Ceza soruşturmalarında failin kimliğinin belirlenmesi amacıyla başvurulan önemli yöntemlerden biri teşhis işlemidir. Özellikle yağma, hırsızlık, cinsel saldırı, kasten yaralama ve benzeri suçlarda mağdur veya tanığın şüpheliyi teşhis etmesi, soruşturmanın yönünü ve hatta yargılama sonucunu etkileyebilecek nitelikte bir delil olabilir. Ancak bir kişinin mağdur veya tanık tarafından “fail olarak gösterilmiş” olması, tek başına teşhis işleminin hukuka uygun ve güvenilir olduğu anlamına gelmez.
Teşhisin delil olarak değerlendirilebilmesi için işlemin kanunda öngörülen usule uygun gerçekleştirilmesi gerekir. Bu nedenle bir ceza dosyasında teşhis tutanağıyla karşılaşıldığında yalnızca tutanağın sonucuna değil, teşhisin hangi şartlar altında ve nasıl yapıldığına da bakılmalıdır.
Nitekim Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli kararlarında, teşhisin bir delil elde etme yöntemi olduğu ve kanunda belirtilen usule uygun yapılmasının delilin güvenilirliği bakımından önem taşıdığı vurgulanmıştır.
Teşhis İşlemi Nedir?
Teşhis; şüphelinin kimliğinin belirlenmesi veya şüphelinin suçun gerçek faili olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir delil toplama işlemidir.
Teşhis işleminin temel hukuki dayanağı 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesidir.
Kanuni düzenleme uyarınca polis, olaydaki failin gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunluluk bulunması hâlinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir. Dolayısıyla teşhis, kolluğun herhangi bir şekle bağlı olmaksızın gerçekleştirebileceği basit bir “gösterme” işleminden ibaret değildir.
Kanunda teşhisin yapılması ve uygulanma biçimi konusunda birtakım güvenceler öngörülmüştür. Bu güvencelerin temel amacı, teşhiste bulunan kişinin yönlendirilmesini ve yanlış kişinin fail olarak belirlenmesi ihtimalini mümkün olduğunca önlemektir.
Teşhis ile Yüzleştirme Aynı İşlem Değildir
Uygulamada teşhis ile yüzleştirme kavramlarının zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa hukuki nitelikleri ve amaçları birbirinden farklıdır.
Yüzleştirme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında tanıkların birbirleriyle veya şüpheliyle karşı karşıya getirilerek çelişkili beyanların giderilmesine yönelik bir işlemdir. Teşhiste ise amaç, şüphelinin olayın gerçek faili olup olmadığının veya kimliğinin belirlenmesidir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. ve 2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı kararlarında da teşhisin bir “yüzleştirme” işlemi olmadığı açıkça belirtilmiştir.
Teşhis İçin Şüphelinin Gözaltına Alınmış Olması Gerekir mi?
PVSK Ek 6'da, olaydaki failin “gözaltına alınan şüpheli” ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesinden söz edilmektedir. Bu nedenle kişinin yakalanması ile gözaltına alınması birbirinden ayrılmalıdır.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi de anılan kararlarında, şüphelinin teşhise tabi tutulabilmesi için gözaltına alınmış olması gerektiğini, yalnızca yakalanmış olmasının yeterli olmadığını belirtmektedir.
Bu husus özellikle savunma açısından önemlidir. Dosyada teşhis tutanağı bulunuyorsa teşhisin yapıldığı tarih ve saat ile şüpheli hakkında gözaltı kararı verilen tarih ve saatin karşılaştırılması gerekir.
Teşhis Cumhuriyet Savcısının Talimatıyla Yapılmalıdır
Teşhis önemli bir delil toplama işlemidir. Bu nedenle kolluğun kendi inisiyatifiyle bir kişiyi mağdura veya tanığa göstererek “fail bu kişi mi?” şeklinde soru yöneltmesi, PVSK Ek 6.maddede düzenlenen teşhis usulünün yerine geçtiği şeklinde değerlendirilemez.
Bir ceza dosyasında teşhis işleminin hukuka uygunluğu incelenirken Cumhuriyet savcısının teşhise ilişkin talimatının bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
Teşhisten Önce Failin Tarifi Alınmalıdır
Teşhisin güvenilirliğini sağlayan en önemli güvencelerden biri, mağdur veya tanığın faili teşhis işleminden önce tarif etmesidir.
Mağdur veya tanığın önce şüpheliyi görmesi, ardından failin özelliklerini anlatmasının istenmesi ile olay sırasında gördüğü kişiyi herhangi bir yönlendirme olmaksızın tarif etmesi aynı şey değildir. Bu nedenle yalnızca teşhis tutanağına değil, teşhisten önce alınan mağdur veya tanık beyanlarına da bakılmalıdır.
Teşhiste Birden Fazla ve Benzer Kişiler Bulunmalıdır
Şüphelinin tek başına mağdur veya tanığın karşısına çıkarılması kanunun öngördüğü teşhis yöntemi değildir. Teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyim ve genel görünüş bakımından benzerlik bulunması gerekir. Buradaki amaç, şüpheliyi teşhis grubu içerisinde öne çıkarmamaktır.
Teşhis, kişinin kolluk tarafından öne çıkarılan kişiyi seçmesi değil; olay sırasında gördüğü kişiyi kendi hafızasına dayanarak belirlemesi esasına dayanmalıdır.
Teşhiste Bulunan Kişi ile Şüpheli Birbirini Görmemelidir
PVSK Ek 6.madde kapsamında önem taşıyan diğer bir güvence, teşhiste bulunan kişi ile teşhise tabi tutulan kişilerin birbirini görmemesidir. Bu nedenle yalnızca teşhis anı değil, teşhisten önceki süreç de denetlenmelidir.
Mağdur veya tanığın şüpheliyi polis merkezinin koridorunda, başka bir odada veya kolluk görevlilerinin yanında önceden görmüş olması, daha sonra gerçekleştirilen teşhisin güvenilirliğini doğrudan etkileyebilir.
Özellikle şüphelinin teşhis öncesinde mağdura gösterildiğine ilişkin bir iddia varsa bu hususun araştırılması gerekir.
Teşhis En Az İki Kez Tekrarlanmalıdır
Teşhis işlemine ilişkin önemli usul kurallarından biri de işlemin en az iki kez tekrarlanmasıdır.
Bir kişinin şüpheliyi yalnızca bir defa göstermesi ve bunun tutanağa geçirilmesi, kanunda öngörülen prosedürün bütünüyle yerine getirildiği anlamına gelmez.
Şüpheli Bu Kişiler Arasında Olmayabilir” Uyarısı Yapılmalıdır
Teşhiste bulunacak kişiye, şüphelinin gösterilen kişiler arasında bulunmayabileceğinin hatırlatılması gerekir. Bu uyarı, teşhiste bulunan kişinin psikolojik olarak belirli bir kişiyi seçmeye yönelmesini engellemeyi amaçlar.
Kişiye yalnızca “Bunlardan hangisi?” şeklinde soru yöneltilmesi, gösterilen kişilerden birinin mutlaka fail olduğu düşüncesini oluşturabilir.
Teşhis İşlemi Kayıt Altına Alınmalıdır
Teşhise tabi tutulan kişilerin işlem sırasında birlikte fotoğraflarının çekilmesi veya görüntülerinin kayda alınması ve bunların soruşturma dosyasına konulması gerekir. Kanaatimizce, denetimin yapılabilmesi için en doğru yöntem kayıt altına almadır.
Bu kayıtların gerçek önemi yargılama sırasında ortaya çıkar. Çünkü mahkemenin teşhis grubunda bulunan kişilerin birbirlerine yeterince benzeyip benzemediklerini ve işlemin usule uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini sonradan denetleyebilmesi gerekir.
Ancak savunma bakımından inceleme yalnızca teşhis sırasında çekilen fotoğraf veya görüntülerle sınırlı tutulmamalıdır. Somut olayın özelliklerine göre teşhis öncesindeki süreci ortaya koyabilecek kamera kayıtlarının da araştırılmasının savunma açısından önemli olduğu düşüncesindeyiz.
Bir Dava Dosyasında Kamera Kayıtları Teşhisin Gerçekte Nasıl Yapıldığını Ortaya Çıkardı
Somut bir dava, teşhis tutanağının yalnızca içeriğine değil, işlemin gerçekte nasıl gerçekleştirildiğine bakılmasının önemini açık biçimde ortaya koymuştur.
Sanık, mağdur tarafından gerçekleştirildiği belirtilen teşhis işlemine dayanılarak gözaltına alınmış ve daha sonra hakkında kamu davası açılmıştır.
Sanık, soruşturmanın başından itibaren isnat edilen suçu kesin olarak reddetmiştir. Dosyada ise aleyhe deliller arasında teşhis tutanağı önemli bir yer tutuyordu.
Savunma tarafı, teşhis tutanağındaki sonucu kabul etmek veya yalnızca tutanak üzerinden hukuka aykırılık itirazında bulunmakla yetinmeyerek teşhis işleminin fiilen hangi şartlar altında gerçekleştirildiğini denetlemek için teşhis işleminin gerçekleştirildiği emniyet birimine ait kamera kayıtlarının getirtilmesini talep etti. Mahkeme talebi kabul etti ve kamera kayıtları dosyaya getirildi.
Kayıtların incelenmesi sonucunda, yalnızca teşhis anına ilişkin değil, teşhisten önce yaşanan sürece ilişkin görüntülere de ulaşıldı. Böylece, tutanağın tek başına göstermediği teşhis süreci, doğrudan görüntüler üzerinden denetlenebilir hâle geldi.
Kamera kayıtları, gerçekleştirilen teşhis işleminin kanunun aradığı usul güvencelerine uygun olmadığı yönündeki savunmayı somutlaştırdı. Neredeyse maddedeki usuli güvencelerin hepsi ihlal edilmişti.
Bu nokta şu açıdan önemlidir: Eğer kamera kayıtlarının getirtilmesi talep edilmemiş olsaydı ve mahkeme de savunma hakkına değer verip talebi kabul etmeseydi dosyada yalnızca sanık aleyhine düzenlenmiş bir teşhis tutanağı bulunmaya devam edecekti. Bu durumda yargılamada, “mağdur sanığı teşhis etmiştir” şeklindeki sonuç üzerinden değerlendirme yapılması ihtimali ortaya çıkabilecekti. Oysa görüntüler getirtilince, teşhisin Yasaya aykırı olarak yapıldığı ortaya çıktı ve dolayısıyla teşhis tutanağı hukuka aykırı bir delil haline geldi.
Bunun yanında mağdurun anlatımları arasında da çelişkiler bulunuyordu. Teşhis işleminin hukuka aykırı olması , bu konuda kamera kayıtlarının ortaya koyduğu olgular ve mağdur beyanlarındaki çelişkiler birlikte değerlendirildiğinde, sanığın isnat edilen suçu işlediğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı sonucuna varıldı.
Yargılama sonunda sanığın beraatine kararı verildi. Karara karşı yapılan istinaf incelemesinde de ilk derece mahkemesinin beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmedi ve beraat kararı kesinleşti.
Bu dava, ceza yargılamasında savunmanın delili yalnızca dosyaya girdiği şekliyle tartışmasının her zaman yeterli olmadığını gösteren önemli bir örntektir.
Bazen asıl mesele tutanakta ne yazdığı değil, o tutanağın nasıl oluşturulduğudur.
Bir teşhis tutanağında “mağdur şüpheliyi teşhis etti” yazabilir. Ancak bu ifade; mağdurun şüpheliyi teşhisten önce görüp görmediğini, yönlendirme bulunup bulunmadığını, teşhis grubunun nasıl oluşturulduğunu ve işlemin kanuni güvencelere uygun yürütülüp yürütülmediğini tek başına göstermez.
Bu nedenle özellikle teşhisin belirleyici delillerden biri olduğu dosyalarda, mevcutsa teşhis öncesini ve teşhis anını gösteren kamera kayıtlarının araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve delilin güvenilirliğinin denetlenmesi bakımından son derece önemli olabilir.
Usule Aykırı Teşhis Mahkûmiyete Esas Alınabilir mi?
