İlacın SGK Listesine Girmesi İlaca Erişim Sorununu Çözüyor mu?
29 Ağustos 2026 SUT Değişikliğinin Hukuki Analizi
Bir ilacın SGK’nın geri ödeme listesinde bulunması ile bir hastanın o ilaca gerçekten erişebilmesi aynı şey değildir. 29 Ağustos 2026 tarihli ve 33355 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’, ilaca erişim hukukunda önemli bazı değişiklikleri beraberinde getirdi.
Kamuoyuna yansıyan ilk gelişme oldukça dikkat çekiciydi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın aynı gün yaptığı açıklamaya göre, iki Hemofili B ilacı ve bir kanser ilacı olmak üzere biri yerli üretim üç ilaç geri ödeme kapsamına alındı. Ancak düzenleme incelendiğinde, değişikliğin bundan çok daha geniş olduğu görülüyor.
Yeni düzenleme yalnızca geri ödeme listesine ilaç eklemiyor. Bazı tedavilerde önceki basamak şartlarını kaldırıyor, bazı hastalarda yaş sınırlarını değiştiriyor, endikasyon ve rapor kriterlerini yeniden kuruyor, devam eden tedaviler için geçiş hükümleri getiriyor ve endikasyon dışı ilaç kullanımında TİTCK ile SUT arasındaki ilişkiyi daha görünür hale getiriyor. Bu nedenle 29 Ağustos değişikliğinin sağlık hukuku bakımından asıl sorusu şu:
Bir ilacın geri ödeme sistemine girmesi, ilaca erişim sorununu gerçekten çözüyor mu?
29 Ağustos Değişikliği İlk Bakışta Neleri Değiştiriyor?
29 Ağustos değişikliği yalnızca yeni ilaçların geri ödeme kapsamına alınmasından ibaret değil. Tebliğ; ilaçların kullanım koşullarından tedavi basamaklarına, rapor sürelerinden endikasyon dışı kullanıma kadar farklı alanlarda düzenlemeler içeriyor. İlaca erişim hukuku bakımından öne çıkan değişiklikleri genel hatlarıyla şöyle özetlemek mümkün:
|
Düzenleme |
29 Ağustos değişikliğinin özü |
İlaca erişim açısından anlamı |
|
m.5 – Romatoloji |
Leflunomidin rapora dayanılarak aile hekimlerince reçetelenebilmesine imkân tanınıyor; Abatasept ve Tosilizumab bakımından belirli önceki DMARD kullanım şartı kaldırılıyor ve mevcut hastalar için geçiş hükmü getiriliyor. |
Bazı hastalar yönünden tedaviye geçiş basamağı sadeleşiyor. |
|
m.6 – Enteral beslenme |
Bazı nörolojik hastalarda rapor süreleri 6 aydan 1 yıla uzatılıyor. |
Tekrarlayan rapor işlemlerinden kaynaklanan idari yük azalıyor. |
|
m.7 – Vinorelbin |
Oral vinorelbin için kür protokolünde yer alma ve tedaviye enjektabl formla başlanması şartı kaldırılıyor. |
Tedavi başlangıcındaki önceki sınırlamalardan biri ortadan kalkıyor. |
|
m.8 – Onkoloji / hematoloji |
KML ve KLL tedavi basamaklarında değişiklikler yapılıyor; mevcut hastalar için geçiş hükümleri getiriliyor; Tiyotepa yeniden ve daha geniş bir sistematik içinde düzenleniyor. |
Tebliğin ilaca erişim davaları bakımından en önemli değişiklik alanlarından biri. |
|
m.10 – Solunum / alerji |
Bazı tedaviler bakımından yaş kriterlerinde değişiklik yapılıyor. |
Bazı pediatrik ve ergen hasta grupları bakımından erişim alanı genişliyor. |
|
m.11 – Hemofili B |
Eftrenonakog alfa için 18 yaş altı profilaksi geri ödeme koşulları açıkça düzenleniyor. |
Yaş, doz ve kullanım amacı üzerinden somut bir geri ödeme rejimi kuruluyor. |
|
m.13 – Tiyotepa |
Eski 4.2.61 Tiyotepa Kullanım İlkeleri yürürlükten kaldırılıyor. |
Tiyotepa farklı ve daha geniş bir düzenleme sistematiğine taşınıyor. |
|
m.19 – EK-4/A ve EK-4/C |
Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi ve Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi yeniden yayımlanıyor. |
İlaçların güncel teknik geri ödeme statüsü yeniden belirleniyor; ancak listedeki her ilaç “29 Ağustos’ta yeni eklenmiş” sayılmamalı. |
|
m.20 – EK-4/D |
EK-4/D’de kazanılmış saf kırmızı hücre aplazisine ilişkin bazı ICD-10 kodları muafiyet kapsamına ekleniyor; ayrıca belirli endikasyon dışı kullanımlarda TİTCK’ın ek onay alınmadan kullanılabilecek ilaç listesiyle bağlantı kuruluyor. |
“Liste + ICD-10 + endikasyon + TİTCK” birlikte değerlendirilmek zorunda. |
|
m.21 – İzotretinoin |
Oral izotretinoin formlarının yalnız dermatoloji uzmanlarınca reçetelenmesi öngörülüyor. |
Geri ödeme genişlemesinden ziyade reçeteleyen hekim yönünden bir erişim koşulu getiriliyor. |
|
m.22–23 |
Nitisinon ve bazı antibiyotiklerin kullanım ve geri ödeme koşulları yeniden düzenleniyor. |
Hastalık, rapor ve endikasyon temelli geri ödeme yapısı daha görünür hâle geliyor. |
-Önce önemli bir ayrım: Yeni EK-4/A, “yeni ilaçlar listesi” değildir.
Tebliğin 19. maddesiyle Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi (EK-4/A) ile Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi (EK-4/C) yeniden yayımlandı. Ancak yüzlerce sayfalık EK-4/A’daki her ilacı “29 Ağustos’ta geri ödeme kapsamına alınan ilaç” olarak okumak yanlış olur.
SGK, 29 Ağustos’tan hemen önce de EK-4/A’yı düzenli olarak güncelliyordu. Nitekim 26 Ağustos 2026 tarihli 2026/33 sayılı Kurum duyurusunda yeni liste düzenlemeleri yapılmış ve bunların 28 Ağustos itibarıyla uygulanması öngörülmüştü. Üstelik yeni EK-4/A’nın kendi yapısı da bunu gösteriyor. Listede yalnız ilaç adı ve barkodu değil; listeye giriş, aktiflenme ve pasiflenme tarihleri de bulunuyor. Dolayısıyla bir uyuşmazlıkta artık yalnızca;
“İlaç bugün listede mi?” sorusuna bakmak yeterli değil. En az bunun kadar önemli ikinci soru şu:
“Hangi tarihten itibaren, hangi statüyle ve hangi koşullarla listede?”
Bu ayrım özellikle devam eden ilaç bedeli davalarında belirleyici olabilir.
-SUT, gerçekte bir “ilaç var/yok” sisteminden çok daha fazlası
29 Ağustos değişikliğinin ortaya koyduğu en önemli noktalardan biri, geri ödeme sisteminin çok katmanlı yapısı. Bir ilaç EK-4/A’da bulunabilir. Ancak bu durum, o ilacın her hasta ve her kullanım bakımından SGK tarafından karşılanacağı anlamına gelmez.
Hemofili B tedavisinde eftrenonakog alfa için getirilen düzenleme bunun iyi bir örneği. Düzenleme yalnızca etkin maddeyi geri ödeme sistemine dahil etmiyor; hastanın yaşı, tedavinin profilaksi niteliği, haftalık azami doz ve akut kanama veya cerrahi girişim durumu da ayrıca belirleniyor. Başka bir ifadeyle:
“İlaç geri ödeme kapsamında.” cümlesi tek başına hukuki sonucu açıklamaya yetmiyor. Gerçek soru şu:
Bu ilaç, bu hasta için, bu hastalıkta, bu endikasyonda, bu tedavi basamağında, bu raporla ve bu reçeteleme koşulları altında karşılanıyor mu?
İlaç hukuku bakımından giderek daha önemli hale gelen ayrım tam olarak burada.
-Tiyotepa örneği: Yeni ilaç ile genişleyen geri ödeme aynı şey değil.
29 Ağustos düzenlemesi bunun çok iyi bir örneğini Tiyotepa üzerinden veriyor. Tiyotepa yeni bir ilaç değil ve ilk kez geri ödeme sistemine girmiyor. Önceki SUT’un 4.2.61 hükmünde zaten belirli koşullarda karşılanıyordu. Ancak bu kullanım; hasta bazında Sağlık Bakanlığı endikasyon dışı kullanım onayı ve belirli hematolojik/nakil koşullarıyla sınırlandırılmıştı. Yeni Tebliğ, eski 4.2.61 hükmünü kaldırarak Tiyotepa’yı kanser ilaçlarının özel kullanım ilkeleri içine taşıyor.
Yeni rejimde Tiyotepa; allojenik veya otolog hematopoetik progenitör hücre nakli öncesindeki hazırlama rejimlerinde ve belirli koşullarda HPHN desteğiyle birlikte yüksek doz kemoterapinin uygun olduğu solid tümörlerde, erişkin ve pediatrik hastaları kapsayacak şekilde yeniden düzenleniyor. Dolayısıyla burada hukuken önemli olan:
“Yeni bir ilaç geri ödeme listesine girdi.” değil; “Daha önce belirli koşullarda karşılanan bir ilacın geri ödeme rejimi yeniden yapılandırıldı ve kullanım alanı genişletildi.” tespitidir. Bu ayrım, ilaca erişim hukukunun önemli bir özelliğini gösteriyor:
Erişim bazen yeni bir ilacın listeye alınmasıyla değil, mevcut bir ilacın geri ödeme kriterlerinin değiştirilmesiyle genişler.
-Tedavi basamakları da bir erişim sorunudur.
Romatoloji alanındaki değişiklik de aynı nedenle dikkat çekici. Abatasept ve Tosilizumab bakımından önceki sistem, belirli hastalarda biri metotreksat olmak üzere en az üç hastalık modifiye edici ilacın belirli sürelerde kullanılmasını tedavi basamaklarından biri haline getiriyordu.
29 Ağustos değişikliği bu koşulun ilgili kısmını kaldırıyor ve düzenleme yürürlüğe girmeden önce tedaviye başlamış hastalar için ayrıca devam hükümleri getiriyor. Bu değişiklik bizi daha geniş bir ilaca erişim tartışmasına götürüyor. Çünkü bir ilacın SGK tarafından karşılanıyor olması yalnızca teorik ve ekonomik erişimi sağlayabilir. Fakat hastanın o ilaca ulaşabilmesi için önce başka tedavileri denemesi gerekiyorsa, bu kez tıbbi ve idari erişim tartışması ortaya çıkar. Dolayısıyla ilaca erişimin en az dört ayrı boyutu vardır:
1-Hukuki erişim: İlaç mevzuat bakımından karşılanabilir mi?
2-Tıbbi erişim: Somut hasta bakımından kullanılması gerekli ve uygun mu?
3-Ekonomik erişim: Hasta tedavinin finansmanına fiilen ulaşabiliyor mu?
4-İdari erişim: Endikasyon, rapor, reçeteleme ve tedavi basamağı koşulları yerine getirilebiliyor mu?
Bu alanlardan herhangi birinde sorun olduğunda, ilaç geri ödeme sisteminde bulunsa dahi somut hasta açısından erişim problemi devam edebilir.
-Endikasyon dışı kullanım: Hekim, TİTCK ve SGK aynı düzlemde hareket etmeyebilir.
Yeni düzenlemenin dikkat çekici bir başka yönü, Sağlık Bakanlığı Endikasyon Dışı İlaç Kullanım Kılavuzu ile TİTCK’ın ek onay alınmadan kullanılabilecek ilaç listelerine yaptığı göndermeler. Bu teknik görünen değişikliğin sağlık hukuku açısından önemli sonuçları var.
Özellikle onkoloji alanında bir ilacın bilimsel olarak belirli bir hasta için gerekli görülmesi ile ruhsat/endikasyon statüsü ve SGK geri ödeme statüsü aynı şey değildir. Hekimin tedavi kararı bir düzlemde, TİTCK’ın kullanım izin sistemi başka bir düzlemde, SGK’nın finansman sistemi ise üçüncü bir düzlemde çalışabilir. Dava da çoğu zaman tam olarak bu üç düzlemin kesiştiği yerde ortaya çıkar. Bu nedenle yeni SUT sonrasında bir ilaç dosyası incelenirken yalnızca EK-4/A’ya bakmak yeterli değildir. ICD-10 kodu, endikasyon, TİTCK statüsü, sağlık kurulu raporu, reçeteleyen branş, tedavi basamağı ve varsa doz/süre sınırları birlikte değerlendirilmelidir.
-Peki devam eden ilaç davalarında ne olacak?
29 Ağustos değişikliğinin uygulamadaki en önemli sorularından biri burada başlıyor. Dava açıldığı tarihte SGK tarafından karşılanmayan bir ilaç, dava devam ederken yeni düzenlemeyle ödeme kapsamına alınabilir. Bu noktada geçmiş ile geleceği birbirinden ayırmak gerekir.
