Bir kişinin tartışma sırasında yumruklanması veya itilmesi, normal şartlarda hafif bir yaralanmayla sonuçlanabilecek nitelikteyken mağdurun önceden mevcut hastalıkları nedeniyle ölümüne yol açabilir. Örneğin kalp hastası bir kişinin darp sırasında yaşadığı stres nedeniyle kalp krizi geçirmesi veya osteoporoz hastası yaşlı bir kişinin itilerek düşmesi sonucunda meydana gelen kemik kırığının ölümcül komplikasyonlara sebebiyet vermesi mümkündür.
Bu olaylarda failin cezai sorumluluğunun belirlenmesi, yalnızca ölümün meydana gelmesine bağlı değildir. Failin kastının yöneldiği netice, gerçekleşen yaralanmanın niteliği, yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağı ve ölüm sonucuna ilişkin kusuru birlikte değerlendirilmelidir.
Nitekim Türk Ceza Kanunu'nda kasten öldürme (m.81), taksirle öldürme (m.85) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m.87/4) suçları farklı şartlara bağlanmıştır. Özellikle mağdurun önceden mevcut hastalığının darp sonucunda tetiklendiği olaylarda, yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olup olmaması ve ölüm neticesinin öngörülebilirliği, uygulanacak suç hükmünün belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
1. Yaralama Sonucunda Ölüm Meydana Gelmesinde Cezai Sorumluluğun Esasları
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 23. maddesinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezai sorumluluğun şartları düzenlenmiştir. Buna göre, gerçekleştirilen fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticeye yol açması halinde, failin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksir derecesindr kusurunun bulunması gerekmektedir.
Örneğin fail, mağdurun yüzüne yumruk atarak onu yaralamak istemiş ancak mağdurun geçirdiği kalp krizi sonucunda ölüm meydana gelmiş olabilir. Bu olayda failin yaralama kastı ile gerçekleşen ölüm neticesine ilişkin kusuru ayrı ayrı belirlenmelidir.
Failin ölüm neticesini istediği veya öngörerek kabullendiği tespit edilirse doğrudan ya da olası kastla öldürme hükümleri gündeme gelir. Buna karşılık failin yalnızca yaralama kastıyla hareket ettiği belirlenirse meydana gelen yaralanmanın niteliğine göre TCK m.85 veya m.87/4 hükümleri değerlendirilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.06.2022 tarihli kararında, TCK m.87/4'ün uygulanabilmesi için failin yaralama kastıyla hareket etmesi, kanunun aradığı nitelikte bir yaralanmanın meydana gelmesi, yaralama ile ölüm arasında illiyet bağı bulunması ve ölüm neticesi bakımından en az taksir derecesinde kusurun mevcut olması gerektiği belirtilmiştir.[1]
Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, ölümle sonuçlanan her yaralama eyleminin TCK m.87/4 kapsamında değerlendirilmemesidir.
2. Yaralanmanın Basit Tıbbi Müdahaleyle Giderilebilir Olması Suç Vasfını Nasıl Etkiler?
Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelen olaylarda, yaralanmanın TCK m.86/1 veya m.86/2 kapsamında kalması, uygulanacak suç hükmünü doğrudan etkilemektedir.
TCK m.86/1'de kasten yaralama suçunun temel şekli, m.86/2'de ise yaralamanın kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması düzenlenmiştir.
TCK m.87/4'te ise kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde uygulanacak ceza hüküm altına alınmış, bu düzenlemede TCK m.86'nın birinci ve üçüncü fıkralarına atıf yapılmıştır.
TCK m.87/4'ün uygulanabilmesi için yaralamanın TCK m.86/1 kapsamında bulunması veya bu kapsamdaki yaralama fiilinin m.86/3'teki nitelikli hallerden biriyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif yaralamalarda, ölüm meydana gelmiş olsa dahi TCK m.87/4 uygulanamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2018 tarihli, E.2015/1254, K.2018/354 sayılı kararında bu ayrım ayrıntılı şekilde değerlendirilmiştir.
Karara konu olayda aynı iş yerinde çalışan sanık ile mağdur arasında tartışma çıkmış, sanık mağdurun yüzüne yumruk atmıştır. Yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olduğu, buna karşılık mağdurda önceden mevcut kronik kalp damar hastalığının olayın yarattığı efor ve stres nedeniyle aktif hale gelerek ölüme yol açtığı belirlenmiştir.
Ceza Genel Kurulu, yaralanmanın TCK m.86/2 kapsamında bulunması nedeniyle TCK m.87/4'ün uygulanamayacağını kabul etmiştir. Bununla birlikte yüz bölgesine yumruk atılması şeklindeki fiilin ölüm sonucunu doğurmaya elverişli olması ve ölümün öngörülebilir bulunması karşısında eylemin TCK m.85/1 kapsamında taksirle öldürme suçunu oluşturduğuna karar vermiştir.[2]
Bu karar uyarınca, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir bir yaralama sonucunda ölüm meydana geldiğinde, ölüm neticesi bakımından taksir koşullarının bulunması halinde TCK m.85 uygulanacaktır.
Buna karşılık yaralanmanın TCK m.86/1 kapsamında bulunması, ölümle illiyet bağının kurulması ve ölüm neticesi bakımından failin en az taksir derecesinde kusurlu olması halinde TCK m.87/4 uygulanabilecektir.
Dolayısıyla yaralanmanın adli tıp raporuyla belirlenen ağırlığı, aynı ölüm neticesi bakımından farklı suç hükümlerinin uygulanmasına neden olabilmektedir.
3. Mağdurun Mevcut Hastalığının Ölümde Etkili Olması İlliyet Bağını Ortadan Kaldırır mı?
Yaralama fiili sonrasında gerçekleşen ölümün hangi sebepten kaynaklandığının belirlenmesi, cezai sorumluluğun tespitinde zorunludur.
Mağdurun kalp, tansiyon, siroz veya osteoporoz gibi önceden mevcut hastalıkları, darp eylemiyle birleşerek ölümün meydana gelmesinde etkili olabilir. Bu durumda ölümün yalnızca mevcut hastalıktan mı kaynaklandığı, yoksa yaralamanın hastalığı tetiklemesi veya ağırlaştırması sonucunda mı gerçekleştiği araştırılmalıdır.
Yargıtay uygulamasında, yaralama fiiliyle ölüm arasında tıbben ve hukuken illiyet bağı kurulduğu takdirde mevcut hastalığın ölümde etkili olması tek başına sorumluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmemektedir.
3.1. Osteoporoz hastası mağdurun itilerek düşmesi sonucunda ölmesi
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.03.2024 tarihli, E.2022/6614, K.2024/1956 sayılı kararına konu olayda, camide yaşanan tartışma sırasında sanık mağduru itmiş, mağdur yere düşerek uyluk kemiğini kırmıştır.
Mağdurun tedavi sürecinin ardından hayatını kaybetmesi üzerine Adli Tıp Kurumundan rapor alınmıştır.
Raporda ölümün uyluk kemiği kırığı ve buna bağlı gelişen komplikasyonlardan kaynaklandığı, mağdurda önceden mevcut osteoporoz ve kalp damar hastalığının da ölümde etkili olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay, itme eylemi sonucunda oluşan kırık ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunu kabul etmiş ve sanığın TCK m.86/1 delaletiyle m.87/4'ün birinci cümlesi kapsamında cezalandırılması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.[3]
Somut olayda mağdurun osteoporoz ve kalp damar hastalıklarının bulunması, yaralama fiili ile ölüm arasında kurulan illiyet bağını ortadan kaldırmamıştır.
Kararın önemi, failin yalnızca itme şeklindeki eyleminin mağdurda ağır bir yaralanmaya yol açması ve bu yaralanmanın ölümle sonuçlanması halinde TCK m.87/4 kapsamında sorumluluğun doğabileceğini göstermesidir. Zira itme eylemi, mağdurda BTM ile giderilemez şekilde yaralanmaya yol açmış ve bu nedenle TCK m. 87/4’ün tatbiki cihetine gidilmiştir.
3.2. Siroz hastası mağdurun darp sonucunda ölmesi
Benzer bir değerlendirme Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.02.2023 tarihli, E.2022/10794, K.2023/203 sayılı kararında yapılmıştır.
Somut olayda sanık, tartıştığı mağduru yumruk ve tekmeyle darbetmiştir. Mağdurun iç organlarında meydana gelen yaralanma ve kanama sonucunda ölüm gerçekleşmiştir.
Adli Tıp Kurumu, ölümün künt batın travmasına bağlı iç organ hasarı ve iç kanama nedeniyle meydana geldiğini, mağdurun önceden mevcut siroz hastalığının da ölümde etkili olduğunu belirlemiştir.
Yargıtay, mağdurun hastalığının ölüm olayında etkisinin ve katkısının bulunmasının, sanığın eylemi ile ölüm arasındaki illiyet bağını ortadan kaldırmadığını kabul etmiştir. Yaralanmanın TCK m.86/1 kapsamında olduğu değerlendirilerek TCK m.87/4 uyarınca kurulan mahkumiyet hükmü hukuka uygun bulunmuştur.[4] Yargıtay yine burada failin eyleminin BTM ile giderilemez etkisini dikkate almıştır.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, mağdurun önceden mevcut hastalığının ölümdeki rolünün tıbben açıklanması gerektiği; yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağı ve ölüm neticesine ilişkin kusur şartları gerçekleştiğinde failin ölümden sorumlu tutulabileceği anlaşılmaktadır.
4. Failin Mağdurun Hastalığını Bilmesi veya Bilmemesi Cezai Sorumluluğu Nasıl Etkiler?
Mağdurun mevcut hastalığının fail tarafından bilinmesi, ölüm sonucuna ilişkin kusurun belirlenmesinde önemli bir ölçüttür.
TCK m.22/2 uyarınca basit taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle öngörülebilir bir neticenin öngörülmemesidir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörmekte, ancak gerçekleşmesini istememektedir.
Bu nedenle failin mağdurun mevcut hastalığını bilip bilmediği, ölüm sonucunu öngörüp öngörmediği ve bu sonuca yönelik iradesinin ne olduğu somut delillerle belirlenmelidir.
4.1. Kalp hastası olduğunu bildiği eşini darbeden sanığın sorumluluğu
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 21.11.2024 tarihli, E.2022/8187, K.2024/6640 sayılı kararına konu olayda sanık, tartıştığı eşini tekme, tokat ve sopayla darbetmiştir.
Adli Tıp Kurumu raporunda mağdurun yaralanmalarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olduğu, ancak mevcut kronik kalp damar hastalığının olayın yarattığı efor ve stres nedeniyle tetiklenmesi sonucunda ölüm meydana geldiği belirtilmiştir.
Yerel mahkeme, sanığın eşinin kalp hastası olduğunu bildiğini, kavganın oluşturacağı efor ve stresin kalp krizine veya ölüme neden olabileceğini öngördüğünü, ancak ölüm neticesini istemediğini kabul etmiştir.
Yargıtay, bu değerlendirmeyi yerinde bularak sanığın TCK m.85/1 ve m.22/3 kapsamında bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılmasına ilişkin hükmü, diğer bazı hukuka aykırılıkları düzelterek onamıştır.[5]
Bu olayda sanığın yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilmesine rağmen, meydana gelen fiziksel yaralanmanın TCK m.86/2 kapsamında kalması nedeniyle TCK m.87/4 uygulanmamıştır.
Sanığın ölüm sonucunu öngördüğünün kabul edilmesi ise bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasına neden olmuştur.
4.2. Failin hastalığı bilmemesi halinde sorumluluk
Failin mağdurun mevcut hastalığını bilmemesi, ölüm sonucuna ilişkin kusurun bulunmadığını her durumda göstermez.
Bu halde ölümün, failin gerçekleştirdiği hareketin niteliği ve somut olayın şartları dikkate alındığında öngörülebilir olup olmadığı araştırılmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2018 tarihli kararında, mağdurun kronik kalp damar hastalığı sanık tarafından bilinmemesine rağmen yüz bölgesine yumruk atılması sonucunda ölümün meydana gelebileceği öngörülebilir kabul edilmiştir.
Ceza Genel Kurulu, sanığın yaşı, eğitim düzeyi ve yaşam tecrübesi ile mağdurun yaşı ve gerçekleştirilen hareketin niteliğini birlikte değerlendirerek sanığın öngörülebilir ölüm sonucunu öngörememesi nedeniyle taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiğine karar vermiştir.[2]
Bununla birlikte ölüm sonucunun somut olayda objektif olarak öngörülebilir olmaması halinde taksirden söz edilemeyecektir.
Zira TCK m.23 uyarınca, failin kastettiğinden daha ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en az taksir derecesinde kusurunun bulunması zorunludur.
Dolayısıyla hastalığın bilinmesi veya bilinmemesi, tek başına cezai sorumluluğu belirleyen kesin bir ölçüt olmayıp ölüm sonucunun öngörülebilirliğinin ve failin kusurunun tespitinde dikkate alınacak bir olgudur.
5. Ölümün Günler Sonra Gerçekleşmesi ve Adli Tıp Raporlarının Önemi
Yaralama sonucunda ölüm her zaman olay anında gerçekleşmeyebilir. Mağdurun tedavi sürecinde komplikasyon geliştirmesi, mevcut hastalığının ağırlaşması veya yaralanmaya bağlı organ yetmezliği meydana gelmesi nedeniyle ölüm günler veya haftalar sonra gerçekleşebilir.
Bu durumda ölümün yaralama fiiline bağlı süreç içerisinde meydana gelip gelmediğinin belirlenmesi gerekir.
Özellikle hastane epikrizleri, görüntüleme sonuçları, ameliyat belgeleri, otopsi bulguları ve Adli Tıp Kurumu raporları birlikte değerlendirilmelidir.
Örneğin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2011 tarihli, E.2011/151, K.2011/290 sayılı kararında, kesici delici aletle yaralanan mağdurun mevcut hastalığının aktif hale gelmesi sonucunda ölüm meydana gelmiştir. Kararda, mağdurun hastaneden erken taburcu edilmesinin ölüm üzerinde etkisinin bulunmadığına ilişkin tıbbi tespit de değerlendirilmiştir.[6]
Bu tür olaylarda tedavi sürecinde meydana gelen gelişmelerin ölümle bağlantısı somut tıbbi verilerle ortaya konulmalıdır.
5.1. Yaralanmanın derecesi kesin olarak belirlenmeden hüküm kurulabilir mi?
Yaralama sonucu ölüm olaylarında adli tıp raporlarının önemi yalnızca ölüm sebebinin belirlenmesiyle sınırlı değildir. Yaralanmanın TCK m.86/1 veya m.86/2 kapsamında kalıp kalmadığı da açıklığa kavuşturulmalıdır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.04.2026 tarihli, E.2022/5943, K.2026/3796 sayılı kararına konu olayda mağdurun mevcut kalp damar hastalığının darp olayının yarattığı efor ve stres nedeniyle tetiklendiği ve ölüm meydana geldiği belirlenmiştir.
İlk derece mahkemesi sanıkları kasten öldürme suçundan mahkum etmiş, bölge adliye mahkemesi ise yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte olduğunu kabul ederek taksirle öldürme hükümlerini uygulamıştır.
Yargıtay, dosyadaki adli tıp raporunun meydana gelen yaralanmanın TCK m.86/1 veya m.86/2 kapsamında kalıp kalmadığını kesin olarak belirlemeye yeterli olmadığını tespit etmiştir.
Bu nedenle Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonundan yeni rapor alınması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.[7]
Karar, yaralanmanın derecesinin suç vasfını doğrudan etkilediği olaylarda, mevcut raporlar yeterli değilse ek tıbbi inceleme yapılmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.
5.2. Tıbbi raporlar arasındaki çelişki giderilemiyorsa
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.10.2025 tarihli, E.2024/5329, K.2025/7250 sayılı kararında da benzer bir sorun değerlendirilmiştir.
Olayda mağdurun burun kemiğinde kırık bulunup bulunmadığı hususunda tıbbi belgeler arasında çelişki ortaya çıkmıştır. Ölü muayene tutanağında kırık bulunduğu belirtilmesine rağmen otopsi raporunda kırık tespitine yer verilmemiştir.
Yargıtay, kırık bulunduğuna ilişkin tespitin radyolojik incelemelerle desteklenmemesi ve mevcut çelişkinin giderilememesi karşısında ortaya çıkan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Bu nedenle yaralanmanın TCK m.86/2 kapsamında kaldığı esas alınarak eylemin taksirle öldürme suçu yönünden değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir.[8]
Bu kararın uygulamadaki önemi açıktır: Yaralanmanın TCK m.86/1 kapsamına girdiği kesin olarak belirlenemiyorsa, bu belirsizlik sanığın aleyhine yorumlanarak TCK m.87/4 uyarınca mahkumiyet kurulamaz.
6. Kasten Öldürme ile Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Ayrımı
Ölümle sonuçlanan yaralama olaylarında, failin kastının öldürmeye mi yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargıtay uygulamasında kastın belirlenmesi için özellikle taraflar arasındaki husumet, kullanılan aracın niteliği, darbenin yöneltildiği vücut bölgesi, darbe sayısı ve şiddeti, failin eylemine kendiliğinden son verip vermediği ve olay sonrasındaki davranışları dikkate alınmaktadır.[1]
Örneğin mağdurun hayati bölgelerine öldürmeye elverişli bir araçla tekrarlanan darbeler uygulanması öldürme kastını destekleyebilir. Buna karşılık anlık tartışma sırasında gerçekleştirilen bir darbenin ardından failin eylemine kendiliğinden son vermesi ve mağdur için yardım çağırması, olayın diğer özellikleriyle birlikte yaralama kastının tespitinde dikkate alınabilir.
Failin ölüm neticesini istediği veya gerçekleşme ihtimalini öngörüp kabullendiği belirlenirse TCK m.81 ve koşulları varsa m.82 hükümleri uygulanır.
Buna karşılık yalnızca yaralama kastıyla hareket edildiği tespit edilirse, gerçekleşen yaralanmanın niteliğine ve ölüm neticesine ilişkin kusura göre TCK m.85 veya m.87/4 hükümleri uygulanacaktır.
Mağdurun hayatta kaldığı olaylarda ise failin öldürme kastıyla hareket ettiği ve suçun icra hareketlerine başladığı halde ölümün kendi iradesi dışındaki nedenlerle gerçekleşmediği tespit edilirse TCK m.35 kapsamında kasten öldürmeye teşebbüs gündeme gelebilir.
Bu nedenle teşebbüs ile yaralama ayrımında da belirleyici unsur, failin kastının yöneldiği neticedir.
7. Sonuç
Kasten yaralama sonrasında mağdurun önceden mevcut bir hastalığının etkisiyle hayatını kaybetmesi halinde failin cezai sorumluluğunun belirlenmesi, birbirini tamamlayan dört hukuki incelemeyi gerektirmektedir.
İlk olarak failin öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği belirlenmelidir.
İkinci olarak mağdurda meydana gelen yaralanmanın TCK m.86/1 veya m.86/2 kapsamında bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Zira basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir ölçüdeki yaralamalarda TCK m.87/4 uygulanamayacak, ölüm neticesi bakımından taksir koşullarının bulunması halinde TCK m.85 gündeme gelecektir.
Üçüncü olarak yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağı tıbbi bulgularla ortaya konulmalıdır. Mağdurun mevcut hastalığının ölümde etkili olması halinde bu hastalığın yaralama fiiliyle nasıl bir ilişki içerisinde bulunduğu belirlenmelidir.
Son olarak, failin ölüm neticesi bakımından en az taksir derecesinde kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bu kapsamda mağdurun hastalığının bilinmesi, ölümün öngörülebilirliği ve failin neticeye yönelik iradesi birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak mağdurun önceden mevcut hastalığının yaralama eylemiyle tetiklenerek ölüme yol açması halinde, failin cezai sorumluluğu yalnızca ölümün gerçekleşmiş olmasına göre belirlenemez. Failin kastı, yaralanmanın niteliği, ölümle illiyet bağı ve ölüm neticesine ilişkin kusuru somut delillerle tespit edilerek uygulanacak suç hükmü belirlenmelidir.
Dipnotlar
[1] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.06.2022 tarihli, E.2022/94, K.2022/486 sayılı karar.
[2] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.09.2018 tarihli, E.2015/1254, K.2018/354 sayılı karar.
[3] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21.03.2024 tarihli, E.2022/6614, K.2024/1956 sayılı karar.
[4] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 01.02.2023 tarihli, E.2022/10794, K.2023/203 sayılı karar.
[5] Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 21.11.2024 tarihli, E.2022/8187, K.2024/6640 sayılı karar.
[6] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27.12.2011 tarihli, E.2011/151, K.2011/290 sayılı karar.
[7] Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 14.04.2026 tarihli, E.2022/5943, K.2026/3796 sayılı karar.
[8] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 21.10.2025 tarihli, E.2024/5329, K.2025/7250 sayılı karar.
Next