dönüşüm borcu değil, sermaye artırımının icrası için gerekli her bir işlemi gerçekleştirme yükümlülüğü de düzenlenmelidir.[5]
Dönüşüm bedelinin belirlenmesinde TTK'nın itibari değerin korunmasına ilişkin emredici hükmü gözetilmelidir. Değerleme tavanı veya indirim oranı yatırımcı lehine daha düşük bir pay edinme bedeli ortaya çıkarsa dahi, yeni paylar itibari değerinin altında çıkarılamaz.
“İtibarî değerinden aşağı bedelle pay çıkarılamaz. Payların itibarî değerinden yüksek bir bedelle çıkarılabilmeleri için esas sözleşmede hüküm veya genel kurul kararı bulunmalıdır..” (TTK m. 347)[6]
Bu sınırlama sebebiyle dönüşüm formülünde payın itibari değeri taban olarak alınmalı, itibari değeri aşan kısmın emisyon primi niteliği ve muhasebeleştirilme biçimi açıkça gösterilmelidir. Yatırımın yabancı para üzerinden yapılması hâlinde uygulanacak kur, kurun tespit tarihi ve küsuratlı pay hesabının sonucu da sözleşmede belirlenmelidir. Aksi hâlde ekonomik mutabakat, ifa aşamasında belirli veya belirlenebilir bir pay adedine dönüştürülemeyebilir. Türk parasının kıymetini koruma mevzuatı uyarınca, Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdettikleri ve 32 Sayılı Karar’ın 4’üncü maddesinin (g) bendinde sayılan sözleşmelerde, Bakanlıkça belirlenen istisnalar dışında, sözleşme bedeli ve diğer ödeme yükümlülükleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamaz. Keza, SAFE sözleşmesinin her iki tarafının Türkiye’de yerleşik olması, yatırım bedelinin zorunlu olarak Türk lirası cinsinden belirlenmesini tek başına gerektirmez. SAFE’in anılan sınırlamaya tabi olup olmadığı, sözleşmenin hukuki niteliği ve öngörülen pay edinme yöntemi esas alınarak belirlenmelidir. Bununla birlikte, yatırım tutarının sermaye artırımı yoluyla paya dönüştürülmesi hâlinde, Türk lirası cinsinden belirlenen sermaye ve payların itibarî değeri gözetilmeli, dönüşümde uygulanacak döviz kuru, kurun tespit tarihi ve hesaplama yöntemi sözleşmede açıkça düzenlenmelidir.
Yeni payların SAFE yatırımcısına tahsisi, mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının sınırlandırılmasını veya kaldırılmasını gerektirebilir. TTK m. 461/2 uyarınca bu yöndeki karar ancak haklı sebeplerin bulunması ve kanunda öngörülen ağırlaştırılmış nisabın sağlanmasıyla alınabilir. Düzenleme ayrıca herhangi bir kişinin haklı görülmeyecek şekilde yararlandırılmasını veya kayba uğratılmasını yasaklamaktadır.[7]
“Genel kurulun, sermayenin artırımına ilişkin kararı ile pay sahibinin rüçhan hakkı, ancak haklı sebepler bulunduğu takdirde ve en az esas sermayenin yüzde altmışının olumlu oyu ile sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir..” (TTK m. 461/2 birinci cümle)
Şirketin erken aşama finansman ihtiyacı somut olayın şartlarına göre haklı sebep oluşturabilir. Bununla birlikte finansman ihtiyacının varlığı, rüçhan hakkının her türlü sınırlandırılmasını kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Yönetim kurulu raporunda finansman ihtiyacı, yatırım tutarı, dönüşüm fiyatı ve mevcut pay sahiplerinde meydana gelecek seyrelme somut verilerle açıklanmalıdır. Değerleme tavanı ile indirim oranının şirket menfaati bakımından gerekçelendirilememesi, sermaye artırımı kararının eşit işlem ve dürüstlük kuralları yönünden tartışılmasına yol açabilir.[8]
ŞARTA BAĞLI SERMAYE ARTIRIMININ UYGULANABİLİRLİĞİ
TTK m. 463 ve devamında düzenlenen şarta bağlı sermaye artırımı, pay ediniminin belirli bir hakkın kullanılmasına bağlanmasına imkân verir. Kanun, yeni çıkarılan tahviller veya benzeri borçlanma araçları nedeniyle şirketten ya da topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara ve çalışanlara değiştirme veya alım hakkı tanınmasını öngörmektedir. Hak kullanıldığı ve sermaye borcu takas veya ödeme yoluyla yerine getirildiği ölçüde sermaye artar.[9]
Standart SAFE'in faiz, vade ve geri ödeme borcu içermemesi, bu sözleşmenin her durumda “tahvil veya benzeri borçlanma aracı” sayılmasını güçleştirir. Bu sebeple şarta bağlı sermaye artırımı hükümlerinin SAFE'e doğrudan uygulanacağı varsayımı ihtiyatla ele alınmalıdır. Bu yöntem tercih edilecekse esas sözleşmede kanunun aradığı dayanak oluşturulmalı, şartlı artırılan sermaye için öngörülen üst sınır gözetilmeli ve yatırımcının hakkı kanunun aradığı açıklıkta belirlenmelidir. Somut işlemde bu koşullar sağlanamıyorsa, tetikleyici olay üzerine olağan sermaye artırımı yapılması veya kuruculara ait mevcut payların devri alternatifleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Mevcut pay devri, yatırım tutarının şirkete girmesi ile payın kurucudan iktisap edilmesi arasındaki ekonomik ve vergisel sonuçlar dikkate alınarak yapılandırılmalıdır.
YARGITAY KARARLARININ SAFE SÖZLEŞMELERİNE ETKİSİ
Kamuya açık kaynaklarda SAFE sözleşmesine özgü yerleşik bir Yargıtay içtihadına rastlanmamaktadır. Buna karşılık pay sahipleri sözleşmelerine ilişkin kararlar, SAFE'in borçlandırıcı etkisinin sınırlarını değerlendirmek bakımından önem taşır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.10.2016 tarihli kararında:
“Ortaklar arasında imzalanan 15.10.2010 tarihli sözleşmenin sadece tarafı olan ortakları bağlayacağı, şirket tüzel kişiliği bakımından bağlayıcı olmadığı, her ne kadar alınan karar taraflar arasındaki sözleşme hükmüne aykırı ise de, şirket organı olan genel kurulda alınan kararların geçerliliği bakımından ortaklar arasındaki harici sözleşmenin değil, şirket sözleşmesinin esas alınması gerektiği, ortaklar arasındaki sözleşme hükmünün çoğunluk ilkesini bertaraf edici nitelikte olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir[10]”
Aynı Daire, 17.06.2020 tarihli ve sermaye artırımına ilişkin kararında, esas sözleşme hükmü hâline getirilmemiş pay sahipleri sözleşmesinin şirkete ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği yönündeki yaklaşımını sürdürmüştür.[11]
Dairenin 03.06.2024 tarihli kararında da esas sözleşmeye yansıtılmamış ortaklık protokolünün şirketi bağlamayacağı ve genel kurulun protokol hükümlerinden farklı yönde karar alabileceği belirtilmiş, 2016 ve 2020 tarihli kararlara açıkça atıf yapılmıştır.[12] Karara göre:
“Eldeki uyuşmazlıkta, payların senede bağlanmadığı ve noter sözleşmesi ile devredildiği görülmekte olup, payların devrinde şekle aykırı bir husus olmadığının anlaşıldığı, davacı yanca pay devirlerinin "Ortaklık Protokolü" isimli sözleşme uyarınca geçerli olmadığının ileri sürüldüğü, davacının iddia ettiği sözleşmenin, doktrinde ve uygulamada "pay sahipleri sözleşmesi" olarak
adlandırıldığı, bu sözleşmenin ana sözleşmeye eklenip ana sözleşme hükmü haline getirilmediği müddetçe şirket ortaklarına göre 3. kişi konumunda olan şirketi bağlamayacağı, şirket genel kurulu eliyle pay sahipleri sözleşmesinin aksine karar alabileceği (Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 17.06.2020 tarih, 2019/4971 E., 2020/2971 K., 11.10.2016 tarih, 2016/1275 E., 2016/8000 K. sayılı ilamları), davacının sunduğu "Ortaklık Protokolü" isimli sözleşmenin ana sözleşmenin hükmü haline getirilmediği, ancak bu protokolün 4 üncü maddesinde belirtilen hisse devrine ilişkin hükmün ana sözleşmenin 15 inci maddesinde düzenlendiğinin görüldüğü, ancak ortaklardan ayrı bir tüzel kişiliği olan şirketin ana sözleşmedeki bu hükmü ana sözleşme ve kanundaki nisaplarla her zaman değiştirebileceği, şirket genel kurulunun da 10.10.2019 tarihli toplantısında ana sözleşmenin 15 inci maddesinin değiştirilmesine karar verdiği, bu kararının ana sözleşmenin nisaplara ilişkin 10 uncu ve 6102 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen nisaplara uygun alındığı, bu itibarla dava konusu her iki genel kurul kararının ana sözleşmeye ve kanuna aykırı olmadığı, kaldı ki davacının, 06.03.2019 tarihli genel kurulun 9 uncu maddesi ile davacının da şirket ortaklığından ayrılma talebini şirkete ilettiği gözetildiğinde, davalı şirketin ana sözleşmenin hisse devri hükmünün değiştirilmesine ilişkin 10.10.2019 tarihli genel kurul kararı ile pay devrinin onaylanmasına ve yeni yönetim kurulu seçimine ilişkin 14.11.2019 tarihli genel kurul kararlarının dürüstlük kuralına aykırı olmadığı, tüm bu açıklamalara göre; davacının ileri sürdüğü iddialar ile genel kurulların çağrı işlemleri, toplantı tutanağı ve karar nisapları dikkate alındığından genel kurulların butlanla malul olmadığı ve iptal nedeninin bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir”.
