A. Giriş ve Hukuki Sorunun Ortaya Konması

Son dönemde bazı ilk derece mahkemeleri ve Sigorta Tahkim Komisyonu uyuşmazlık hakemleri, Anayasa Mahkemesinin 1 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 22.07.2025 tarih ve E. 2024/24, K. 2025/164 sayılı iptal kararını genişletici bir yorumla tatbik etmeye başlamıştır. Bu kapsamda, trafik kazasına sebebiyet veren araç hususi nitelikte olmasına ve ortada ticari bir iş bulunmamasına rağmen, re'sen avans (ticari temerrüt) faizine hükmedildiği görülmektedir. Bahse konu kararların gerekçesinde; AYM’nin yasal faiz oranının yüksek enflasyon karşısında mülkiyet hakkını ihlal ettiğini açıkça saptadığı, dolayısıyla alacaklının gerçek zararının karşılanabilmesi ve hakkaniyetin tesisi için avans faizi uygulanmasının zorunlu olduğu ileri sürülmektedir. Bu çalışmada, söz konusu kararların maddi hukuk ve usul hukuku ilkeleri karşısındaki durumu ve doğurduğu hukuka aykırılıklar incelenecektir.

B. ZMSS Tazminatlarında Faiz Türünün Aracın Nitelik ve Kullanım Amacına Göre Belirlenmesi Zorunluluğu

Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (KZMSS) çerçevesinde sigortacının sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 91/1. maddesi uyarınca, işletenin aynı Kanun’un 85/1. maddesinden doğan hukuki sorumluluğunun üstlenilmesi esasına dayanır. Dolayısıyla, meydana gelen riziko nedeniyle sigorta ettiren (işleten), zarar gören üçüncü kişilere karşı hangi oranda ve türde temerrüt faiziyle sorumluysa, onun hukuki riskini devralan sigortacı da aynı faiz türü ve oranıyla sorumludur.

Doktrinde bir görüş, KZMSS sözleşmelerinin "üçüncü kişi lehine sözleşme" niteliğinde olduğunu ve hak sahibinin doğrudan sigortacıya başvurabilmesi nedeniyle uygulanacak faizin her durumda ticari faiz (avans faizi) olması gerektiğini savunmaktadır. Ancak hakim olan ve katıldığımız görüşe göre, bu sözleşme üçüncü kişi lehine sözleşme olarak nitelendirilemez (Bkz. Ulaş, Sigorta Hukuku, s. 764; Bozer, Ali, Sigorta Hukuku, Genel Hükümler-Bazı Sigorta Türleri, Ankara 2007, s. 131; Karayalçın, Yaşar, “Sorumluluk (Mesuliyet) Sigortaları", Sigorta Hukuku Dergisi, Y. 1984, C. II, S. 1-2, s. 52). KZMSS’nin temel amacı, sigorta ettirenin malvarlığında doğabilecek olası bir eksilmeyi güvence altına almaktır; zarar gören üçüncü kişi ise bu sözleşmenin tarafı olmamakla birlikte, sorumluluk sigortasının kanuni mekanizmasından yararlanmaktadır (Karasu, Rauf, Trafik Sigortası, Ankara 2016, s. 104 vd.).

Zarar görenin sigortacıya doğrudan doğruya başvurma hakkının bulunması, sözleşmeye üçüncü kişi lehine bir nitelik kazandırmaz. Zira bu hak, akdi bir iradeden değil, doğrudan kanundan doğmaktadır. Nitekim sigortacı, sigorta ettirene karşı ileri sürebileceği bazı defileri üçüncü kişiye karşı öne süremediği gibi, sigorta ettirenin genel alacaklıları da bu sigorta tazminatı üzerinde hak iddia edemez. Üçüncü kişinin doğrudan dava hakkı, KTK’nın 97. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu hak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) yürürlüğe girmeden önce de genel şartlar ve yargı içtihatları kanalıyla tüm sorumluluk sigortalara teşmil edilmekteydi. Nihayetinde TTK’nın 1478. maddesi, zarar gören üçüncü kişilerin doğrudan dava hakkını tüm sorumluluk sigortaları yönünden yasal bir kurala bağlamıştır. Bu yasal düzenlemeden hareketle, bütün sorumluluk sigortası sözleşmelerinin üçüncü kişi lehine sözleşme olduğunu ileri sürmek hukuken olanaklı değildir (Aynı yönde bkz. Bozer, s. 131; Karasu, s. 104 vd.).

