Yargılamaların uzun sürmesi, uyuşmazlığa konu maddi vakıaların zaman içerisinde değişmesi veya ortadan kalkması, tarafların ileride açacakları davalarda ispat haklarını kullanmalarını güçleştirebilmektedir. Özellikle eser sözleşmelerinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işler, kira ilişkilerinde meydana gelen zararlar, taşınmazlardaki mevcut durum, inşaat ve tadilat faaliyetleri ile teknik inceleme gerektiren uyuşmazlıklarda delillerin zamanında kayıt altına alınması büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400 ve devamı maddelerinde düzenlenen delil tespiti kurumu, henüz dava açılmadan önce veya görülmekte olan bir dava sırasında delillerin güvence altına alınmasını sağlayan önemli bir usul hukuku mekanizmasıdır.

Peki delil tespiti nedir, hangi koşullarda talep edilebilir, dava açılmadan önce delil tespiti yaptırılabilir mi, delil tespiti dilekçesinde neler bulunmalıdır, karşı tarafın tespit sırasında hazır bulunması zorunlu mudur ve delil tespiti talebinin reddine ilişkin karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir mi?

1. Delil Tespiti Nedir?

Delil tespiti, ileride açılacak veya hâlihazırda görülmekte olan bir davada ileri sürülecek vakıaların ispatında kullanılacak delillerin, kaybolmadan veya elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşmadan önce mahkeme aracılığıyla toplanmasını ve güvence altına alınmasını sağlayan bir usul kurumudur.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 400. maddesinde delil tespitinin hangi hallerde istenebileceği düzenlenmiştir.

Anılan maddeye göre taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılmasını, bilirkişi incelemesi yaptırılmasını veya tanık ifadelerinin alınmasını talep edebilir.

Delil tespiti, başlı başına bir dava türü değildir. Esas uyuşmazlığın çözümünü sağlamaktan ziyade, ileride yürütülecek yargılamada kullanılacak delillerin korunmasını amaçlamaktadır.

Bu nedenle delil tespiti sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu veya tespit tutanağı, esas dava bakımından kesin hüküm ya da kesin delil niteliği taşımaz. Tespit sırasında belirlenen hususlar, esas davada diğer delillerle birlikte değerlendirilir.

Bu nedenle delil tespiti dosyası, HMK’nın 405. maddesi uyarınca asıl dava dosyasının eki sayılır ve asıl dava açıldığında onunla birleştirilir.

2. Dava Açmadan Önce Delil Tespiti Yaptırılabilir mi?

HMK’nın 400. maddesi, yalnızca görülmekte olan davalarda değil, ileride açılacak davalarda ileri sürülecek vakıalar bakımından da delil tespiti talep edilmesine imkân tanımaktadır. Dolayısıyla henüz esas dava açılmadan önce de delil tespiti istenebilir.

Özellikle inşaat, eser, kira, taşınmaz, ayıplı ifa ve benzeri uyuşmazlıklarda mevcut durumun zaman içinde değişmesi; eksik veya ayıplı işlerin giderilmesi, yapının tadilata uğraması, taşınmazın kullanılması ya da üçüncü kişilerin müdahalesi sonucunda delillerin ortadan kalkması mümkündür. Bu gibi hallerde esas davanın açılması ve yargılama aşamalarının beklenmesi, delilin kaybolmasına veya sonradan ortaya konulmasının önemli ölçüde güçleşmesine neden olabilecekse dava öncesinde delil tespiti talep edilebilir

Özellikle delilin mevcut durumunun zaman içerisinde değişmesi veya ortadan kalkması ihtimali bulunan uyuşmazlıklarda dava açılmasını beklemek, ispat hakkı bakımından önemli riskler doğurabilir.

3. Delil Tespiti İçin Görevli Mahkeme Neresidir?

Delil tespitinde görevli ve yetkili mahkeme, davanın açılmış olup olmamasına göre değişmektedir.Bu husus HMK’nın 401. maddesinde düzenlenmiştir.

Henüz dava açılmamışsa: Delil tespiti talebi; Esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden, Üzerinde keşif veya bilirkişi incelemesi yapılacak şeyin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden, Tanık olarak dinlenilecek kişinin oturduğu yer sulh hukuk mahkemesinden istenebilir.

Örneğin, eser sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta ileride açılacak davaya esas olmak üzere bir taşınmazdaki eksik ve ayıplı imalatların tespiti isteniyorsa, esas uyuşmazlığa bakacak mahkemeye veya taşınmazın bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesine başvurulabilir.

Dava açılmışsa: HMK’nın 401. maddesi uyarınca dava açıldıktan sonra yapılacak her türlü delil tespiti talebi, yalnızca davanın görülmekte olduğu mahkemeden istenebilir. Dolayısıyla dava açıldıktan sonra başka bir mahkemeden delil tespiti istenmesi mümkün değildir.

4. Delil Tespiti Dilekçesinde Neler Bulunmalıdır?

HMK’nın 402. maddesine göre delil tespiti talebi dilekçeyle yapılır. Dilekçenin, yalnızca tespit istenen hususu belirtmekle yetinmemesi; tespitin konusu, amacı ve gecikme halinde doğabilecek riskleri somut biçimde açıklaması gerekir. Dilekçede özellikle şu hususlara yer verilmelidir:

Tespiti istenen vakıanın açıklanması: Öncelikle hangi maddi vakıanın tespit edilmesinin istendiği açıkça belirtilmelidir. Genel ve soyut ifadeler yerine, tespit edilmesi istenen olaylar ve mevcut durum somutlaştırılmalıdır.

Bilirkişilere veya tanıklara yöneltilmesi istenen sorular: Bilirkişi incelemesi talep ediliyorsa bilirkişinin hangi teknik konularda inceleme yapması gerektiği ve hangi hususları açıklığa kavuşturmasının istendiği belirtilmelidir.

Delillerin kaybolacağı veya tespitinin zorlaşacağına ilişkin sebepler: Dilekçenin en önemli bölümlerinden biri, HMK’nın 400/2. maddesinde düzenlenen hukuki yararın ortaya konulduğu bölümdür. Delilin hemen tespit edilmemesi halinde neden kaybolabileceği veya ileride ileri sürülmesinin neden önemli ölçüde zorlaşacağı açıklanmalıdır.

Örneğin mevcut ayıpların başka bir yüklenici tarafından giderilecek olması, taşınmazdaki hasarların onarılacak olması veya mevcut imalatların sökülerek değiştirilecek olması somut olayın özelliklerine göre hukuki yararı ortaya koyabilecek nedenlerdir.

Aleyhine delil tespiti istenen kişinin kimlik ve adres bilgilerinin belirtilmesi: HMK’nın 402. maddesi uyarınca aleyhine delil tespiti istenen kişinin adı, soyadı ve adresi dilekçede gösterilmelidir. Ancak durum ve koşulların imkân vermemesi nedeniyle aleyhine tespit yapılacak kişinin gösterilemediği hâllerde de talep geçerli kabul edilmektedir.

5. Delil Tespitinde Hukuki Yarar Nasıl Tespit Edilir?

Delil tespiti talebinin kabulü için hukuki yararın bulunması zorunludur. HMK’nın 400/2. maddesine göre, kanunda açıkça öngörülen haller dışında, delilin hemen tespit edilmemesi durumunda kaybolacağı veya ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dahilindeyse hukuki yararın varlığı kabul edilir.

Bu kapsamda talepte bulunan tarafın, tespitini istediği delilin ileride açılacak veya görülmekte olan dava ile bağlantısını ve neden gecikmeksizin incelenmesi gerektiğini somut olgularla açıklaması gerekir. Sadece ileride dava açılacak olması veya bilirkişi incelemesi yaptırılmasının istenmesi, tek başına hukuki yararın varlığını göstermeye yeterli değildir.

Örneğin ayıplı olduğu ileri sürülen imalatların kısa süre içinde onarılacak olması, mevcut durumun tadilat veya kullanım nedeniyle değişecek olması, tanığın dinlenmesinin ileride güçleşmesi ya da bir eşyanın bozulma veya ortadan kalkma riski taşıması hukuki yararı destekleyebilecek olgulardır. Buna karşılık, delilin esas yargılama sırasında da aynı şekilde incelenmesi mümkünse ve gecikmenin delilin kaybına veya elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmasına yol açacağı somutlaştırılmamışsa talep reddedilebilir.

Delil tespiti, esas yargılamanın yerine geçen veya tahkikat aşamasında sunulabilecek bütün delilleri önceden toplamak için kullanılabilecek genel bir yol değildir. Mahkeme, talep edilen tespitin gerçekten korunmaya değer bir delile ilişkin olup olmadığını ve gecikme riskinin somutlaştırılıp somutlaştırılmadığını değerlendirecektir.

Özellikle eser sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda bu husus büyük önem taşımaktadır. Örneğin yüklenici tarafından eksik veya ayıplı bırakılan bir imalatın, iş sahibi tarafından başka bir yükleniciye düzelttirilmesi gerektiğinde, mevcut ayıpların ortadan kalkması ve ilk yüklenicinin gerçekleştirdiği imalatların sonradan tespit edilememesi söz konusu olabilir. Bu durumda iş sahibinden esas davanın sonuçlanmasını bekleyerek mevcut ayıplara müdahale etmemesinin istenmesi hayatın olağan akışına uygun değildir.

Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 16.09.2026 tarihli kararında da eser sözleşmesinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işlerin tespiti bakımından önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Somut olayda iş sahibi, ofis tadilat ve dekorasyon işlerinin eksik ve ayıplı yapıldığını ileri sürerek delil tespiti talebinde bulunmuş; ilk derece mahkemesi ise delilin kaybolacağı veya elde edilmesinin zorlaşacağı hususunun somutlaştırılmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiştir. İstinaf incelemesinde, ayıplı işlerin düzeltilmesi halinde mevcut delillerin ortadan kalkacağı ve iş sahibinden dava süreci boyunca tadilat yapmamasının beklenemeyeceği değerlendirilmiştir. Daire, ayıplı işlerin düzeltilmesi halinde delillerin kaybolma ihtimalinin yüksek olduğunu belirterek hukuki yararın bulunduğu sonucuna ulaşmış ve ilk derece mahkemesinin ret kararını kaldırmıştır.

Bu karar, özellikle eser sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki yararın soyut ve şekli bir değerlendirmeyle değil, somut olayın özellikleri ve delilin değişme veya ortadan kalkma ihtimali dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. İlk derece mahkemesi, talebin reddine dair kararını "...talebe konu delilin mevcut yargılama sırasında da ileri sürülmesi ve incelenmesi mümkün olup, delilin kaybolacağına ya da sonradan elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağına ilişkin somut ve yaklaşık ispat düzeyinde bir olgu ortaya konulmadığını, delil tespiti kurumu, esas yargılamanın yerine geçecek veya tahkikat aşamasında ileri sürülebilecek delillerin önceden toplanmasını sağlayacak genel bir usul aracı niteliğinde bulunmadığını, bu itibarla, talebe konu delilin elde edilmesinin gecikme nedeniyle güçleşeceği veya imkânsız hâle geleceği hususu somutlaştırılmadığı..." gerekçesine dayandırmıştır. Ancak gerek Delil Tespiti Talep Dilekçesinde ve gerekse de istinaf dilekçesinde özetle, talepte bulunanın edimin ifa edildiği ofisi fiilen kullandığı, eksik ve ayıpların giderileceğini ancak bu durumda delilin ortadan kalkacağını açıkça ifade etmiştir. Talepte bulunanın bu iddiası hayatın olağan akışıyla da uyumlu olup, talepte bulunandan -şayet edim ayıplı ise- normal dava süreci bitene kadar ofiste tadilat yapılmamasını beklemek mümkün değildir.Bu itibarla, talepte bulunan tarafından ofiste ayıplı olduğunu iddia ettiği işlerin düzeltilmesi halinde delillerin kaybolması yüksek bir ihtimal olduğundan HMK da delil tespiti için öngörülen şartların ve hukuki faydanın bulunduğu anlaşılarak, aksi yöndeki ilk derece mahkeme gerekçesi yerinde görülmemiştir.

6. Delil Tespiti Mutlaka Karşı Taraf Huzurunda mı Yapılır?

Kural olarak delil tespiti talebi ve tespit işlemi karşı tarafın bilgisi ve katılımı sağlanarak yürütülür. HMK’nın 402. maddesi uyarınca mahkeme, talebi haklı bulduğunda kararını dilekçeyle birlikte karşı tarafa tebliğ eder. Kararda tespitin nasıl ve ne zaman yapılacağı, karşı tarafın tespit sırasında hazır bulunabileceği ve varsa itirazlarını veya ilave sorularını bir hafta içinde bildirmesi gerektiği belirtilir.

Bununla birlikte, karşı tarafın usulüne uygun davete rağmen tespit işlemine katılmaması halinde işlem onun yokluğunda gerçekleştirilebilir. Ayrıca talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan acele hallerde HMK’nın 403. maddesi gereğince karşı tarafa önceden tebligat yapılmadan da delil tespiti yapılması mümkündür.

7. Delil Tespiti Sırasında Hazır Bulunmayan Karşı Tarafın İtiraz Hakkı Var mıdır?

HMK’nın 403. maddesi uyarınca acele hâllerde karşı tarafa tebligat yapılmaksızın delil tespiti gerçekleştirilmişse, tespit dilekçesi, tespit kararı, tespit tutanağı ve varsa bilirkişi raporunun bir örneği mahkeme tarafından kendiliğinden karşı tarafa tebliğ edilir. Aleyhine tespit yapılan taraf, tebliğden itibaren bir hafta içinde delil tespiti kararına itiraz edebilir.

Bu düzenleme, karşı tarafın tespit işleminden önceden haberdar edilmesinin delilin kaybolmasına veya tespit amacının boşa çıkmasına yol açabileceği hallerde dahi hukuki dinlenilme hakkının korunmasını amaçlar. Dolayısıyla acele hallerde karşı tarafın yokluğunda işlem yapılabilmesi, karşı tarafın itiraz hakkının ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Öte yandan, karşı tarafın usulüne uygun şekilde davet edildiği halde tespit işlemine katılmaması ile HMK’nın 403. maddesi kapsamında kendisine önceden tebligat yapılmaksızın tespit gerçekleştirilmesi birbirinden farklı durumlardır. Bir haftalık özel itiraz süresi, HMK’nın 403. maddesinde düzenlenen tebligatsız tespit haline ilişkindir.

Burada iki farklı durumun birbirinden ayrılması gerekir:

Karşı taraf usulüne uygun şekilde davet edildiği halde tespit sırasında hazır bulunmamışsa HMK’nın 402. maddesi kapsamında itiraz ve ilave sorularını bildirme imkanına sahiptir.

Karşı tarafa önceden tebligat yapılmaksızın acele halde delil tespiti gerçekleştirilmişse HMK’nın 403. maddesi uyarınca tebliğden itibaren bir hafta içerisinde karara itiraz edebilir.

Dolayısıyla karşı tarafın tespit sırasında hazır bulunmaması, tespit işlemini kendiliğinden geçersiz hale getirmediği gibi, karşı tarafın sonradan itiraz etmesine de engel değildir.

8. Delil Tespiti Kararlarına karşı İstinaf Yolu Açık mıdır?

Genel kural olarak, delil tespiti talebinin kabulü veya reddi hakkında verilen kararlar bakımından istinaf ve temyiz kanun yolları açık değildir. Delil tespiti, esas uyuşmazlığı çözen nihai bir karar niteliğinde olmayıp geçici hukuki koruma işlevi görür. HMK’da delil tespiti kararlarına karşı genel bir kanun yolu öngörülmemiştir.

HMK’nın 403. maddesi kapsamında karşı tarafa tebligat yapılmaksızın acele halde delil tespiti yapılmışsa, aleyhine tespit yapılan tarafın tebliğden itibaren bir hafta içinde aynı mahkemeye itiraz etmesi mümkündür. Ancak bu itiraz üzerine verilen karara karşı da genel bir istinaf yolu düzenlenmiş değildir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2014/1877 E., 2014/3176 K. ve 2014/16014 E., 2015/950 K. sayılı kararlarında da delil tespiti kararlarına karşı kanun yolu bulunmadığı yönündeki yaklaşım ortaya konulmuştur:Delil tespiti kararına karşı yokluğunda delil tespiti yapılan tarafa bir hafta içinde aynı mahkemeye itiraz hakkı düzenlenmiş, bunun dışında delil tespiti talebinin reddi veya kabulüne dair verilen kararlara karşı İstinaf veya Yargıtay kanun yolu yolu açık tutulmamıştır.

Açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca; delil tespiti kararına karşı yokluğunda delil tespiti yapılan tarafa bir hafta içinde aynı mahkemeye itiraz hakkı düzenlenmiş, bunun dışında delil tespiti talebinin reddi veya kabulüne dair verilen kararlara karşı İstinaf veya Yargıtay kanun yolu yolu açık tutulmamıştır.( İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesi 16.09.2026 tarihli karar)

Delil tespiti talebinin reddedilmesi halinde ise şartların ve koşulların değiştiği ileri sürülerek yeniden delil tespiti talep edilmesi mümkündür.

Delil tespitine dair mahkemenin vereceği karar kesin hüküm niteliğinde değildir. Geçici hukuki korumalardan olan delil tespiti talebinin reddi halinde yeniden talepte bulunulabileceği gibi, yapılan tespit sonucu da kesin nitelikte olmayacaktır.(İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi)

9. Eser sözleşmesinde ayıplı işlerin tespiti bakımından istinaf istisnası

Delil tespiti kararlarına karşı kanun yolunun kapalı olduğu yönündeki genel kuralın önemli bir istisnası, eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesine ilişkin çekişmesiz yargı işleridir. HMK’nın 382/2-d-8. maddesinde, eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi çekişmesiz yargı işi olarak açıkça sayılmıştır. HMK’nın 387. maddesinde ise çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı, kararın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle eser sözleşmesinden kaynaklanan ayıplı iş tespiti taleplerinde, uyuşmazlığın bu özel hukuki niteliği dikkate alınarak istinaf kanun yolunun açık olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesi 16.09.2026 Tarihli kararı:Her ne kadar -kural olarak- delil tespiti talepleri üzerine ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı istinaf ve temyiz yasa yolları kapalı ise de; HMK 382.maddesinde Çekişmesiz Yargı İşleri tanımlanmış olup, HMK 382/2-d-8 maddesinde "eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi" çekişmesiz yargı işi olarak tanımlanmıştır. HMK 387.maddesinde ise, çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı 2 hafta içinde istinaf kanun yoluna başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla, söz konusu istisnai hüküm nedeniyle eser sözleşmesinden kaynaklı ayıplı iş tespit taleplerinde ilk derece mahkemesinin kararlarına karşı istinaf kanun yolunun açık olduğu değerlendirilerek istinaf talebi esastan ele alınmıştır.

Bununla birlikte, her eser sözleşmesi uyuşmazlığında verilen her delil tespiti kararının kendiliğinden istinafa tabi olduğu sonucuna varılmamalıdır. İstisnanın uygulanabilmesi için talebin, HMK’nın 382/2-d-8. maddesinde belirtilen şekilde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla tespitine ilişkin çekişmesiz yargı işi niteliğinde bulunup bulunmadığı somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.

10. Delil tespiti sonucunda düzenlenen rapor kesin delil midir?

Delil tespiti sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu veya tespit tutanağı, esas davada mahkemeyi kesin olarak bağlayan ve tek başına uyuşmazlığı çözen bir karar niteliğinde değildir. Tespit, belirli bir tarihteki maddi durumu ortaya koyar; esas davada tarafların iddia ve savunmaları ile diğer deliller birlikte değerlendirilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2017/10278 E., 2019/5981 K. sayılı kararında da delil tespitinin konusunun maddi vakıalar olduğu, bilirkişi raporunda belirtilen zarar miktarının davacı lehine kazanılmış hak oluşturmayacağı ve delil tespitinin kesin delil niteliğinde bulunmadığı belirtilmiştir: Delil tespitinin konusunu maddi vakıalar oluşturur ve bilirkişi raporunda belirtilen zarar miktarı davacı lehine kazanılmış hak oluşturmaz. Yani delil tespiti kesin delil niteliğinde değildir

Bu sebeple delil tespiti raporunda belirlenen zarar, eksik iş veya ayıp bedeli, esas davada yeniden değerlendirmeye ve karşı tarafın itirazlarına açıktır. Delil tespitinin işlevi, uyuşmazlığın sonucunu önceden belirlemek değil, mevcut delilin sonradan elde edilmesinin güçleşmesi veya imkansızlaşması riskine karşı güvence sağlamaktır.

Özetlemek gerekirse, Delil tespiti, ileride açılacak veya görülmekte olan bir davada kullanılacak delillerin kaybolmasını ya da elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmasını önleyen önemli bir geçici hukuki koruma kurumudur. Henüz dava açılmadan önce delil tespiti talep edilebilmesi, tarafların ispat haklarını korumaları bakımından önemli bir imkan sağlamaktadır.

Bununla birlikte delil tespiti talebinde bulunulurken HMK’nın 400. maddesinde düzenlenen hukuki yarar şartının somut olay üzerinden açıklanması, tespiti istenen vakıalar ile ileride açılacak dava arasındaki bağlantının ortaya konulması ve delilin neden gecikmeksizin tespit edilmesi gerektiğinin gösterilmesi gerekir. Delil tespiti dilekçesinde HMK’nın 402. maddesinde sayılan unsurların eksiksiz biçimde yer alması, özellikle tespiti istenen vakıaların, bilirkişilere yöneltilecek soruların ve delillerin kaybolma veya tespitinin zorlaşma ihtimalini ortaya koyan nedenlerin somutlaştırılması önem taşımaktadır. Özellikle eser sözleşmelerinden kaynaklanan eksik ve ayıplı işler bakımından, mevcut imalatların değiştirilmesi veya ayıpların giderilmesi sonucunda delillerin ortadan kalkabileceği hususu hukuki yararın değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Son olarak, delil tespiti kararlarına karşı kanun yolu değerlendirmesi yapılırken genel kural ile çekişmesiz yargı işlerine ilişkin istisnaların birbirinden ayrılması gerekir. Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesine ilişkin taleplerde HMK’nın 382 ve 387. maddeleri uyarınca istinaf yolunun açık olduğu gözden kaçırılmamalıdır.