5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine, 4. fıkra olarak "Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir." hükmü eklenerek 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Kesinleşen dosyalar yönünden ise 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır. "

Kısacası bu tarihten önce m. 157 veya m. 158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri " banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı " olması halinde, bu kişiler TCK m.158/4 indiriminden doğrudan yararlanmaları yanında, hükmü veren mahkemece hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri durumunda, kovuşturma aşaması bitmiş olmasına rağmen, haklarında TCK m. 168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki mümkün olmaktadır.

UYARLAMA TALEPLERİ NEDEN REDDEDİLİYOR?

Geçtiğimiz hafta boyunca bu maddeden ceza alan hükümlüler, bu maddenin yürürlüğe girmesinden bahisle hükmü veren ilk derece mahkemelerinden uyarlama yargılaması yapılmasını talep etmişlerdir. Bu taleplerin bir kısmına mahkemelerce olumlu yanıt verilmiş olmasına rağmen bir kısmı ise reddedilmiştir. Bu sebeple hükümlülerin ve müdafiilerin gündemlerini taleplerin neden reddedildiği meselesi meşgul etmeye başlamıştır. Bu yazımızda taleplerin reddedilme gerekçeleri üzerinde duracağız.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; düzenlemenin çerçevesi, bu suçu işleyen kişilerin tamamını kapsayacak şekilde değil sadece suça " banka hesabını veya kartını kullandırma " fiilini gerçekleştirerek katılanlarla sınırlıdır. Bu anlamda düzenleme incelendiğinde ilk göze çarpan, düzenlemenin sınırlarının belirlenmesindeki belirsizliktir. Nitekim dolandırıcılık suçu gibi kaotik bir suçta kimin suç üzerinde hakimiyet kurduğu, kimin suça ne kadar iştirak ettiği, kimin sadece hesabını kullandırmakla sınırlı kaldığının tespit edilmesinin ne denli problemli olduğu hususu yeterince süzgeçten geçirilmemiştir. Yüksek Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi Dairelerinin dahi işin içinden çoğu kez çıkamadığı bir konuda düzenlemenin yoruma açık bırakılmasını büyük bir eksiklik olarak görmekteyiz.

Mahkemelerin red gerekçelerine gelirsek, reddetme konusundaki temel dayanağın genel hatlarıyla, hükümlünün hesap kullandırmanın dışında başka eylemlerde de bulunarak diğer kişilerle fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiğini söylemek mümkündür. Ne var ki mahkemelerin düzenlemeden yararlanması için aradıkları sıfat, tam tabiriyle Konya BAM 8. Ceza Dairesi'nin 14.01.2025 tarihli 2024/3129 E., 2025/209 K. Sayılı kararında " banka hesaplarını belli bir komisyon karşılığında kullandıran ve uygulamada hesapçı olarak adlandırılan " şeklinde ifade edildiği üzere hesapçıdır.

Uygulamada banka hesabını kullandıran kişilerin, hesaplarının suçun işlenişinde kullanılacağını bilip bilmedikleri değerlendirilirken; hesapçının benzer eylem nedeniyle çok sayıda suç kaydının bulunup bulunmadığı veya başka dosyalarda sanık olarak bulunup bulunmadığı, dolandırıcılık suçunda mağdur ile iletişime geçilen GSM hattı ile hesapçının HTS kayıtlarının olup olmadığı, hesabı kullandırma süresinin uzun olup olmadığı, hesapçıların menfaatten pay alıp almadığı, dolandırıcılık suçu sonucunda hesaba gelen parayı ATM’den kendisinin çekip çekmediği veya asıl suç faillerine online bankacılık yoluyla havale edip etmediği, hesapçı ile asıl fail arasında sosyal bir ilişkinin, güven ilişkisinin veya iş ilişkisinin olup olmadığı, hesapçıya banka hesabına ilişkin şüpheli işlemler sebebiyle bildirim yapılıp yapılmadığı, banka veya kolluk kuvvetleri tarafından uyarılıp uyarılmadığı, çok yüksek kazançlar vaat edilip edilmediği, asıl fail tarafından tutarlı olmayan talimatlar alıp almadığı gibi kriterler göz önünde bulundurulmaktadır. (KANTARCI, Banka Hesabının Kullandırılması Suretiyle Dolandırıcılık Suçuna İştirak, NEÜHF Dergisi, C. 8, S. 2, 2025, s. 503)

Bu kişiler yargılamalarda hem müşterek fail hem de yardım eden sıfatıyla cezalandırılmışlardır ancak uygulamada hangi sıfatla cezalandırılacakları konusunda birlik bulunmamaktadır. Hatta öyle ki müşterek fail olarak mı yoksa yardım eden olarak mı sorumlu tutulacağına ilişkin aynı olayda bile farklı kararlar çıkmaktadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları incelendiğinde banka hesabını dolandırıcılık suçunun işlenmesinde asıl suç faillerine kullandıran kişilerin genellikle müşterek fail olarak sorumlu tutulduğu görülmekle birlikte yardım eden olarak sorumlu tuttuğu kararlara da rastlanmaktadır.

Özellikle Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/3326 E. 2024/13191 K. Sayılı ilamına konu olan olay bu noktada çok ilginçtir. Daire; 28.09.2023 tarihli 2023/2909 Esas, 2023/6665 Karar sayılı kararıyla, sanık ...'in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık İnan'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş, karara karşı ilk derece mahkemesince bozma ilamına direnilmiş, dosya tekrar Yargıtay Dairesi'ne gönderilmiştir. Daire yaptığı inceleme sonucunda önceki kararından farklı olarak 07.11.2024 tarihli kararında; "Her ne kadar Dairemizin 28.09.2023 tarihli ve 2023/2909 E., 2023/6665 K. sayılı kararı ile UYAP kayıtlarına göre sanığın, suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezasını infaz ettiğinden, hakkında mahkumiyet kararı verilen diğer sanıkların eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını temyiz dışı sanık İnan'a verdiğinden, nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39/2-c maddesi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinden bozulmasına karar verilmiş ise de; sanık ...'in hakkında mahkumiyet hükmü kesinleşen temyiz dışı sanık İnan'a kimlik, internet bankacılığı ve banka bilgilerini vermek suretiyle nitelikli dolandırıcılık eylemine başından itibaren iştirak ettiği, katılan tarafından yatırılan paranın bir kısmının sanığın yeğeni tarafından çekildiği, sanığın aynı fikir ve eylem birliği içinde suçun icrasına etkin, fonksiyonel katkıda bulunarak atılı suçu müşterek fail sıfatıyla işlediği, diğer sanık savunmaları, katılanlar ve tanık beyanları, alınan bilirkişi raporu, banka hesap hareketleri ile dosya kapsamında, atılı suçun doğrudan faili olduğu" şeklinde hüküm kurmuştur.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli 2021/16966 E. 2024/7470 K. Sayılı bozma ilamında ise; " sanıklar ... ve ...'in, sanık ...'ın isteği üzerine üçüncü kişilere ait hesap bilgileri ile banka kartlarını temin ettikleri, sanık ...'in de kendi hesap ve banka kartlarını kullandığı, hesaplara yatan paraların bizzat sanıklar tarafından çekilerek belli bir pay karşılığında sanık ...'a verildiği, sanıkların suçun icrasında üstlendikleri rol ve katkılarının sanık ...'ın fiillerini tamamladığı, böylece sanıkların fiiller üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşılmakla, sanıkların müşterek fail olarak cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, eylemlerinin yardım etme niteliğinde olduğundan bahisle 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi uyarınca indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini, 2. Sanık ...'in, sanık ...'i komşusu olduğu ve aynı iş yerinde çalıştıkları için tanıdığını, kendisine para geleceğini ancak kartının iptal olduğunu söyleyince güvendiği için hesap numarasını verdiğini ve hesabına gelen paradan pay almadığını savunması; sanık ...'in sanık ... dışında tanıdığı kişilerden de benzer bahanelerle hesap ve kart bilgilerini aldığının ve bu kişiler gibi sanık ...'in de ...'le tanışıklığından dolayı duydukları güvenle hesap ve kart bilgilerini paylaştığının anlaşılması karşısında, sanığın diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine dair cezalandırılmasına yeterli kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmedilmesi " Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere sanığın kastı ve iştirak seviyesi tamamen yorumlayana göre değişmektedir. Bu sebeple düzenlemelerin kapsamının süreç içerisinde oturacağı kanaatindeyiz.

UYARLAMA YARGILAMASINDA HÜKME ESAS ALINAN DELİLLER YENİDEN DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?

DEĞERLENDİRME SONUCUNDA HÜKÜMLÜ HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLEBİLİR Mİ?

