Arabuluculukta yenileme eğitimleri yeni bir aşamaya giriyor. Uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesinden, aktif süreç yönetimine; rol canlandırmalarından performansın izlenmesine kadar uzanan yeni model, yenileme eğitimini bir “bilgi tazeleme” faaliyetinden mesleki becerilerin yeniden sınandığı ve geliştirildiği bir sürekli eğitim modeline dönüştürmeyi hedefliyor.
Türkiye'de arabuluculuğun tartışıldığı ilk yılların temel sorusu, bu kurumun hukuk sistemi içinde yer edinip edinemeyeceğiydi. Bugün ise tartışmanın ekseni değişmiş durumda. 2025 yılı sonunda sicile kayıtlı arabulucu sayısının 50.006'ya, arabuluculuk eğitimi verme iznine sahip kuruluş sayısının 65'e ulaşması; aynı yıl yaklaşık 1,9 milyon yeni arabuluculuk başvurusu yapılması, artık nicelikten çok nitelik ve uygulama standardı üzerinde düşünülmesi gereken bir aşamaya gelindiğini gösteriyor.
Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığının 26 Haziran 2026 tarihli duyurusu bu bakımdan önemli bir eşik oluşturdu. Başkanlık, yenileme eğitimlerinin etkinliğinin artırılması ve uluslararası standartlara yaklaştırılması amacıyla hazırlanan yeni eğitim modülünde son aşamaya gelindiğini açıklarken iki temel değişikliğin altını çizdi: Her arabulucunun bir uyuşmazlık vakasını başından sonuna kadar bizzat yöneteceği uygulama ağırlıklı eğitim modeli ve uzmanlık eğitiminin yenileme eğitimi yerine sayılması uygulamasının sona ermesi.
Yenileme eğitimi artık yalnızca “yenilenmiş bilgi” anlamına gelmiyor
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 32'nci maddesi uyarınca arabulucuların üç yılda bir, teorik ve uygulamalı olmak üzere toplam sekiz saatten az olmayan yenileme eğitimi almaları zaten zorunlu. Yönetmelik, bu eğitimlerde mevzuat ve içtihat değişikliklerinin yanı sıra arabuluculuk becerilerinin geliştirilmesini de açıkça öngörüyor. Dolayısıyla hukuki zorunluluk yeni değil.
Değişen, bu yükümlülüğün nasıl anlamlandırıldığı.
2024 yılında hazırlanan önceki yenileme eğitimi modülü de uygulama eğitimine özel yer ayırıyor, arabulucuların farklı roller üstlenerek bir süreci başından sonuna kadar canlandırmalarını ve birbirlerini değerlendirmelerini öngörüyordu. Hatta modülde, katılımcıların farklı roller üstlenmediği ve senaryo üzerinden yalnız soru-cevap biçiminde ilerleyen bir eğitimin temel hatalardan biri olduğu özellikle belirtiliyordu.
Bu nedenle 2026 modelini “ilk kez uygulamalı eğitime geçiliyor” şeklinde okumak doğru olmaz. Asıl yenilik, uygulamanın eğitimin tamamlayıcı bir bölümü olmaktan çıkarılıp eğitim tasarımının merkezine yerleştirilmesi.
Daire Başkanlığının yeni sistem için kullandığı “aktif süreç yönetimi” kavramı da esas olarak bunu ifade ediyor. Yeni kurguda arabulucunun yalnızca vaka hakkında görüş bildirmesi veya eğitmeni dinlemesi değil, bir uyuşmazlığı fiilen yönetmesi; seçimlerinin, müdahalelerinin ve süreç deneyiminin değerlendirme konusu yapılması hedefleniyor. Başkanlık ayrıca bu uygulama performansı ve deneyimlerinin sistem üzerinden kayıt altına alınacağını bildiriyor. Buradaki amaç uygulama performansı ve deneyiminin sistematik biçimde kayda geçirilmesi.
Arabulucudan “hukuku bilmesi” değil, çatışmayı okuyabilmesi de bekleniyor
Yeni model için hazırlanan Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı ile buna eşlik eden Eğitmen Rehberi, bu değişimin yönünü daha ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Katılımcı kitabının başlangıç noktası şu: Arabuluculuk yalnızca mevzuat ve usul bilgisine dayanan bir hukuk faaliyeti değil; çatışma analizi, iletişim, müzakere, etik ve süreç yönetiminin birlikte kullanıldığı bir mesleki faaliyet.
Bu nedenle eğitimde John Burton'ın uyuşmazlık ile derin çatışma ayrımı, Christopher Moore'un veri, ilişki, değer, yapı ve menfaat eksenlerinden oluşan Anlaşmazlık Çemberi, Friedrich Glasl'ın çatışmanın dokuz aşamalı tırmanma modeli, Thomas-Kilmann çatışma tarzları, pozisyon-menfaat-ihtiyaç ayrımı ve Galtung'un çatışma üçgeni gibi araçlar ele alınıyor. Ancak amaç arabuluculara bir çatışma teorileri kataloğu öğretmek değil; bu modelleri masada verilecek süreç kararlarına dönüştürmek.
Örneğin aynı sert cümlenin arkasında veri eksikliği, geçmişten gelen ilişki hasarı, bir değer çatışması veya taraflardan birinin itibar kaybı korkusu bulunabilir. Arabulucunun bunların her birine vereceği cevap aynı olamaz. Bir dosyada ortak oturum verimli olurken başka bir dosyada özel görüşmeye geçmek gerekebilir; bir uyuşmazlıkta objektif veri temini kilidi açarken diğerinde parasal tekliften önce tarafın duyulma veya kabul görme ihtiyacının çalışılması gerekebilir.
Dolayısıyla eğitimde sorulan temel soru giderek “Arabuluculukta uygulanacak kural nedir?”den “Şu anda arabulucu ne yapmalı ve neden?” sorusuna doğru kayıyor.
Senaryolar tek doğru cevabı bulmak için değil
Katılımcı kitabında sağlık, iş, tüketici, kira, sigorta, franchise, komşuluk ve ticari işletme uyuşmazlıkları gibi farklı alanlarda kurgulanan senaryolar bulunuyor. Tarafların görünen talepleri yanında yalnız kendi rollerini oynayan katılımcıların bildiği gizli bilgiler, kırmızı çizgiler, korkular, esneme alanları ve ilişki dinamikleri de senaryoya dahil ediliyor. Arabulucu rolündeki katılımcı ise bunları önceden bilmiyor; gerçek bir arabuluculuk görüşmesinde olduğu gibi soru sorarak, dinleyerek ve gerektiğinde özel görüşme yaparak keşfetmek zorunda kalıyor.
Burada önemli bir eğitim tercihi var: Senaryoların amacı “doğru hukuki sonucu” bulmak değil.
Örneğin bir sağlık uyuşmazlığında katılımcıdan tıbbi olayın komplikasyon mu yoksa kusur mu olduğuna karar vermesi beklenmiyor. Arabulucunun görevi, hastanenin teknik ve hukuki nitelendirmesi ile hastanın yaşadığı korku, zarar, güven kaybı ve açıklama ihtiyacını birbirinden ayırarak müzakere edilebilir gündem başlıklarına dönüştürmek.
Benzer biçimde bazı vakalarda tam anlaşma özellikle tek başarı ölçütü olarak kabul edilmiyor. Tarafların tüm uyuşmazlığı çözemediği hâllerde zararın büyümesini önleyen geçici veya kısmi anlaşmaların geliştirilmesi ya da arabuluculuğun taraflara baskı yapılmaksızın sağlıklı biçimde sona erdirilmesi de üzerinde çalışılan beceriler arasında.
Bu yaklaşım önemli. Çünkü arabuluculuk eğitiminin yalnızca “anlaşma sağlama” sonucuna odaklanması, arabulucuyu farkında olmadan taraflara anlaşmaları yönünde baskı yapan bir aktöre dönüştürebilir. Oysa mesleki başarı bazen anlaşmayı sağlamak, bazen kısmi bir çözüm üretmek, bazen de sürecin artık tarafların yararına olmadığını görerek onu doğru yerde sonlandırabilmektir.
Eğitmenin rolü de değişiyor
Yeni modelin belki de daha az görünür fakat en önemli unsurlarından biri, katılımcı kitabının yanında ayrı bir Eğitmen Rehberi hazırlanmış olması.
184 sayfalık rehber yalnızca katılımcı kitabının cevap anahtarı değil. Her vaka için çatışma analizi, kritik müdahale anları, gizli rol bilgileri, olası anlaşma paketleri, yeniden çerçeveleme örnekleri, gözlem ve değerlendirme ölçütleri bulunuyor. Rehber açık biçimde katılımcıya dağıtılmıyor; eğitmenden, cevapları vermek yerine katılımcıların bunları vaka üzerinden kendilerinin keşfetmesini sağlayacak bir tartışma yürütmesi bekleniyor.
Bazı senaryolara bilinçli olarak hatalı arabulucu müdahaleleri de yerleştirilmiş durumda. Hataların katılımcılar tarafından teşhis edilmesi bekleniyor. Ardından yalnız “bu yanlıştı” demek yerine, neden yanlış olduğu ve alternatif olarak ne söylenebileceği tartışılıyor.
Bu yöntem, yenileme eğitiminin yetişkin eğitimine daha uygun bir çizgiye taşınması anlamına geliyor. Deneyimli bir arabulucuya temel kavramları yeniden anlatmak yerine, onun yıllar içinde geliştirdiği mesleki refleksleri vaka baskısı altında görünür kılmak ve gerektiğinde yeniden düşünmesini sağlamak hedefleniyor.
Uluslararası tecrübenin izleri
Yeni modülün hazırlık sürecinin bir başka önemli yönü, Arabuluculuk Daire Başkanı ve kitabın editörü Umut İlhan Durmuşoğlu'nun İngiltere'de Adalet Müşaviri olarak görev yaptığı dönemde edindiği gözlem ve eğitim tecrübesinin çalışmaya yansıması oldu.
Bu yönelim uluslararası arabuluculuk eğitimi standartlarıyla da örtüşüyor. Avrupa Konseyi bünyesindeki Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonunun (CEPEJ) 2019 tarihli arabulucu eğitim programlarına ilişkin rehberi, eğitimlerde açık bir yetkinlik çerçevesi kullanılmasını; eğitmen, koç ve değerlendiricilerin ortak ölçütler üzerinden geri bildirim vermesini öneriyor. CEPEJ'in Arabuluculuk Geliştirme Araç Seti ise beceri eğitimlerinin katılımcı ve etkileşimli olması, uygulamalı bölümün önemli kısmının rol canlandırma, koçluk ve geri bildirime ayrılması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye açısından bu yaklaşımın geçmişi de var. Avrupa Konseyi ve İngiltere merkezli CEDR uzmanlarının katıldığı 2016'daki eğitici eğitiminde Türk eğitmenlerle rol canlandırmaları, uygulamalı oturumlar ve geri bildirim yöntemleri üzerinde çalışılmıştı. Dolayısıyla yeni model bütünüyle yabancı bir eğitim anlayışının Türkiye'ye ilk kez taşınmasından çok, uzun zamandır bilinen bu pedagojik yaklaşımın yenileme eğitiminin sistematik standardı hâline getirilmesi olarak okunabilir.
Uzmanlık eğitimi artık yenilemenin yerine geçmeyecek
Yeni dönemin doğrudan on binlerce arabulucuyu ilgilendiren diğer değişikliği ise muafiyet sisteminde.
