Evlilik birliği devam ederken eşlerden birine ait taşınmazın aile konutu olarak kullanılması, taşınmaz malikinin bu taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi uyarınca eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu nedenle aile konutu üzerinde ipotek kurulması da kural olarak diğer eşin açık rızasına bağlıdır.

Dolayısıyla, aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerine diğer eşin açık rızası alınmaksızın ipotek konulmuşsa, malik olmayan eş tarafından ipoteğin kaldırılması talep edilebilir.

1.Aile konutu nedir?

Aile konutu, eşlerin evlilik birliği içerisinde yaşamlarını sürdürmek üzere birlikte seçtikleri ve ailenin yaşam faaliyetlerinin merkezini oluşturan konuttur.

Aile konutu koruması; kural olarak evlilik birliğinin sona ermesine kadar devam eder. Eşlerin bu konuttan kesin olarak taşınmaları, anlaşarak konutun aile konutu olma niteliğine son vermeleri, evliliğin boşanma, iptal veya ölümle son bulması veya konutun yok olması hallerinde, bu madde kapsamında yer alan koruma imkanları da son bulur. Dolayısıyla resmi evlilik birliği içerisinde, eşlerce konutun aileye özgülenmesiyle birlikte; eşler arasındaki mal rejiminin türünden bağımsız olarak başlayan aile konutu koruması, konutun aile konutu olma niteliği ortadan kalkana kadar devam etmektedir.

2.Aile konutu üzerine eşin rızası olmadan ipotek konulabilir mi?

TMK m. 194 uyarınca aile konutunun maliki olan eş, diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak şekilde taşınmazı bir ayni hakla sınırlayamaz. İpotek de taşınmaz üzerinde ayni hak niteliğinde bir sınırlama oluşturduğundan, aile konutu üzerine ipotek tesis edilmesi diğer eşin açık rızasına tabidir. Bu rıza alınmadan ipotek tesis edilmişse, malik olmayan eş ipoteğin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir.

Burada önemli olan husus, tapu kaydında aile konutu şerhinin bulunup bulunmadığından ziyade, ipotek işleminin yapıldığı tarihte taşınmazın gerçekten aile konutu olarak kullanılıp kullanılmadığı ve diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığıdır.

3.Eşin rızası alınmadan konulan ipotek geçerli midir?

Diğer eşin açık rızasının bulunmadığının ve taşınmazın ipotek tarihinde aile konutu olduğunun ispatlanması halinde, TMK m. 194'e aykırı olarak gerçekleştirilen ipotek işleminin geçersizliği ileri sürülebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesince hukuka uygun bulunan karar da: Taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığı tanık beyanlarıyla ispatlanmış; ipotek sırasında davacı eşin açık rızasının bulunduğunu gösteren herhangi bir bilgi veya belge sunulamamıştır. Yargıtay, bu durumda aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerinde eşin rızası alınmaksızın gerçekleştirilen sınırlayıcı ayni hak niteliğindeki işlemin geçersiz olduğu kabul edilerek ipoteğin kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. ;Somut olaya gelince;Dava konusu taşınmaz üzerine T.C ..Bankası A.Ş lehine 07/11/2017 tarih ve 1. Derece .. yevmiye numaralı işlem ile 300.000 TL bedelli ipotek tesis edildiği tarihte taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığını tanık beyanları ile davacı ispat etmiştir.Dosya arasında ipoteğin tesisi sırasında davacının açık rızası yada muvafakatinin alındığını gösteren bilgi yada belge de bulunmamaktadır.Davalı banka tarafından sunulan 06/11/2017 tarihli kefalet sözleşmesinde eş muvafakatnamesi altındaki imzanın davacıya ait olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile tam olarak tespit edilememiştir.İlk derece mahkemesince dava konusu taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığı dönemde eş rızası alınmaksızın tapuda yapılan sınırlandırıcı ayni hak niteliğindeki resmi işlemin geçersiz ve yok hükmünde sayılarak ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. Dairemizce davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun kabulü ile dava konusu taşınmaz üzerindeki davalı banka lehine tesis edilen ipoteğin kaldırılmasına karar verilmiştir.

4.Tapuda aile konutu şerhi yoksa ipotek kaldırılabilir mi?

Aile konutu korumasının uygulanabilmesi için taşınmazın tapu kaydında mutlaka “aile konutu şerhi” bulunması gerekmez. Başka bir ifadeyle, aile konutu şerhi konulduğu için taşınmaz aile konutu haline gelmez. Aksine taşınmaz aile konutu niteliğinde olduğu için tapu kaydına aile konutu şerhi verilebilir.

Bu nedenle aile konutu şerhi, kurucu değil açıklayıcı niteliktedir. TMK'nın 194. maddesiyle getirilen sınırlama da emredici niteliktedir.

Dolayısıyla taşınmaz, tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi fiilen eşlerin ortak yaşamını sürdürdükleri konut ise TMK m. 194 kapsamında korunabilir.

Ancak bu durumda dava açan eşin, ipoteğin tesis edildiği tarihte taşınmazın aile konutu olduğunu somut delillerle ortaya koyması gerekir.

5.Eş muvafakatnamesindeki imzaya itiraz edilebilir mi?

İpotek tesis edilirken eş muvafakatnamesi sunulmuşsa ve malik olmayan eş bu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürüyorsa, imza incelemesi yapılması gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026/2302 E., 2026/6250 K. sayılı kararında, eş muvafakatnamesindeki imzanın davacıya ait olup olmadığının yalnızca tek kişiden alınan adli belge inceleme ve grafoloji raporuyla belirlenmesinin yeterli olmadığı kabul edilmiştir; Somut uyuşmazlıkta, davacının, dava konusu taşınmaza ilişkin eş muvafakatname belgesini ve imzayı kabul etmemesi üzerine, tek kişiden oluşan adli belge inceleme ve grafoloji uzmandan alınan 21.01.2023 tarihli raporda muvafakatnamedeki imzanın davacıya ait olduğunun bildirildiği, yukarıda da belirtildiği üzere İlk Derece Mahkemesince bu rapor yeterli görülerek dava konusu taşınmaza davalı banka tarafından konulan ipoteğin, davacının açık muvafakati ile konulduğunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Hükme esas olarak tek kişiden olaşan bilirkişiden alınan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, bu kapsamda Adli Tıp Kurumu yahut Jandarma Kriminal Daire Başkanlığından ehil bilirkişilerden oluşacak bir heyetten rapor alınıp, davalı banka tarafından sunulan eş muvafakatnamesindeki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı belirlenerek, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli olmayıp, hükmün bozulması gerekmiştir.

Yargıtay, imzanın aidiyetinin belirlenebilmesi için Adli Tıp Kurumu veya Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı gibi ehil mercilerden, gerektiğinde bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması gerektiğini belirtmiştir

6.Eşin açık rızası nasıl verilmelidir?

TMK m. 194, eşin vereceği rıza bakımından özel bir şekil şartı öngörmemektedir.Bu nedenle açık rıza belirli şartlar altında sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak verilen rızanın gerçekten “açık” olması ve belirli bir hukuki işleme yönelik bulunması gerekir.

7.İpotek kaldırma davasında ispat yükü kime aittir?

Burada iki ayrı hususun birbirinden ayrılması gerekir.

Öncelikle davacı eş, taşınmazın ipoteğin tesis edildiği tarihte aile konutu olduğunu ispatlamalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026/1137 E., 2026/6281 K. sayılı kararıyla onanan kararda da bu husus açıkça vurgulanmıştır. Taşınmazın işlem tarihinde aile konutu olduğunu ispat yükünün öncelikle davacıya ait olduğu belirtilmiştir.

Taşınmazın aile konutu olduğu ortaya konulduktan sonra ise diğer eşin açık rızasının bulunup bulunmadığı önem kazanır. Bu aşamada ipotek işlemi için malik olmayan eşin açık rızasının alındığını ileri süren banka veya ilgili tarafın bu rızayı ispatlaması gerekir.

Somut olayda; yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı tarafından, mernis kayıtlarının aksine dava konusu taşınmazın ipotek işleminin tesisi sırasında eşlerin aile konutu olarak kullanıldığı veya taşınmazın işlem tarihinde aile konutu niteliğini haiz olduğu olgusunu ispata yarar delil gösterilmediği anlaşılmaktadır.Davacı, dava konusu taşınmazın, ipotek tesisi sırasında aile konutu niteliğinde olduğunu ve malik eş tarafından taşınmaz üzerinde diğer davalı ile işlem birliği sonucu gerçekleştirilen hukuki tasarruf sırasında rızasının alınmadığını, davalı banka ise aile konutu vasfında olan taşınmazda gerçekleştirilen işlem için, şekil şartına bağlı olmamakla birlikte, malik olmayan eşin açık rızasının alındığını ispat ile yükümlüdür. Davacı, taşınmazın aile konutu olarak kullanılmadığını ispat külfetinin davalı bankada olduğunu iddia etse de, eldeki davada TMK'nın 194. maddesi hükmü ile malik olmayan eşe tanınan hukuki koruma ancak taşınmazın aile konutu olarak kullanıldığının tartışmasız ve ispat edilmesi halinde mümkündür. Bu durumda, öncelikle ispat yükü davacı tarafa aittir. Buna göre, dava konusu taşınmazın, kaldırılması istenen ipotek tesis edildiği tarihte aile konutu olduğunu davacının somut beyan ve delillerle, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlayamadığı sabit olduğundan, mahkeme kararının dayandığı deliller ve gerekçeye göre, sonuç itibariyle davanın reddi kararı maddi gerçeğe, usul ve yasaya uygun görülmüştür. Eksik inceleme söz konusu değildir.

8.Aile konutu olduğu nasıl ispatlanır?

Aile konutunun belirlenmesinde tek bir delille sınırlı kalınması gerekmez. Yerleşim yeri kayıtları, MERNİS adresi, belediye kayıtları, kolluk araştırması, site veya apartman yönetimi kayıtları, elektrik-su-doğalgaz gibi faturalar, resmi belgeler ve tanık anlatımları birlikte değerlendirilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2023/8051 E., 2025/2339 K. sayılı kararında; belediye yazısı, MERNİS adresi, kolluk tarafından yapılan araştırma, site yönetimi bilgileri ile fatura ve resmi belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda taşınmazın ipotek tarihi ve sonrasında eşler tarafından kullanıldığının sabit olduğu kabul edilmiştir;Davacı tarafça sunulan ilgili Belediye'nin 14.06.2023 tarihli cevabi yazısı ile tapu kaydı mernis adresinin aynı olduğunun sabit olduğu, bunun yanında kolluk tarafından düzenlenen raporun site yönetimi ile görüşülerek tanzim edildiği, davacının delil listesi ekinde ibraz ettiği fatura ve resmi belgelerden de taşınmazın ipotek tarihi ve sonrasında davacı ve davalı eş tarafından kullanıldığının sabit olması karşısında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerinde değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir

9.İpotek nedeniyle taşınmaz icradan satılırsa aile konutu olması nedeniyle tekrar eş adına tescil edilebilir mi?

Özellikle ipoteğin başlangıçta geçersiz olduğu tespit edilirse, yalnızca taşınmazın daha sonra cebri icra yoluyla satılmış olması geçersiz ipotek işlemine geçerlilik kazandırmaz.

Yargıtay kararında, aile konutu niteliğindeki taşınmaz üzerine diğer eşin açık rızası alınmadan ipotek tesis edildiği, ipoteğin geçersiz olması nedeniyle bu ipoteğe dayalı icra takibi sonucunda gerçekleştirilen cebri satışın da geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığı değerlendirilmiştir.

Kararda, taşınmazın daha sonra cebri icra yoluyla el değiştirmesinin başlangıçta geçersiz olan işleme geçerlilik kazandırmayacağı; bu nedenle cebri satış sonucundaki tescilin de yolsuz tescil niteliğinde olabileceği belirtilmiştir;

Eldeki dava konusu taşınmazın aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır. Hak sahibi olan davalı İbrahim tarafından taşınmaz üzerine diğer davalı banka lehine 22.12.2016 ipotek tesis ettirilmiştir. Akabinde cebri icra yolu ile taşınmaz davalı banka adına tescil edilmiştir. Davalı banka davacı eşin muvafakatinin alındığını ileri sürmüştür. Ne var ki bu hususta her hangi bir belge ibraz edememiş, başkaca bir delille de savunmasını ispatlayamamıştır. Aile konutu niteliğinde duraksama bulunmayan taşınmaz için davacı (kadın)'ın bilgisi ve onayı dışında, 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin birinci fıkrasına aykırı olarak malik olan eş tarafından diğer eşin açık rızası alınmadan aile konutu üzerindeki hakların sınırlandırılması durumunda yapılan bu işlemin “geçerli” kabul edilemeyeceği emredici hüküm gereğidir. Diğer yandan taşınmazın aile konutu niteliği gerek iradi temliklerle, gerekse cebri icra sonucu (ihale yoluyla) mülkiyetin kazanılmasıyla kaybedilmektedir. Ne var ki bu durum geçersiz olan işleme geçerlilik kazandırmaz. Diğer bir anlatımla ölü olan bir işlem diriltilemez. Nitekim illilik prensibi gereği asıl işlem baştan itibaren geçersiz olduğu için buna bağlı olarak davalı banka adına cebiri satış sonucu yapılan tescil de yolsuz tescil niteliğindedir. Bu itibarla, aile konutu niteliğinde olan taşınmaz için konulan ipotek yönünden davacı eşin açık rızası alındığının ispat edilemediği ve ipotek işleminin geçersiz olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken geçersiz ipotek nedeniyle yapılan icra takibi sonucunda cebri satış ile davalı banka adına tescil edilen taşınmazın tapu kaydının iptali ile dahili davalı İbrahim adına tesciline karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

10.Malik eş ölürse, diğer eş ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir mi?

Malik eşin ölümünden sonra da, ipotek işleminin yapıldığı tarihte diğer eşin açık rızasının bulunmadığı iddiasına dayalı olarak hukuki koruma talep edilebileceği kabul edilmektedir.

Dosyada yer alan 2026 tarihli Yargıtay kararında, malik eşin ölümünün daha önce geçersiz olan bir işleme sonradan geçerlilik kazandırmayacağı belirtilmiştir. Yargıtay, aile konutuna ilişkin korumanın yalnızca malik eşin sağlığıyla sınırlı olmadığını; önemli olanın tasarruf işleminin yapıldığı tarihte evlilik birliğinin devam edip etmediği ve malik olmayan eşin işleme açık rıza verip vermediği olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle malik eşin dava açılmadan önce veya dava devam ederken ölmesi, tek başına diğer eşin hukuki yararını ortadan kaldırmaz;

Evlilik, yalnızca boşanma yahut da iptal kararıyla sona ermiş ise Türk Medeni Kanunu'nun 194. maddesinin "Aile konutuna" sağladığı koruma da sona erer. Aile konutu ile ilgili malik olmayan eş yararına getirilen hükümler, malik eş sağ iken başlayıp (TMK m. 194), malik eşin ölümünden sonra (TMK m. 240,652) da devam eden bir koruma zinciri niteliğindedir. Geçerli bir işlemin olmadığının kabul edildiği hallerde, malik olan eşin ölümünün bu işleme hukukilik kazandırması düşünülemez. Hükümsüz bir işleme imza atan eşin ölümüyle de o işlem geçerli hale gelemez; diğer bir ifadeyle “ölü” bir işlem sonradan diriltilemez. Aksi düşüncenin kabulü halinde aile konutuna ilişkin hukuki koruma zinciri kesintiye uğrayacak ve sağ kalan eş, TMK’nın 240 ve 652 nci maddelerinden kaynaklanan haklarından yararlanamayacaktır. Bu itibarla, malik olmayan eşin söz konusu davayı açmaktaki hukuki yararının malik eşin ölümünden sonra da devam ettiği açıktır. Dolayısıyla, malik eşin dava açılmadan önce ölmüş olması nedeniyle evliliğin ölümle sona erdiğinden bahisle taşınmazın aile konutu niteliğini kaybettiğinin kabulü mümkün değildir. Bu anlamda malik eşin dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra vefat etmiş olmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. Önemli olan, tasarruf işleminin yapıldığı tarihte evlilik birliğinin mevcut olması ve malik olmayan eşin işleme açık rızasının bulunup bulunmadığıdır. Açıklanan sebeplerle mahkemece, toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirilip sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.

11.Aile konutundan yararlanmak isteyen eş ölürse ipoteği kaldırma hakkı mirasçılarına geçer mi?

Bu konuda farklı bir durum söz konusudur. Yargıtay kararında, malik olmayan ve aile konutundan yararlanmak isteyen eşin dava devam ederken ölmesi üzerine aile konutuna ilişkin kişisel hakların mirasçılara geçmeyeceği belirtilmiştir.; Dosya kapsamından davacı kadın süresinde imza inkarında bulunmamış ve ilk derece yargılaması sırasında 19.07.2022 tarihinde vefat etmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 240 ıncı ve 652 inci maddeleri gereğince aile konutundan yararlanmak isteyen eş öldüğünde, bu maddeler ile tanınan hak mirasçılara geçmez. Aile konutundan yararlanmak isteyen ve malik olmayan davacı eşin ölümü ile eldeki dava konusuz kalmıştır. Bu halde, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilip davayı açarken tarafların haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.

12. İpotek veren malik eş aile konutu korumasından yararlanarak dava açabilir mi?

TMK m. 194'ün sağladığı özel koruma, taşınmazın maliki olmayan eşe tanınmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2026/3466 E., 2026/4586 K. sayılı kararında da malik eşin, TMK m. 194 kapsamında aile konutu korumasından yararlanarak dava açamayacağı ve bu nedenle aktif husumet ehliyeti bulunmadığı belirtilmiştir; Aile konutu korumasından kaynaklanan davada malik eşin dava açma hakkı yoktur. Zira 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin 3 üncü fıkrası hükmü ile taşınmazın maliki olmayan eşe bu hak tanınmıştır. Somut olaya gelince; eldeki dava, vasisi tarafından malik eş adına 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasına dayalı olarak açılan tazminat davası olmakla tasarrufta bulunan malik eşin bahsi geçen maddeye dayalı korumadan yararlanarak dava açmakta aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gözetilerek davanın dava şartı yokluğundan aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

13.İpotek kaldırma davası devam ederken eşler boşanırsa ipotek yine de kaldırılır mı?

Boşanmanın kesinleşmesi, davanın sonucunu etkileyebilir. Dosyada yer alan Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2025/6377 E., 2026/793 K. sayılı kararında, ipoteğin kaldırılması davası devam ederken boşanma kararının kesinleşmesi nedeniyle davanın konusuz kaldığı kabul edilmiştir; Somut olayda; davacı ve davalı arasında görülen boşanma davasında boşanma hükmünün 25.07.2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Boşanma hükmünün kesinleşmesi nedeniyle ipoteğin kaldırılması davası konusuz kalmış olup, bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken ipoteğin kaldırılması talebinin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir

14.Aile konutuna eşin rızası alınmadan ipotek konulmuşsa ne yapılmalıdır?

Aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerine diğer eşin açık rızası alınmadan ipotek konulduğu düşünülüyorsa öncelikle ipotek işleminin tesis edildiği tarih belirlenmeli ve taşınmazın o tarihte gerçekten aile konutu olarak kullanıldığını gösteren deliller toplanmalıdır. Bu kapsamda taşınmazın ipotek tarihinde aile konutu olduğu, malik olmayan eşin ipotek işlemine açık rıza vermediği, varsa sunulan eş muvafakatnamesindeki imzanın kendisine ait olmadığı gibi hususlar değerlendirilerek ipoteğin kaldırılması talebiyle dava açılması mümkündür.

Özellikle eş muvafakatnamesindeki imzanın inkar edildiği durumlarda, imza incelemesinin yeterli ve ehil bilirkişiler tarafından yapılması büyük önem taşımaktadır.

Özetlemek gerekirse; Aile konutu, eşlerin birlikte yaşadığı sıradan bir taşınmazdan farklı olarak TMK m. 194 kapsamında özel bir hukuki korumaya tabidir. Taşınmazın tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmasa dahi, ipotek işleminin yapıldığı tarihte taşınmazın fiilen aile konutu olduğu ispatlanabiliyorsa bu korumadan yararlanılması mümkündür. Bu nedenle malik eşin, diğer eşin açık rızası olmaksızın aile konutu üzerine ipotek tesis etmesi halinde, malik olmayan eş tarafından ipoteğin kaldırılması talep edilebilir.

Ancak davada özellikle iki husus önem taşımaktadır: Taşınmazın ipotek tarihinde aile konutu olduğunun ispatlanması ve diğer eşin açık rızasının bulunmadığının ortaya konulması. Eş muvafakatnamesi sunulmuşsa ve imzanın sahte olduğu ileri sürülüyorsa imza incelemesi ayrıca önem kazanır. İpotek nedeniyle taşınmazın icra yoluyla satılmış olması veya malik eşin daha sonra vefat etmesi de somut olayın özelliklerine göre aile konutu korumasına dayalı taleplerin incelenmesine engel olmayabilir.

Bu nedenle eşin rızası alınmadan aile konutu üzerine ipotek konulduğu düşünülüyorsa, tapu ve ipotek kayıtları ile aile konutu kullanımını gösteren deliller birlikte değerlendirilerek hukuki sürecin başlatılması gerekir.