Bu çalışmada Rekabet Kurulu kararları ışığında uyumlu eylemin unsurları açıklanmıştır. Devamında uyumlu eylemin ispatı ve uyumlu eylem karinesi ele alınmıştır. Ardından da oligopolistik pazarlardaki duruma değinilmiştir. Son olarak da uyumlu eylemin sonuçları ve Rekabet Kurulu'nun kararları incelenmiştir.
GİRİŞ
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (RKHK) 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı uyumlu eylemler yasaklanmıştır.
Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar
Madde 4 – Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.
Bu haller, özellikle şunlardır:
a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi,
b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,
c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,
d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,
e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,
f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi,
Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.
Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.
4054 Sayılı Kanun’un 4.maddesinin gerekçesi ise, ‘’Bu Kanunun amacı rekabetin korunması olduğuna göre, rekabeti engelleyici, kısıtlayıcı veya bozucu teşebbüsler arası anlaşma ve uygulamaların yasaklanması gerekir. Maddenin amacı bakımından anlaşma, Medeni Hukukun geçerlilik koşullarına uymasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanılmıştır. Anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının önemi yoktur. Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tesbit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirligi sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiler de eğer aynı sonucu doğuruyorsa yasaklanmıştır. Böylece teşebbüslerin kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermeleri engellenmek istenmiştir. Çoğu zaman teşebbüsler ortak sorunlarıyla ilgilenmek üzere aralarında tüzel kişiliği olan veya tüzel kişiliği olmayan birlikler oluştururlar. Bu birlikler zaman zaman üyeleri arasında rekabeti önleyerek üyelerinin daha fazla kazançlar elde etmelerine hizmet edici kararlar alabilirler. Bu gibi kararlar da rekabet sistemine aykırıdır ve yasaklanmıştır.’’ şeklinde ifade edilmiştir.
UYUMLU EYLEM NEDİR?
4054 Sayılı Kanun’da tanımı yapılmamakla birlikte Rekabet Kurulu’nun kararlarından ve öğretideki görüşlerden hareketle uyumlu eylemin unsurları olarak şunlar söylenebilir:
(a) En az iki teşebbüsün bulunması,
(b) Teşebbüsler arasındaki bilinçli paralellik,
(c) Bu paralel davranışların ekonomik ve rasyonel gerekçelerle açıklanamaması,
(d) Rekabet sınırlanması.
Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tespit edilemese bile, aralarında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir iş birliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkilere uyumlu eylem denilmektedir. (Rekabet Terimleri Sözlüğü)
Uyumlu eylem, teşebbüsler arasında, tam anlamıyla bir anlaşmanın yapıldığı aşamaya gelinmeden, rekabetin getirdiği risklerden kaçınmak ve kendi bağımsız davranışlarının yerine geçmek üzere bilinçli olarak yapılan her türlü pratik işbirliğini veya koordinasyonu ifade eder. (Yatay İşbirliği Anlaşmaları Hakkında Kılavuz)
‘’4054 sayılı Kanun’un gerekçesinin ilgili kısmından da anlaşılacağı üzere, uyumlu eylem Türk Rekabet Hukuku anlamında “teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik işbirliği” hali olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede uyumlu eylemin unsurları aşağıdaki şekilde özetlenmektedir;
- Teşebbüsler arasında bir tür koordinasyon ya da işbirliği bulunmalıdır.
- Koordinasyon, taraflar arasındaki doğrudan ya da dolaylı bir bağlantıdan kaynaklanmalıdır.
- Bu bağlantının amacı, rakiplerin gelecekteki davranışlarına ilişkin belirsizlikleri ortadan kaldırmak olmalıdır.’’
(K.S: 06-36/465-127 KT: 26.5.2006, par.780)
‘’Nitekim 4. maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; anlaşmanın varlığı için tarafların kendilerini bağlı hissettikleri herhangi bir uzlaşmanın mevcut olması yeterlidir. Belirtilen hususa ek olarak, anlaşmaların ispatındaki zorlukları dikkate almak suretiyle kanun koyucu; teşebbüslerin rekabeti sınırlama iradelerini açıkça ortaya koymaktan yahut bu yönde delil olarak kullanılabilecek belgeleri oluşturmaktan kaçınarak daha dolaylı vasıtalarla uzlaşmalarının Kanun’un uygulama alanı dışında kalmasını, diğer bir ifadeyle kanuna karşı hile yoluna gidilmesini engellemek amacıyla 4. madde kapsamında uyumlu eylem müessesesini düzenlemiştir. Bu çerçevede teşebbüslerin anlaşma düzeyine ulaşmayan ancak kendi bağımsız davranışları yerine ikame ettikleri pratik işbirlikleri uyumlu eylem kapsamında değerlendirilmektedir.’’
(K.S: 13-13/198-100 KT: 08.03.2013, para. 104)
‘’Kurul’un çeşitli kararlarında uyumlu eylem halinin tespitinde üç temel bulgunun ortaya konmasının yeterli olduğu ve bu bulguların; “rakip teşebbüsler arasındaki bir ilişkinin varlığı, rakip teşebbüsler arasında ortak tavır sonucunu doğuran ve diğer rakip teşebbüslerin hareketlerini etkileyen davranışların varlığı ve rakip teşebbüsler arasında bağımsız hareket etme durumunun ortadan kalktığı durumların varlığı” koşullarından oluştuğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, Kurul kararlarında, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamındaki uyumlu eylem ile salt paralel davranışlar arasındaki ayrımın, ilave çeşitli delillerle ortaya konulması gerektiği vurgulanmaktadır.’’
(K.S: 16-33/578-254 KT: 13.10.2016, para. 41)
‘’Uyumlu eylem kavramına ilişkin olarak ise 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde “...Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tesbit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiler de eğer aynı sonucu doğuruyorsa yasaklanmıştır. Böylece teşebbüslerin kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermeleri engellenmek istenmiştir...” ifadeleri yer almaktadır. Böylelikle, anlaşma düzeyine ulaşmamakla birlikte teşebbüslerin ticari davranışlarını koordine etmelerini kolaylaştıran bilinçli iş birlikleri de Kanun’un 4. maddesinin kapsamına girmektedir.’’
(K.S: 25-10/246-126 KT: 13.03.2025, para. 283)
UYUMLU EYLEMİN İSPATI VE DELİLLERİN NİTELİĞİ
‘’4054 sayılı Kanun’un 40. ve 44. maddeleri uyarınca rekabet hukukunda re’sen araştırma ve re’sen harekete geçme ilkeleri geçerlidir. Söz konusu ilkelere ek olarak, Kurul adına hareket eden yetkili raportörlerin 4054 sayılı Kanun’un 14. ve 15. maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak suretiyle her türlü evrak ve bilgiyi talep edebileceği, benzer şekilde ihlal iddiasına muhatap olan teşebbüslerin de “kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili” Kurula sunma imkânına sahip olduğu öngörülmüştür. Bu çerçevede Kurum uygulamasında usul bakımından serbest delil sisteminin geçerli olduğu görülmektedir.’’
(K.S: 25-17/406-187 KT: 30.04.2025, para. 566)
‘’Rekabet hukuku kapsamında anlaşma/uyumlu eylemi ortaya çıkarmada kullanılan deliller arasında anlaşma ve uyumlu eylem arasında ispat standardı bakımından da bir farklılık bulunmamaktadır.