Bu kararların SAFE bakımından sonucu, sözleşmesel taahhüdün organ kararından bağımsız değerlendirilmesidir. SAFE'e aykırı bir genel kurul veya yönetim kurulu kararı, sırf sözleşmeye aykırılık sebebiyle kendiliğinden hükümsüz hâle gelmez. Sözleşmeye aykırılık, şartları varsa aynen ifa, tazminat veya cezai şart gibi borçlar hukuku yaptırımlarını gündeme getirir. Bununla birlikte sermaye artırımı kararının kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılığı ayrıca ileri sürülebilir. Yargıtay kararlarını inceleyen güncel öğretide, finansman ihtiyacının gerçekliği, artırım miktarı, seçilen finansman yönteminin amaca uygunluğu ve azınlık paylarında meydana gelen seyrelmenin yargısal denetimde dikkate alındığı belirtilmektedir.[13]
SÖZLEŞMENİN HAZIRLANMASINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Türk hukukuna tabi bir SAFE hazırlanırken şirketin yanı sıra, dönüşüm için alınacak organ kararlarında etkili olacak kurucu pay sahiplerinin de uygun kapsamda sözleşmeye taraf edilmesi veya ayrıca oy taahhüdünde bulunması değerlendirilmelidir. Yatırım tutarı, tetikleyici olay, değerleme tavanı, indirim oranı, dönüşüm kuru, itibari değer tabanı, emisyon primi ve yatırımcıya tahsis edilecek pay adedinin hesaplama yöntemi tereddüde yer bırakmayacak şekilde kaleme alınmalıdır. Sermaye artırımı kararı, rüçhan haklarının sınırlandırılması, iştirak taahhüdü, esas sözleşme değişikliği ve tescil için uygulanabilir süreler öngörülmelidir. Kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulunun sermaye artırma, primli pay çıkarma ve rüçhan hakkını sınırlandırma yetkisinin esas sözleşmede mevcut olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.[14]
Nitelikli finansman turunun gerçekleşmemesi ihtimali de sözleşmede karşılanmalıdır. Bu çerçevede bekleme süresinin sonu, tasfiye veya şirket satışında uygulanacak hükümler, yatırımcının bilgi alma imkânı, en çok gözetilen yatırımcı kaydı, temerrüt ve sona erme sebepleri açıkça düzenlenmelidir. Birden fazla SAFE imzalanması hâlinde sözleşmelerin birbirleriyle ilişkisi ve sonraki yatırım turunda doğuracağı toplam seyrelme önceden hesaplanmalıdır. Vade içermeyen bir SAFE'in yatırımcıyı belirsiz süreyle sözleşme ilişkisi içinde bırakmaması için, belirli bir tarihten sonra kullanılabilecek sona erme veya alternatif ifa mekanizmasına yer verilmesi uygun olur.[15]
SONUÇ
SAFE, Türk hukukunda kanunen yasaklanmış veya niteliği gereği kesin hükümsüz sayılması gereken bir sözleşme değildir. Bununla birlikte sözleşmenin geçerli kurulması, yatırımcının payı kendiliğinden iktisap ettiği anlamına gelmez. Pay sahipliği, TTK'nın sermaye artırımı, organ yetkisi, rüçhan hakkı, itibari değer ve tescile ilişkin hükümlerinin gerektirdiği işlemlerin tamamlanmasıyla doğar. Bu itibarla, SAFE metninde ekonomik koşulların yanında, dönüşümün şirketler hukuku bakımından hangi işlem sırasıyla gerçekleştirileceği ve bu işlemlerin yerine getirilmemesinin sonuçları da düzenlenmelidir. Salt yabancı bir standart metnin tercüme edilerek kullanılması yerine, somut şirketin sermaye sistemi, esas sözleşmesi ve pay sahipliği yapısı dikkate alınarak Türk hukukuna özgü bir sözleşme kurulması uyuşmazlık riskini azaltacaktır kanaatindeyiz.
