İnfaz sisteminde yeniden bir değişikliğe gidilecekse, bu değişiklik geçici ve parça parça değil; adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik esas alınarak kalıcı biçimde yapılmalıdır.
Neredeyse her 3 ila 5 yılda bir infaz sisteminin “sil baştan” ele alınacağı söyleniyor, ancak sonuçta sistemin bütünü yerine bazı alanlarda kısmi iyileştirmeler yapılıyor. Üstelik bu değişiklikler yapılırken; İnfaz Hukukunun temel ilke ve esasları, özellikle benzer durumda bulunan hükümlüler arasında “eşitlik” ilkesi yeterince gözetilmiyor. Bir gruba yönelik iyileştirme yapılırken, benzer durumda olan başka bir grubun aynı düzenlemenin dışında bırakılması yeni adaletsizliklere yol açıyor.
Yeni sistemde; koşullu salıverilmesi 3/4 koşullu salıverilme oranına tabi olanların bu oranı 2/3’e indirilecekse, halen 2/3 oranına tabi olanların durumu da mutlaka tartışılmalıdır. Aksi halde yapılan düzenleme; yalnızca mevcut oranları aşağı çekmek yerine, oranlar arasındaki eşitsizliği başka bir seviyede yeniden üretir. Bu nedenle; 3/4’lerin 2/3’e indirilmesi düşünülüyorsa, 2/3 oranına tabi suçların da kural olarak 1/2 oranına çekilmesi, koşullu salıverilme sisteminin kendi içinde tutarlı ve orantılı hale getirilmesi gerekir.
Ayrıca, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından İnfaz Kanunu m.107/4’ün yok açtığı sonuçlar ele alınmalıdır. Adi bir suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiğinden bahisle uygulanan ağırlaştırılmış infaz oranları, özellikle örgüt mensubu olmayanlar yönünden yeniden değerlendirilmelidir. İnfaz Kanununda yapılacak kapsamlı bir değişikliğin, m.107/4 kapsamındaki bu yapısal sorunu görmezden gelmesi yeni bir eşitsizlik alanı oluşturacaktır.
Aynı şekilde, koşullu salıverme oranları değiştirilirken yalnızca cezaevinde geçirilecek toplam süreye odaklanılmamalı; kapalı ceza infaz kurumunda, açık ceza infaz kurumunda ve denetimli serbestlik altında geçirilecek süreler de birlikte ve orantılı biçimde düzenlenmelidir. İyi halin tespitinde de somut ve anlaşılır bir sistem kurulmalıdır.
Cezaevinde infaz, suçla mücadelede ve suçun önlenmesinde yegane çare de değildir. Elbette cezanın infazı etkili, caydırıcı ve toplum bakımından güven verici olmalıdır. Ancak bu amaç, sıklıkla değiştirilen ve istisnaları çoğaltılan bir İnfaz Kanunu ile sağlanamaz. Sürekli değişen infaz kuralları, hem uygulamada karışıklığa sebep olmakta ve hem de cezanın caydırıcılığını zedelemektedir.
Bu nedenle; infaz sisteminde yapılacak düzenlemelerin, yine kısmi ve geçici bir infaz iyileştirmesinden ibaret kalmaması, cezasızlık algısını kuvvetlendirmeden, infazda eşitliği sağlayan, suç ve yaptırım arasındaki dengeyi koruyan, kalıcı, sade ve kendi içinde tutarlı bir sistem oluşturması gerekir. Aksi halde, birkaç yıl sonra yeniden “infaz sistemini baştan düzenleme” ihtiyacı doğacak ve aynı döngü devam edecektir.
Next