5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30 Hükmü ile Güncel Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Kararları Işığında Bir Değerlendirme
GİRİŞ
Sigorta uyuşmazlıklarında tahkim yolunun tercih edilmesinin başlıca sebebi, uyuşmazlığın mahkemeye kıyasla çok daha kısa sürede çözüme kavuşturulmasıdır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesiyle kurulan sistem, bu hızı yalnızca bir beklenti olarak değil, hakemler bakımından bağlayıcı bir yükümlülük olarak düzenlemiştir: hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur.
Bu kuralın çok daha az konuşulan bir arka yüzü bulunmaktadır. Kanun, süreye uyulmamasının sonucunu da açıkça belirlemiş ve "aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" demiştir. Yani süre aşıldığında tahkim yolu kapanmakta, taraflar aylarca hatta yıllarca sürdürdükleri yargılamanın sonunda kendilerini yeniden başlangıç noktasında, bu kez mahkeme önünde bulmaktadır. Bu geçişin usulî ve maddi sonuçları ise kanunda düzenlenmemiştir. Uygulamada ortaya çıkan asıl tehlike de buradadır: tahkimde geçen zaman, hak sahibinin karşısına bu kez zamanaşımı def'i olarak çıkabilmektedir.
Bu çalışmada önce tahkimdeki süre rejimi ortaya konulacak, ardından süre aşımının üç ayrı sonucu incelenecek; süreye sığmayacağı baştan anlaşılan dosyalar bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel bir kararı ile zamanaşımı sorunu bakımından Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararı değerlendirilecek ve kanun boşluğuna ilişkin öneriler sunulacaktır.
I. TAHKİMDE SÜRE REJİMİ
Sigortacılık Kanunu m. 30, tahkim sürecinin her aşamasını süreye bağlamıştır. Başvuru önce raportörlerce incelenir ve raportörler incelemelerini en geç on beş gün içinde tamamlamak zorundadır (m. 30/15). Raportörlerce çözümlenemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir.
Asıl kural m. 30/16'da yer alır: "Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur. Aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle uzatılabilir." Hükümde kullanılan "mecburdur" ifadesi ile süre aşımına bağlanan sonucun doğrudan uyuşmazlığın tahkim dışına çıkması olması, sürenin salt bir düzen hükmü olmadığını göstermektedir.
Sürenin başlangıcı, dosyanın Komisyona geldiği tarih değil, hakemin görevlendirildiği tarihtir. Uzatma ise iki yönden şekle bağlıdır: uzatma iradesi hem açık hem de yazılı olmalı ve tarafların her ikisinden gelmelidir. Hakemin kendiliğinden ya da tek tarafın talebiyle süreyi uzatması kanunen mümkün değildir.
İtiraz aşaması da süresizdir denemez. Hakem kararlarına karşı, kararın Komisyonca bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir; itiraz talebi hakkında ise işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilmesi gerekir (m. 30/12). İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. Şu var ki kanun, iki aylık bu süreye uyulmamasının sonucunu düzenlememiştir. Uyuşmazlık hakem heyeti bakımından açıkça öngörülen "uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" yaptırımının itiraz aşamasında karşılığı bulunmamaktadır. Bu asimetri, kanunun sistematiği bakımından açıklanmaya muhtaçtır.
Nihayet, tahkim öncesindeki sürenin de akıp gittiği unutulmamalıdır. Komisyona başvurabilmek için sigorta kuruluşuna başvurulmuş ve talebin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığının belgelenmiş olması; kuruluşun on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi hâlinde ise bu sürenin dolmuş olması gerekir (m. 30/13). Zamanaşımı bakımından kritik olan husus, bu ön aşamada ve sonrasında geçen zamanın hak sahibinin alacağı üzerinde işlemeye devam etmesidir.
II. DÖRT AYLIK SÜRE PRATİKTE NASIL TÜKENİYOR?
Dört ay, dosya üzerinden yürütülen bir yargılama için ilk bakışta yeterli görünmektedir. Ancak sürenin tüketilmesi, çoğu zaman hakemin ihmalinden değil, yargılamanın olağan akışından kaynaklanmaktadır.
Tipik bir değer kaybı ya da bedensel zarar dosyasında akış şöyledir: hakem görevlendirmesinin ardından karşı tarafa cevap için süre verilir; cevap dilekçesinin sunulmasıyla birlikte çoğu dosyada bilirkişi incelemesine karar verilir; ara karar taraflara tebliğ edilir ve bilirkişi ücreti için genellikle iki haftayı aşan bir son ödeme tarihi belirlenir; ücretin yatırılıp dosyanın bilirkişiye tevdiinden sonra rapor süresi işler; rapor taraflara bildirildiğinde itiraz için süre tanınır; itiraz üzerine sıklıkla ek rapor alınır ve ek rapora karşı yeniden beyan süresi verilir. Bu aşamaların her biri usulen zorunlu olduğu hâlde, toplamı dört ayı rahatlıkla aşabilmektedir.