Bu deliller, irade uyuşmasının varlığını doğrudan ortaya koyan, anlaşma/uyumlu eylemin tarafları, kapsamı, gerçekleştiği zaman aralığı bakımından somut bir ihlal şablonunu ortaya koymada kullanılabilecek nitelikteki bilgi ve belgeler, iletişim delilleri ile iktisadi delillerden oluşmaktadır.
İletişim delilleri, anlaşma taraflarının toplandıklarını veya iletişim kurduklarını gösteren delillerdir. İletişimsel deliller, anlaşma taraflarının toplandıklarını veya iletişim kurduklarını gösteren ancak iletişimin içeriğini ortaya koymada yetersiz kalan delillerdir. Bu deliller arasında; rakipler arası iletişimin var olduğunu gösterir deliller, toplantıya katılım, fiyatlar, talep ve kapasite kullanımının tartışıldığı toplantı notları, rakiplerin gelecekte yapabilecekleri fiyat artışları veya fiyatlama stratejileri hakkında bilgi sahibi olunduğunu gösteren iç yazışma niteliğindeki belgeler yer almaktadır.
İktisadi deliller ise bir anlaşmaya ulaşıldığını işaret eden firma davranışlarını ve aynı zamanda piyasanın bir bütün olarak davranışını, gizli fiyat tespitinin mümkün olduğunu işaret eden piyasa yapısı elemanlarını ve anlaşmanın sürdürülmesinde kullanılabilecek belirli uygulamaları içermektedir.
İktisadi deliller, davranışsal ve yapısal deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Davranışsal delillerin ispat gücü, diğer ekonomik delillere oranla daha yüksek görülmektedir. Bu tür delillere örnek olarak paralel fiyatlama yapılması, rakiplerin eşzamanlı veya yakın zamanlı fiyat değişimlerinin aynı veya benzer nitelikte olması, ortak fiyat duyuruları ile aynı veya benzer nitelikli satış ve üretim politikalarının benimsenmesi sayılabilecektir. Piyasanın yapısına ilişkin bazı özellikler de (normalin üstünde kârlar, geçmişte yaşanan rekabet ihlallerinin varlığı) bu deliller arasında sayılabilir. Yapısal deliller arasında ise yüksek yoğunlaşma oranları, homojen ürünlerin varlığı, dikey bütünleşme oranının yüksekliği ve giriş engellerinin yüksekliği sayılabilecektir.
Öte yandan 4054 sayılı Kanun’da, rekabet ihlallerinin ispatı bakımından serbest delil sistemi kabul edilmiştir. Uygulamada her türlü ispat vasıtasının delil olarak kullanılabileceği öngörülmekle birlikte, söz konusu vasıtaların değerlendirilmesinde delillerin haiz olduğu ispat gücü önem arz etmektedir.
Diğer yandan, delillerin miktarı da mevcut delillerin ispat gücü ve niteliğine bağlı olarak değişkenlik arz etmektedir. Bu noktada, kimi hallerde ihlalin somut olarak ortaya konulması için çok sayıda delilin var olması beklenirken kimi hallerde ise tek bir delilin dahi ihlal iddiasının ispatı için yeterli olduğu kabul edilebilmektedir (Kurulun 24.02.2022 tarihli ve 22-10/152-62 sayılı kararı).
Kurulun yerleşik uygulamalarında ortaya konulduğu ve yargı kararları ile de tescil edildiği üzere, yapılan incelemelerde elde edilen ve somut olayda tarafların davranışlarını, eylemlerini ve bunların sahip olduğu amaç ile olayın hangi çerçevede ne şekilde ve hangi bağlamda tezahür ettiğini ortaya koyan delillerin ve kanıtların birbirinden bağımsız değil bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.’’
(K.S: 25-17/406-187 KT: 30.04.2025, para. 156-160)
‘’Taraflar arasında bir anlaşmanın ya da uyumlu eylemin olması halinde beklenen; pazar paylarının durağan olması, fiyattaki dalgalanmanın azalması, fiyat ile talep arasındaki ilişkinin zıt yönlü olması, tespit edilen ani fiyat artışlarının ve teşebbüslerin fiyat seyrinde gözlemlenen benzerliklerin maliyet ve talep hareketleriyle ve bunlarda yaşanan ani artışlar ile açıklanamamasıdır.’’
(K.S: 17-23/383-166 KT: 19.07.2017, para. 686)
‘’Ani fiyat artışları ve paralel fiyat hareketleri genellikle birçok anlaşma ve uyumlu eylem incelemesinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamanın ardından söz konusu fiyat artışlarının herhangi bir talep, maliyet veya pazar yapısında meydana gelen bir değişimden kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesine geçilmektedir. ... Birbiri ile benzer bir seyir izleyen fiyat hareketleri ise taraflar arasındaki rekabet karşıtı bir anlaşmadan ya da uyumlu eylemden kaynaklanabileceği gibi teşebbüslerin rakiplerinin davranışlarını tahmin ederek bu davranışlara bağımsız şirket stratejileri doğrultusunda bilinçli bir şekilde uyum göstermelerinden, diğer bir deyişle oligopolistik pazar özelliği gösteren yapılardaki karşılıklı bağımlılıktan da kaynaklanabilecektir.’’
(K.S: 17-23/383-166 KT: 19.07.2017, para. 602-603)
‘’Daha önce de ifade edildiği üzere Kurul kararlarında benimsenen temel ilke, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesidir. Bu bütüncül yaklaşım çerçevesinde elde edilen delillerin tek tek ispat standardını sağlaması aranmamakta, deliller bir araya getirildiğinde ortaya çıkan resmin ihlalin varlığına işaret edip etmediği değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle, ihlalin varlığından bahsedebilmek için delillerin münferit olarak ispat standardını sağlaması gerekmemekte, ancak her bir delilin ihlale ilişkin genel şablon ile uyumlu olması ve deliller bütünü içerisindeki diğer ispat vasıtalarıyla çelişmemesi aranmaktadır.’’
(K.S: 16-40/662-296 KT: 21.11.2016, para. 384)
13-13/198-100 sayılı 12 Banka Kararı: ‘’Teşebbüslerin, ticari sır niteliğindeki veya geleceğe ilişkin bilgilerini birbirleriyle paylaştıklarını gösteren iletişim notlarının varlığı Kanun’un 4. maddesini ihlal eden anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin ispatında yeterli görülmektedir. Bu delillerin varlığı durumunda rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin gösterilebilmesi için ayrıca iktisadi delillere ihtiyaç duyulmamaktadır. Mevcut soruşturma kapsamında da, teşebbüsler arasındaki iletişim delilleri bankalar arasında mevduat, kredi ve kredi kartı faiz ve koşullarının birlikte belirlenmesi hususunda bir uzlaşmayı ortaya koyduğundan ayrıca ekonometrik ve istatistiki modellere ihtiyaç duyulmamıştır.’’
