Oklahoma’da bir yargıcın hukuk araştırmasında ChatGPT’den yararlanmasının ardından kararına gerçekte var olmayan iki içtihat atfının girmesi, üretken yapay zekânın hukuk alanındaki “halüsinasyon” sorununu bu kez avukatların dilekçelerinden hâkim kararlarına taşıdı. Türkiye’de mevcut yargı etiği ilkeleri insan denetimini şart koşuyor; Avrupa Konseyi ise daha ileri giderek hâkimin YZ kullanımının kayda geçirilmesini, taraflara açıklanmasını ve YZ kaynaklı hukuk atıflarının doğrulanmasını istiyor.

ABD’nin Oklahoma eyaletinde Bölge Yargıcı Lawrence Wheeler, hukuk araştırmasında ChatGPT kullandığını ve 2025’te verdiği bir karara yapay zekânın ürettiği, gerçekte bulunmayan en az iki içtihat atfının girdiğini kabul etti.

Oklahoma Eyalet Soruşturma Bürosunun incelemesine konu olan olayda Wheeler, kararı ChatGPT’ye yazdırmadığını, metni kendisinin hazırladığını söyledi. Ancak yargıcın kararında yer verdiği Cummings v. Cimarron Elevator Co. ve Hawkins v. Linhart adlı iki davanın gerçekte mevcut olmadığı ortaya çıktı. Wheeler daha sonra söz konusu kararı kaldırdı. Karara karşı Oklahoma Yüksek Mahkemesine başvuran avukat da bunun ardından başvurusunu geri çekti.

Olay, yalnızca YZ kullanımına ilişkin bir soruşturmadan ibaret değil. Wheeler hakkındaki incelemede jüri görüşmelerini gizlice dinlediği ve başka bir yargısal işlem konusunda uygunsuz davranışta bulunduğu yönündeki iddialar da araştırıldı. Dosyayı inceleyen Oklahoma Başsavcılığı cezai kovuşturmayı destekleyecek yeterli delil bulunmadığı sonucuna vardı. Ancak bu değerlendirme, yargısal etik ve disiplin bakımından dosyanın kapandığı anlamına gelmiyor. Oklahoma Yüksek Mahkemesi veya eyaletin yargısal disiplin mercileri ayrı işlem yapabiliyor.

Sorun artık yalnız avukatların hatası değil

Üretken YZ’nin gerçekte bulunmayan kararları, kanun hükümlerini veya akademik kaynakları gerçekmiş gibi üretmesi hukuk dünyasında yeni değil. 2023’ten bu yana ABD’de çok sayıda avukat, ChatGPT tarafından uydurulan kararları dilekçelerinde kullandığı için para cezasına veya mesleki yaptırıma uğradı.

Oklahoma’nın kendisi de bu konuda birkaç ay önce açık kurallar benimsemişti. Eyalet Yüksek Mahkemesi 23 Mart 2026 tarihli kararında mahkemelerde üretken YZ kullanılmasını yasaklamadı; ancak kullanan kişinin sunduğu belgenin içeriği ve doğruluğundan tamamen sorumlu olduğunu belirtti. Mahkeme, YZ kullanımının ayrıca açıklanmasını ise zorunlu tutmadı.

Oklahoma Ceza İstinaf Mahkemesi de şubat ayında üretken YZ ile hazırlanan bölümlerin doğruluğunun bir insan tarafından denetlenmesini zorunlu hale getirdi. Yanlışlığın dosyaya girmesi hâlinde belgenin kayıttan çıkarılmasından mahkemeye saygısızlık yaptırımına kadar sonuçlar öngörüldü.

Daha dikkat çekici olan ise Oklahoma Yüksek Mahkemesinin mayıs ayında ChatGPT’nin ürettiği beş atfı doğrulamadan mahkemeye sunan avukat Matthew Brett Reeves’i alenen kınamasıydı. Mahkeme, üretken YZ kullanımının başlı başına sorun olmadığını; ancak YZ’den alınan bilgilerin denetlenmemesinin hukuk sisteminin güvenilirliğine zarar verdiğini belirtti.

Wheeler vakası bu nedenle farklı bir soru doğuruyor: Avukattan beklenen doğrulama özeni, karar veren hâkim bakımından nasıl uygulanacak?

Bu sorunun yanıtı artık tek bir Oklahoma vakasına da bağlı değil. Mississippi’de kısa süre önce bir federal hâkimin kararındaki çok sayıda hata, mahkeme kâtibinin Perplexity kullanımıyla ilişkilendirildi. Eyalet yönetimi, hatalı kararın ardından hâkimin davadan alınmasını istedi. Böylece YZ kaynaklı yanlışlıkların doğrudan yargısal karar metinlerine girmesi, birden fazla olayla görünür hâle geldi.

Avrupa Konseyi: Hâkim son ve münhasır sorumlu

Avrupa Konseyine bağlı Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonunun (CEPEJ) Aralık 2025’te kabul ettiği Mahkemelerde Üretken Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Rehber İlkeler, Oklahoma’daki olayın ortaya çıkardığı soruna oldukça doğrudan cevap veriyor.

CEPEJ, üretken YZ’nin olmayan kanun hükümleri veya içtihatlar üretmesini hukuk güvenliği ve hukuk devleti açısından ciddi bir tehlike olarak değerlendiriyor. Rehber; atıfların otomatik doğrulanması, yalnız güvenilir resmî hukuk kaynaklarının kullanılması ve yetkili veri tabanlarında karşılığı bulunmayan YZ çıktılarının işaretlenmesi gibi teknik önlemler öneriyor.