Kaynağını 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinden alan uyarlama yargılaması, genel hükümlere göre yapılan ceza yargılamasının bütünüyle sonuçlanıp hükmün kesinleşmesinden sonra, yürürlüğe giren bir ceza yasasının, kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne, dolayısıyla infaza etkisi bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup, bu nedenle infazı ilgilendiren ve etkileyen bir yargılama faaliyetidir. Ancak bu yargılamanın amacı, kesinleşmiş hükümde suç olduğu saptanan olaya ilişkin lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması ile sınırlı olduğundan, yeniden bir olay yargılaması yapılmasını gerektiren istisnai durumlar dışında, önceki yargılamada iddia ve savunma olarak ileri sürülen görüşler ile delillerin tartışılması ve değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu nedenle kendine özgü bir yargılama faaliyeti niteliğinde bulunan uyarlama yargılamasında, genel hükümlere göre yapılan ceza yargılamasına ilişkin esaslar, ancak zorunlu olduğu ölçüde uygulanacak, genel yargılama kurallarının bütünüyle uygulanması söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, esas itibariyle yargılamanın yenilenmesine konu olabilecek biçimde yeni kanıt ileriye sürülmesi ve toplanması da mümkün olmadığından, sübut sorunu da tartışılmayacaktır. Sadece hukuki değerlendirme yapılması ile yetinilecektir.

Genel kabul bu olmakla birlikte Yargıtay'ın bazı kararlarında esasa da girildiği görülmektedir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 06.03.2024 tarihli 2022/8902 E., 2024/1509 K. Sayılı ilamına konu olan olayda; Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17.12.1999 tarihli 1999/145 Esas 1999/250 Karar sayılı kararıyla, sanık hakkında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 450 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesini birinci fıkrası, 59 uncu maddesi, 31 inci maddesi, 33 üncü maddesi gereğince 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası verilmiş, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 03.07.2000 tarihli 2000/1174 Esas 2000/2184 Karar sayılı kararıyla onanarak hükmün kesinleşmesi üzerine uyarlama yargılaması neticesinde Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 19.04.2016 tarihli 1999/145 Esas 1999/250 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 26.01.2021 tarihli 2020/1417 Esas, 2021/352 Karar sayılı kararıyla hükmün bozulması üzerine Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2021 tarihli 2021/88 Esas 2021/165 Karar sayılı kararıyla sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 82 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince 14 yıl 2 ay hapis cezası verilmiş karar temyiz incelemesi için tekrar daireye gelmiştir. Çoğunluk kararın onanması yönünde oy kullanmasına rağmen bir üye muhalif kalmıştır.

Karşı oy kullanan üyenin gerekçesi şu şekildedir; " Hükümlü hakkında 765 sayılı Yasa 454/4, 62 nci maddeler uyarınca 20 yıl ağır hapis cezası verilmiş 59 uncu maddeler uyarınca da 1/6 oranında indirim yapılmıştır. Uyarlama yargılaması yapan Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi TCK 82/1-a maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet, 5237 sayılı Yasa 35/2 nci madde uyarınca 17 yıl hapis cezası ve TCK'nın 62 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yaparak sonuçta 14 yıl 2 ay hapis cezası vermiştir. 765 sayılı Yasa'nın 62 nci maddesi tam teşebbüsü düzenlemiş ve alt sınırını 20 yıl geçici hapis cezası olarak tanımlamıştır. En önemlisi 765 sayılı Yasa'nın tam teşebbüs kavramında eyleme yönelik olarak failin elinden gelen bütün icrai hareketleri bitirmesi ve fakat sonucun meydana gelmemesi kıstası konulmuştur. Oysa 5237 sayılı Yasa 35 inci madde de tehlike ve zararın ağırlığını kıstas almıştır. Bu minvalde uyarlama duruşması yapılırken 23.02.1938 tarihli 23-9 sayılı İçtihatı birleştirme kararı ve 5252 sayılı Yasa 9 uncu maddeler dikkate alındığında esasen delil tartışmasına ve suç nitelendirmesine gerek olmayacaktır. Karşılaştırma yaparken de önceki hükümde alt sınırdan ceza verilmiş ise uyarlama yargılamasında da alt sınırdan hüküm kurulmalı takdir teştid uygulanmış ise yeni yasada ceza verirken bu orana dikkat edilmelidir. Bu çerçevede mevcut davada yeni yasa teşebbüse sanık lehine bir kıstas daha getirmiş eylemin icra hareketinin bitmesi ile beraber ayrıca ceza miktarının zarar ve tehlikenin ağırlığına göre belirleneceğini bildirmiştir. 765 sayılı Yasa 62 nci madde de sadece eyleme yönelik icra hareketlerinin bitmesini kıstas olarak aldığına göre ve orada hükümlüye alt sınırdan 20 yıl ceza verildiğine göre bunun ötesinde de yeni TCK da tek koşul bu olmadığına göre 765 sayılı Yasa'da ki iki maddelik aleyhe teşebbüs düzenlemesi sanığa fazla ceza olarak yüklenemez. Netice de teşebbüs uygulaması yapılırken sanık için alt sınırdan uygulama yapılmalıdır. Bu gerekçelerle uyarlama yargılamasında sanık için teşebbüs derecesinde alt sınırdan uzaklaşılarak yeniden delil değerlendirmesi yapacak şekilde fazla ceza tayini ile verilen karar hakkında onama yolunda görüş bildiren sayın çoğunluğa iştirak etmiyoruz. "