‘’Danıştay 13. Dairesinin 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.: 2013/317, K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı kararlarında konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelere yer verilmiştir: “4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre, anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararlarının rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması yeterlidir; amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada rekabeti bozucu etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispatı aranmayacaktır. Bir başka anlatımla, rekabeti ihlal edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete aykırı olduğu iddia edilen fiili ve davranışlarının mahiyetinin belirlenmesi asgari seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.’’
(K.S: 17-39/636-276 KT: 28.11.2017)
UYUMLU EYLEM KARİNESİ
4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına göre:
‘’Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.’’
‘’Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.’’
Uyumlu eylem karinesini düzenleyen 4. maddenin gerekçesinde ise:
“Rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların yasaklandığı bir hukuk düzeninde genellikle bu tür anlaşmalar gizli yapılmakta ve bunların varlığının ispatı oldukça güç, bazen de imkansız olmaktadır. Bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen hallerin varlığı halinde teşebbüslerin uyumlu eylem içinde oldukları kabul edilmiştir. Böylece uyumlu eylem içinde olmadıklarını ispat yükü ilgili teşebbüslere geçirilmiş bulunmakta ve ispat güçlüğü nedeniyle kanunun işlemez hale gelmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.” şeklinde ifade edilmiştir.
''Uyumlu eylem karinesi, 4054 sayılı Kanun’daki lafzı ve gerekçesi ile birlikte ele alındığında, olağan somut iletişim delilinin olmaması halinde salt iktisadi deliller eliyle ihlal sonucuna ulaşabilmesine imkân veren bir araç niteliğindedir.''
(K.S: 21-20/247-104 KT: 08.04.2021, para. 76)
‘’Uyumlu eylem vakalarında önemli bir sorun da teşebbüslerin uyumlu eylem içerisinde olduklarının tespiti ve ispatıdır. 4054 sayılı Kanun piyasadaki fiyat değişimlerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi halini uyumlu eyleme karine göstermiş ve ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanarak uyumlu eylemde bulunulmadığının ispatını taraflara bırakmıştır. Ancak, burada olduğu gibi bir fiyat belirleme olayında, fiyat tespitinin rekabetin kısıtlandığı piyasalardaki eylemlere benzerliğinin ortaya konulması yeterli değildir. Bunun yanı sıra, teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışlarını engelleyen rekabetçi şartlar altında olmaması gereken bir ilişkinin ortaya konması da gereklidir.’’ (Gazete Kararı, K.S: 07-62/742-269 KT: 26.7.2007, para. 730)
‘’Mevcut olayda ise enflasyonun oldukça üzerinde, oldukça yüksek oranlı paralel fiyat artışları söz konusudur. Başka bir pazarla yapılan karşılaştırma sonucunda da fiyat hareketlerinin farklılığı ve fiyat artışlarının büyüklüğü dikkat çekmektedir. Ayrıca, teşebbüsler arasında iletişim bulunduğu yönünde de ciddi emareler mevcuttur. Bütün bu bulgular, uyumlu eylem karinesini kullanabilmek için yeterlidir. Aksi halde, Kanun’da açıkça verilen bir yetkinin kullanılamaması sonucu doğacaktır. Zira, paralel davranışın yanında koordinasyonu da gösteren delillerin bulunması durumunda, karine kullanılmasına gerek kalmaksızın, uyumlu eylem olduğu sonucuna varılabilecektir. Dolayısıyla, karinenin kullanılabilmesi için de, paralel davranış ve koordinasyon gösteren delillerin aranması karineyi etkisiz ve kullanılamaz hale getirecektir. Kanun’un açıkça verdiği bir yetkinin gereksizliği söz konusu olmayacağından, karinenin kullanılabilmesi için aranan delil şartının uyumlu eylemin ispatı için aranandan daha düşük olduğu anlaşılmaktadır.’’
(K.S: 08-56/898-358 KT: 25.9.2008, para. 1340-1350)
13-13/198-100 sayılı 12 Banka kararında, HSBC’nin, rakiplerle bir anlaşma içinde olmadığı, bu yönde bir delilin sunulamadığı, uyumlu eylem karinesinden yararlanabilmek için de bulunması gereken şartların oluşmadığı ve Rekabet Kurulu’nun bu standartlara göre davranarak uyumlu eylem karinesini kullanması gerektiği savunmasına yönelik olarak: ‘’Soruşturma kapsamında elde edilen belgeler, teşebbüsler arasında fiyat tespiti konusunda ve geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakiplerle paylaşılması konusunda anlaştıklarını göstermektedir. Dolayısıyla, soruşturma kapsamında, HSBC ile ilgili olarak uyumlu eylem karinesine başvurulması söz konusu olmadığından, uyumlu eylem karinesi ile ilgili değerlendirmelere gerek görülmemiştir.’’ ifadeleri kullanılmıştır.
Yine aynı kararda, TEB’in, soruşturma heyetinin kendi üzerine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getirmeyerek uyumlu eylem karinesini uygulamaya çalıştığı, bunun da AİHS’nin 6. maddesini ve Anayasa’nın 38. ve 90. maddelerini ihlal edeceği iddiasına yönelik olarak: ‘’... uyumlu eylem karinesinde ilgili pazarın yapısı ile teşebbüslerin paralel davranışlarına dayanan iktisadi deliller esas alınmakta, belirtilen delillerin rekabetin bozulduğu piyasalar ile benzerlik taşıyan bir pazar yapısına işaret etmesinin ise uyumlu eylemin varlığına karine teşkil edeceği kabul edilmektedir. Öte yandan, ilgili kanun maddesinin birinci fıkrası kapsamında rekabete aykırı bir uzlaşmanın varlığına işaret eden delillerin sunulması halinde uyumlu eylem karinesine başvurulmasının gerekli olmayacağı açıktır.
Soruşturmada yer verilen iddialar; yapılan yerinde incelemelerde elde edilen yazılı delillere, teşebbüs yetkililerinin beyanlarına, ilgili resmi mercilerden ve kuruluşlardan elde edilen bilgilere ve fiyat analizlerine dayanmaktadır. Bahse konu bilgi ve belgelerin her biri soruşturma sürecinde ayrıntılı olarak incelenmiş, belirtilen belgelerin delil niteliği taşıyıp taşımadığı ve haiz oldukları ispat gücü her bir delil bazında tek tek değerlendirilmiş, nihayet söz konusu deliller ve yapılan iktisadi analizler bir bütün olarak değerlendirilerek ihlal iddialarına ilişkin kanaat oluşturulmuştur. Bu çerçevede mevcut soruşturmada ispat yükümlülüğünü yerine getirilmediği yahut AİHS ile Anayasa hükümlerinin ihlal edildiği iddialarının kabulü mümkün görülmemiştir.’’
Rekabet Kurulu, 25.9.2008 tarihli ve 08-56/898-358 sayılı Ege Hazır Beton kararında, teşebbüsler arası bilgi değişiminin uyumlu eyleme karine olarak kullanılamayacağı savunmasına yönelik olarak ‘’Sıkı sıkıya lafza bağlı kalarak bir yorum yapılması halinde, karinenin kullanılabilmesi için, pazarda oluşmuş bir etkinin (ya da paralel davranışın) gösterilmesi gerekecektir. Ancak, amaçsal bir yorum, karinenin kullanılabilmesi için illa pazarda oluşmuş bir etkinin gösterilmesini, yani paralel davranışın ortaya konmasını gerektirmeyip, örneğin, teşebbüsler arasında stratejik, gizli nitelikli bilgi (örneğin, pazar payı, fiyat, satış miktarları...vs) değişimi gibi, rekabetçi bir yapıda olması beklenmeyen davranışların (ya da rekabetin bozulduğu pazarlardakine benzer davranışların) ortaya konmasını karinenin kullanılabilmesi için yeterli kılacaktır. Bu durumda bir anlaşmanın ispatlanamaması halinde, karine kullanılabilecek ve Kanun’un öngördüğü üzere, ispat yükü ilgili teşebbüslere geçirilmiş olacaktır.’’ şeklinde değerlendirmede bulunmuştur.
UYUMLU EYLEM KARİNESİNE ÖRNEK OLARAK:
04-77/1108-277 sayılı Çimento kararı: ‘’2002 yılında Ocak-Nisan aylarında fiyatlar düşerken, bu tarihten itibaren Ege Bölgesi genelinde büyük bir ivmeyle artmaya başlamış ve 4 ay gibi kısa bir sürede bazı teşebbüslerin çimento fiyatları iki katına çıkmıştır. Söz konusu dönemde enflasyon ve kur artışları %20 civarındayken, teşebbüslerin maliyetlerinde de bir değişme olmamıştır. Bu durum, fiyat artışlarına yönelik rakipler arası anlaşmaların gerçekleştiği pazar özelliklerine benzerlik gösterip, uyumlu eyleme karine teşkil etmektedir.’’
21-20/247-104 sayılı Kaynak sektörü kararı: ''Yukarıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler çerçevesinde, taraf firma fiyatlama davranışlarının iktisadi yöntemlerle incelenmesi sonucunda, 2017-2019 dönemlerinde ASKAYNAK, GEDİK ve MAGMAWELD/OERLIKON arasında iletişime karine teşkil eder düzende bir pazar davranışı, dolayısıyla bir fiyat birlikteliği tespit edilemediğinden uyumlu eylem karinesinin işletilemeyeceği değerlendirilmektedir.''
''Kurulun geçmiş kararlarına bakıldığında; salt paralel davranışa dayanılarak uyumlu eylem karinesinin işletildiği ve neticede ihlal sonucuna ulaşılan iki karar bulunmaktadır. Bunlar:
• Göltaş/Denizli Çimento (13.01.2005 tarih ve 05-05/42-17 sayılı/ aynı konuya ilişkin 20.09.2007 tarih ve 07-76/908-346 sayılı Kurul kararları) ile,
• Maya III (23.9.2005 tarih 05-60/896-241 sayılı/ aynı konuya ilişkin 12.11.2008 tarih ve 08-63/1050-409 sayılı Kurul kararları )
kararlarıdır.''
(K.S: 21-46/668-333 KT: 30.09.2021, para. 191)
OLİGOPOLİSTİK PİYASALARDA UYUMLU EYLEM
Oligopol: Fiyat ve üretim stratejileri açısından karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi içinde olan az sayıda teşebbüsten oluşan piyasalardır. Teşebbüs sayısı, her teşebbüse bir miktar pazar gücü verecek kadar küçüktür. Oligopol piyasayı tam rekabet piyasasından, tekelci rekabet piyasasından veya tekelden ayıran en önemli ve belirleyici unsur, teşebbüslerin fiyatlandırma ve üretime ilişkin olarak aldıkları kararlarda karşılıklı bağımlılığın bulunmasıdır. (Rekabet Terimleri Sözlüğü)
Oligopolistik Bağımlılık: Az sayıda teşebbüsün bulunduğu oligopol piyasalarda faaliyet gösteren teşebbüsler, fiyat düzeyi veya üretim miktarı gibi stratejik kararlarını verirken, içinde bulundukları pazar koşullarını ve aynı piyasada faaliyet gösteren rakiplerinin karar ve eylemlerini sıkı bir şekilde izleme ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum oligopol piyasalarda faaliyet gösteren teşebbüslerin, aldıkları kararların rakiplerinin kararlarını etkilediğinin ve her bir teşebbüsün kârının sadece kendi davranışlarına değil, bu davranış karşısında rakiplerinin göstereceği tepkilere de bağlı olduğunun farkında olmalarından kaynaklanmaktadır. Zira rakiplerin tepkileri, oldukça rekabetçi bir süreci tetikleyerek süreç sonucunda, teşebbüslerin elde etmeyi planladıkları kardan mahrum kalmaları sonucunu doğurabilmektedir. Literatürde oligopolistik bağımlılık kavramı ile ifade edilen bu durum, rakiplerin faaliyet ve fiyat hareketlerinin gözlemlenebilir olduğu “şeffaf” piyasalarda çoğu durumda fiyatların birbirine yakınlaşmasına neden olmaktadır. (Rekabet Terimleri Sözlüğü)
Bilinçli Paralellik: Oligopol piyasalarda bir teşebbüsün fiyat ve üretim kararları, rakiplerin fiyat ve üretim kararları üzerinde önemli derecede etkiye sahiptir. Teşebbüsler belli bir süre sonra bu gerçeğin bilincine vararak, ortada açık bir anlaşma olmadığı halde, sanki üretimi kısıp fiyatları arttırmaya yönelik bir kartel oluşturmuşlar gibi davranışlarını koordine edebilmektedirler. Buna bilinçli paralel davranış veya zımni iş birliği adı verilmektedir. Bilinçli paralelliğin, ekonomik etkileri itibarıyla fiyat sabitleme anlaşmalarından hiçbir farkı yoktur. Ancak, bilinçli paralel davranışın rekabet yasalarını doğrudan ihlal ettiğine hükmetmek kolay değildir. Zira, bu tür bir fiyat birliği, satıcı sayısının az olduğu ve homojen malların söz konusu olduğu bir piyasada rasyonel bir ekonomik davranışın sonucu olarak da ortaya çıkabilmektedir. (Rekabet Terimleri Sözlüğü)
Homojen (Özdeş) Ürünler: Ürünlerin birbirini tam olarak ikame ettiği ve tüketicilerin farklı teşebbüsler tarafından sunulan ürünler arasında fiilî veya gerçek farklılıklar algılamadığı durumlarda homojen ürünlerden bahsedilmektedir. Fiyat, homojen ürünler üreten teşebbüslerin rekabet ettiği en önemli unsurdur. Ampirik bulgular, teşebbüs sayısının az olması durumunda, homojen ürünlerin varlığının gizli anlaşmayı kolaylaştırabileceğini göstermektedir. Çeşitli ülkelerde çimento, un, çelik ve şeker gibi homojen ürünlerde karşılaşılan rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar bu bulguları desteklemektedir. (Rekabet Terimleri Sözlüğü)
''Satıcı sayısının az olduğu, pazar şeffaflığının fazla olduğu, ürünün homojen olduğu, firmaların maliyet yapılarının benzer olduğu olgun ve doymuş pazarlarda aynı zamanda oligopolistik bağımlılığın en üst düzeyde olduğu dikkate alındığında, bu tür pazarların çok iyi analiz edilmesi ve delillerin bu analiz çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.''