Daha temel ilke ise hâkimin sorumluluğuna ilişkin: Yargısal yetkinin hâkime ait olduğu, hukuki muhakemenin ve delil değerlendirmesinin YZ’ye devredilemeyeceği belirtiliyor. Teknolojik yardım ne ölçüde kullanılırsa kullanılsın, kararın nihai ve münhasır sorumluluğu hâkimde kalıyor; YZ tarafından üretilen her çıktının yargısal karara veya işleme dönüştürülmeden önce ayrıntılı biçimde denetlenmesi gerekiyor.

CEPEJ bununla da yetinmiyor. YZ’nin karar verme sürecinin herhangi bir bölümünde kullanılması hâlinde bunun açıkça belgelenmesini ve tarafların kararın hangi unsurlarında YZ desteğinden yararlanıldığını bilmesini öngörüyor.

Türkiye açısından bu metnin ayrıca önemi var. Hâkimler ve Savcılar Kurulu, rehber ilkelerin kabul edildiği CEPEJ 45. Genel Kuruluna katıldı; HSK’nın kendi açıklamasında da “Mahkemeler İçin Üretken Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Rehber İlkeler”in toplantıda kabul edildiği belirtiliyor.

Türkiye’de insan denetimi ilkesi zaten var

Türk hukukunda hâkimlerin üretken YZ kullanımını ayrıntılarıyla düzenleyen müstakil bir usul rejimi henüz kamuya açık belgelerde görünmüyor. Buna karşılık mevcut ilkeler, yargısal sorumluluğun teknolojiye devredilemeyeceği yönünde belirgin bir sınır çiziyor.

HSK tarafından 2025’te kabul edilen Türk Yargı Etiği Bildirgesi Rehberi, teknolojiden yargılama süreçlerinde yararlanılabileceğini kabul ederken, hukuki sürecin hâkim ve savcıların bizzat kontrolünde bulunmasını gerekli görüyor. Rehber bunu adil yargılanma, şeffaflık, tarafsızlık, yetkinlik ve yargıya güvenle ilişkilendiriyor. Türk Yargı Etiği Bildirgesi hâkim ve savcılar bakımından bağlayıcı; 2025 rehberi ise bu ilkelerin uygulamasını açıklayan yol gösterici metin niteliğinde.

Adalet Bakanlığının YZ politikası da benzer bir ayrım yapıyor. Bakanlık, TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonuna Nisan 2025’te yaptığı sunumda kendi YZ sistemlerinin hiçbir zaman “otomatik karar verici” olarak kullanılmadığını, hâkim, savcı ve yargı personeline yalnızca destek sağladığını açıkladı. Bakanlığın çalışmaları arasında akıllı karar destek sistemleri, belge sınıflandırması, tutarsızlık tespiti ve çeşitli tahmin araçları bulunuyor.

Sorun tam da burada başlıyor: Bir sistemin resmen yalnız “karar desteği” sunması, insanın üretilen bilgiyi gerçekten denetlediğini tek başına göstermiyor. Oklahoma vakasında da görünürde nihai karar insana aitti. Hata, YZ’nin karar vermesinden değil, insanın YZ tarafından üretilen hukuk bilgisini yeterince doğrulamamasından doğdu.

Avukat için açık olan kural hâkim için de ayrıntılandırılacak mı?

Türkiye Barolar Birliğinin 2026’da yayımladığı Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi, aynı sorun bakımından avukatlara oldukça açık bir ölçü getiriyor. Rehbere göre YZ tarafından üretilen içtihat, mevzuat, akademik kaynak ve maddi vakıalar resmî ve güvenilir kaynaklardan doğrulanmadan yargı mercilerine sunulmamalı; uydurma içtihat kullanımından doğan sorumluluk avukata ait olmaya devam ediyor. Rehber ayrıca YZ’nin kendinden emin anlatımının doğruluk göstergesi sayılamayacağını özellikle belirtiyor.

Buna karşılık HSK ve Adalet Bakanlığının kamuya açık belgelerinde, Eylül 2026 itibarıyla hâkimin genel amaçlı bir üretken YZ aracını hukuk araştırmasında veya karar gerekçesinde kullanması hâlinde hangi kaynakların doğrulanacağı, kullanımın kayda alınıp alınmayacağı ve taraflara açıklama yapılıp yapılmayacağı gibi konuları CEPEJ düzeyinde ayrıntılandıran özel bir protokole rastlanmıyor.

Bu alan yalnız meslek etiği meselesi de değil. Anayasa’nın 141. maddesi mahkeme kararlarının gerekçeli yazılmasını zorunlu tutuyor. Anayasa Mahkemesine göre gerekçe, tarafların neden haklı veya haksız görüldüklerini anlayabilmeleri ve kanun yollarını etkili biçimde kullanabilmeleri açısından temel önem taşıyor. Gerçekte bulunmayan bir içtihadın karar gerekçesine girmesi, bu nedenle basit bir kaynakça hatasından daha ağır sonuç doğurabilir: kararın hukuki dayanağının ve üst mahkeme tarafından denetlenebilirliğinin güvenilirliğini tartışmalı hâle getirir.

Oklahoma vakasının Türkiye bakımından üzerinde düşünülmeye değer yönü “hâkimler yapay zekâ kullanabilir mi?” değil. Gelişen teknoloji karşısında üzerinde durulması gereken, hâkimin YZ’den hangi işlerde yararlanabileceği, kullandığı çıktıyı nasıl doğrulayacağı, bu kullanımın hangi durumlarda kayda geçirileceği ve tarafların bundan ne ölçüde haberdar edileceğidir.

Avukatlar için doğrulama yükümlülüğünün giderek somutlaştığı bir dönemde, aynı ayrıntı düzeyinin karar veren yargı makamı bakımından da gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor.