Güncel Bir Karar Işığında Görevli Yargı Yolu ve Zarar Kalemlerinin Sınırları
GİRİŞ
Kentlerde yürütülen yol yapım ve bakım çalışmaları, gerekli işaretleme ve güvenlik önlemleri alınmadığında sürücüler için ciddi bir tehlike kaynağına dönüşmektedir. Gece vakti aydınlatılmamış ve işaretlenmemiş bir çalışma alanındaki toprak yığınına, çukura veya malzeme birikintisine çarpan araç sahibinin zararını kimden ve hangi yargı kolunda isteyeceği sorusu, uygulamada hâlâ tereddüt doğurmaktadır. Bu yazıda; Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.02.2026 tarihli, 2025/97 E., 2026/87 K. sayılı güncel kararı ekseninde, karayolunun yapım ve bakımından sorumlu idarenin hukuki sorumluluğu, görevli yargı yolu tartışması ve talep edilebilecek zarar kalemlerinin sınırları ele alınmaktadır. Anılan uyuşmazlık tarafımızca takip edilmiş olup karar, ilk derece hükmü niteliğindedir ve istinaf kanun yolu açıktır.
I. OLAY VE KARARIN ÖZETİ
Uyuşmazlığa konu olayda sürücü, gece saat 20.00 sularında şehir içi bir caddede seyir hâlindeyken yol çalışması yürütülen kesime gelmiş; herhangi bir uyarı levhası, duba, reflektif işaretleme veya yönlendirme bulunmaksızın yol üzerinde bırakılan toprak birikintisine çarpmıştır. Kaza tespit tutanağında, yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluşun yeterli işaretleme ve dubalama yapmadığı için kusurlu olduğu, sürücünün ise kusurunun bulunmadığı tespit edilmiştir.
Yargılamada alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında; kazanın asli ve tam sorumlusunun yolun yapım ve bakımından sorumlu büyükşehir belediyesi olduğu, olayın doğrudan hizmet kusuru kapsamında değerlendirildiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 10. maddesi ile idareye yüklenen yol güvenliğini sağlayıcı işaretleme yükümlülüğünün hiç yerine getirilmemesinin "hizmetin hiç işlememesi" niteliğinde ağır hizmet kusuru oluşturduğu, sürücü yönünden ise öngörülebilirlik, fark edilebilirlik ve kaçınabilirlik unsurlarının hiçbirinin gerçekleşmediği belirtilmiştir. Mahkeme bu tespitler doğrultusunda davayı hasar bedeli ve araç mahrumiyeti yönünden kabul etmiş; 259.456,09 TL onarım bedeli ile 8.160,00 TL araç mahrumiyet bedelinin kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı belediyeden tahsiline hükmetmiş, değer kaybı talebini ise aşağıda ayrıca inceleneceği üzere reddetmiştir.
II. SORUMLULUĞUN HUKUKİ DAYANAĞI
Karayolunun yapım ve bakımı ile görevli kuruluşlar, karayolu yapısını trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla; yapım, bakım ve onarım çalışmalarının sürdürüldüğü yol kesimlerinde trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek her türlü durumu önceden işaretlemekle yükümlüdür. Şehir içi yollarda bu yükümlülük belediyelere aittir. Trafik işaretlerinin ve güvenlik önlemlerinin amacı, sürücünün tehlikeyi zamanında fark edip uygun manevrayla tedbir alabileceği bir sistemin kurulmasıdır. Bu sistemin hiç kurulmamış olması, öğretide ve içtihatta hizmet kusurunun en ağır görünümü olan "hizmetin hiç işlememesi" hâli olarak nitelendirilmektedir.
Uygulamada idarelerin sıkça başvurduğu savunma, çalışmanın ihale edilen yüklenici tarafından yürütüldüğü ve sözleşme uyarınca güvenlik önlemlerinin yükleniciye ait olduğudur. İncelenen kararda bu savunma isabetli biçimde reddedilmiştir: İdarenin yüklenici ile yaptığı sözleşme, zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Denetim ve koordinasyon sorumluluğu devredilemez; sözleşmeyle yükleniciye bırakılan uygulama sorumluluğu, ancak idare ile yüklenici arasındaki iç ilişkide (rücuen) hüküm ifade eder. Zarar gören bakımından idare ve yüklenici, müteselsilen sorumludur.
III. GÖREVLİ YARGI YOLU: UYGULAMADAKİ KARMAŞA
Bu tür davalarda uygulamanın en çetrefilli sorunu, uyuşmazlığın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceğidir. Zarar, idarenin hizmet kusurundan doğmaktadır; klasik yaklaşım, hizmet kusuruna dayalı tazminat istemlerinin idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülmesini gerektirir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararında, yoldaki çukura düşen araç bakımından yol bakım ve onarım hizmetinin kusurlu işletilmesine dayanan davanın kural olarak idari yargıda görülmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Buna karşılık 2918 sayılı KTK'nın 110. maddesinin birinci fıkrası, "bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının" adli yargıda görüleceğini açıkça düzenlemektedir. Karayolu güvenliğinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükler de KTK'da düzenlendiğinden, Uyuşmazlık Mahkemesinin yerleşik kararlarında, KTK kapsamındaki trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğan uyuşmazlıkların — hizmet kusuruna dayanılmış olsa dahi — adli yargıda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 16.11.2021 tarihli, 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararında, yol bakım çalışmasında gerekli işaretlemelerin yapılmaması nedeniyle açılan tazminat davası bakımından bu çizgiyi izlemiştir. Yakın tarihli bir örnek olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararında; yol üzerine bırakılan kaldırım taşına çarpılması olayında KTK m. 110 uyarınca adli yargının görevli olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararını bozmuştur.
