KASKO SİGORTASINDA OLAY YERİNİ TERK VE İSPAT YÜKÜNÜN YER DEĞİŞTİRMESİ
Tek Taraflı ve Tutanaksız Kazalarda Genel Şartlar A.5.10, TTK m. 1409 ve 1446 Işığında Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024-2025 Kararları Üzerine Bir Değerlendirme
GİRİŞ
Kasko sigortası uyuşmazlıklarının önemli bir bölümü, karşı tarafı bulunmayan ve çoğu zaman kolluk tutanağı da düzenlenmemiş olan tek taraflı kazalardan doğmaktadır. Sürücünün direğe, bariyere ya da park hâlindeki bir araca çarptığı, ardından olay yerinden ayrıldığı bu olaylarda sigortacı, sürücünün kim olduğunun, alkollü ya da ehliyetsiz olup olmadığının artık tespit edilemeyeceğini ileri sürerek tazminat talebini reddetmekte; uyuşmazlık, sürücünün olay yerinden ayrılmış olmasına hangi hukuki sonucun bağlanacağı ve ispat yükünün hangi tarafta olduğu noktasında düğümlenmektedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2024 ve 2025 yıllarında verdiği bir dizi kararla bu soruya giderek belirginleşen bir cevap vermiştir: Tek taraflı kazada yaralanmamış sürücünün haklı bir neden olmaksızın olay yerinden ayrılması, ispat yükünü sigortalıya geçirir; bu andan itibaren sürücünün alkolsüz ve ehliyetli olduğunu, rizikonun teminat içinde kaldığını sigortalı kanıtlamak zorundadır. Bu çalışma, anılan içtihadı Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.10 maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1409 ve 1446. maddeleri ışığında incelemekte; içtihadın pratik sonuçlarının öngörülebilir olduğunu, ancak dayandığı hukuki temelin üç noktada tartışmaya açık bulunduğunu ileri sürmektedir.
I. NORMATİF ÇERÇEVE
Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.1 maddesinin (b) bendi, gerek hareket gerek durma hâlindeyken aracın sabit veya hareketli bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi ve yuvarlanması gibi kazaları teminat kapsamına alır. Tek taraflı kaza bu bendin tipik uygulama alanıdır. Genel Şartlar'ın B.1 maddesinde sayılan sigortalı yükümlülükleri, rizikonun öğrenilmesinden itibaren beş iş günü içinde ihbar, kurtarma ve koruma önlemleri, zorunlu hâller dışında olay yerinde değişiklik yapmama, belge ve bilgi verme, araştırmaya izin verme ve tanık bildirmeden ibarettir. Genel Şartlar'ın hiçbir hükmü, tazminatın ödenmesini kolluk tarafından düzenlenmiş bir kaza tespit tutanağının varlığına bağlamaz. Tutanak yükümlülüğü sigorta sözleşmesinden değil, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 81. maddesinden doğar; bu madde kazaya karışanların kazayı yetkili memurlara bildirmesini ve izin almadan kaza yerinden ayrılmamasını emreder, yalnız maddi hasarlı kazalarda ise tarafların aralarında yazılı tutanak düzenleyerek ayrılabilmelerine izin verir. Tek taraflı kazada anlaşmalı tutanak düzenleyecek bir karşı taraf bulunmadığından tutanak ancak trafik zabıtası çağrılırsa düzenlenir. 12.02.2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun'la değiştirilen 81. maddenin üçüncü fıkrası, anlaşma hâli dışında zabıtanın iznini almadan zaruret dışında olay yerinden ayrılan sürücüye 46.000 Türk lirası idari para cezası öngörmektedir. Bu yaptırım trafik düzenine ilişkindir; sigorta teminatını doğrudan etkilemez.
Teminat dışı hâller Genel Şartlar'ın A.5 maddesinde sayılmıştır. Olay yerini terk, 01.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren Genel Şartlar'la eklenen 5.10 bendinde şu ifadeyle düzenlenmiştir: "Zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb.) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bentlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılması." Hükmün lafzı iki unsur içerir: Ayrılmanın sürücü belgesiz ya da alkollü kullanım ihlalleri nedeniyle olması ve kimliğin tespitini engelleme amacı taşıması. Olay yerini terk, kendi başına değil, bu iki unsurla birlikte teminat dışılık sebebidir.
İspat yükü bakımından Türk Ticaret Kanunu'nun 1409. maddesinin ikinci fıkrası açıktır: Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir. Aynı Kanun'un 1452. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca bu hüküm sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar aleyhine değiştirilemez. Rizikonun gerçekleştiğini bildirme yükümlülüğünü düzenleyen 1446. madde ise bildirimin yapılmaması veya geç yapılmasının sonucunu, ödenecek tazminatta artışa neden olduğu ölçüde ve kusurun ağırlığına göre indirim olarak belirlemiştir; bu madde de 1452/3 kapsamında emredicidir.
II. İSPAT YÜKÜNÜN YER DEĞİŞTİRMESİ DOKTRİNİNİN KAYNAĞI
Yargıtay'ın kasko uyuşmazlıklarında tekrarladığı formül şöyledir: Rizikonun teminat dışında kaldığını ispat yükü sigortacıdadır; olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleştiği ileri sürülüyorsa, iddia edilen oluş şeklinin A.5'teki teminat dışı hâllerden biri olması gerekir. Ancak sigortalı, rizikonun gerçekleştiğine ilişkin doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı biçimde teminat dışı bir hususu teminat içindeymiş gibi ihbar ederse, ispat yükü yer değiştirir ve rizikonun teminat içinde kaldığını sigortalı kanıtlamak zorunda kalır. Daire bu formülü Genel Şartlar'ın A.5 ya da B.1.5 maddesi ile Türk Ticaret Kanunu'nun 1446. maddesinin ikinci fıkrasına dayandırmaktadır.
Formülün kaynağı, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde Hukuk Genel Kurulu tarafından geliştirilen ve 17. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasında sürdürülen içtihattır. Mülga Kanun'un 1292. maddesi, rizikonun gerçekleştiğini bildirme yükümlülüğünün kasten yerine getirilmemesine sigorta bedelini isteme hakkının kaybı sonucunu bağlamaktaydı; içtihat, bu ağır yaptırımı yumuşatarak kasten yanlış ihbar hâlinde ispat yükünün yer değiştireceği ara çözümünü benimsemişti. 6102 sayılı Kanun ise ihbar yükümlülüğünün ihlaline artık hak kaybı değil, 1446. maddenin ikinci fıkrasında yalnızca tazminattan indirim sonucunu bağlamıştır. Daire'nin güncel kararlarında formülün dayanağı olarak gösterilen 1446/2 hükmü, metninde ne ispat yükünden ne de yer değiştirmesinden söz eder. Doktrinin yeni Kanun döneminde hangi normatif temele oturduğu, aşağıda ele alınacağı üzere, içtihadın en tartışmalı yönüdür.
III. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ'NİN 2024-2025 ÇİZGİSİ
Daire'nin 06.02.2025 tarihli kararına konu olayda, gece 04:00 sularında tek taraflı kaza meydana gelmiş, kolluk tutanağı düzenlenmemiş, yaralanmayan sürücü olay yerinden ayrılmıştı. Uyuşmazlık Hakem Heyeti, terkin tek başına teminat dışı hâl olmadığını ve sigortacının teminat dışılığı somut delillerle ispat etmesi gerektiğini belirterek 340.000 TL'ye hükmetmiş, İtiraz Hakem Heyeti bu kararı esas yönünden korumuştu. Daire, tek taraflı kazada can güvenliğini tehlikeye atan bir durum yokken olay yerinden ayrılmanın haklı sebebi aştığını, terkin alkol denetimini ve kimlik tespitini imkânsızlaştırdığını, dolayısıyla sürücünün alkolsüz ve ehliyetli olduğunu ispat yükünün sigortalıya geçtiğini ve dosyadaki delillerle bu ispatın yapılamadığını belirterek kararı bozmuştur (Yargıtay 4. HD, E. 2024/13447, K. 2025/1868, 06.02.2025). Karar, terkin geçici veya kalıcı olmasının değil, geçerli bir sebebe dayanıp dayanmamasının belirleyici olduğunu da vurgulamaktadır.
03.03.2025 tarihli kararda sürücü, park hâlindeki araca çarptıktan sonra yaralı yolcular için su almaya gittiğini açıklamıştı; yolcular yaralanmışken sürücünün yaralanmamış olması tıbben açıklanamamıştı. İtiraz Hakem Heyeti, su bulmanın Genel Şartlar A.5.10 anlamında zorunlu hâl olmadığını, ispat yükünün sigortalıya geçtiğini ve teminat içinde kalındığının kanıtlanamadığını belirterek başvuruyu reddetmiş; Daire kararı onamıştır (Yargıtay 4. HD, E. 2023/8701, K. 2025/3610, 03.03.2025). Aynı yaklaşım, kazadan ertesi sabah alınan alkol raporu ve kolluk tutanağında sürücünün tespit edilememesi karşısında ret kararını onayan 22.01.2024 tarihli kararda (Yargıtay 4. HD, E. 2021/27083, K. 2024/717, 22.01.2024) ve tutanakta "sürücü firar etti" kaydı bulunan tek taraflı kazada ret kararını onayan bölge adliye mahkemesi uygulamasında (Sakarya BAM 7. HD, E. 2025/402, K. 2026/1320, 06.07.2026) görülmektedir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ise olay yerini terkte haklı gerekçenin önce sigortalı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, bu ispatın ardından 1409. maddedeki yükün sigortacıya döneceğini belirterek, ispat yükünü tamamen sigortacıya yükleyen ilk derece kararını kaldırmış ve soruşturma dosyası, GSM kayıtları ve sosyal medya görüntülerinin bütüncül incelenmesini istemiştir (Antalya BAM 16. HD, E. 2024/1370, K. 2026/668, 20.05.2026).
Bu kararlardan çıkan ölçüt üç unsurludur: Kaza tek taraflıdır ve üçüncü kişiye zarar verilmemiştir; sürücü yaralanmamıştır; can güvenliğini tehlikeye atan bir durum yoktur. Bu üç unsur bir aradaysa Daire, olay yerinden ayrılmayı korku ya da panikle açıklanabilecek bir davranış olarak görmemekte, sürücünün kimlik ve alkol tespitini imkânsızlaştırdığını kabul ederek ispat yükünü sigortalıya geçirmektedir.
IV. KARŞI ÇİZGİ: SİGORTACININ SOMUT DELİL YÜKÜ
Daire, sürücünün olay yerinde kaldığı ve kolluk tutanağında sürücü olarak yazıldığı dosyalarda sigortacının varsayıma dayalı savunmalarını kabul etmemektedir. Tek taraflı kazada sigortacının hasar dosyası araştırma raporuna dayanarak sürücü değişikliği yapıldığını ileri sürdüğü bir uyuşmazlıkta Daire, kolluğun düzenlediği kaza tespit tutanağının aksinin aynı güçteki delillerle ispat edilmesi gerektiğini, araştırma raporunun soyut değerlendirme ve varsayımlara dayandığını, sürücü değişikliğinin tek başına teminat dışı hâl olmadığını ve sigortacının 1409/2 uyarınca teminat dışı bir hâlin varlığını ispat edemediğini belirterek tazminata ilişkin kararı, yalnızca vekâlet ücreti yönünden düzelterek onamıştır (Yargıtay 4. HD, E. 2023/11215, K. 2024/166, 09.01.2024). Sigorta Tahkim Komisyonu uygulamasında da terkin tek başına ret sebebi olmadığı, sigortacının sürücünün belgesiz ya da alkollü olduğuna dair belge sunmadıkça ispat yükünün kendisinde kaldığı kabul edilmektedir (Sigorta Tahkim Komisyonu, K-2018/64927, 28.09.2018; Hakem Karar Dergisi, S. 35).
Alkol savunması bakımından Daire, teminat dışılık için sürücünün alkollü olmasının yetmediğini, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmesi gerektiğini ve bunun ispatının sigortacıya düştüğünü yinelemiş; ancak sürücünün %100 kusurlu ve 1,00 promil ve üzeri alkollü olduğu hâllerde, emniyetli araç kullanamayacak durumda olması nedeniyle zararın münhasırlık raporu aranmadan teminat dışında kalacağını belirtmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2024/668, K. 2024/9713, 15.10.2024). Tek taraflı kazada sürücü tanım gereği tam kusurlu olduğundan, bu ayrım alkol ölçümü bulunan dosyalarda belirleyici; ölçüm bulunmayan dosyalarda ise ispat yükünün kimde olduğu sorusuyla iç içedir.
V. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME
Daire'nin ulaştığı sonuçlar, olay yerinden ayrılmanın delil durumunu geri dönülmez biçimde bozduğu gerçeği karşısında uygulama bakımından anlaşılabilirdir. Bununla birlikte içtihadın dayandığı hukuki temel üç noktada tartışmaya açıktır.
Birincisi, Genel Şartlar A.5.10'un lafzı, terk fiiline değil, sürücü belgesiz ya da alkollü kullanımı gizlemek amacıyla kimliğin tespitini engelleyecek şekilde ayrılmaya teminat dışılık sonucu bağlar. Amaç unsuru teminat dışılığın kurucu şartıdır ve TTK m. 1409/2 uyarınca bu şartın gerçekleştiğini ispat yükü sigortacıdadır. Daire'nin uygulaması ise tek taraflı kaza, yaralanmama ve can güvenliği tehlikesinin yokluğu üç unsurundan amaç unsurunun varlığını fiilen bir karine olarak çıkarmakta ve sigortacıyı bu amacı ispattan kurtarmaktadır. Oysa sürücünün olay yerinden ayrılmasının panik, cezai sorumluluk endişesi, aracın çekilmesi için yardım arama ya da yalnızca bilgisizlik gibi kimlik gizleme amacı taşımayan nedenleri olabilir. A.5.10'daki amaç unsurunun karineye dönüştürülmesi, teminat dışı hâllerin sınırlı sayıda ve dar yorumlanması ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
İkincisi, ispat yükünün yer değiştirmesi doktrini, mülga Kanun'un ihbar yükümlülüğünün kasten ihlaline hak kaybı sonucu bağlayan 1292. maddesi döneminde, bu ağır yaptırımı hafifletmek amacıyla geliştirilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 1446. maddesi ise ihbar yükümlülüğünün ihlaline yalnızca kusur oranında indirim sonucu bağlamış ve 1452/3 ile bu düzenlemeyi emredici kılmıştır. Kanun koyucunun bilinçli olarak hafiflettiği bir yaptırımın, içtihat yoluyla ispat yükünün tersine çevrilmesi biçiminde sürdürülmesi, hem 1446/2'nin lafzıyla hem de 1409/2'nin emredici niteliğiyle çelişmektedir. Kasten yanlış ihbar, Kanun sistematiğinde en fazla 1446/2 kapsamında indirim ya da genel hükümlere göre dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilebilir; ispat yükünü yasal düzenlemenin aksine dağıtan bir sonuç doğurmamalıdır. Bu itibarla Daire'nin kararlarında 1446/2'ye yapılan atıf, doktrinin yeni Kanun'daki dayanağını göstermekten çok, eski içtihadın alışkanlıkla sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır.
Üçüncüsü, kolluğun kaza tespit sürecindeki eksiklikleri sigortalıya yüklenmektedir. Daire'nin 01.07.2024 tarihli bir kararına yazılan karşı oy bu sorunu açıkça dile getirmiştir: Rizikonun gerçekleşme biçimini ve sürücünün kimliğini tespit etmeye yarayacak ispat vasıtalarının kolluk tarafından eksik toplanması hâlinde, bu eksiklikte kusuru bulunmayan sigortalıya ispat yükünün geçtiğinden söz edilemez; sigortacı, sürücünün ehliyetsiz ya da alkollü olduğunu somut biçimde ispat etmek zorundadır (Yargıtay 4. HD, E. 2022/1311, K. 2024/6777, 01.07.2024, karşı oy). Çoğunluk görüşü ise kolluk tutanağında sürücünün tespit edilememesini, aksi aynı güçte delille ispat edilmedikçe geçerli bir olgu olarak kabul etmiş ve tanık beyanlarını yeterli görmemiştir. Olay yerinde alkol kontrolü yapmayan, kamera kaydı toplamayan ya da mevcut kişileri tutanağa yazmayan kolluk uygulamasının sonuçlarının sigortalıya yüklenmesi, ispat yükünün dağılımını fiilen tutanağı düzenleyen memurun takdirine bırakmaktadır.
Bu üç noktadan hareketle şu sonuca varılabilir: Olay yerini terk, sigorta hukukunda kendi başına bir yaptırım kuralı değil, delil durumunu etkileyen bir olgudur. Sürücünün ayrılmasıyla kaybolan delilin kimin aleyhine değerlendirileceği sorusu, ispat yükünün tersine çevrilmesiyle değil, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219 ve 220. maddeleri ile delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesi çerçevesinde çözülmelidir. Sigortacı, teminat dışı hâlin varlığına ilişkin asgari düzeyde somut bir olgu, örneğin olay saatinde alkollü mekân çıkışı, sürücünün ehliyetsizliği ya da beyanlar arasındaki tutarsızlık gösterdiğinde, sigortalının bu olguları açıklamaması aleyhine değerlendirilebilir; ancak sigortacının hiçbir somut olgu göstermeden yalnızca terk olgusuna dayanması, 1409/2'deki yükü tersine çevirmemelidir.
VI. UYGULAMAYA İLİŞKİN TESPİTLER VE ÖNERİLER
Mevcut içtihat karşısında sigortalı vekili, tek taraflı kazada olay yerinden ayrılan sürücünün haklı sebebini somut delille ortaya koymak zorundadır: Hastane kayıtları, 112 çağrı kaydı, yakın çevreden yardım isteme kayıtları ve olay yerine dönüş süresi bu bakımdan belirleyicidir. Kolluk çağrılmamışsa, kazadan hemen sonra alınmış alkol raporu, tarih ve saat bilgili fotoğraflar, araç takip sistemi ve kamera kayıtları, ispat yükü sigortalıya geçse dahi teminat içinde kalındığını kanıtlamaya elverişli delillerdir. Sigortacı vekili ise araştırma raporunun tek başına delil olmadığını gözeterek, raporda işaret edilen GSM kayıtları, kamera görüntüleri ve soruşturma dosyası gibi kaynakların mahkemece toplanmasını talep etmelidir.
De lege ferenda, Genel Şartlar A.5.10'un amaç unsurunu açıkça koruyacak ve terkin tek başına teminat dışılık sebebi olmadığını belirtecek biçimde yeniden kaleme alınması; Yargıtay'ın ise ispat yükünün yer değiştirmesi için sigortacıdan asgari düzeyde somut olgu göstermesini araması ve kolluk kaynaklı delil eksikliğini sigortalı aleyhine değerlendirmemesi önerilebilir. 7574 sayılı Kanun'la olay yerinden izinsiz ayrılmaya bağlanan ağır idari yaptırım, trafik düzeni bakımından caydırıcılığı zaten sağlamaktadır; aynı davranışa sigorta teminatının fiilen kaybı sonucunun da eklenmesi, sigortalıyı Kanun'un öngörmediği ikinci bir yaptırımla karşı karşıya bırakmaktadır.
SONUÇ
Tek taraflı kaza kasko teminatı içindedir ve Genel Şartlar tazminatı kaza tespit tutanağının varlığına bağlamaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024-2025 tarihli kararları, yaralanmamış sürücünün haklı neden olmaksızın olay yerinden ayrıldığı tek taraflı kazalarda ispat yükünün sigortalıya geçtiğini ve teminat içinde kalındığının kanıtlanamaması hâlinde talebin reddedileceğini kabul ederek uygulamaya öngörülebilir bir ölçüt kazandırmıştır. Ancak bu ölçüt, Genel Şartlar A.5.10'daki amaç unsurunu karineye dönüştürmekte, mülga Kanun döneminde geliştirilen bir doktrini 6102 sayılı Kanun'un yalnızca indirim öngören 1446. maddesine dayandırmakta ve kolluğun delil toplama eksikliklerini sigortalıya yüklemektedir. Daire'nin aynı dönemde, olay yerinde kalan ve tutanakta sürücü olarak yazılan sigortalı lehine araştırma raporunu soyut bularak verdiği kararlar, sorunun özünde ispat yükünün değil delil durumunun yattığını göstermektedir. Olay yerini terkin sigorta hukukundaki yeri, teminatı kaybettiren bir kural olarak değil, delillerin değerlendirilmesinde sigortalı aleyhine gözetilecek bir olgu olarak belirlenmeli; TTK m. 1409/2'nin emredici dağılımı korunmalıdır.
KAYNAKÇA
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1409, 1446, 1448, 1452.
6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu, m. 1292.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 219, 220.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 48, 81 (7574 sayılı Kanun'la değişik).
Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları (yürürlük 01.04.2013), m. A.1, A.5.4, A.5.5, A.5.10, B.1.
Yargıtay 4. HD, 09.01.2024, E. 2023/11215, K. 2024/166.
Yargıtay 4. HD, 22.01.2024, E. 2021/27083, K. 2024/717.
Yargıtay 4. HD, 01.07.2024, E. 2022/1311, K. 2024/6777 (karşı oy).
Yargıtay 4. HD, 15.10.2024, E. 2024/668, K. 2024/9713.
Yargıtay 4. HD, 06.02.2025, E. 2024/13447, K. 2025/1868.
Yargıtay 4. HD, 03.03.2025, E. 2023/8701, K. 2025/3610.
Antalya BAM 16. HD, 20.05.2026, E. 2024/1370, K. 2026/668.
Sakarya BAM 7. HD, 06.07.2026, E. 2025/402, K. 2026/1320.
Sigorta Tahkim Komisyonu, 28.09.2018, K-2018/64927, Hakem Karar Dergisi, S. 35.
Karar metinleri: mevzuat.adalet.gov.tr (UYAP Bilgi Bankası); sigortatahkim.org.
Next