Hasta yeni SUT kriterlerini sağlıyor ve yeni düzenleme yürürlüğe girmişse, gelecekteki tedavi bakımından Kurumun ödeme yapmamasına dayanan uyuşmazlık tamamen veya kısmen ortadan kalkabilir. Buna bağlı olarak geleceğe yönelik talebin ve varsa ihtiyati tedbirin konusu da yeniden değerlendirilmek zorunda kalabilir.
Peki 29 Ağustos değişikliği yaşam hakkı tartışmasını sona erdiriyor mu?
Kanaatimce hayır. Ancak bu tartışmayı “SGK ödemiyorsa yaşam hakkı ihlal edilmiştir” kadar kategorik bir formülle kurmak da hukuken doğru olmaz. Anayasa’nın 17. maddesi yaşamı ve kişinin maddi-manevi varlığını, 56. maddesi sağlık alanındaki devlet yükümlülüklerini, 60. maddesi sosyal güvenlik hakkını güvence altına alıyor. Buna karşılık 65. madde, devletin sosyal ve ekonomik görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğini düzenliyor. Dolayısıyla mesele:
“Hasta hakkı mı, kamu bütçesi mi?” şeklinde iki kutuplu bir çatışmaya indirgenemez. Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği meşru ve zorunlu bir amaçtır. Ancak hastanın yaşamı veya beden bütünlüğü üzerinde ağır ve geri döndürülemez bir risk bulunduğunda, geri ödeme kriterlerinin somut olayda nasıl uygulandığının temel haklar yönünden değerlendirilmesi de kaçınılmazdır. İlaca erişim davaları bakımından bugün vardığım nokta tam olarak bu:
Bu davalar teknik olarak bir bedelin kim tarafından karşılanacağına ilişkin olabilir. Fakat bazı dosyalarda o bedelin zamanında karşılanıp karşılanmaması, hastanın tedaviye ulaşıp ulaşamaması anlamına gelir.
Bu nedenle parasal uyuşmazlık ile temel hak uyuşmazlığı her zaman birbirinden tamamen ayrılabilir değildir.
-Yeni SUT bize daha büyük bir soruyu da gösteriyor.
Tıp giderek kişiselleşiyor. Biyobelirteçler, moleküler profilleme, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler, hücresel tedaviler ve gen tedavileri; aynı hastalık tanısına sahip iki hastanın dahi farklı tedavilere ihtiyaç duymasına yol açabiliyor. Buna karşılık sosyal güvenlik sistemi zorunlu olarak kategoriler, listeler, endikasyonlar, doz sınırları ve tedavi basamakları üzerinden çalışıyor.
29 Ağustos değişikliği bu iki dünyanın arasındaki gerilimi ortadan kaldırmıyor. Aksine şu soruyu daha görünür hale getiriyor:
Kişiselleştirilmiş tıp çağında, geri ödeme sistemi bireysel tıbbi ihtiyaca ne ölçüde ve ne hızda uyum sağlayabilecek?
Belki de önümüzdeki dönemde ilaca erişim hukukunun temel tartışması:
“Bir ilaç listede mi?” sorusundan çok, “Geri ödeme sistemi, tıbbi bilginin değişme hızına ve somut hastanın ihtiyacına yeterince hızlı cevap verebiliyor mu?”
sorusuna dönüşecek.
-Sonuç: Listeye girmek ile ilaca erişmek aynı şey değil.
29 Ağustos 2026 değişikliği bazı hastalar bakımından erişimi şüphesiz kolaylaştırıyor. Bazı tedavi basamaklarını azaltıyor, belirli kullanım alanlarını genişletiyor ve geri ödeme rejimini yeniden düzenliyor. Ancak ilaca erişim uyuşmazlıklarını sona erdirmiyor. Çünkü bir ilacın SGK listesine girmesi ile hastanın o ilaca hukuken, tıbben, ekonomik olarak ve zamanında ulaşabilmesi hala aynı şey değil.
Kanaatimce sağlık hukuku bakımından bundan sonraki asıl mesele de yalnızca hangi ilacın listede olduğu olmayacak. Asıl mesele; hangi hastanın, hangi tedaviye, hangi koşullarda ve ne kadar zamanda ulaşabildiği olacak. Çünkü ilaca erişim hakkının gerçek karşılığı, bir ilacın mevzuattaki varlığında değil, o tedavinin ihtiyacı olan hastaya zamanında ulaşabilmesinde ortaya çıkıyor.
Next