Daha önce herhangi bir uzmanlık alanındaki eğitim belgesini Arabulucu Portal üzerinden Daire Başkanlığına sunan arabulucular belirli koşullarda yenileme eğitimi almış sayılabiliyordu. Daire Başkanlığı 24 Haziran 2026 itibarıyla bu uygulamaya son verdi. Bu tarihten önce başlamış devam eden uzmanlık eğitimleri hariç, uzmanlık eğitimi bundan böyle yenileme eğitimi yerine geçmeyecek; tüm arabulucular güncellenmiş yenileme eğitimine fiilen katılacak.
Bu değişiklik teknik bir muafiyet düzenlemesinden daha fazlasını ifade ediyor.
Uzmanlık eğitimi “hangi uyuşmazlık alanında çalışıldığı” ile, yenileme eğitimi ise giderek “arabuluculuğun nasıl yapıldığı” ile ilişkilendiriliyor. İş, ticaret veya tüketici hukuku alanında ne kadar uzmanlaşılmış olursa olsun; tarafsızlık, gizlilik, iletişim, çatışmanın tırmanmasını yönetme, özel görüşme, gerçeklik testi, güç dengesi ve müzakere becerileri bütün arabulucuların ortak mesleki zemini olarak görülüyor.
Yeni modelin başarısını uygulama belirleyecek
Bununla birlikte güçlü bir eğitim tasarımının kâğıt üzerinde bulunması tek başına yeterli değil.
Yaklaşık 50 bin arabulucunun eğitiminden söz edilen bir sistemde asıl sınav, eğitmenler arasında standart oluşturabilmek olacak. Rol canlandırmasının gerçek bir öğrenme aracına dönüşmesi için eğitmenin yalnız deneyimli bir arabulucu olması yetmez; gözlem yapabilmesi, doğru zamanda geri bildirim verebilmesi ve kendi kişisel arabuluculuk tarzını “tek doğru yöntem” olarak katılımcıya dayatmaması gerekir.
İkinci mesele değerlendirme ölçütlerinin şeffaflığıdır. Arabuluculuk matematik problemi değildir. Aynı çatışma karşısında birden fazla meşru süreç tercihi bulunabilir. Bu nedenle performansın izlenmesi, katılımcıları kalıplaşmış cümleler söylemeye zorlayan bir puanlama sistemine dönüşmeyecektir. Tercihin gerekçesini, etik sınırlarını ve sonuçlarını değerlendiren bir öğrenme aracına dönüştürülecektir.
Üçüncü konu ise standardizasyon ile mesleki esneklik arasındaki dengenin korunmasıdır. Yeni modülün gücü, arabulucuya hazır reçete vermesinden değil; önündeki çatışmayı doğru teşhis ederek hangi aracın hangi anda kullanılacağını düşünmeye zorlamasından geliyor.
Bu çizgi korunabilirse yenileme eğitimlerinin gerçek kazanımı yeni birkaç tekniğin öğrenilmesinden daha büyük olabilir.
Arabuluculuk Türkiye'de artık kendisini ispat etmeye çalışan genç bir kurum olmaktan çıkıyor. Bundan sonraki mesele yalnızca kaç dosyanın arabuluculuğa geldiği veya kaçının anlaşmayla sonuçlandığı değil; o sürecin hangi mesleki standartta yürütüldüğü olacak.
Yeni yenileme eğitimi modelinin en önemli özelliği de burada beliriyor: Arabulucunun bildiklerini tekrar etmek değil, yıllar içinde edindiği deneyime yeniden bakmasını; hangi durumda ne yaptığını, neden yaptığını ve başka ne yapabileceğini sorgulamasını sağlamak.
Başka bir ifadeyle yeni dönem, yenileme eğitimini bir belge edinme yükümlülüğünden sürekli mesleki gelişim aracına dönüştürme amacı taşıyor.
-------
Kaynak notu: Arabuluculuk Yenileme Eğitimi Modülü Katılımcı Kitabı ile Eğitmen Rehberi, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı çalışma grubu kapsamında hazırlanarak Ağustos 2026'da Adalet Yayınevi tarafından yayımlandı. Katılımcı kitabının yazarı Şamil Demir, editörü Arabuluculuk Daire Başkanı Umut İlhan Durmuşoğlu'dur.