Boşanma davalarında taraflar arasındaki uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, eşler arasındaki özel yaşam alanında ve çoğu zaman üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleşmektedir. Hakaret, tehdit, şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış veya güven sarsıcı davranış gibi vakıaların ispatı bu nedenle her zaman kolay değildir. Uygulamada eşlerden birinin diğer eşin konuşmalarını gizlice kaydetmesi ve elde ettiği ses kayıtlarını boşanma davasında delil olarak sunmasıyla sıklıkla karşılaşılmaktadır.
Ancak bir ses kaydının boşanma davasında ileri sürülen bir vakıayı ortaya koyması, tek başına bu kaydın hükme esas alınabileceği anlamına gelmez. Delilin içeriğinin yanında hangi koşullarda ve ne şekilde elde edildiği de önem taşımaktadır. Bu nedenle boşanma davalarında ses kayıtları değerlendirilirken, bir taraftan tarafın iddiasını ispat etme hakkı, diğer taraftan eşin özel hayatının ve haberleşmesinin gizliliği birlikte gözetilmelidir.
1. Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Ses Kayıtlarının Delil Niteliği
Hukuk yargılamasında hukuka aykırı şekilde elde edilmiş delillerin bir vakıanın ispatında dikkate alınması mümkün değildir. Boşanma davaları bakımından da eşin bilgisi ve rızası dışında, özel hayatının gizliliği ihlal edilerek elde edilen ses kayıtları bu kapsamda değerlendirilmektedir.
Bu noktada kaydın içeriğinin boşanma sebebini veya eşin kusurlu bir davranışını ortaya koyması tek başına yeterli değildir. Önemli olan, söz konusu delilin hukuka uygun biçimde elde edilmiş olmasıdır. Eşin özel hayatının gizliliği ihlal edilmek suretiyle elde edilen ses kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmektedir (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12257, K. 2016/4800, T. 10.03.2016; Yargıtay 2. HD., E. 2016/24760, K. 2018/10726, T. 08.10.2018).
Aynı şekilde ortam dinlemesi niteliğindeki kayıtların da yalnızca bir vakıayı ispatlamak amacıyla oluşturulmuş olması, bu kayıtları hukuka uygun hale getirmemektedir. Nitekim güven sarsıcı davranışların ispatı amacıyla sunulan bir ses kaydının ortam dinlemesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle hukuka aykırı delil sayıldığı ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2025/5186, K. 2025/7559, T. 18.09.2025).
Benzer şekilde aynı ortamda bulunan kişilerin bilgisi dışında konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2016/23960, K. 2018/10956, T. 15.10.2018).
2. Ortak Konuta Kayıt Cihazı veya Gizli Kamera Yerleştirilmesi
Uygulamada karşılaşılan durumlardan biri, eşlerden birinin diğer eşin konuşmalarını veya davranışlarını takip etmek amacıyla ortak konuta kayıt cihazı ya da gizli kamera yerleştirmesidir. Eşlerin aynı konutta yaşamaları, taraflardan birine diğer eşin bilgisi dışında ses veya görüntü kaydı alma konusunda sınırsız bir yetki tanımaz.
Eşin haberi ve rızası olmaksızın müşterek konuta cihaz yerleştirilmek suretiyle elde edilen ses kayıtları hukuka aykırı delil niteliğindedir. Üstelik böyle bir kaydın hükme esas alınamaması yanında, hukuka aykırı kaydı dinleyen bir tanığın yalnızca kayıttan öğrendiklerini aktarması da sonucu değiştirmemektedir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/658, K. 2024/8815, T. 19.11.2024).
Ortak konuta gizli kamera yerleştirilerek elde edilen görüntü ve ses kayıtları bakımından da aynı esas geçerlidir. Nitekim eşin ortak konuta gizli kamera yerleştirerek elde ettiği resim, video ve ses kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu, bu nedenle hükme esas alınamayacağı ve diğer delillerle zina iddiası ispatlanamadığı takdirde yalnızca bu kayıtlardan hareketle sonuca gidilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/7996, K. 2024/5004, T. 27.06.2024).
Benzer şekilde eşin ikamet ettiği eve gizlice kamera yerleştirilmesi suretiyle elde edilen kayıtların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve bu kayıtların hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/5880, K. 2024/5701, T. 11.09.2024).
Bu nedenle ortak konut kavramından hareketle eşlerin özel yaşam alanlarının tamamen ortadan kalktığının kabul edilmesi mümkün değildir. Özellikle sürekli ve sistematik biçimde ses veya görüntü kaydı yapılması, boşanma davasında delil elde etme amacıyla başvurulabilecek olağan bir yöntem olarak görülmemelidir.
3. Üçüncü Kişiler Aracılığıyla Ses Kaydı Oluşturulması
Ses kaydının doğrudan eşlerden biri tarafından yapılmamış olması da kaydı kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez. Uygulamada eşlerden birinin diğer eşin belirli bir konuda konuşmasını sağlamak amacıyla üçüncü bir kişiden yardım aldığı ve gerçekleştirilen görüşmenin kayıt altına alındığı durumlarla karşılaşılabilmektedir.
Üçüncü bir kişinin, eşlerden birinin yanında diğer eşi telefonla araması ve gerçekleştirilen görüşmenin kayıt altına alınması suretiyle delil oluşturulması hukuka aykırı kabul edilmektedir. Bu şekilde elde edilen ses kaydının hükme esas alınamayacağı gibi, kaydın dışında bulunan tanık anlatımlarının da yalnızca duyuma dayanması halinde ileri sürülen vakıanın ispatlanmış kabul edilmesi mümkün olmayabilir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/1772, K. 2024/10484, T. 25.12.2024).
Bunun yanında konuşmaların kim tarafından, nerede ve ne şekilde kaydedildiğinin açıklanamaması da önem taşımaktadır. Gizlice alınmış, elde ediliş şekli açıklanmamış ve başka delillerle desteklenmeyen bir ses kaydının hükme esas alınmaması gerektiği kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/8061, K. 2024/4918, T. 26.06.2024).
Eşin üçüncü kişilerle yaptığı telefon konuşmalarının kaydedilmesi bakımından da farklı bir sonuca varılmamaktadır. Kadının annesi ve kardeşiyle yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin kayıtların hukuka aykırı şekilde elde edildiği ve kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12716, K. 2016/2538, T. 15.02.2016). Benzer şekilde kadının annesiyle yaptığı görüşmenin rızası dışında kaydedilmesi halinde bu kaydın hukuka aykırı delil olduğu ve hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2019/3848, K. 2020/156, T. 14.01.2020).
4. Ses Kaydının Güvenilirliği ve Teknik Olarak Değerlendirilmesi
Bir ses kaydının değerlendirilmesinde yalnızca hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediği değil, kaydın güvenilirliği de önemlidir. Zira ses kaydının hangi ortamda ve ne şekilde gerçekleştirildiği, kayıtta yer alan seslerin gerçekten taraflara ait olup olmadığı veya kayıt üzerinde herhangi bir oynama yapılıp yapılmadığı her zaman kolaylıkla belirlenemeyebilir.
Nitekim cinsel sadakatsizlik vakıasının ispatında sunulan bir ses kaydı bakımından, hukuka aykırı şekilde elde edilen kayıtların dikkate alınamayacağı belirtildikten sonra, kayıttaki kadın ve erkek seslerinin taraflara ait olup olmadığı, kaydın hangi ortamda ve ne şekilde gerçekleştirildiği ve üzerinde oynama yapılıp yapılmadığı hususlarının kesin olarak tespit edilememesi ayrıca dikkate alınmıştır (Yargıtay 2. HD., E. 2022/11259, K. 2023/3786, T. 05.07.2023).
Dolayısıyla kaynağı belirli olmayan veya bütünlüğü konusunda tereddüt bulunan bir ses kaydının yalnızca içeriğinin güçlü olduğu düşüncesiyle hükme esas alınması doğru olmayacaktır.
5. Hukuka Aykırı Ses Kaydındaki Vakıanın Başka Delillerle İspatı
Bir ses kaydının hukuka aykırı olması nedeniyle hükme esas alınamaması, kayıt içerisinde yer aldığı ileri sürülen vakıanın hiçbir şekilde ispatlanamayacağı anlamına gelmez. Burada delil ile ispat edilmek istenen vakıanın birbirinden ayrılması gerekir.
Örneğin eşin başka biriyle cinsel birliktelik yaşadığına ilişkin ses kaydı hukuka aykırı şekilde elde edilmiş olabilir. Bu durumda kaydın kendisinin değerlendirilmesi mümkün olmasa dahi aynı vakıa hukuka uygun başka delillerle ispatlanabilir. Nitekim ortak çocuk tarafından, erkeğin bilgisi ve rızası dışında sırf delil oluşturmak amacıyla alınan ses kaydının hükme esas alınması hatalı bulunmuş, buna karşılık aynı vakıanın tanık beyanıyla doğrulanması nedeniyle kusur belirlemesi korunmuştur (Yargıtay 2. HD., E. 2024/1175, K. 2024/8591, T. 12.11.2024).
Burada dikkat edilmesi gereken husus, tanığın bilgisinin kayıttan bağımsız olmasıdır. Tanık, olaya bizzat vakıf olmuşsa anlatımı ayrıca değerlendirilebilir. Buna karşılık kişinin tek bilgi kaynağı hukuka aykırı ses kaydı ise, kayıt içeriğinin tanık beyanı aracılığıyla dolaylı şekilde yargılamaya taşınması mümkün değildir. Nitekim hukuka aykırı ses kayıtlarını dinleyen tanığın sadece kayıtlardan öğrendiği hususları aktaran beyanlarının da hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2024/658, K. 2024/8815, T. 19.11.2024).
6. Gizli Ses Kaydı Alınmasının Kusur Belirlemesine Etkisi
Gizlice ses kaydı alınması yalnızca elde edilen delilin kullanılıp kullanılamaması bakımından sonuç doğurmaz. Kayıt işleminin kendisi de boşanma davasında eşlerin kusur durumları değerlendirilirken önem taşıyabilir.
Eşinin sadakatinden şüphe ederek ortak konuta gizlice ses kayıt cihazı yerleştiren erkeğin bu davranışı kusur belirlemesinde dikkate alınmıştır (Yargıtay 2. HD., E. 2015/12716, K. 2016/2538, T. 15.02.2016).
Benzer şekilde eşinin görüşmelerini hukuka aykırı biçimde kayıt altına almak ve bu kayıtları başkalarına göndermekle tehdit etmek de kusur olarak değerlendirilmektedir. Nitekim kocanın eşinin görüşmelerini hukuka aykırı şekilde kayıt altına aldığı ve bunları başkalarına göndermekle tehdit ettiği olayda, bu davranışların birlik görevleri ve ailenin mutluluğunun ihlali niteliğinde olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD., E. 2023/7056, K. 2024/3695, T. 21.05.2024).
Dolayısıyla eşinin kusurlu bir davranışını ispatlamak amacıyla hareket eden tarafın, delil elde ederken başvurduğu yöntem nedeniyle kendisinin de boşanmada kusurlu kabul edilmesi mümkündür.
7. Ses Kaydı Alınmasının Ceza Hukuku Bakımından Sonuçları
Boşanma davasında ses kaydının hukuka aykırı delil olması ile kayıt yapan kişinin ceza hukuku bakımından sorumluluğu birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Bir ses kaydının aile mahkemesinde hükme esas alınamaması, kaydı gerçekleştiren kişinin her durumda ceza hukuku bakımından mahkûm edileceği anlamına gelmez.
Bu konuda özellikle kaydın hangi amaçla gerçekleştirildiği ve daha sonra kimlerle paylaşıldığı önem taşımaktadır. Boşanma davasındaki iddiasını ispatlamak amacıyla konuşmayı kaydeden, ancak kayıt içeriğini üçüncü kişilerle paylaşmayan veya çoğaltarak dağıtmayan kişiler bakımından hukuka aykırı hareket etme bilincinin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararlarının verildiği görülmektedir (Yargıtay 12. CD., E. 2014/13474, K. 2015/3, T. 12.01.2015; Yargıtay 12. CD., E. 2015/3470, K. 2015/19092, T. 09.12.2015; Yargıtay 12. CD., E. 2015/9407, K. 2016/5756, T. 06.04.2016).
Aynı doğrultuda eşinin kendisine şiddet uyguladığını ispatlamak amacıyla konuşmaları kaydeden ve bunları boşanma davasında kullanmak isteyen kişiler bakımından da kayıtların üçüncü kişilerle paylaşılmadığı veya çoğaltılarak dağıtılmadığı dikkate alınarak hukuka aykırı hareket etme bilinciyle davranılmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 12. CD., E. 2020/1357, K. 2023/5105, T. 27.11.2023).
Ancak bu durum, boşanma davasındaki iddiayı ispatlamak amacıyla yapılan her kaydın hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Burada medeni yargılama bakımından delilin kullanılabilirliği ile ceza hukuku bakımından suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı birbirinden ayrılmalıdır. Bir kayıt ceza hukuku bakımından mahkûmiyet sonucunu doğurmadığı halde, boşanma davasında hukuka aykırı delil olduğu gerekçesiyle hükme esas alınmayabilir.
Kaydın dava dosyasında kullanılmasının ötesine geçilerek üçüncü kişilere dinletilmesi halinde ise durum değişmektedir. Aile yaşantısına ilişkin özel konuşma kayıtlarının olayla ve aile bireyleriyle ilgisi bulunmayan üçüncü kişilere dinletilmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu bakımından sorumluluk doğurabilir (Yargıtay 12. CD., E. 2018/8075, K. 2019/1860, T. 13.02.2019).
Eşlerin ayrı yaşadığı dönemde diğer eşin evine dinleme cihazı yerleştirilmesi de ayrıca değerlendirilmelidir. Tarafların halen evli olmaları, ayrı yaşanılan eşin konutundaki özel yaşam alanına bu şekilde müdahale edilmesini hukuka uygun hale getirmez. Nitekim ayrı yaşanılan eşin evine dinleme cihazı yerleştirilmesi eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu yönündeki kabul isabetli bulunmuştur (Yargıtay 12. CD., E. 2020/12238, K. 2024/1413, T. 25.03.2024).
8. Ani Gelişen Olaylarda Alınan Ses Kayıtları
Ses kayıtları bakımından üzerinde durulması gereken son husus, kişinin başka şekilde delil elde etme imkânının bulunmadığı ani gelişen olaylardır. Önceden planlanan ve sistematik biçimde gerçekleştirilen kayıtlarla, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir fiil sırasında başka türlü delil elde etme olanağı bulunmadığı için yaptığı kayıtların aynı şekilde değerlendirilmemesi gerekir.
Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkânının bulunmadığı durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmayı kaydetmesinin hukuka uygun kabul edilebileceği belirtilmektedir. Buna karşılık taraflar arasında önceden uyuşmazlığın bulunduğu, boşanma aşamasında oldukları ve uzun süren konuşmaların planlanarak kayda alındığı bir olayda kayıt yasak delil kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 6. CD., E. 2023/17657, K. 2025/8915, T. 23.10.2025).
Bu ayrım önemlidir. Ani gelişen bir olayda kişinin başka türlü delil elde etme olanağının bulunmaması ile boşanma uyuşmazlığı başladıktan sonra karşı tarafı belirli konularda konuşturmak amacıyla planlı şekilde kayıt yapılması aynı değildir. Dolayısıyla ani gelişen olaylara ilişkin değerlendirmeden hareketle, boşanma davasında kullanılmak üzere gizlice ses kaydı alınabileceği yönünde genel bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.
Sonuç
Boşanma davalarında ses kayıtlarının delil niteliğinin değerlendirilmesinde kaydın içeriği kadar elde ediliş biçimi de önem taşımaktadır. Eşin bilgisi ve rızası dışında gerçekleştirilen ortam dinlemeleri, ortak konuta gizli ses kayıt cihazı veya kamera yerleştirilmesi, üçüncü bir kişi aracılığıyla planlı şekilde konuşma oluşturulması ve eşin üçüncü kişilerle yaptığı görüşmelerin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı delil sorununu gündeme getirmektedir.
Bununla birlikte hukuka aykırı ses kaydının hükme esas alınamaması, kayıtla ispatlanmak istenen vakıanın hukuka uygun başka delillerle ortaya konulmasına engel değildir. Aynı şekilde gizlice kayıt yapılması yalnızca delilin kullanılabilirliği bakımından değil, kayıt yapan eşin boşanmadaki kusurunun belirlenmesi bakımından da sonuç doğurabilir.
Ses kaydının ceza hukuku boyutunda ise kaydın alınması, yalnızca dava dosyasına sunulması ve üçüncü kişilerle paylaşılması arasında ayrım yapılması gerekmektedir. Özellikle özel nitelikteki konuşmaların dava dışındaki kişilere dinletilmesi veya ayrı yaşanılan eşin konutuna dinleme cihazı yerleştirilmesi ceza hukuku bakımından ayrıca sorumluluk doğurabilecek niteliktedir.
Sonuç olarak boşanma davasında kullanılmak amacıyla ses kaydı alınabileceği yönünde genel ve sınırsız bir kabulden söz etmek mümkün değildir. Her somut olayda kaydın nerede, nasıl ve hangi şartlarda elde edildiği, başka şekilde delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı ve kaydın daha sonra ne şekilde kullanıldığı birlikte değerlendirilmelidir.
Av. Berk KABAAĞAÇLI
Next