-----------
[1] Y Combinator (YC), erken aşamadaki teknoloji girişimlerine yatırım yapan ve hızlandırma programları yürüten ABD merkezli bir girişim sermayesi kuruluşudur. SAFE sözleşme modelini 2013 yılında geliştirmiştir.
[2]Y Combinator, Post-Money SAFE User Guide, 2023, s. 3 (https://www.ycombinator.com/assets/ycdc/Website%20User%20Guide%20Feb%202023%20-%20final-28acf9a3b938e643cc270b7da514194d5c271359be25b631b025605673fa9f95.pdf); Seren Deniz Yanık, "Girişim Şirketlerinin Sermaye İhtiyaçlarını Karşılamak İçin Kullandıkları Fon Mekanizmaları", Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı 2, 2021, s. 363-365 (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2328479).
[3]11.01.2011 Tarih ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 26-27 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6098.pdf).
[4]Muhammed Sulu, "Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim", Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, 2022, s. 511-513 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2169245).
[5]13.01.2011 Tarih ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 456, 459 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6102.pdf).
[6]13.01.2011 Tarih ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 347 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6102.pdf).
[7]13.01.2011 Tarih ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 461 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6102.pdf); Fahri Özsungur, "Rüçhan Hakkının Kullanılmaması ve Sermaye Artırımında Pay Taahhütlerinin Kısmen Yerine Getirilmesi Sorunu", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, 2014, s. 148-150 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/701508).
[8]Selen Serder Yılmaz, "TTK'da Anonim Şirketlerde Sermaye Artırımına İlişkin Genel Hükümler ve Kayıtlı Sermaye Sisteminde Dış Kaynaklardan Sermaye Artırımı", Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt VIII, Sayı 1, 2013, s. 223-224 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4286250).
[9]13.01.2011 Tarih ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 463-465 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6102.pdf); Yılmaz, op. cit., s. 191-193.
[10] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.10.2016 Tarih ve E.2016/1275, K.2016/8000 Sayılı Karar: 23/09/2008 tarihli Pay Sahipleri Sözleşmesi'nin tarafları için bağlayıcı olduğu ve uyulması gerektiğine yönelik iddiasının pay sahipleri sözleşmesinin şirket ana sözleşmesi olarak tespit edilmemesi halinde 3.kişilere ve şirketlere karşı ileri sürülemeyeceği, davacı tarafça bu yönde aksini kanıtlar şekilde delil sunulmadığı gibi pay sahipleri sözleşmesindeki teminata verilen hisseye ait oy hakkının kullanımına ilişkin şirket ana sözleşmesinde herhangi bir değişiklik yapılmadığı, sermaye artırımın yasa, esas sözleşme, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırı herhangi bir
yönünün bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
[11] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 17.06.2020 Tarih ve E.2019/4971, K.2020/2971 Sayılı Karar
[12] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 03.06.2024 Tarih ve E.2023/1083, K.2024/4577 Sayılı Karar
[13]Destina Kantik / Mehmet Helvacı, "Yargıtay Kararları Işığında Anonim Şirketlerde Dürüstlük Kuralına Aykırı Sermaye Artırımı Kararlarının İptali", İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt 84, Sayı 1, 2026, s. 84-85 (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/6115887).
[14]13.01.2011 Tarih ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 460/4-5 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6102.pdf); Selen Serder Yılmaz, op. cit., s. 223-224.
[15]Yanık, op. cit., s. 364-365.
Next