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2023/16282 E., 2024/1150 K. sayılı kararında; sanığın suçlamayı kabul etmediği, cezalandırılmasına dayanak alınan teşhis işleminin PVSK Ek 6.maddede belirtilen yöntemlerle gerçekleştirilmediği ve duruşmada yüzleştirme de yapılmadığı olayda, mahkûmiyete yeterli kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Aynı tarihli 2023/17788 E., 2024/1149 K. sayılı kararda da benzer şekilde, sanıkların cezalandırılmasının tek delili olarak kabul edilen teşhis işleminin PVSK Ek 6.maddede belirtilen yöntemlere uygun yapılmaması karşısında mahkûmiyete yeterli kesin ve şüpheden uzak delil bulunmadığı kabul edilmiştir.
Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 2018/8371 E., 2019/4049 K. sayılı kararı da benzer yöndedir. Kararda, teşhis grubundaki kişilerin görünüş bakımından yeterli benzerlik göstermemesi ve diğer usule aykırılıklar dikkate alınarak teşhis işleminin hukuka aykırı olduğu kabul edilmiş; teşhis dışında mahkûmiyete yeterli delil bulunmaması karşısında “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi doğrultusunda hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.
Bu kararlar önemli bir noktayı ortaya koymaktadır:
Ceza yargılamasında yalnızca “teşhis var mı?” sorusu yeterli değildir. “Teşhis nasıl yapıldı?” sorusu da mutlaka cevaplandırılmalıdır.
Teşhis Tutanağı İncelenirken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Bir ceza dosyasında teşhis tutanağı bulunduğunda savunma makamının yalnızca “müşteki sanığı teşhis etmiş” şeklindeki sonuca odaklanması yeterli değildir.
Şüpheli/sanık hakkında gözaltı kararı bulunup bulunmadığı, teşhisin zamanı, Cumhuriyet savcısının talimatı, teşhisten önce alınmış fail tarifi, teşhis grubundaki kişilerin sayısı ve fiziksel benzerliği, işlemin kaç kez tekrarlandığı, gerekli uyarıların yapılıp yapılmadığı ve teşhis grubuna ilişkin fotoğraf veya görüntülerin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
Bunun yanında teşhiste bulunan kişinin şüpheliyi işlemden önce görüp görmediği araştırılmalıdır.
Emniyet biriminde kamera sistemi bulunuyorsa somut olayın özelliğine göre yalnızca teşhis anına değil, teşhis öncesindeki zaman dilimine ait kayıtların da getirtilmesi savunma bakımından belirleyici olabilir. Çünkü bazen hukuka aykırılık tutanakta değil, tutanağın düzenlenmesinden önce yaşanan süreçte saklıdır.
Sonuç
Teşhis işlemi ceza soruşturmasında önemli sonuçlar doğurabilen bir delil toplama yöntemidir. Ancak mağdur veya tanığın şüpheliyi fail olarak göstermesi, teşhisin tek başına hukuka uygun ve güvenilir olduğu anlamına gelmez.
Şüpheli hakkında gözaltı kararı bulunması, işlemin Cumhuriyet savcısının talimatıyla gerçekleştirilmesi, teşhisten önce fail tarifinin alınması, birbirine benzer birden fazla kişinin teşhis grubuna dahil edilmesi, teşhiste bulunan kişi ile teşhise tabi tutulan kişilerin birbirini görmemesi, işlemin tekrarlanması, gerekli uyarıların yapılması ve işlemin kayıt altına alınması teşhisin değerlendirilmesinde önem taşıyan hususlardır. Ancak uygulamada bunun da ötesine geçmek gerekebilir. Dosyadaki bir tutanak, işlemin hukuka uygun yapıldığına ilişkin kesin bir karine değildir. Gerektiğinde tutanağın oluşum süreci de denetlenmelidir. Kamera kayıtları, diğer tutanaklar, işlem saatleri ve teşhis öncesindeki beyanlar birlikte değerlendirilerek teşhisin gerçekten kanunun öngördüğü şartlarda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği araştırılmalıdır.
Ceza muhakemesinde delilin yalnızca sonucu değil, elde ediliş yöntemi de önemlidir. Çünkü amaç herhangi bir kişiyi fail olarak belirlemek değil, gerçek faili hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş, sağlam ve güvenilir delillerle belirlemektir.
Kaynakça ve Yararlanılan İçtihatlar
2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek 6. madde
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 25.01.2024, 2023/16282 E., 2024/1150 K.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 25.01.2024, 2023/17788 E., 2024/1149 K.
Next