Görüldüğü üzere içtihat tablosu tümüyle yeknesak değildir; ölçüt, zararın KTK ile idareye yüklenen trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğup doğmadığıdır. Yol üzerindeki fiziki engel, işaretleme eksikliği ve çalışma alanı güvenliği KTK'nın doğrudan düzenleme alanında kaldığından, bu tip uyuşmazlıklarda adli yargıda dava açılması hem Uyuşmazlık Mahkemesi istikrarına hem de güncel Yargıtay uygulamasına uygundur. İncelenen kararda da görev itirazı benimsenmemiş ve uyuşmazlık asliye hukuk mahkemesince esastan çözülmüştür. Yine de uygulayıcının, yargı yolu itirazıyla karşılaşma ve zaman kaybı riskini hesaba katarak dava stratejisini kurması gerekir.
IV. ZARAR KALEMLERİ VE SINIRLARI
1. Hasar (onarım) bedeli: Zararın temel kalemi, aracın onarım giderleridir. Kararda, bağımsız ekspertiz raporundaki kalemlerin piyasa rayiçleriyle karşılaştırmalı olarak doğrulanması dikkat çekicidir; bilirkişi, yetkili ve özel servislerden alınan onarım teklifleri ile parça katalog bedellerini raporla kıyaslayarak talebin fahiş olmadığını ortaya koymuştur. Yargıtay uygulamasında, hasarın kaza ile uyumlu olduğu ve onarım bedelinin gerçek ve makul olduğu tespit edilmişse tazminat talebinin reddi mümkün değildir (Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.).
2. Araç mahrumiyeti: Aracından yoksun kalan malik, ikame ulaşım için katlandığı veya katlanacağı makul gideri isteyebilir. Burada ölçüt, aracın fiilen kaç günde onarıldığı değil, makul koşullarda kaç günde onarılabileceğidir; zarar sorumlusunun, kendisiyle illiyet bağı bulunmayan gecikmelerden (servis yoğunluğu, parça tedarik süreci gibi) sorumlu tutulması mümkün değildir. İncelenen kararda bilirkişi, onarım iş kalemlerini tek tek süreye bağlayarak makul onarım süresini belirlemiş; emsal segmentteki araçların günlük kiralama bedelinden aracın yaşına göre amortisman indirimi ve yakıt benzeri zorunlu giderler düşülerek günlük net mahrumiyet bedeli hesaplanmıştır. Bu yöntem, mahrumiyet zararının soyut beyanlarla değil, denetlenebilir teknik verilerle kanıtlanması gerektiğini gösteren iyi bir örnektir.
3. Değer kaybının sınırı: Kararın belki de en öğretici yönü, yüksek tutarlı hasara rağmen değer kaybı talebinin reddedilmiş olmasıdır. Araçta değer kaybının doğabilmesi için hasar gören bölgenin daha önce hasarlanmamış olması aranır; daha önce hasar görüp onarılan parça ve bölgelerin aynı nitelikte yeniden hasarlanması hâlinde, aracın ikinci el değerine yansıyan ilave bir azalma — mükerrer bir değer kaybı — oluşmaz. Yerleşik uygulama bu yöndedir ve güncel istinaf kararlarında da sürdürülmektedir (örn. Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.: aynı bölgeden önceden hasarlanmış araçta sonraki kaza nedeniyle değer kaybı oluşmayacağı). Somut olayda aracın geçmişe dönük çok sayıda hasar kaydının bulunması ve güncel hasarın büyük ölçüde aynı bölgelere isabet etmesi karşısında değer kaybı talebi reddedilmiştir. Uygulayıcı için çıkarılacak ders açıktır: Değer kaybı otomatik bir kalem değildir; dava öncesinde aracın TRAMER ve eksper kayıtları üzerinden hasar geçmişi mutlaka incelenmeli, talep buna göre şekillendirilmelidir.
SONUÇ
İncelenen karar; işaretlenmeyen yol çalışması alanında meydana gelen tek taraflı kazalarda (i) yolun yapım ve bakımından sorumlu belediyenin "hizmetin hiç işlememesi" düzeyindeki hizmet kusuru nedeniyle zararın tamamından sorumlu tutulabileceğini, (ii) yüklenici sözleşmesinin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini, (iii) KTK'nın 110. maddesi ekseninde bu uyuşmazlıkların adli yargıda çözülebildiğini ve (iv) zarar kalemlerinin — özellikle değer kaybının — teknik sınırlarının titizlikle denetlendiğini ortaya koymaktadır. Araç sahipleri yönünden pratik öneri; kaza anında kolluk çağrılarak çalışma alanının işaretsiz hâlinin tutanak ve fotoğraflarla belgelenmesi, bağımsız ekspertiz raporu alınması ve aracın hasar geçmişinin talep stratejisi belirlenmeden önce incelenmesidir. İdareler yönünden ise karar, yol çalışmalarında işaretleme yükümlülüğünün ihale sözleşmeleriyle devredilemeyecek asli bir kamusal görev olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
KAYNAKÇA / KARAR KÜNYELERİ
Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 05.02.2026, 2025/97 E., 2026/87 K. (ilk derece; istinaf yolu açık)
Yargıtay HGK, 16.11.2021, 2018/99 E., 2021/1421 K.
Yargıtay HGK, 06.04.2021, 2017/1098 E., 2021/422 K.
Yargıtay HGK, 04.11.2015, 2014/731 E., 2015/2366 K.
Yargıtay 4. HD, 08.11.2023, 2022/16605 E., 2023/12068 K.
Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.
Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 10, 13, 14, 110