Buna, karşı tarafın süre uzatım talepleri, hakemin reddi istemleri ya da eksik belgelerin celbi gibi ek gecikme sebepleri eklendiğinde, sürenin aşılması istisna değil olağan hâle gelmektedir. Nitekim kanun koyucunun hakemler için m. 30/11-b'de öngördüğü "bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmama" ölçütü, gecikmenin sistemde beklenen bir olgu olduğunu zımnen kabul etmektedir.
III. SÜRE AŞIMININ ÜÇ AYRI SONUCU
Dört aylık sürenin aşılması, birbirinden bağımsız üç sonuç doğurur.
Birincisi, kanun koyucu süre aşımını kararın denetimi bakımından özel bir sebep saymıştır. m. 30/12'ye göre kural olarak belirli parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapalı olmakla birlikte, "tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması" hâlinde her hâlükârda temyiz yolu açıktır. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmesi ya da hakemlerin yetkileri dışındaki konularda karar vermesi gibi ağır sakatlıklarla aynı sırada sayılması, sürenin kanun koyucu nezdindeki ağırlığını göstermektedir.
İkincisi, süreye uymamanın hakem bakımından kişisel bir yaptırımı vardır. m. 30/11-b uyarınca, kendisine ulaşan dosyaları bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmayan hakemin ismi bir yıl süreyle sigorta hakemliği listesinden silinir. Uygulamada nadiren gündeme gelen bu hüküm, sürenin hakemler yönünden de bağlayıcı olduğunun açık göstergesidir.
Üçüncüsü ve pratikte en ağır olanı, uyuşmazlığın akıbetine ilişkindir: süre dolduğunda uyuşmazlık artık yetkili mahkemece çözülecektir. Tahkim yolu kapanır; taraflar, tahkimde toplanan delillere ve alınan raporlara rağmen yargılamaya mahkeme önünde yeniden başlar.
IV. SÜREYE SIĞMAYACAĞI BAŞTAN ANLAŞILAN DOSYALAR
Süre sorunu her zaman hakemin ağır davranmasından kaynaklanmaz. Bazı uyuşmazlıklar, yapısı gereği dört aya sığmaz. Bunun tipik örneği, kusur tespitinin ceza yargılamasının sonucuna bağlı olduğu dosyalardır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararına konu olayda, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilmiş; Uyuşmazlık Hakem Heyeti, alınan kusur raporuna göre başvuranın tam kusurlu olduğu gerekçesiyle talebi reddetmiştir. İtiraz üzerine İtiraz Hakem Heyeti, dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporunun alternatifli düzenlendiğini, maddi vakıanın ceza mahkemesi ilamıyla belirlenmesi gerektiğini ve ceza kovuşturması sonucunda verilecek ilamın kesinleşme süresi gözetildiğinde kanunda belirlenen tahkim yargılama süresi içinde karar verilmesinin mümkün olmadığını tespit ederek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 435/1-c uyarınca tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar vermiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın Komisyon nezdinde çözüme kavuşturulmasının mümkün olamayacağı yönündeki bu gerekçeyi yerinde bularak kararı onamıştır.
Karar, tahkim yolunun her uyuşmazlık için uygun olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bekletici mesele niteliğinde bir ceza dosyasının bulunduğu, çelişkili ya da alternatifli kusur raporlarının tek başına hüküm kurmaya elverişli olmadığı dosyalarda tahkim, hız avantajını yitirdiği gibi hak sahibi için ciddi bir zaman kaybına dönüşebilmektedir. Buna karşılık kanun, tahkim yargılamasının bu şekilde sona ermesi hâlinde tarafın mahkemeye geçişini kolaylaştıran hiçbir düzenleme içermemektedir.
V. ASIL SORUN: ZAMANAŞIMI VE HUKUK GENEL KURULUNUN 2025 TARİHLİ KARARI
Süre aşımının doğurduğu en ağır sonuç, tahkimde geçen zamanın hak sahibi aleyhine zamanaşımı def'ine dönüşmesi ihtimalidir. Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı bu tehlikeyi bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Olayda, iş yeri sigorta poliçesiyle teminat altına alınan depoda 23.02.2012 tarihinde yangın çıkmış; sigortalı, bakiye zararın karşılanması amacıyla 03.07.2012 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyeti 04.11.2013 tarihinde talebin kısmen kabulüne karar vermiş; ancak İtiraz Hakem Heyeti 27.01.2014 tarihli kararıyla, hakem kararının yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına ve dosyanın görevli mahkemeye tevdi edilmesi için Komisyona iadesine hükmetmiştir. Bu karar 09.12.2014 tarihinde onanarak kesinleşmiş, taraflara 06.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiş; sigortalı 03.11.2015 tarihinde mahkemede dava açmıştır.