Esas tartışmasının yapıldığı bir diğer karar olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2019 tarihli 2017/181 E. 2019/443 K. Sayılı kararına konu olan olay da şu şekildedir: Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 05.02.2003 tarihli kararıyla sanık hakkında kasten öldürme suçuna teşebbüs nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 448, 62, 51/1, 59/2, 31, 33, 40 ve 36. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası verilmiş, karar Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 22.11.2004 tarih 813-3848 Karar sayılı ilamıyla kesinleşmiştir. Hükmün infazı sırasında 5237 sayılı TCK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, hükümlünün hukuki durumunun 5237 sayılı TCK kapsamında değerlendirilmesi amacıyla Yerel Mahkemece duruşma açılarak uyarlama yargılaması yapılmış, yargılama sonucunda mahkemece 5237 sayılı TCK’nın 81/1, 35/2, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanığın 5 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hükümlü müdafii tarafından dosyanın temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 07.04.2014 tarihli 2013/5384 E. 2014/2180 K. Sayılı kararıyla " meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı birlikte gözetilerek hükümlü hakkında mağdur ...’a yönelik eylemi nedeniyle makul bir ceza tayini yerine 9 yıl hapis cezasına hükmolunması suretiyle eksik ceza tayini isabetsizliklerinden bozulmasına " karar verilmiştir. Yerel Mahkeme ise " mevcut olayda delil takdiri sebebi ile Mahkememiz kararının bozulmasına dair karar tesis edilmiş ise de olayda bakılması gereken hususun katılanların mevcut yara sebebi ile hayati tehlike geçirip geçirmemesi, iş ve gücünden kalacak süre, zarar ve tehlikenin ağırlığı hususlarıyla sınırlı olup her mağdur yönünden değerlendirme ayrı ayrı yapıldığı, bozma kararında belirtildiği üzere makul bir ceza tayini kavramı ile verilecek ceza miktarının tespitinin kürsü hâkimince belirlenmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususun somut verilere dayanmaması, hangi cezanın makul olarak kabulü gerektiği yönünde yasal düzenleme bulunmaması, üst sınırdan ceza tayin edilmesi gerektiği belirtilen ...'in mevcut eylem sebebi ile hayati tehlike geçirmediği ve 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığı dikkate alındığında Mahkememizce tesis edilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğuna ilişkin tam bir vicdani kanaate varılmakla " şeklindeki gerekçe ile direnerek hükümlünün önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise somut olayda son sözü söyleyerek hükümlünün 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden önce işlediği suça ilişkin olarak, suç oluşturduğu kabul edilen eylemin ne olduğu, hangi maddi ve hukuki gerekçelerle hukuki nitelendirmesinin yapıldığı, haksız tahrik nedeni oluşturan olay ve indirim oranı konularına dair herhangi bir açıklamada bulunulmaması ve yine 5237 sayılı TCK ile 765 sayılı mülga TCK’nın olayla ilgili bütün hükümlerinin Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde uygulanması ile ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılmasının yapılmaması nedenleriyle ilk derece mahkemesinin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar vermiştir.

