ANAYASA MAHKEMESİ’NİN SITKI DEMİRAY KARARI

6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma, yaklaşmama ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme gibi tedbir kararları, niteliği gereği çoğu zaman hızlı bir şekilde ve dosya üzerinden verilmektedir.

Tedbir kararının süratle verilmesinin gerekli olması, bu karara karşı yapılan itirazın da şekli ve yüzeysel biçimde incelenebileceği anlamına gelir mi?

Anayasa Mahkemesi’nin 28/11/2024 tarihli Sıtkı Demiray Başvurusu (B. No: 2021/26309) kararı, özellikle bu noktada önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarına karşı yapılan itirazlarda, başvurucunun ileri sürdüğü esaslı iddia ve savunmalar değerlendirilmeden soyut ve klişe ifadelerle karar verilmesini gerekçeli karar hakkı yönünden incelemiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır.

Karar, 6284 sayılı Kanun uygulamasında sıklıkla karşılaşılan kalıp gerekçeler bakımından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

1. 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Hangi Tedbirler Verilebilir?

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile içi şiddetin ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici tedbir mekanizmaları öngörmektedir.

Kanun kapsamında somut olayın özelliklerine göre;

*Müşterek konuttan uzaklaştırma,

*Korunan kişiye yaklaşmama,

*İletişim araçlarıyla rahatsız etmeme,

*Belirli yerlere yaklaşmama,

*Silahın kolluğa teslim edilmesi

gibi çeşitli tedbir kararları verilebilmektedir.

Bu tedbirler koruyucu ve önleyici nitelikte olmakla birlikte, hakkında tedbir uygulanan kişinin temel hak ve özgürlükleri üzerinde doğrudan sonuçlar meydana getirebilmektedir.

Kanunun korumayı amaçladığı hukuki değer ve tedbirlerin niteliği nedeniyle kararların süratle alınması gerekebilir. Ancak bu özellik, tedbir kararlarının ve özellikle bu kararlara karşı yapılan itirazların etkili bir yargısal denetimin dışında bırakılabileceği anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, tedbir kararının geçici olması, yargısal denetimin de geçici veya şekli olması sonucunu doğurmaz.

2. Gerekçeli Karar Hakkı Neden Önemlidir?

Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı bakımından mahkemenin yalnızca bir sonuca ulaşması yeterli değildir.

Mahkemenin ulaştığı sonucun hangi maddi ve hukuki nedenlere dayandığının da kararın muhatapları tarafından anlaşılabilir ve gerektiğinde denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerekir.

Gerekçeli karar hakkı bu yönüyle;

*Yargısal keyfiliğin önlenmesini,

*Tarafların iddia ve savunmalarının gerçekten değerlendirildiğinin anlaşılmasını,

*Kararların üst derece mahkemelerince etkili biçimde denetlenebilmesini,

*Hukuki güvenlik ve belirliliğin sağlanmasını

amaçlamaktadır.

Bununla birlikte gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin tarafların ileri sürdüğü her iddia ve savunmaya ayrı ayrı ve ayrıntılı cevap vermesi gerektiği anlamına da gelmez.

Asıl önemli olan, uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların karşılanmasıdır.

3. Anayasa Mahkemesi’nin Sıtkı Demiray Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin 28/11/2024 tarihli Sıtkı Demiray kararında başvurucu, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararına karşı ileri sürdüğü somut itirazların değerlendirilmediğini ve itiraz merciinin yeterli gerekçe ortaya koymadan karar verdiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi yaptığı değerlendirmede, daha önce Salih Söylemezoğlu ve Erdal Türkmen kararlarında ortaya koyduğu anayasal ilkeler doğrultusunda gerekçeli karar hakkını incelemiştir.

Mahkemenin değerlendirmesinde dikkat çeken husus, bir itiraz hakkında herhangi bir karar verilmiş olmasının tek başına yeterli görülmemesidir.

Önemli olan, verilen kararın içeriğinde başvurucunun esaslı iddia ve savunmalarının gerçekten değerlendirilip değerlendirilmediğidir.

Anayasa Mahkemesi, itiraz merciinin başvurucunun ileri sürdüğü iddia ve delilleri etkili biçimde tartışmadığını ve şekli değerlendirmelerle yetindiğini belirleyerek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Bu yaklaşım, 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların nasıl incelenmesi gerektiği bakımından önem taşımaktadır.

4. “Usul ve Yasaya Aykırılık Bulunmadığından…” Demek Yeterli mi?

Uygulamada tedbir kararlarına yapılan itirazların zaman zaman oldukça kısa ve standart gerekçelerle reddedildiği görülmektedir.

Örneğin; “Dosya kapsamı incelendiğinde verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından itirazın reddine…” şeklindeki ifadelerle karşılaşılabilmektedir. Ancak böyle bir gerekçe tek başına;

*Hangi delilin dikkate alındığını,

*İtiraz eden tarafın hangi iddiasının değerlendirildiğini,

*İleri sürülen savunmanın neden kabul edilmediğini,

*Tedbirin devamının neden gerekli görüldüğünü

ortaya koymayacağı kanaatindeyiz.

İşte Sıtkı Demiray kararının önemi burada ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımına göre, mahkemenin önüne uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek somut bir iddia veya delil getirilmişse, itiraz merciinin bunu gerçekten değerlendirmesi ve ulaştığı sonucu yeterli bir gerekçeyle açıklaması gerekir.

Dolayısıyla “itiraz incelendi, yerinde görülmedi” demek ile itirazı gerçekten yargısal denetime tabi tutmak aynı şey değildir.

5. Tedbirin Hızlı Verilmesi ile İtirazın Etkili İncelenmesi Birbirinden Ayrılmalıdır

6284 sayılı Kanun'un temel amaçlarından biri, şiddet tehlikesi altında bulunan kişinin süratle korunmasıdır. Bu nedenle bazı hâllerde tedbir kararının ilk aşamada hızlı şekilde verilmesinin gerekliliği tartışmasızdır.

İlk kararın süratle verilmesini gerekli kılan nedenlerle, bu karara karşı yapılan itirazın incelenmesi birbirinden ayrılmalıdır. İtiraz mekanizmasının varlık nedeni zaten verilen kararın yeniden yargısal denetime tabi tutulmasıdır.

Hakkında tedbir kararı verilen kişi somut bir delile dayanıyor, kararın maddi temelini tartışıyor veya tedbirin gerekliliği ve ölçülülüğüne ilişkin ciddi itirazlar ileri sürüyorsa, bu hususların hiçbirine cevap vermeden itirazın reddedilmesi, itiraz kanun yolunu yalnızca şeklen var olan bir hukuki güvence hâline getirebilir.

Bu nedenle korumanın süratli olması ile yargısal denetimin etkili olması birbirinin alternatifi değildir. Her ikisinin aynı anda sağlanması hukuk devletinin gereğidir.

6. Kararın 6284 Sayılı Kanun Uygulamasına Muhtemel Etkileri

Sıtkı Demiray kararı, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının denetlenmesinde daha nitelikli bir gerekçe standardının benimsenmesine katkı sağlayabilecek niteliktedir.

Bu karar doğrultusunda özellikle itiraz mercilerinin;

*Başvurucunun uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki iddia ve savunmalarını değerlendirmeleri,

*Sunulan deliller ile tedbirin gerekliliği arasında bağlantı kurmaları,

*Tedbirin devamını gerekli görüyorlarsa bunun nedenlerini ortaya koymaları,

*Ölçülülük yönünden ileri sürülen esaslı itirazları değerlendirmeleri

gerektiği kanaatindeyiz.

Buna karşılık yalnızca dosyanın incelendiğinin ve kararda hukuka aykırılık bulunmadığının belirtilmesi, somut olayın özelliklerine göre anayasal anlamda yeterli bir gerekçe oluşturmayacağını düşünüyoruz. Aksine uygulamalar, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önüne taşındığında gerekçeli karar hakkı bakımından ihlal sonucuyla karşılaşabilir.

Sonuç: Hızlı Karar, Gerekçesiz Karar Anlamına Gelmez

6284 sayılı Kanun kapsamında öngörülen koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkinliği, şiddetin önlenmesi bakımından son derece önemlidir.

Ancak tedbirlerin etkinliği ile temel haklara ilişkin yargısal güvenceler birbirinin karşıtı olarak değerlendirilmemelidir.

Anayasa Mahkemesi’nin Sıtkı Demiray kararı, bu açıdan önemli bir sınır çizmektedir: Tedbir kararı hızlı verilebilir fakat bu karara karşı yapılan itirazın incelenmesi şekli olamaz.

İtiraz merciinin görevi yalnızca itirazı kabul veya reddetmek değildir. Uyuşmazlığın sonucunu etkileyebilecek esaslı iddia ve savunmaların değerlendirilmesi ve bunların neden kabul edildiğinin veya reddedildiğinin anlaşılabilir bir gerekçeyle ortaya konulması gerekir. Çünkü hukuk devletinde gerekçe, kararın yalnızca biçimsel bir unsuru değildir.

Gerekçe, yargısal denetimin gerçekten yapıldığını gösteren en önemli güvencelerden biridir.