Yargıtay’ın ve Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetlerinin kökleşmiş içtihatlarında da temerrüt faizinin türü belirlenirken, zarara sebebiyet veren aracın niteliği ve kullanım amacı esas alınmaktadır. Buna göre; haksız fiile karışan araç ticari ise avans (ticari temerrüt) faizine, hususi ise yasal (adi) faize hükmedilmesi gerekmektedir (Yargıtay 4. HD, T. 21.05.2024, E. 2023/10111, K. 2024/5012; 11. HD, T. 27.05.2010, E. 2008/7065, K. 2010/6033; 6. HD, T. 02.02.2009, E. 2007/11519, K. 2009/720).

C. Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Mahkemelere Yeni Faiz Türü İhdas Etme Yetkisi Vermemesi

Anayasa’nın 153/2. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 66/5. maddesi uyarınca, AYM bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareket ederek yeni bir kural koyamaz; yargı organları da iptal kararının gerekçesinden yola çıkarak yasal dayanağı olmayan yeni bir uygulama ihdas edemez. AYM’nin 3095 sayılı Kanun m. 1’deki yasal faiz oranının enflasyon karşısında mülkiyet hakkını ihlal ettiğine yönelik saptaması, mahkemelere pozitif hukukta şartları oluşmamış bir faiz türünü re'sen uygulama yetkisi vermez.

Yargı organları, hakkaniyet gerekçesine sığınarak dahi olsa, ticari nitelik taşımayan uyuşmazlıklara avans faizini teşmil edemez. Zira faiz rejimini ve oranlarını belirleme yetkisi, Anayasa gereğince münhasıran yasama organına (TBMM) aittir. 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptal edilmiş olması, mevcut uyuşmazlığın kendiliğinden aynı Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen "ticari iş ve avans faizi" rejimine tabi kılınması yönünde yasal bir dayanak oluşturmaz. İlk derece mahkemelerinin ve sigorta hakemlerinin, yasal faiz oranını yetersiz bularak ticari temerrüt faizine karar vermeleri, fonksiyon gaspı ve yargı yetkisinin aşılması niteliğindedir.

Nitekim Yargıtay 5. Hukuk Dairesi güncel bir kararında, AYM’nin iptal kararlarından hareketle mahkemelerin yasal faiz rejimini tamamen terk ederek yüksek faiz veya kamu alacağı faizi gibi mevzuatta yeri olmayan faiz türlerini uygulayamayacağını; her davanın, açıldığı tarihteki hukuki duruma göre ve yürürlükteki pozitif hukuk kuralları çerçevesinde karara bağlanması gerektiğini açıkça vurgulamıştır (Yargıtay 5. HD, T. 22.10.2025, E. 2025/2119, K. 2025/13301). Bahse konu karar, doğrudan inceleme konumuz olan maddeye ilişkin olmasa da, AYM iptal kararlarının usul hukuku yönünden sınırlarını çizmesi bakımından tam bir emsal teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, yasal şartları oluşmadığı müddetçe hususi araçların sebebiyet verdiği zararlarda re'sen avans faizine hükmedilmesi maddi ve usul hukukuna açıkça aykırıdır.

D. Anayasa Mahkemesi Kararı Uyarınca Hazırlanan ve 31.07.2026 tarihinde Yürürlüğe Giren Yeni Yasal Düzenlemeye Göre Faiz Oranı-Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Usul Kuralları-

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından hazırlanan ve 7589 sayılı Kanun ile yasalaşan faize ilişkin düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla, 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesi tamamen değiştirilerek yasal faiz oranları sabit bir rakam olmaktan çıkarılmış ve Dinamik ve Değişken Faiz Sistemine geçilmiştir.

Yapılan yeni düzenlemeye göre, sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa uygulanacak kanuni faiz, TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık tarihindeki kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i olarak belirlenir. 31 Aralık 2025 tarihindeki reeskont oranı baz alınarak yapılan hesaplamayla, yeni kanunun yürürlüğe girdiği 31 Temmuz 2026'dan itibaren yasal faiz oranı %31 olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Türk Borçlar Kanunu'nun 120. maddesi temerrüt faizine ilişkin yasal çerçeveyi ve üst sınırları emredici olarak belirlemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca da Hakim, Türk hukukunu resen uygular. Bu kural gereğince yürürlükteki faiz mevzuatı maddi hukuk kuralı olup, hakim dava tarihi ne olursa olsun faizin işlediği döneme ilişkin yasal oranı kendiliğinden gözetmek ve kademeli faiz hesabı yapmakla yükümlüdür. Kanun koyucu tarafından faiz oranının belirlenmesinde TCMB reeskont oranlarına ya da başkaca değişken kriterlere atıf yapılması durumunda dahi, faiz oranının geçmişe dönük değil, yürürlükten sonraki dönemler için geçerli olacağı ve dava açılış tarihinin faiz oranını sabitleyen mutlak bir usuli kazanılmış hak doğurmayacağı kabul edilmelidir.

Belirtilen nedenlerle, faiz alacağı fer'i nitelikte ve zaman içinde işleyen dönemsel bir alacak olup, faiz oranlarındaki kanuni değişiklikler, tamamlanmış işlemlere uygulanmamakla birlikte henüz ifa edilmemiş ve işlemeye devam eden fer'i alacaklara yürürlük tarihinden itibaren derhal uygulanır. Bu nedenle 3095 sayılı Kanun çerçevesinde faiz oranlarında meydana gelen değişikliklerin, derdest davalarda veya geçmişte açılmış davalarda dahi faizin işlediği ilgili dönemler itibarıyla kademeli olarak uygulanması gerekir. Dolayısıyla yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olsa dahi, faiz başlangıç tarihinden (temerrüt veya dava tarihi) yeni yasanın yürürlük tarihine kadar eski mevzuattaki yasal faiz oranı geçerli olur. Yeni düzenlemenin yürürlük tarihi olan 31.07.2026 tarihinden fiilî ödeme tarihine kadar geçen dönem için ise yeni kanuni faiz oranı, yani TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık tarihindeki kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i doğrudan işletilir.

Nitekim Yargıtay kararlarında, faiz oranlarının değişkenlik gösterdiği dönemlerde faiz başlangıç tarihindeki oranın borç ödeninceye kadar aynen sürdürülemeyeceği, değişen oranlara göre dönemsel kademeli hesap yapılmasının zorunlu olduğu açıkça ifade edilmektedir (Bkz. Yrg. 12. HD, Dairesi, T. 16.09.2024, E. 2024/1734, K. 2024/7351).

E. Yeni Düzenleme ve Yargıtay İçtihatlarına Göre Örnek Dönemsel Kademeli Faiz Hesaplama Tablosu

Dönem / Süreç

Tarih Aralığı

Gün Sayısı

Esas Alınacak Anapara

Uygulanacak Hukuki Rejim / Oran

Faiz Türü

Hesaplama Yöntemi ve Hukuki Gerekçe

1. Dönem (Yasa Değişikliği Öncesi)

01.01.2026 – 30.07.2026

211 Gün

200.000 TL

Dönemde Yürürlükte Bulunan Eski Kanuni Faiz Oranı

Yasal Faiz

Dava/temerrüt tarihindeki faiz rejimi yalnızca bu dönemin sonuna kadar işletilir

2. Dönem (Yasa Değişikliği Sonrası)

31.07.2026 – 30.08.2026

31 Gün

200.000 TL

Yürürlüğe Giren Yeni Kanuni Faiz Oranı

Yasal Faiz

Kanunların derhal uygulanırlığı gereği, derdest dosyada yürürlük tarihinden itibaren re'sen yeni oran tatbik edilir

TOPLAM TASFİYE

01.01.2026 – 30.08.2026

242 Gün

200.000 TL

Kademeli Kanuni Faiz

Yasal Faiz

1. Dönem Faizi + 2. Dönem Faizi + 200.000 TL Asıl Alacak

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Usul Kuralları

1. Re'sen Uygulama (HMK m. 33): Mahkemenin veya icra müdürlüğünün 31.07.2026 tarihinden sonraki 31 günlük süre için yeni kanuni faiz oranını işletmesi için davacının ıslah yapmasına veya ek talepte bulunmasına gerek yoktur; re'sen uygulanır.

2.Taleple Bağlılık (HMK m. 26): Talep "yasal faiz" şeklinde kurulduğundan, alacak adi nitelikte de olsa ticari nitelikte de olsa avans/ticari faiz işletilemez; her iki dönemde de yalnızca ilgili dönemin kanuni faiz oranları esas alınır.

3.Bilirkişi Denetimi: Bilirkişi raporunda 200.000 TL asıl alacağa tüm 242 gün boyunca dava tarihindeki (01.01.2026) sabit oran üzerinden tek hesap yapılması Yargıtay nezdinde doğrudan bozma sebebidir.

Rauf Karasu

Prof. Dr. Rauf Karasu

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi