Bilindiği üzere 7566 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile genç girişimcilere sağlanan Bağ-Kur prim desteği 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla genç girişimcilik faaliyetlerine başlamış, gerekli şartları sağlamış ve ilgili teşvikten yararlanmak üzere başvurularını tamamlamış kişilerin hukuki durumunun ne olacağı önemli bir tartışma alanı yaratmıştır.
Bu noktada mesele yalnızca bir sosyal güvenlik teşvikinin kaldırılmasından ibaret olmayıp kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce hukuki durumunu mevcut mevzuata göre şekillendiren kişilerin; kanun yürürlüğe girdikten sonra nasıl etkileneceğidir. Bu kişilerin teşvik desteği kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle doğrudan kesilmeden önce; kanunların zaman bakımından uygulanması, kazanılmış hak, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri gibi hukukun temel kavramları yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.
I. Genç Girişimci Bağ-Kur Prim Desteğinin Hukuki Dayanağı ve Kaldırılması
Bilindiği üzere 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81. maddesinin birinci fıkrasının mülga (k) bendi, belirli şartları taşıyan genç girişimcilerin Bağ-Kur primlerinin bir yıl süreyle Hazine tarafından karşılanmasını öngörmekteydi.
Anılan düzenlemeye göre, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 20. maddesi kapsamında genç girişimci kazanç istisnasından yararlanan, mükellefiyet başlangıç tarihi itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve 29 yaşını doldurmamış olan ve 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b kapsamında ilk defa sigortalı sayılan gerçek kişilerin primleri, bir yıl süreyle prime esas kazanç alt sınırı üzerinden Hazine tarafından karşılanmaktaydı.
Bu düzenleme, 19 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan ilgili kanun hükmüyle 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Dolayısıyla genç girişimcilik teşviki, 5510 sayılı Kanun’un 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (k) bendi kapsamında 31 Aralık 2025 tarihine kadar uygulanmıştır. Kanun değişikliğinin yürürlük tarihinin belirlenmesi, düzenlemenin hangi tarihten itibaren uygulanacağının tespiti açısından önem taşımaktadır.
II. Kanunların Geriye Yürümezlik İlkesi ve Kazanılmış Hak Kavramı
Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke, bir kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olay ve hukuki ilişkilere uygulanmasıdır. Hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin doğal bir sonucu olan bu yaklaşım, kişilerin yürürlükte bulunan hukuk kurallarına güvenerek gerçekleştirdikleri işlem ve faaliyetlerin sonradan çıkarılan düzenlemelerle geçmişe etkili biçimde değiştirilmesini engellemeyi amaçlamaktadır.
Yargıtay kararlarında da sürekli olarak vurgulandığı üzere; kanunların zaman bakımından geriye dönük olarak geçmişte gerçekleşmiş ve tamamlanmış hukuki olaylara uygulanamayacağı ve bu yaklaşımın temelinde kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti, hukuki güvenlik kavramlarının bulunduğu belirtilmiştir.
Kural olarak maddi hukuka ilişkin kanun değişiklikleri, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanır. Daha önce ortaya çıkmış hukuki olay ve ilişkilerin ise meydana geldikleri tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına tabi olması gerekmektedir. Aksi yöndeki bir uygulama, kişilerin işlem yaptıkları tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre şekillendirdikleri hukuki durumlarının sonradan öngörülemeyen biçimde değiştirilmesine neden olacaktır.
Kanunların geçmişe etkili olmamasının temelinde hukuki güvenlik ilkesi yatmaktadır. Zira kişiler yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak işlem ve eylemlerde bulunurlar. Kişinin yapmış olduğu bu iş ve eylemler, daha sonra çıkan bir hukuk kuralı ile geçersiz sayılır ise kişilerin hukuka olan güveni zedelenir. Nitekim kişilerin kendilerini hukuki güvenlik içerisinde hissetmeleri için hukuk kuralları belli ve önceden bilinebilir olmalıdır. ¹
Anayasa Mahkemesi de kanunların zaman bakımından uygulanması ile ilgili olarak kanunların kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında, ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarıldığını ve daha önceki olay, işlem ve eylemlerin kanunun etki alanı dışında kaldığını, sonradan yürürlüğe giren kanunların daha önceki ve kesinleşmiş hukuksal durumlara etkili olmamasının hukukun genel ilkelerinden olduğunu ifade etmiştir. ²
Kanun değişikliklerinin mevcut hukuki durumlara etkisi değerlendirilirken kazanılmış hak ile haklı beklenti kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir. Her hukuki beklentinin kazanılmış hak niteliğinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, henüz tamamen kazanılmış bir hak niteliğine ulaşmamış olsa dahi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına güvenilerek oluşturulmuş ve objektif koşullara dayanan bazı beklentilerin hukuk düzeni tarafından korunması gerekebilir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da hukuki güvenlik ilkesinin yalnızca teessüs etmiş kazanılmış hakları değil, belirli koşullar altında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de koruyabileceği ifade edilmiştir.
“Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşullarındandır. Hukuk devleti, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar içermesini gerekli kılar.
Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının, hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Hukuk devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Öte Yandan, hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesi belirliliği de gerektirir. Belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini gerekli kılar.” ³
Bu değerlendirmeler, genç girişimci teşvikinden yararlanmak amacıyla faaliyetini yürürlükte bulunan mevzuata göre başlatan kişiler bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Çünkü burada yalnızca gelecekte ortaya çıkması muhtemel soyut bir avantajdan değil, kanunda açıkça düzenlenmiş koşullar çerçevesinde belirli işlemlerin gerçekleştirilmesi sonucunda doğan hukuki bir durumdan söz edilmektedir.
III. Sonuç
Genç girişimcilere sağlanan Bağ-Kur prim desteğinin 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılması ancak yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2026 tarihinden sonra genç girişimcilik faaliyetini başlatacak kişiler bakımından sonuç doğurmalıdır. Bu halde kanunun yürürlüğe girmesinden önce, yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 81/1-k maddesinde öngörülen şartları sağlayarak faaliyetini başlatan ve teşvikten yararlanmak için gerekli hukuki işlemleri gerçekleştiren kişiler bakımından 1 yıllık süre ile teşvik desteğine devam edilmesi gerekmektedir.
Bu kişilerin hukuki durumunun değerlendirilmesinde yalnızca teşvik düzenlemesinin 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış olması yeterli bir gerekçe olarak kabul edilmemelidir. Kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen hukuki olaylar, tamamlanan işlemler yer verdiğimiz temel hukuki ölçütler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Kaynakça
· ¹ Muhammet Özekes, Özel Hukuk-Kamu Hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman İtibariyle Uygulanması, Cilt II, Ankara 2010, s. 2864
· ² Anayasa Mahkemesi 07.02.2008 tarihli ve 2005/128 Esas, 2008/54 Karar
· ³ Anayasa Mahkemesi 2016/195 Esas ve 2017/158 sayılı kararında atıf yapılan 2010/7 Esas ve 2011/172 sayılı Karar
· Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas, 2018/4 Karar
· Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 2016/2 Esas, 2018/4 Karar
Next