Terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmasına rağmen, vazife malulü (gazi) sayılmayan personele tanınan haklara ilişkin olarak 7594 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki mevzuat değişikliği 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe girecektir.

Bilindiği üzere, mevcut sistemde bir kişinin terörle mücadele sırasında yaralanmış olması tek başına her durumda vazife malulü sayılması için yeterli değildir. Yaralanmanın hukuken ve tıbben belirli bir malullük sonucunu doğurması veya 5510 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü derecelerinden birine girmesi gerekmektedir. Yeni mevzuat değişikliği ile ise, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununa eklenen Geçici Madde 20 kapsamında, mevcut vazife malullüğü/gazi statüsü sisteminin dışında kalan, (malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan) fakat terörle mücadele sırasında yaralanmış personel için yeni ve özel bir aylık hakkı oluşturulmuştur.

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, mevzuat değişikliği ile bağlanması gereken aylık bir vazife malullüğü aylığı veya normal emeklilik aylığı değil, terörle mücadele sırasında meydana gelen belirli nitelikteki yaralanma nedeniyle verilen özel sosyal güvenlik aylığıdır. Yani bu madde kapsamında aylık bağlanması, 3713 sayılı Kanun kapsamındaki hakların kazanımına ya da vazife malullüğü için mezvuatta düzenlenmiş hakların alınması anlamına gelmediği gibi, kişiyi de vazife malulü (gazi) statüsüne sokmamaktadır.

Mevzuat değişikliği özellikle “acaba gazi mi olacağım” sorusuna yönelik tenakuz oluşturabileceğinden, bu yazıda soru-cevap şeklinde ilerlenerek personelin detaylı olarak bilgilendirilmesi esas alınmıştır.

1. Mevzuat değişikliğinden yararlanmanın ilk şartı nedir?

Mevzuat değişikliği kapsamından faydalanacak kişiler için aranan ilk şart; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yürütülen terörle mücadele görevlerinin ifası esnasında yaralanmış olmaktır.

2. Hangi yaralanmalar bu kapsamda değerlendirilecektir?

Maddede iki ayrı fıkra halinde yaralanma çeşitleri sayılmıştır. Bunlar;

a.Ateşli silah, patlayıcı ve mühimmat kaynaklı yaralanmalar;

  • mermi çekirdeğinin vücuda penetrasyonu,
  • şarapnel,
  • benzeri mühimmat,
  • ateşli silah,
  • EYP,
  • mayın,
  • havan,
  • roket,
  • el bombası,
  • patlayıcı mühimmat,
  • blast etkisi,
  • termal etki kapsamında oluşan yaralanmalar.

b. İkinci yaralanma grubu: yakın muharebe saldırıları;

Terör örgütü mensuplarının: kesici, delici, ezici veya benzeri yakın muharebe niteliğindeki saldırıları sonucundaki yaralanmalar.

Buradaki “penetran yaralanma” kavramını açıklamak uygun olacaktır. Tıbbi anlamda penetran yaralanma, bir cismin vücut dokusuna girerek doku bütünlüğünü bozmasıdır. Dolayısıyla düzenleme yalnızca “vücuduna kurşun isabet etti ve içeride kaldı” durumuyla sınırlı okunmamalıdır. Mermi veya şarapnelin oluşturduğu giriş yarası, doku hasarı ve benzeri sonuçların tıbbi değerlendirmesi önem taşır. Ayrıca patlayıcının doğrudan parçacığıyla oluşan yaralanmanın yanında, blast etkisi ve termal etki de açıkça kapsama alınmıştır.

Örneğin patlama sonucunda kişiye doğrudan şarapnel isabet etmese bile patlama basıncı veya ısı nedeniyle meydana gelen işitme kaybı ve tıbben “hafif olmayan” sair bir yaralanma bu kapsamda değerlendirilebilecektir.

Kanaatimizce maddenin uygulamasında en fazla uyuşmazlık yaratabilecek nokta “hafif nitelikte olmayan yaralanma” ifadesidir. Ancak “hafif” kavramının belirlenmesini doğrudan kurumun takdirine bırakılmamış, bunun yerine Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütlerini esas alınmıştır. Yani kişinin “ben ciddi yaralandım” demesi yeterli olmadığı gibi aynı şekilde kurumun “bu basit bir yaralanmadır” şeklindeki idari değerlendirmesi de tek başına yeterli değildir.

Bu değerlendirmenin yapılması için; Adli Tıp Kurumunca kullanılan tıbbî değerlendirme ölçütleri esas alınarak, olay tarihindeki yaralanmalarının hafif nitelikte olmayan yaralanma niteliği taşıdığı ve olay ile yaralanma arasında illiyet bağı bulunduğu en az bir adli tıp uzmanının yer aldığı sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekmektedir.

3. Hangi kurum personeli veya kişiler yararlanabilir?

  1. Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerî personeli,
  2. Jandarma Genel Komutanlığı personeli,
  3. Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli,
  4. MİT mensupları,
  5. Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli,
  6. Güvenlik korucuları.

Burada ki en önemli vurgu, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bakımından erbaş ve erlerin açıkça dahil edilmiş olmasıdır. Dolayısıyla düzenleme yalnızca subay, astsubay, uzman erbaş veya profesyonel personele yönelik değil, erbaş ve erleri de dahil eden ve kişi yönünden kapsayıcı bir düzenlemedir.

4. Yaralanmanın Hafif Nitelikte Olmadığı Ve Terörle Mücadele Görevlerinin İfası İle İlgili Olup Olmadığına Nasıl Karar Verilecek?

Mevzuat değişikliğinden yararlanmak için iki önemli kriter bulunmaktadır; Bunlardan biri “hafif nitelikte olmayan” yararlanma geçirilmiş olması, diğeri ise yaralanmanın terörle mücadele görevinin ifası esnasında olması yani; “illiyet bağı” kurulmasıdır.

Örneğin kişi 2005 yılında operasyon sırasında patlama yaşadı ve omzundan yaralandıysa, sağlık raporunun yalnızca “omuzda hareket kısıtlılığı vardır” demesi yeterli olmayarak raporda olay ile mevcut/olay tarihindeki yaralanma arasında bağlantının kurulması gerekmektedir.

Bu nedenle:

  • olay tutanağı,
  • operasyon kayıtları, (HAGÜNDURAP, TEMGÜNDURAP vs)
  • görev yazıları,
  • hastane kayıtları,
  • ilk müdahale kayıtları,
  • epikriz,
  • ameliyat kayıtları,
  • röntgen/MR/BT kayıtları,
  • askerî sağlık birimi kayıtları,
  • personel dosyası,
  • tanık/olay belgeleri gibi belgeler önem taşımaktadır.

5. Daha önce herhangi bir Kanun (3713, 2330 vb.) kapsamında vazife malulü olanlar bu haktan yararlanabilir mi?

Mevzuat değişikliğinin asıl amacı zaten malul sayılmayan veya 13/7/1953 tarihli ve 4/1053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Vazife Mâlûllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Nizamname hükümlerine göre derece tespiti yapılmayan kişilerin mağduriyetini gidermek olduğundan, daha önce herhangi bir şekilde vazife malulü sayılmış kişilerin bu mevzuat değişikliğinden yararlanması mümkün değildir. Kaldı ki, mevzuat değişikliğinde, bu maddeden yararlandıktan sonra derece alarak vazife malulü sayılacak kişilerin bu madde kapsamında bağlanacak aylıklarının kesileceği ve vazife malulü olarak tabi olacağı kanun kapsamında düzenlenen aylıklardan yararlanacağı düzenlenmiştir.

6. Aylığın miktarı: 17.135 gösterge ne anlama gelmektedir? Miktarı ne kadardır? Aylık ne zaman bağlanır?

Bu maddeden yararlanacak kişilere ödenecek aylığa ilişkin tutarın “17.135 × memur aylık katsayısı” olduğu dikkate alındığında; 1 Temmuz–31 Aralık 2026 dönemi için memur aylık katsayısı 1,575512 olarak uygulanacak şekilde 17.135 × 1,575512 = 26.996,40 TL olarak belirlenecektir. (hesaplama hatası olabileceğinden asıl aylığın SGK tarafından hesaplanacağı unutulmamalıdır)

Aylık, başvuru tarihinden itibaren değil, başvuru tarihini takip eden aybaşından itibaren bağlanacaktır. Örneğin kişi 15 Ekim 2026'da başvurursa ve yapılacak değerlendirmede yukarıdaki şartları taşıdığı tespit edilirse 1 Kasım 2026 aylık alma başlangıç tarihi olacaktır.

Ancak belirtilmesi gereken en önemli konu, “memur aylık katsayısı” ile çarpım öngörüldüğünden memur maaşlarındaki katsayının artması, aylıkların da artması anlamına gelecektir.

7. Yaralanmanın olduğu tarih önemli mi?

Bu düzenlemenin en önemli özelliklerinden biri de geçmiş olayları kapsamasıdır. Madde metninde “yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar” için uygulanacağı düzenlenmiştir. Yani düzenlemenin amacı geçmişte meydana gelmiş ve mevcut mevzuat nedeniyle aylık bağlanamamış yaralanmaları yeniden değerlendirmektir.

Kısacası madde hükümleri, yalnızca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olaylar hakkında bir defaya mahsus uygulanacak, 01 Eylül 2026’dan sonra meydana gelen olaylar bakımından bu madde kapsamında yeni başvuru yapılamayacaktır.

8. Başvuru süreci nasıl olacak?

Yukarıda belirtilen şartları haiz olan kişilerin, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten; yani 01 Eylül 2026’dan itibaren bir yıl içerisinde ilgili kuruma başvurması gerekecektir. Yani başvuru tarihleri 01 Eylül 2026 ile 01 Eylül 2027 arasında yapılmak zorundadır.

Örneğin 2002 yılında TSK bünyesinde yaralanmış ve yukarıdaki şartları sağlayan bir kişi, 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde Milli Savunma Bakanlığına veya bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığına başvuru yapabilecektir. Buradaki en önemli nokta “olay tarihinde mensubu olduğu kuruma” başvuru yapılmasıdır. Örneğin 2020 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığında er olarak görev yapmaktayken yaralanan bir kişinin sonradan Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde Uzman Erbaş olarak görev yapması halinde başvuruyu Jandarma Genel Komutanlığına değil, Kara Kuvvetleri Komutanlığına veya Milli Savunma Bakanlığına yapması gerekecektir. Buradaki en önemli konu olay esnasında hangi kurumun mensubu olarak görev yaptığıdır.

Başvuru yazılı olarak ya da ilgili kurumun elektronik ortamda sunacağı bir form üzerinden yapılabilecektir. Konuya ilişkin olarak örneğin Milli Savunma Bakanlığı tarafından 01 Eylül 2026 tarihinden itibaren portal oluşturulduğu ve bu portal üzerinden başvuruların kabul edileceği duyurulmuştur.

Yapılacak başvurudan sonra ilgili kurum kişiyi yaralanmanın Geçici Madde 20 kapsamında olabileceğini değerlendirirse kişiyi Sağlık Bakanlığınca belirlenen hastanelere sevk edecektir. Yetkili hastane, mevcut tıbbi kayıtları, eski sağlık belgelerini ve diğer belgeleri inceleyecek ve Geçici Madde 20 kapsamında bir sağlık kurulu raporu düzenleyecektir. Bu rapor tekrar ilgili kuruma gönderilecek, müteakiben de ilgili kurum tarafından sağlık kurulu raporu, olay belgeleri ve diğer bilgi ve belgeler Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilecek, değerlendirme SGK tarafından yapılacak ve şartları haiz olarak bu maddeden yararlanması gerektiği değerlendirilenlere aylık bağlanacaktır.

Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin bu maddeden yararlanıp yararlanamayacağına kişinin sevk edildiği sağlık teşkili ya da kişinin olay tarihinde görev yaptığı kurum değil; rapor ve belgelerin incelenmesi sonucunda Sosyal Güvenlik Kurumu karar verecektir.

9. 1005 Sayılı Kanuna Yapılan Atıf Ne Anlama Geliyor?

Mevzuat metninde belirtilen “Bu madde kapsamında aylık bağlananlar, aylık bağlanmasına ilişkin hükümler hariç olmak üzere 1005 sayılı Kanun kapsamındakiler için ilgili mevzuatında sağlanan diğer haklardan yararlanır.” hükmü önem arz etmektedir. 1005 sayılı Kanun'un tam adı “İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun” olup, 1005 sayılı kanun kapsamında ödenen aylık ile bu madde kapsamında ödenen aylık aynı miktarda değildir.

Bu maddeden yararlanacak kişiler, 1005 sayılı Kanundan yararlanan kişilerin aldığı aylık dışındaki diğer haklardan yararlanabileceklerdir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasına göre 1005 kapsamındaki başlıca haklar şunlardır: (Hakların detaylı ve güncel hali için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının resmi internet sitesinin incelenmesi veya bu hakların kullanılması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının il/ilçe müdürlüklerine başvurulması önemlidir)

Ücretsiz seyahat : Kapsam dahilindeki kişinin; kendisi, eşi, 25 yaşını doldurmamış ve evlenmemiş çocukları, anne ve babası belirli toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmektedir.

Sağlık hakkı: 1005 kapsamında şeref aylığı alanlarla eşlerinin sağlık hizmetlerinde belirli katılım payı muafiyetleri bulunmaktadır.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ayrıca 1005 kapsamındaki şeref aylığı alanlarla eşlerinden sağlık hizmetlerinde katılım payı alınmadığını ve şeref aylığı alan kişiler bakımından ilave ücret alınmadığını belirtmektedir.

Elektrik indirimi: 1005 kapsamında ikamet edilen konutta kullanılan elektrik enerjisi için en az %40 indirim öngören sistem bulunmaktadır. Bu hak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel sosyal haklar açıklamasında da açıkça belirtilmektedir.

Su indirimi : 1005 kapsamındaki kişiler için belediyelerce tahakkuk ettirilen su ücretlerinde en az %50 indirim öngörülmektedir.

Emlak/mesken vergisi muafiyeti: 1005 kapsamında ayrıca mesken vergisi muafiyeti bulunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açıklamasına göre bu muafiyet 200 m²'yi aşmayan tek mesken için uygulanmaktadır. Dolayısıyla kişinin birden fazla konutu varsa veya mesken 200 m² sınırını aşarsa durum ayrıca değerlendirilmelidir.

Eğitimle ilgili haklar : 1005 kapsamındaki muharip gaziler bakımından ayrıca yükseköğretimde katkı payı ve öğrenim ücreti alınmaması, KYK bakımından burs/öncelik gibi sosyal haklar da bulunmaktadır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı güncel haklar listesinde yükseköğretim katkı payı/öğrenim ücreti, KYK bursu ve bazı çocuklara ilişkin eğitim avantajlarını açıkça saymaktadır.

Sosyal tesis, müze, ören yeri ve benzeri haklar: Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının güncel açıklamasında 1005 kapsamındaki muharip gaziler için sosyal tesislerden yararlanma,

müze ve ören yerlerinden ücretsiz yararlanma, Devlet Tiyatrolarından ücretsiz yararlanma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı huzurevlerinden ücretsiz yararlanma gibi sosyal haklar da belirtilmektedir.

Kaynak bakımından 1005 kapsamındaki sosyal hakların güncel ve resmî açıklaması için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının muharip gaziler sayfası özellikle önemlidir.

Özellikle vurgulamak gerekir ki, başta bağlanacak aylık ve verilecek diğer haklar yönünden geriye dönük olarak geçmiş yılların bütün aylıklarının topluca ödenmesi veya geriye dönük hak iadesi şeklinde bir düzenleme olmayacak; örneğin aylık, başvuruyu takip eden aybaşından itibaren başlatılacaktır.

10. SGK Tarafından Kişinin Bu Maddeden Yararlanması Uygun Görülmediyse Ne Yapılmalıdır? Başvurulabilecek Hukuki Bir Yol Var Mıdır?

Bu maddeden yararlanmak isteyen kişiler tarafından usulüne uygun şekilde yapılmış başvurular neticesinde yapılan değerlendirme sonucunda, şartları sağlamadığı gerekçesi ile başvurusu reddedilen kişiler, mevzuatta yer alan süreler içerisinde yargı yoluna başvurabilirler. Zira yargılama neticesinde haklı görülen kişilerin bu şartları sağladığı tespit edileceğinden, mahkeme kararı doğrultusunda bu maddeye ilişkin haklardan yararlanabileceği izahtan varestedir.

Avukat Ferhat ÇALIŞKAN & Avukat Fırat ACAR