Ancak bazı kararlarda da tam aksi yönde kesinlikle yeniden delil değerlendirmesi yapılamayacağı belirtilmektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 22/09/2021 tarihli 2017/7185 E., 2021/3899 K. Sayılı ilamında; "Sanıklar haklarında mahkemece verilen 24/07/2009 tarihli karara ilişkin delil değerlendirmesi temyiz incelemesi sırasında yapılarak mahkumiyet hükümlerinin onanmasına karar verilmekle kesinleşmiş olup uyarlama yargılamasında yeniden delil değerlendirilmesi yapılamaz. Dolayısıyla, Dairemizce verilen onama kararında cebir kullanmak suretiyle ihaleye fesat karıştırdığı kabul edilen sanıklar haklarında uyarlama yargılaması sırasında ancak fiilin karşılığını oluşturan yeni ve eski Kanun maddelerinin yukarıda değinilen esaslar çerçevesinde karşılaştırması yapılarak bir karar verilebilir ise de; gerçekleştirilen Kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılamasına konu edilen eylemlerden dolayı sanıklar haklarında ihaleye fesat karıştırma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların, CMK'nın 231/12. maddesi karşısında itiraza tabi olup temyizinin mümkün bulunmadığı "

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 14.01.2015 tarihli 2014/20690 E., 2015/531 K. Sayılı ilamında; "Hükümlü hakkında borcundan dolayı mühürlenmiş sayaçtan elektrik kullandığı ve mühür bozduğu iddiası ile açılan davada; 17.05.2012 tarihinde mahkumiyet hükmü verildiği, 31.08.2012 tarihli tebligata rağmen temyiz edilmeden kararın kesinleştiği, müdafiinin 17.12.2012 tarihinde, sabıkasındaki kayıtların elektrik hırsızlığı olduğu ve hakkında TCK'nun 50 ve 51. maddeleri ile CMK'nın 231. maddesinin uygulanabileceğinden bahisle "uyarlama ve infazın durdurulması" talebinde bulunduğu halde mahkemece 18.12.2012 tarihli ek karar ile talebe aykırı olarak "yargılamanın yenilenmesi" talebinin kabule değer olmadığına hükmedildiği, yapılan itiraz ile ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/31 sayılı değişik iş kararı ile itirazın kabulüne karar vererek dosyayı mahkemeye iade ettiği, mahkemece yeniden duruşma açılarak, delillerin değerlendirildiği ve hükümlü hakkında kesinleşen karara rağmen delil yetersizliğinden beraat kararı verilmişse de; ... Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/31 D.iş sayılı kararında da belirtildiği üzere, hükümlü müdafiinin 17.12.2012 tarihli dilekçesindeki istemin "yargılamanın yenilenmesi" talebine ilişkin olmayıp, hükümlünün adli sicil kaydında bulunan elektrik hırsızlığına ilişkin yasal değişiklik nedeniyle TCK'nın 51 ve CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına ilişkin uyarlama talebi olduğu cihetle, anılan taleple ilgili yasal değişiklik gözetilerek uyarlama yargılaması yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, kesinleşmiş hükümle ilgili yeniden delil değerlendirilmesi yapılarak 28.01.2014 gün ve 2013/109 Esas, 2014/35 sayılı beraat kararı hukuki değerden yoksun olup temyizi mümkün bulunmadığından "

Yargıtay'ın uyarlama kararlarını bozma yönündeki ilamları incelendiğinde genellikle yeniden delil değerlendirmesi yapılmasından değil gerekçeli kararın Anayasa'nın 141. ve 5271 sayılı Kanun'un 34, 230 maddelerinde belirtilen nitelikleri taşıması gerektiği, gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin açıkça gösterilmesi, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, Yargıtay denetimine imkan verecek biçimde ayrı ayrı gösterilmesi ve hangisinin hangi sebeple diğerine üstün tutulduğu belirtilerek, ulaşılan kanaat ile hükümlünün suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesinin yapılması, sonucuna göre hükümlünün hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği nedenleriyle bozma kararları verildiği görülmektedir.

SONUÇ OLARAK; hem hükümlülerin cezalarının azaltılması bakımından hükümlülere hem de mağdurların zararlarının karşılanması boyutuyla mağdurlara yarar sağlama maksadıyla getirilen düzenlemeler teori ve pratik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda ilk derece mahkemelerinin yorumlarının nasıl şekilleneceğini zaman gösterecektir. Ancak düzenlemenin sadece bu fiil yönünden sınırlandırılmasının süreç içerisinde ekstra hak ihlallerine yol açacağını, bu nedenle yeniden düzenleme yapılması ihtiyacının doğacağını düşünmekteyiz.

Mehmet Koçkavak

Av. Mehmet KOÇKAVAK