İlk derece mahkemesi, sigorta sözleşmesinden doğan alacağın iki yıllık zamanaşımına tâbi olduğu ve hakeme başvuru ile kesilip yeniden işlemeye başlayan sürenin dolduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuş, ayrıca davacının yararlanması düşünülebilecek olan Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek sürenin de aşıldığını belirtmiştir. Özel Dairenin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi direnmiş, uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. Çoğunluğun gerekçesi iki eksene dayanmaktadır. Birincisi, zamanaşımının kesilmesi ve yeniden işlemeye başlamasına ilişkin kurallar çerçevesinde, tahkim sürecindeki son işlemle kesilen sürenin dolmasından önce davanın açılmış olmasıdır. İkincisi ve daha belirleyici olanı, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır: sigortacı, tahkim yargılaması devam ederken rizikonun kasten gerçekleştirildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, zararın teminat dışı olduğunu savunmuş ve ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür; maddi vakıaya ilişkin durum ise ancak tahkim sürecinin tamamlanmasından çok sonra, 2017 yılında verilen beraat kararıyla netleşmiştir. Hukuk Genel Kurulu, sürecin bu şekilde gelişmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını vurgulayarak, Türk Medeni Kanunu m. 2'nin emredici niteliği gereği hâkimin bu hususu re'sen gözetmesi ve zamanaşımı def'ini reddetmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Kararın karşı oyu ise meselenin çekirdeğini göstermektedir: azınlığa göre hakem kararı yok hükmünde olduğundan zamanaşımı kesilmemiş, davacı elindeki kararla süresinde mahkemeye başvurmamıştır. Bu görüş kabul edilseydi, hak sahibi tamamen kendi dışındaki bir sebeple, yani hakemin süreye uymamasından ötürü alacağını dava edilebilir olmaktan çıkarmış olacaktı.
VI. DEĞERLENDİRME
1. Kesilmenin dayanağı tartışmasızdır. Türk Borçlar Kanunu m. 154/2, alacaklının dava veya def'i yoluyla "mahkemeye veya hakeme" başvurmasını zamanaşımını kesen sebepler arasında saymaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru da bir hakeme başvurudur; dolayısıyla başvuru anında zamanaşımı kesilir. Tartışma, hakem kararının süre yönünden kaldırılmasının bu kesilmeyi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırıp kaldırmadığı noktasındadır. Kanaatimizce kaldırmaz: kesilme, başvuru fiiline bağlanan bir sonuçtur ve alacaklının iradesi dışındaki bir usulî sakatlık nedeniyle geriye alınması, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
2. Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulu kararının, her tahkim dosyası için genel bir güvence olarak okunması doğru olmaz. Karar, sigortacının kendi davranışlarıyla süreci uzatmış olmasına ve davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamasına belirgin biçimde ağırlık vermektedir. Karşı tarafın böyle bir davranışının bulunmadığı bir dosyada, karşı oydaki yaklaşımın benimsenmesi ihtimali fiilen mevcuttur. Uygulamacı bakımından güvenli tutum, tahkim yolu kapandığında beklemeden mahkemeye başvurmaktır.
3. Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek süre bu durum için elverişli bir çözüm değildir. Anılan hüküm, davanın görevsizlik, yetkisizlik, düzeltilebilir bir yanlışlık veya vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmesi hâllerini düzenlemektedir; tahkim süresinin dolması bu hâllerin hiçbirine tam olarak uymaz. Kaldı ki uygulanabileceği kabul edilse dahi altmış gün, tahkimden mahkemeye geçiş için gerçekçi bir süre değildir: dosyanın temini, harç ve gider avansının yatırılması, delillerin yeniden düzenlenmesi çoğu zaman bu süreyi aşar.
4. Uzatma şartının pratikteki karşılığı ayrıca önem taşımaktadır. Kanun, sürenin yalnızca "tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle" uzatılabileceğini söylemektedir. Bu ifade üç unsuru birden aramaktadır: muvafakat açık olacak, yazılı olacak ve taraflardan yalnız birinden değil her ikisinden gelecektir. Dolayısıyla hakemin, dosyanın karara bağlanmasını erteleyen bir kararı, sonucu itibarıyla süreyi uzatıyorsa, bu üç unsurun gerçekleşmesine bağlıdır.