(K.S: 09-30/637-150 KT: 24.6.2009, para. 370)
’'Rekabet hukukunda uyumlu eylemlere yönelik olarak temel sorunlar, kavramsal bir çerçevenin çizilmesinden ziyade pratikte uyumlu eylemlerin varlığının tespiti aşamasında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, teşebbüs davranışlarının yorumlanması mekanizmasını da içeren bu tip durumlarda hangi kriterlerin göz önünde bulundurulması gerektiği hususu önem arz etmektedir.
Pratikte karşılaşılan sorunların temeline işaret eden nokta, incelemeler kapsamında ulaşılan delillerin niteliğine ilişkindir. Nitekim, açık anlaşmanın söz konusu olduğu davalarda, tarafların birbirlerine belli bir şekilde davranmak konusunda güvence verdiklerini gösteren, doğrudan, hemen görülebilir deliller bulunurken, gizli anlaşmalarda, anlaşmaların varlığı sonucuna ikinci derecede delillerle ulaşılması gerekmektedir. Bu tip durumlarda, teşebbüslerin paralel davranışlarının anlaşmanın ya da uyumlu eylemin varlığı sonucuna götürüp götüremeyeceği, yahut hangi koşullar altında böyle bir sonuca ulaşılabileceği, özellikle oligopol nitelik taşıyan pazarlarda ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Burada hareket noktası, az sayıda teşebbüsün bulunduğu piyasalarda teşebbüslerin karar alırken diğer teşebbüslerin vereceği tepkileri de hesaba katması gerekeceği, bunun ise doğal olarak paralel davranışlara yol açacağı görüşüdür. Söz konusu pazarlardaki teşebbüslerin kendi stratejilerinin rakiplerin stratejilerine bağlı olduğunun farkında olması “oligopolistik bağımlılık” olarak adlandırılmakta, bu koşulda, herhangi bir anlaşma olmaksızın, salt paralel davranışlar sonucunda rekabetçi düzeyin üzerinde kârlar elde edilebilmektedir.’’
(K.S: 06-36/465-127 KT: 26.5.2006)
‘’ ... oligopolistik pazarlarda, herhangi bir anlaşma veya uyumlu eylem olmamasına rağmen özellikle fiyatlarda paralel hareketler gözlenebilmektedir. Zira, fiyat artışı yapmayı planlayan bir teşebbüsün rakiplerinin kendisini takip edeceklerinden emin olmadan bu artışı yapması oldukça zordur. Özellikle, ilgili ürünün homojen ve haberleşmenin kolay olduğu oligopolistik pazarlarda gözlemlenen paralel fiyat hareketlerini uyumlu eylem olarak değerlendirmek güçleşmektedir. Ancak, bu durum oligopolistik pazarlardaki paralel fiyat hareketlerinin hiç bir zaman uyumlu eylem olarak yorumlanamayacağı anlamına da gelmemekte; aksine, söz konusu paralel davranışların pazarın oligopolistik yapısının mı, yoksa teşebbüslerin anlaşma veya uyumlu eylemlerinin mi sonucu olduğu konusunun değerlendirilmesi gerektiği anlamına gelmektedir.’’
(12.11.2008 tarihli ve 08-63/1050-409 sayılı Maya kararı)
‘’Birbirini etkileyebilecek az sayıda firmanın bulunduğu oligopol piyasasında faaliyet gösteren firmaların kendi pazar stratejilerinin rakiplerinin stratejilerine bağlı olduğunun farkında olması oligopolistik bağımlılık olarak nitelendirilmekte, bu bağımlılık nedeniyle firmalar arasında herhangi bir anlaşma olmamasına karşın, paralel davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Bu şekildeki paralel davranışlar firmaların piyasa koşullarından kaynaklı bilinçli tercihlerinin sonucu olarak gelişmektedir. Teşebbüslerin ekonomik ve rasyonel gerekçelerle uyumlu eylem iddiasını çürütme şanslarının bulunması, tek başına bilinçli paralellikten uyumlu eylem sonucuna ulaşılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, sadece paralel davranışa dayanılarak uyumlu eylem iddiasında bulunmamak, firmalar arasındaki bağlantıyı gösterir delilleri ortaya koymak gerekmektedir. ... Tek başına paralel davranış uyumlu eylem olarak tanımlanamamakla birlikte, paralel davranış pazarın normal koşullarını yansıtmıyorsa, uyumlu eylemin güçlü bir delilidir. Uyumlu eylemin varlığının ortaya konulması için pazar koşullarının çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.’’
(K.S: 09-30/637-150 KT: 24.6.2009, para. 330)
Rekabet Kurulu, 26.7.2007 tarihli ve 07-62/742-269 sayılı kararında oligopolistik özellik taşıyan günlük siyasi ve spor gazeteleri pazarında ‘’Ulaşılan ekonomik sonuçlar bir yana, gruplar arasında özellikle gazete fiyatlarının belirlenmesiyle ilgili toplantılar yapıldığı, bu konuda kararlar alındığı hatta uygulamaya geçirildiği dikkate alındığında, gruplar arasında günlük siyasi ve spor gazeteleri pazarında işbirliği olduğu açıktır. Bu işbirliği ve yapılan toplantılar, firmalar arasında rekabetin temelini oluşturan "bağımsız olarak karar alma" gerekliliğini ortadan kaldırmaktadır. Her firmanın içinde bulunduğu pazarın gereklerine göre davranışlarını belirleme özgürlüğü ticari hayatın bir gereğidir. Ancak, tarafların biraraya gelerek piyasa sistemi tarafından belirlenmesi gereken fiyat gibi unsurlar konusunda karar vermeleri piyasa sisteminin işleyişini engellemektedir. Dolayısıyla, rakip firmanın gelecekte nasıl davranacağının bilinememesi nedeniyle var olan belirsizliğin ortadan kaldırılması, piyasadaki aktörlerin, talep yönlü etkileri kararlarında dikkate almayacakları anlamına gelmektedir. Bu durum da rekabetin engellendiği piyasaların tipik bir örneğini oluşturur.’’ gerekçesiyle Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Taraftar-Fotomaç, Fanatik gazetelerinin satış fiyatlarını kendi bağımsız davranışları ile değil, uyumlu eylem içersinde belirlediklerine karar vererek; Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş., Milliyet Gazetecilik A.Ş., Sabah Yayıncılık A.Ş. ve Simge Yayıncılık ve Dağıtım A.Ş hakkında idari para cezası ile cezalandırılmalarına oybirliği ile karar vermiştir.
(Gazete Kararı, K.S: 07-62/742-269 K.T: 26.7.2007, para. 990-1030)
‘’Kurul’un daha önceki kararları incelendiğinde ise, oligopol pazarlardaki paralel fiyat artışlarına yönelik oluşmuş kesin bir içtihaddan söz etme imkanı bulunmamaktadır. Zira her olayın kendine has özellikleri mevcuttur ve dolayısıyla her olay kendi içinde değerlendirilmelidir. Örneğin, uyumlu eylem karinesinin ayrıntılı olarak ele alındığı kararlardan birisi olan 27.6.2000 tarih, 00-24/255-138 sayılı kararda (Maya Kararı); ”Maya üreticilerinin yönetim merkezlerinde yapılan yerinde incelemelerde üreticiler arasında pazarın özellikle fiyatlar bakımından belirsizliklerini yok etmeye yönelik uyumlu eylem olarak kabul edilebilecek doğrudan ya da dolaylı bir iletişime rastlanılmamıştır.” denilerek ilgili teşebbüsler arasında doğrudan ya da dolaylı herhangi bir iletişime rastlanmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca söz konusu kararda, soruşturmaya taraf olan teşebbüslerin hem liste fiyatları hem de ortalama satış fiyatları enflasyon oranının altında artış gösterdiği tespit edilmiş ve bu husus da dikkate alınmıştır. Yani söz konusu kararda yer alan uyumlu eylem olmadığı yönündeki tespit, sadece oligopolistik bağımlılık argümanına dayanmamakta, teşebbüsler arasında herhangi bir iletişimin bulunmayışı ve fiyat artış oranlarının enflasyonun altında olması da dikkate alınmaktadır.’’
(K.S: 08-56/898-358 KT: 25.9.2008, para. 1330-1340)
‘’Kurulun Çimento kararında (Kurulun 25.06.2014 tarih ve 14-22/460-202 sayılı kararı.) teşebbüsler arasında paralel fiyat hareketlerinin var olduğunun gözlemlenmesine rağmen, söz konusu fiyat hareketlerinin, teşebbüsler arası bir anlaşmadan veya uyumlu eylemden kaynaklandığını ortaya koyan herhangi bir bilgi veya belgeye ulaşılamadığı ve ilgili pazarda oligopolistik bağımlılığın bulunduğu gerekçeleriyle soruşturmaya konu teşebbüslere idari para cezası verilmesine yer olmadığı tespitinin yapıldığı ifade edilmiştir.’’
(K.S: 22-19/310-135 KT: 25.04.2022, para. 183)
‘’Kurulun Otobüs kararında da (Kurulun 10.10.2014 tarih ve 14-37/713-318 sayılı kararı.) yapılan iktisadi analizler sonucunda teşebbüslerin fiyat seviyelerinde paralellikler görülmüş olduğu, ancak bu durumun şeffaf pazarlardaki oligopolistik bağımlılığın sonucu olarak gerçekleştiği kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. Benzer şekilde Kurulun Akaryakıt kararında da, (Kurulun 04.07.2012 tarih ve 12-36/1040-328 sayılı kararı.) malların homojen olduğu, toplam talebin artmadığı, pazarın olgunlaşmış ve bilgiye erişim konusunda şeffaf bir yapı özelliği gösterdiği ve bu yapının, paralel davranışları kolaylaştıran, örtülü koordinasyona fırsat tanıyan bir dizi yapısal özelliği de beraberinde getirdiği tespitinde bulunularak söz konusu paralel davranışların bir uyumlu eylemin mi yoksa oligopol pazar yapısından kaynaklı bilinçli paralelliğin sonucu mu olduğuna ilişkin yeterli bulguya ulaşılamadığı gerekçesiyle soruşturma açılmaması yönünde karar verildiği ifade edilmiştir.’’
(K.S: 22-19/310-135 KT: 25.04.2022, para. 184)
UYUMLU EYLEMİN SONUÇLARI
I. KAMU HUKUKU BAKIMINDAN ORTAYA ÇIKACAK SONUÇLAR
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ''İhlale Son Verme'' başlıklı 9. maddesine göre,
''Kurul; ihbar, şikâyet ya da Bakanlığın talebi üzerine veya resen bu Kanunun 4 üncü, 6 ncı veya 7 nci maddelerinin ihlal edildiğini tespit ederse, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine rekabetin tesisi için yerine getirilmesi ya da kaçınılması gereken davranışları ve teşebbüslerin belirli faaliyetlerini yahut ortaklık paylarını ya da mal varlıklarını devretmeleri şeklindeki yapısal tedbirleri nihai kararında bildirir.''
''Kurul, nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararların ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu durumlarda, ihlalden önceki durumu koruyucu nitelikte ve nihai kararın kapsamını aşmayacak şekilde geçici tedbirler alabilir.''
4054 sayılı RKHK'nın ''İdarî Para Cezası'' başlıklı 16. maddesine göre,
''Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir.''
''Teşebbüs veya teşebbüs birliklerine üçüncü fıkrada belirtilen idarî para cezaları verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği yöneticilerine ya da çalışanlarına teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşine kadar idarî para cezası verilir.''
''Kurul, üçüncü fıkraya göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır.''
4054 sayılı Kanun'un 17. maddesinin gerekçesine göre:
''Kurulun aldığı kararları ve tedbirleri uygulamaya koyabilmesi için 16 ncı maddede düzenlenenlerden başka bir zorlayıcı güce ihtiyacı vardır. Bu öyle bir zorlama olmalıdır ki teşebbüs, bir an önce bu karara ve tedbire uymakta yarar görsün. Bunu sağlayacak en iyi yöntem, karara ya da tedbire uyulmadan geçen her gün için belirli bir para cezası uygulamaktır. Bununla teşebbüslerin kararlara bir an önce uymaları teşvik edilmiş olacaktır.''
Kanun'un 55. maddesine göre,
''İdari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır.
''Kurul kararlarına karşı yargı yoluna başvurulması kararların uygulanmasını ve idarî para cezalarının takip ve tahsilini durdurmaz.''
II. ÖZEL HUKUK BAKIMINDAN ORTAYA ÇIKACAK SONUÇLAR
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un beşinci kısmında (56 ve 59. maddeler arasında) rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçları düzenlenmiştir.
Kanun'un ''Tazminat Hakkı'' başlıklı 57. maddesine göre,
''Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.''
Kanun'un ''Zararın Tazmini'' başlıklı 58. maddesine göre,
''Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır.''
''Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.''
REKABET KURULU KARARLARI
02.04.2026 tarihli ve 26-11/336-128 sayılı A101 ve CARREFOURSA kararı:
''İşbu soruşturma kapsamında incelenen iddia A101’in ve CARREFOURSA’nın paralel fiyatlama davranışları sergileyerek uyumlu eylemler yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediklerine yöneliktir.
Soruşturma sürecinde, teşebbüslerin fiyatlama davranışları ve kârlılıklarına yönelik yapılan analizler doğrultusunda; rakip fiyat takiplerine ilişkin belgelerde doğrudan veya dolaylı herhangi bir iletişime rastlanmaması ve söz konusu belgelerin tedarikçiler aracılığıyla rakiplerin maliyetlerine veya fiyat değişimlerine ilişkin rekabete hassas bilgiler içermemesi dikkate alındığında teşebbüslerce eşanlı gerçekleştirilen fiyat artışlarının büyük ölçüde alış fiyatlarındaki artışlara bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
Nitekim alış fiyatlarında artış yaşanmayan durumlarda satış fiyatlarında da artış gözlenmemiştir. Ayrıca yapılan kârlılık analizleri, fiyat artışlarının maliyet artışlarını aşan oranlarda gerçekleştiğini ortaya koymamaktadır. Bunun yanı sıra ürün bazlı fiyat-maliyet marjları ile FAVÖK marjları incelendiğinde, teşebbüsler genelinde ortak ve sistematik bir kârlılık artışı eğiliminin bulunmadığı görülmektedir.
Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, teşebbüslerin anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunduklarını gösterir nitelikte bir sonuca ulaşılmamıştır.''
Kurul, 07.08.2025 tarihli ve 25-29/688-416 sayılı Kırmızı Et kararında, kırmızı et üretimi ve satışı alanında faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin ürün fiyatlarını birlikte tespit etmek ve arzı kısıtlamak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun) 4. maddesini ihlal edip etmediklerini incelemiştir.
‘'Sonuç olarak;
- Hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslerde yapılan yerinde incelemelerde, teşebbüslerin kırmızı et ürün fiyatlarını birlikte tespit ettiklerini ve/veya arzını kısıtladıklarını gösteren herhangi bir yazışmaya veya belgeye ulaşılmaması,
- Dosya içeriğinde sunulan veriler dikkate alındığında; teşebbüslerin satış fiyatlarının ve fiyat değişim tarihlerinin ayrışması, dolayısıyla verilerin ürün fiyatlarını birlikte belirlemek iddiası bakımından teşebbüslerin bir uyumlu eylem içerisinde bulunduklarına işaret etmemesi,
- Ürünlere ilişkin satış miktarı verilerine bakıldığında ise, dana karkas ürün arzında bazı teşebbüsler özelinde belli yıllarda düşüş yaşanırken aynı yıllar için diğer teşebbüsler bakımında artış yaşandığı, satış miktarlarındaki dalgalanmalar dikkate alındığında ürün arzını birlikte kısıtladıkları iddiası bakımından tarafların herhangi bir uyumlu eylem içerisinde bulunulduklarına yönelik emare olmaması,
- Pazarın durumunun rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermemesi hususları dikkate alındığında kırmızı et üretimi ve satışı alanında faaliyet gösteren ve hakkında önaraştırma yapılan teşebbüslerin, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı davranışlarda bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.’’
19.01.2022 tarihli ve 22-04/58-27 sayılı Balık Çiftlikleri kararı:
''... İlgili teşebbüslerin balıkçılardan orkinos alış fiyatlarının belirlenmesi hususunda uyumlu eylem içinde olup olmadıklarının tespit edilebilmesi amacıyla, aşağıdaki tablolarda öncelikle teşebbüs bazında 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında yurtiçi orkinos balığının her bir balıkçıdan alış fiyatlarına ve teşebbüslerin ağırlıklı ortalama alış fiyatlarına yer verilecek, ardından alış fiyatlarının analizi yapılacaktır.
... Sonuç itibariyle her balıkçı özelinde yapılan detaylı değerlendirme kapsamında, balık çiftliklerinin balıkçılara uyguladığı fiyatların büyük oranda ortalama alış fiyatında seyrettiği ve ortalama alış fiyatından sapan az sayıdaki fiyatın ise balık çiftlikleri tarafından sunulan gerekçeler kapsamında oldukça makul olduğu, herhangi bir balıkçıya ayrımcı nitelikte fiyatlandırma yapılmadığı değerlendirilmektedir.
... Tüm bu değerlendirmeler sonucunda orkinos yetiştiriciliği ve ihracatı pazarında faaliyet gösteren balık çiftliklerinin fiyat tespiti veya boykot gibi uygulamalar gerçekleştirerek 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiklerine yönelik herhangi bir tespitte bulunulmamıştır.
30.09.2021 tarihli ve 21-46/668-333 sayılı Limon kararı:
''... Tüketicilerin limonu üretici seviyesinde fiyatı düşük olmasına rağmen yüksek fiyatla almasının sebebinin, ürünün tedarik zincirinin çok oyunculu olmasından kaynaklı olarak her bir aşamada fiyatların artması ve üreticiden nihai tüketiciye gelene kadarki süreçte fire oranının yüksek olmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede, limon ürününün toptan seviyedeki satışı alanında faaliyet gösteren soruşturma tarafı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğini gösterecek herhangi bir bulguya ulaşılamadığından dosya kapsamında anılan Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunulmamıştır.''
02.01.2020 tarihli ve 20-01/13-5 sayılı Vestel ve Arçelik kararı:
'' ... Açıklandığı üzere ARÇELİK’in VESTEL’e doğru gerçekleşen bilgi akışından haberi bulunmamaktadır. Dolayısıyla ARÇELİK VESTEL’in geleceğe ilişkin davranışlarını belli bir yönde etkilemeye çalışmamakta, böyle bir etkiden haberi dahi bulunmamaktadır. Daha da önemlisi ARÇELİK kendi geleceğe ilişkin stratejisini VESTEL’e aktardığı bilgilere ve VESTEL’in bu bilgilere vermesini beklediği cevaba göre şekillendirmemekte; aksine, bağımsız ve tek taraflı olarak belirlemeye devam etmektedir. Dolayısıyla somut olayda iki teşebbüs arasında 4054 sayılı Kanun’un 4. Maddesi anlamında bir anlaşma veya uyumlu eylemin olduğundan bahsedilememektedir. Nitekim piyasa verileri de, iki teşebbüs arasında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma ya da uyumlu eylem olması halinde ortaya çıkması beklenen görünümü desteklememektedir. Teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma ya da uyumlu eylemin olduğu durumda genellikle anlaşmaya taraf teşebbüslerin fiyatlarını birbirlerine benzer/parallel şeklilde artırmaları beklenecektir.
... Sonuç olarak dosya konusu bilgi değişiminin, ARÇELİK'in herhangi bir haberi ve onayı olmadan VESTEL tarafından ARÇELİK’ten ARÇELİK çalışanı üzerinden bilgi sızdırılması yoluyla gerçekleştirildiği, bu durumun bir anlaşmanın veya uyumlu eylemin varlığı için rekabet hukuku açısından aranılan ortak irade unsurunu sağlamadığı, teşebbüsler arasında bir anlaşma ya da uyumlu eylemin varlığından bahsedilemediğinen 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varılmıştır.''
13.03.2019 tarihli ve 19-12/155-70 sayılı Beyaz Et kararı:
''Yerinde incelemeler neticesinde elde edilen birçok belge, piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiğini göstermektedir. Geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olabildiği tespit edilmekte ve pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiği anlaşılmaktadır. Doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listeleri, teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarını tüm piyasa için şeffaf hale getirmektedir.
Teşebbüsler, hem maliyetin büyük bölümünü oluşturan yem fiyatlarındaki artış hem de döviz kurundaki yükselmenin ithal edilen girdilerden kaynaklanan masrafları artırması nedeniyle maliyetlerin arttığını, dolayısıyla piyasanın yapısı ve gidişatı gereği Ekim 2016 – Mayıs 2017 döneminde gerçekleşen fiyat artışının normal olduğunu savunmaktadır. Her ne kadar piyasa gerçekleri teşebbüslerin iddia ettiği gibi fiyat artışını gerektirmiş olsa da, bu artış kararlarının teşebbüslerin bireysel kararları ile değil, yukarıda ifade edildiği gibi şeffaf hale gelen fiyatlama davranışları nedeniyle, uyumlu eylem ile gerçekleştiği anlaşılmıştır.''
19.07.2017 tarihli ve 17-23/383-166 sayılı Trafik Sigortası Kararı:
''Türkiye’de faaliyet gösteren 32 sigorta şirketi ve TSB’nin Trafik Sigortası primlerinde birlikte artış yapmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddialarına ilişkin olarak yapılan yerinde incelemelerde herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Buna ek olarak sektöre ilişkin verilerin değerlendirilmesi neticesinde yapılan iktisadi analiz sonucunda da Trafik Sigortası hizmetleri pazarının yapısı gereği teşebbüslerin birbirlerinin prim düzeylerini izlediği, prim artışı veya azalışı yönünde bazı teşebbüslerin zaman zaman birbirlerine benzer prim görünümlerine sahip olduğu tespit edilmekle birlikte, tüm teşebbüslerin veya pazardaki çeşitli teşebbüs gruplarının aralarındaki olası rekabet karşıtı işbirliğine ilişkin iktisadi bir tespitte bulunulamamıştır. Bu çerçevede, yukarıda yapılan hukuki ve iktisadi analizler çerçevesinde hakkında soruşturma açılan taraflar arasında fiyat tespitine yönelik bir anlaşma ve/veya uyumlu eylem tespit edilememiştir.''
04.05.2017 tarihli ve 17-15/175-87 sayılı karar:
''SAHİBİNDEN.COM ile HÜRRİYET EMLAK’ın fiyat artış miktarları/oranları ve zamanları arasında herhangi bir paralellik/benzerliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiyi gösterebilecek nitelikte bir iletişim veya davranış yahut sair bir bulgu tespit edilememektedir. Bu itibarla SAHİBİNDEN.COM ile HÜRRİYET EMLAK’ın uyumlu eylem içerisinde olduğu iddiasına yönelik olarak da soruşturma açılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.''
25.06.2014 tarihli ve 14-22/460-202 sayılı Beyaz Çimento Üreticileri kararı:
''Yapılan yerinde incelemelerde, dosya konusu iddiaları ve/veya taraflar arasındaki herhangi bir anlaşmanın veya uyumlu eylemin varlığını destekler nitelikte herhangi bir bilgi ya da belgeye ulaşılamamış, ancak elde edilen deliller taraflar arasında bilgi paylaşıldığına dair şüphe uyandırmıştır. Buna rağmen, söz konusu bilgi değişiminin gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmişse taraflar arasında doğrudan iletişim yoluyla mı gerçekleştiği ya da oligopol pazar yapısından kaynaklanan şeffaflığın bilgi değişimi gibi bir algılamaya mı yol açtığı hususları belirsizlik taşımaktadır. Ayrıca, söz konusu bilgilerin kapsamına ve niteliğine ilişkin bir açıklık da bulunmamaktadır.”
18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı karar:
'' ... İşbu soruşturma bakımından söz konusu fiyat stratejisi görüşmelerinin anlaşma ve/veya uyumlu eylem niteliği arz ettiği, dolayısıyla salt bilgi değişimi olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmekle birlikte, fiyat yahut fiyat stratejisine yönelik bilgi değişimi uygulamalarının dahi tek başına 4054 sayılı Kanun’un ihlaline vücut vereceğine dikkat çekilmesinde yarar görülmektedir. ... Doktrinde ve içtihatta kabul edilen görüşe göre geleceğe yönelik fiyat değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşımakta olup piyasadaki etkilerine bakılmaksızın rekabet ihlali olarak değerlendirilmektedir.''
24.6.2009 tarihli ve 09-30/637-150 sayılı Otomotiv kararı:
Kurul, bu kararında binek otomobil ve hafif ticari araç üreticisi ve dağıtıcısı teşebbüslerin Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indirimi sonrasında birlikte hareket ederek fiyat artışına gittikleri ve mal arzını kısıtladıkları iddiasını incelemiştir.
Teşebbüslerin arzı kısıtladıkları iddiasına yönelik, ''... Grafiklerle gösterilen stoklar, ihracat, satış ve ithalat verileri firmaların arzı kontrol etmek için ortak hareket ettikleri iddiasını doğrulayacak nitelikte değildir. Diğer taraftan, yeni binek otomobil ve hafif ticari araç üreticisi ve dağıtıcısı teşebbüsler hakkında yürütülen önaraştırma sürecinde yapılan incelemelerde, firmalar arasında ÖTV indirimi sonrasında arzı kontrol ederek rekabeti engellemeye, kısıtlamaya ve bozmaya yönelik herhangi bir anlaşma ya da uyumlu eylem tespit edilememiştir.'' şeklinde değerlendirmede bulunmuştur.
Teşebbüslerin birlikte fiyat artışına gittikleri iddiasına yönelik ise, ''... Fiyat grafiklerine genel olarak bakıldığında, ÖTV indirimi öncesi ve sonrasındaki dönemde firmalar arasında belirgin bir paralelliğe rastlanmamıştır. Nitekim bazı firmaların fiyatları değişmezken, bazılarının ÖTV indirimi sonrasında bayiye tavsiye ettikleri fiyatlarda artış olmakla beraber, artış oranlarının da farklı olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber, teşebbüsler arasında bir bağlantının bulunup bulunmadığı da uyumlu eylem değerlendirmesi yaparken önem taşımaktadır. Bununla beraber, yapılan önaraştırma sırasında şikâyete konu paralel fiyat artışlarına ilişkin olarak teşebbüsler arası rekabeti sınırlayıcı koordinasyonu gösterir herhangi bir iletişime veya bilgi paylaşımına rastlanmamıştır. Yukarıda belirtilen bilgi ve açıklamalar çerçevesinde şikâyet konusu davranışın teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı herhangi bir anlaşma ya da uyumlu eylemden kaynaklandığına dair ciddi ve yeterli belge ve bulgular bulunmadığı kanaatine varılmıştır.'' şeklinde değerlendirmede bulunmuştuır.
00-11/109-54 sayılı Süt kararı da ekonomik ve rasyonel gerekçelerle izah edilebilen paralel davranışların uyumlu eylem oluşturmayacağına dair örnek olarak gösterilebilir:
''Çiğ süt alıcıları, kararın değerlendirme bölümünde de görüleceği üzere, ekonomik nedenlerle açıklanabilecek bir davranış içindedirler. İhalelerde, işletmelerin, sınırlı miktarda süt almaları, işleme kapasitelerinin bir gereğidir, çünkü süt depolanamaz. Yakın köylerden almaları, nakliye giderlerini asgaride tutmanın doğal bir ekonomik sonucudur. İhalelerde fiyatların fazla yükselmemesi de rekabetin yoğun olduğu süt ürünleri satış piyasasında, çiğ sütün bir hammadde olduğu ve girdi maliyetinin düşük tutulması rasyonelliğinin bir sonucu olduğudur. Bu durum, paralel görünen davranışın ekonomik ve rasyonel gerekçelerle izah edilebilirliğini göstermektedir. Diğer taraftan, böyle bir davranışta rekabetin sınırlandığına dair de bir kanıt veya sonuç bulunamamıştır. Çiğ süt alımı, üretici merkezlerine çok uzak yörelerden yapılamaz ve yapılmamaktadır. İşletmelerden de rasyonellikten uzak bir davranış beklenemez. Pazara giriş imkanının önlenemediği açık olan bu ihalelerde, bir uyumlu eylemden söz etmek de mümkün olamayacaktır.''
Next