Uygulamada ise sigorta kuruluşlarının, bilirkişi raporunun kendi aleyhlerine sonuçlandığı dosyalarda "tazminat ferileriyle birlikte ödenecektir, şimdilik hüküm aşamasına geçilmemesi" ya da "ceza dosyasının sonucunun beklenmesi" yönünde talepte bulunduğu sıkça görülmektedir. Bu tür bir talebin kabulü, çoğu zaman fiilen bir süre uzatımıdır. Ödeme vaadinin gerçekleşmemesi hâlinde ise kaybedilen zamanın riski, uzatmayı hiç istememiş olan başvurana yüklenmektedir. Kanaatimizce hakemin, bekleme sonucunu doğuran her talepte, başvuranın açık ve yazılı muvafakatinin bulunup bulunmadığını denetlemesi; muvafakat yoksa talebi ya reddetmesi ya da beklemeyi süre içinde karar vermeyi engellemeyecek kesin ve kısa bir süreyle sınırlaması gerekir.
Başvuran vekili bakımından ise izlenmesi gereken yol açıktır: erteleme taleplerine karşı süre itirazı açıkça dosyaya geçirilmeli; muvafakat verilecekse bu, süresiz değil belirli bir tarihle sınırlı ve yazılı biçimde verilmelidir. Ödeme vaadine dayanan taleplerde, ödemenin yalnızca bilirkişi raporundaki asıl alacağı değil, faizi ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretini de kapsaması gerektiğinin baştan beyan edilmesi, eksik ödeme hâlinde dosyanın konusuz kalmayacağının kayda geçirilmesi bakımından önemlidir.
5. Nihayet belirtmek gerekir ki süre aşımı yalnızca başvuran aleyhine işleyen bir sorun değildir. Lehine karar verilmiş olan sigorta kuruluşu da, kararın süre yönünden kaldırılmasıyla elde ettiği sonucu kaybedebilir. Sorun taraflardan birine özgü değil, sistemiktir.
VII. UYGULAMAYA İLİŞKİN NOTLAR
Yukarıdaki tespitler, tahkim dosyalarının takibinde şu pratik sonuçları doğurmaktadır: hakemin görevlendirme tarihi dosyaya kaydedilmeli ve dört aylık süre takip edilmelidir. Bilirkişi raporu, ek rapor ve itiraz turlarının süreyi tüketme ihtimali belirdiğinde durum beyanla dosyaya geçirilmelidir. Karşı tarafın erteleme taleplerine karşı, süresiz bekleme yerine kesin ve kısa süre verilmesi talep edilmelidir. Kusur tespitinin ceza yargılamasına bağlı olduğu dosyalarda tahkim ile mahkeme arasındaki tercih, başvuru yapılmadan önce değerlendirilmelidir. Süre dolduktan sonra karar verilmişse, parasal sınıra bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Tahkim yolunun kapanması hâlinde ise mahkemeye başvuru geciktirilmemeli, zamanaşımı def'ine karşı hem kesilmeye hem de dürüstlük kuralına dayalı savunma baştan hazırlanmalıdır.
SONUÇ
Sigortacılık Kanunu m. 30/16, tahkimin hızını güvence altına almak amacıyla getirilmiş isabetli bir hükümdür. Ne var ki kanun, süreye uyulmaması hâlinde uyuşmazlığın mahkemece çözüleceğini söylemekle yetinmiş; bu geçişin hak sahibinin alacağı üzerindeki etkisini düzenlememiştir. Ortaya çıkan boşluk, Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli kararında görüldüğü üzere ancak dürüstlük kuralı üzerinden ve olayın somut özelliklerine bağlı olarak doldurulabilmekte; bu da hak sahibini öngörülemez bir belirsizliğe bırakmaktadır.
Kanaatimizce m. 30/16'ya, tahkim yolunun süre nedeniyle kapanması hâlinde tahkim başvurusunun zamanaşımını kestiği ve kararın kesinleşmesinden itibaren makul bir ek süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceği yönünde açık bir fıkra eklenmelidir. Ayrıca süre uzatımına ilişkin muvafakatin Komisyon tarafından taraflara resmen sorulması ve tutanağa bağlanması, hem hakemleri hem tarafları koruyacak basit ama etkili bir usul güvencesi olacaktır. Aksi hâlde, hızlı çözüm vaadiyle tercih edilen bir yol, hak sahibi için yılların ve kimi zaman alacağın kendisinin kaybıyla sonuçlanmaya devam edecektir.
KAYNAKÇA
5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 435.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 154, m. 158.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 2.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı.