Çekin kaybolması veya çalınması hâlinde uygulamada ilk akla gelen yol çoğu zaman “çek iptali davası” olmaktadır. Oysa çekin düzenleyenin elinden çıkması ile lehtarın veya yetkili hamilin elinden çıkması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Özellikle çek henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken kaybolmuş veya çalınmışsa, düzenleyen bakımından izlenecek yol sanıldığı kadar açık değildir.

Sorunun bir yönü kıymetli evrak, diğer yönü icra hukukuna ilişkindir. Çek üçüncü bir kişinin eline geçmiş veya kullanılmaya başlanmışsa ceza hukuku da devreye girer. Bu nedenle somut olayda önce çekin kayıp anındaki durumu belirlenmelidir. Tamamen boş ve imzasız bir çek yaprağı ile imzalı açık çek ya da bütün unsurları doldurulmuş çek aynı kurallara tabi tutulamaz.

Asıl güçlük, kıymetli evrakın zıyaı(kaybolması) hâlinde iptal talep etme hakkının kime ait olduğu noktasında ortaya çıkar. TTK m. 651/2, iptal talebini senedin zayi olduğu anda senet üzerinde hak sahibi olan kişiye tanımıştır. Çekler bakımından da TTK m. 818/1-s yollamasıyla poliçedeki iptale ilişkin hükümler uygulanır.[1] Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre düzenleyen, çek üzerinde alacak hakkı sahibi değil kambiyo borçlusu olduğundan zayi nedeniyle iptal davası açamaz.[5] Bu kabul, çek henüz lehtara teslim edilmeden düzenleyenin elinden çıktığında belirgin bir koruma boşluğu doğurmaktadır.

Bu sebeple mesele yalnızca “iptal davası açılabilir mi?” sorusuna indirgenmemelidir. Çekin nasıl düzenlendiği, hangi aşamada elden çıktığı, kim tarafından ibraz edildiği ve icra takibine konu edilip edilmediği birlikte değerlendirilmelidir. Hukuki ve cezai koruma yolları ancak bu ayrım yapıldıktan sonra doğru kurulabilir.

1. DÜZENLEYEN ZAYİ NEDENİYLE ÇEK İPTALİ DAVASI AÇABİLİR Mİ

TTK m. 651/2 uyarınca kıymetli evrakın iptalini, senedin zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi isteyebilir. Çekler yönünden TTK m. 818/1-s, poliçenin iptaline ilişkin m. 757 ila 763 ile m. 764/1 hükümlerini uygulanabilir hâle getirmektedir.[1] Kanundaki “senet üzerinde hak sahibi” ifadesi, düzenleyenin aktif dava sıfatına ilişkin tartışmanın merkezindedir.

Düzenleyen, çekten doğan kambiyo ilişkisinde alacaklı değil; çek bedelinin ödenmesini sağlama yükümlülüğü altında bulunan borçludur. Bu nedenle Yargıtay’ın uzun süredir benimsediği görüş, zayi nedeniyle iptal davasının lehtar veya yetkili hamil tarafından açılabileceği, düzenleyenin ise yalnızca keşideci sıfatıyla bu davayı açamayacağı yönündedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.04.2014 tarihli kararında, çekin zayi nedeniyle iptalini isteme hakkının lehtar ve hamile ait olduğu; keşidecinin bu hükümlere dayanarak iptal davası açma hakkının bulunmadığı kabul edilmiştir.[5] Aynı yaklaşımın farklı tarihli kararlarla sürdürüldüğü öğretide de ortaya konulmuştur.[6] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 10.06.2026 tarihli kararında ise lehtara gönderilmek üzere kargoya verilen, ancak teslim edilmeden kaybolan beş çek yönünden düzenleyenin iptal talebi aktif sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmiştir.[7] Dolayısıyla düzenleyen adına hasımsız çek iptali davası açılması bugün için ciddi bir usul riski taşımaktadır.

Bununla birlikte öğretide aksi yönde güçlü bir eleştiri bulunmaktadır. Muhammet Emin Bingöl, özellikle henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken zayi olan çeklerde düzenleyenin de iptal talebinde bulunabilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yazara göre düzenleyenin kategorik biçimde iptal davası dışında bırakılması, hem kanun hükümlerinin yorumu hem de korunmaya değer menfaat bakımından isabetli değildir.[6] Gerçekten de bu ihtimalde belirli bir hamil bulunmadığı için menfi tespit davasının kime yöneltileceği de belirsizdir.

Öğretideki eleştiri ile yürürlükteki yargı uygulaması birbirine karıştırılmamalıdır. Uygulayıcı açısından baskın kabul hâlen açıktır: Düzenleyen, yalnızca bu sıfatına dayanarak zayi nedeniyle çek iptali davası açamaz. Koruma, çekten hak iddia eden kişi belirli hâle geldiğinde menfi tespit davası ve uygun geçici hukuki koruma yoluyla sağlanmalıdır.

2. ÇEKİN KAYIP ANINDAKİ DURUMU NEDEN ÖNEMLİDİR

Düzenleyenin elinden çıkan her çek yaprağı aynı hukuki nitelikte değildir. Çekin kayıp anında imzalı olup olmadığı ve zorunlu unsurlarının doldurulup doldurulmadığı, hem kambiyo sorumluluğunu hem de ceza hukuku nitelendirmesini değiştirir.

Tamamen boş ve imzasız çek yaprağı henüz kambiyo senedi niteliğinde değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.05.2006 tarihli kararında da henüz keşide edilmemiş boş çek yapraklarının zayi nedeniyle iptalinin istenemeyeceği; yaprağın sonradan doldurulup imzalanması ve buna dayanılarak hak ileri sürülmesi hâlinde düzenleyenin ilgili kişiye karşı menfi tespit davası açabileceği kabul edilmiştir.[8] Böyle bir olayda temel risk, düzenleyen adına sahte imza atılarak çek oluşturulmasıdır. Düzenleyenin atmadığı imza kambiyo sorumluluğu doğurmaz; ancak çek aslının temini ve imza incelemesi ispat bakımından belirleyici olacaktır.

İmzalanmış, fakat bedel, tarih veya lehtar gibi unsurlarından biri ya da birkaçı boş bırakılmış çek farklı değerlendirilir. İmzalı açık çek fiilen tamamlanıp tedavüle sokulabilir. Bu nedenle belgenin hangi amaçla, kime ve hangi doldurma yetkisiyle bırakıldığı araştırılmalıdır. Çekin rıza ile teslim edilip yetki aşılmak suretiyle doldurulması ile baştan itibaren hukuka aykırı biçimde ele geçirilip doldurulması, ceza hukuku bakımından da aynı değildir.

Üçüncü ihtimal, bütün unsurlarıyla düzenlenmiş ve imzalanmış çekin lehtara teslim edilmeden kaybolması veya çalınmasıdır. Ankara BAM'ın 2026 tarihli kararı bu duruma yakındır: Lehtarları, bedelleri ve tarihleri belirli olan çekler yönünden dahi düzenleyenin açtığı iptal davası kabul edilmemiştir.[7] Bu ayrımlar yapılmadan seçilen hukuki yol, daha başlangıçta görev, sıfat veya hukuki yarar sorunuyla karşılaşabilir.

3. BANKAYA ÖDEMEME TALİMATI VERİLMESİ YETERLİ MİDİR

Uygulamadaki bir diğer yanılgı, çek kaybolduğunda bankaya verilen dilekçenin kendiliğinden ödeme yasağı doğuracağı düşüncesidir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 711/3. maddesi, çekin düzenleyenin veya üçüncü bir kişinin elinden rıza dışında çıkması hâlinde düzenleyene muhatabı ödemeden men etme imkânı tanıyordu. Bu hüküm 5838 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.[9] Yürürlükteki TTK m. 799'a göre ise çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder.[1] Bu nedenle düzenleyenin ibraz süresi içinde bankaya tek taraflı “ödemeyin” talimatı vermesi, mahkemece verilen ödeme yasağıyla aynı sonucu doğurmaz.

Buna rağmen bankaya bildirim yapılması ihmal edilmemelidir. Çekin seri numarası, bedeli, düzenleme tarihi, lehtarı ve kayıp anındaki durumu mümkün olan en kısa sürede yazılı olarak bankaya bildirilmeli; bildirimin alındığı belgelendirilmelidir. Bu işlem tek başına çeki bloke etmese de bankayı olaydan haberdar eder, bildirim zamanını ispatlar ve ileride ortaya çıkabilecek sahtecilik veya banka sorumluluğu tartışmalarında delil oluşturur.

Banka bildirimi ile mahkeme tedbiri arasındaki fark uygulamada sonuç doğurur. Çek ibraz süresi içindeyse güvenilecek işlem, bankaya verilen talimat değil; görevli mahkemeden alınarak muhataba tebliğ edilen tedbir kararıdır.

4. MENFİ TESPİT DAVASI VE GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA

Çeki elinde bulunduran veya çekten hak iddia eden kişi belirli hâle geldiğinde düzenleyenin başvurabileceği temel yol menfi tespit davasıdır. İİK m. 72 uyarınca borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığının tespitini isteyebilir.[2] Çekin düzenleyenin elinden rızası dışında çıktığı ve hamil ile düzenleyen arasında çek bedelini haklı kılan bir ilişki bulunmadığı iddiası da bu kapsamda ileri sürülebilir.

Menfi tespit davası hasımlı bir davadır. Çek henüz ortaya çıkmamış ve kimin elinde olduğu bilinmiyorsa “bilinmeyen hamile karşı” dava açılamaz. Düzenleyenin iptal davası hakkının kabul edilmemesinden doğan koruma boşluğu en açık biçimde burada görülmektedir. Hamil veya lehtar belli olduğunda ise düzenleyen, menfi tespit davasıyla birlikte çekin ödenmemesi ya da icra takibine konu edilmemesi için ihtiyati tedbir talep edebilir.

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli kararında, keşidecinin bankaya tek taraflı talimatla çek bedelinin ödenmesini engelleyemeyeceği; korumanın mahkemeden tedbir istenmesi ve menfi tespit davası açılmasıyla sağlanabileceği belirtilmiştir.[10] Tedbirde yaklaşık ispat yeterli olmakla birlikte kayıp iddiası soyut beyana bırakılamaz. Banka bildirimi, çek koçanı, ticari ilişkiye ait belgeler, savcılık müracaatı, kargo veya teslim kayıtları ve olayın oluşunu destekleyen diğer deliller ilk başvuruda sunulmalıdır.

Teminat konusunda İİK m. 72 ile HMK m. 389 ve devamındaki genel tedbir rejimi ayrılmalıdır. İİK m. 72, icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında takibin durdurulması için alacağın yüzde 15'inden az olmamak üzere teminat öngörür.[2] HMK m. 392'de ise sabit bir oran yoktur. Kural olarak teminat aranmakla birlikte talep resmî belgeye veya başka kesin bir delile dayanıyorsa yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini göstermek suretiyle teminatsız tedbire de karar verebilir.[3] Sakarya BAM'ın anılan kararında yüzde 15 teminat uygulanmış olması, her ödeme yasağı talebinin kanunen aynı orana tabi olduğu anlamına gelmez.[10]

Tedbirin kişisel kapsamı ayrıca önemlidir. Sakarya BAM, menfi tespit davasının yalnızca lehtara yöneltildiği olayda tedbirin üçüncü kişilere sirayet ettirilmemesini hukuka uygun bulmuş; çekin tedavül kabiliyetini ve iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını vurgulamıştır.[10] Hamiline çeklerde bu risk daha yüksektir. Çek ilk olarak kötü niyetli kişinin eline geçmiş olsa dahi sonradan başka kişilere devredilmiş olabilir. Düzenleyen ile ilk lehtar arasındaki şahsi def'ilerin sonraki hamillere karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği, hamilin iktisap biçimi ile kötü niyet veya ağır kusur durumuna göre ayrıca incelenmelidir.

Ceza soruşturması bu noktada hukuk davasını tamamlayabilir; fakat onun yerine geçmez. Çeki kimin ibraz ettiğinin ve hangi aşamalardan geçerek edindiğinin soruşturma yoluyla belirlenmesi, doğru kişiye husumet yöneltilmesi ve kötü niyetin ispatı bakımından önemlidir. Buna karşılık savcılığa başvurulmuş olması, hukuk mahkemesinden alınması gereken tedbiri gereksiz kılmaz.

5. ZORUNLU ARABULUCULUK VE SÜRE RİSKİ

7445 sayılı Kanun ile TTK m. 5/A değiştirilmiş; 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren ticari nitelikteki menfi tespit ve istirdat davaları da açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır.[4] Bu nedenle kayıp çekten doğan ticari menfi tespit davasında kural olarak önce arabulucuya başvurulmalıdır.

Çekin ödenmesi veya takibe konulması gibi acil bir tehlike varsa ihtiyati tedbir için arabuluculuğun sonuçlanması beklenmez. Dava açılmadan önce tedbir alınmış ve ardından arabuluculuğa başvurulmuşsa, HMK m. 397'deki iki haftalık dava açma süresinin hesabında HUAK m. 18/A'daki özel düzenleme gözetilmelidir.[4] Tedbirin uygulanma tarihi, arabuluculuk başvuru tarihi ve son tutanak tarihi dosyada ayrı ayrı izlenmelidir. Bu sürelerin yanlış hesaplanması, esasa ilişkin haklılıktan bağımsız olarak tedbirin kendiliğinden kalkmasına yol açabilir.

6. CEZA HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

Çekin kaybolması veya düzenleyenin elinden rızası dışında çıkması tek başına belirli bir suç tipini göstermez. Nitelendirme, çekin nasıl ele geçirildiğine, imzanın gerçek olup olmadığına, belgenin sonradan nasıl doldurulduğuna ve hangi amaçla kullanıldığına göre yapılmalıdır.

Çek gerçekten kaybolmuş, bir başkası tarafından bulunmuş ve sahibi ya da yetkili merciler haberdar edilmeksizin çek üzerinde malik gibi tasarrufta bulunulmuşsa TCK m. 160'ta düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu gündeme gelebilir.[11] Çekin çalınması hâlinde ise olayın özelliklerine göre hırsızlık hükümleri uygulanır.

Boş çek yaprağının ele geçirilerek düzenleyen adına sahte imza atılması hâlinde belgede sahtecilik suçu önem kazanır. TCK m. 210/1 uyarınca emre veya hamiline yazılı kambiyo senetleri, sahtecilik suçları bakımından resmi belge hükmündedir.[11] Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20.10.2020 tarihli kararına konu olayda çalınan boş çek yaprağına hesap sahibinin imzası taklit edilerek çek düzenlenmiş ve mal alımında kullanılmış; resmî belgede sahtecilik suçundan verilen beraat hükmü eksik araştırma nedeniyle bozulmuştur.[12]

Düzenleyenin gerçek imzasını taşıyan boş veya kısmen boş çekin hukuka aykırı biçimde ele geçirilip doldurulması farklıdır. TCK m. 209/2 uyarınca imzalı ve kısmen ya da tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi hakkında belgede sahtecilik hükümleri uygulanır.[11] Belge belirli bir amaçla doldurulmak üzere rıza ile teslim edilmiş, fakat teslim alan verilen yetkiyi aşmışsa TCK m. 209/1'deki açığa imzanın kötüye kullanılması suçu tartışılmalıdır. Dolayısıyla rıza ile teslim ve yetki aşımı ile başlangıçtan itibaren hukuka aykırı ele geçirme birbirinden ayrılmalıdır.

Sahte veya hukuka aykırı biçimde doldurulan çekin mal, hizmet ya da başka bir ekonomik menfaat sağlamak amacıyla kullanılması hâlinde dolandırıcılık hükümleri de gündeme gelir. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 09.02.2016 tarihli kararında çalınmış boş çekin sahte olarak doldurulup mal alımında kullanılması, resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları kapsamında değerlendirilmiştir.[13] Dairenin 03.06.2020 tarihli kararında ise çalınan çeklerden oluşturulan sahte çekin araç satın almak amacıyla kullanılması, resmî belgede sahtecilik ve banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs olarak nitelendirilmiştir.[14]

Bu nedenle “kayıp çek kullanıldıysa TCK m. 160 uygulanır” biçimindeki tek cümlelik değerlendirme yetersizdir. Çekin kaybolduğu mu çalındığı mı, imzanın gerçek olup olmadığı, açık çekin ne şekilde doldurulduğu ve çek kullanılarak menfaat sağlanıp sağlanmadığı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.

7. UYGULAMADA İZLENECEK YOL

Düzenleyen, çekin elinden çıktığını öğrendiğinde önce olayın hukuki ve fiili fotoğrafını çıkarmalıdır. Çekin seri numarası, bedeli, düzenleme tarihi, lehtarı, hesap bilgileri ve kayıp anında imzalı olup olmadığı çek koçanı ve banka kayıtları üzerinden belirlenmeli; kaybolma veya çalınma koşulları tarih ve saat belirtilerek tutanağa bağlanmalıdır.

Ardından muhatap banka gecikmeksizin yazılı olarak bilgilendirilmeli ve bildirimin alındığı ispatlanmalıdır. Bildirimde çekin tüm ayırt edici bilgilerine yer verilmeli; ibraz hâlinde düzenleyene haber verilmesi ve mevcut kayıtların korunması istenmelidir. Ancak bu bildirim, tek başına ödeme yasağı olarak görülmemelidir.

Olay kaybolma, çalınma veya sahtecilik şüphesi taşıyorsa Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmalıdır. Başvuruda çekin ibrazı hâlinde aslının muhafazası, ibraz edenin kimliğinin tespiti, banka kamera kayıtlarının saklanması ve çekin edinim zincirini gösterebilecek kayıtların toplanması talep edilmelidir. Suç vasfı, çekin elde ediliş ve kullanılış biçimine göre soruşturma makamınca belirleneceğinden, başvurunun yalnızca TCK m. 160'a sıkıştırılması doğru değildir.

Çekten hak iddia eden kişi belli olduğunda, zorunlu arabuluculuk ve tedbir süreleri birlikte gözetilerek menfi tespit davası açılmalı; ödeme veya takip tehlikesi varsa uygun ihtiyati tedbir istenmelidir. İcra takibi başlamışsa İİK m. 72'nin takip sonrası döneme ilişkin sınırlamaları ayrıca dikkate alınmalıdır: Takibin tedbiren durdurulması mümkün değilken, koşulları varsa icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi sağlanabilir.[2]

Tedbir talebi somut delillerle desteklenmeli ve karar verildiğinde muhatap bankaya gecikmeden tebliğ ettirilmelidir. Tedbirin hangi kişilere karşı ve hangi işlemleri kapsadığı karar metninden açıkça kontrol edilmelidir. Özellikle çek üçüncü kişiye devredilmişse, lehtara karşı alınan tedbirin yeni hamile kendiliğinden uygulanacağı varsayılmamalıdır.

Sonuç olarak banka bildirimi, ceza soruşturması, menfi tespit davası ve geçici hukuki koruma birbirinin alternatifi değil, somut olayın gerektirdiği ölçüde birlikte yürütülmesi gereken araçlardır. Hangi aracın önce kullanılacağı, çekin kayıp anındaki durumu ile hamilin ve ibrazın belirlenip belirlenmediğine göre kararlaştırılmalıdır.

8. SONUÇ

Düzenleyenin elinden rızası dışında çıkan veya kaybolan çeklerde en sık yapılan hata, olayın doğrudan çek iptali meselesi olarak ele alınmasıdır. Mevcut Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi uygulamasında zayi nedeniyle iptal talebinin lehtar veya yetkili hamile ait olduğu; düzenleyenin yalnızca keşideci sıfatıyla bu davayı açamayacağı kabul edilmektedir. Bu yaklaşımın henüz tedavüle çıkmamış çeklerde düzenleyeni korumasız bıraktığı yönündeki öğretisel eleştiri haklı bir soruna işaret etse de uygulamadaki baskın görüş değişmiş değildir.

Doğru hukuki yol, çekin kayıp anındaki niteliğine bağlıdır. Boş ve imzasız çek yaprağı, imzalı açık çek ve tamamen düzenlenmiş çek birbirinden ayrılmalı; bankaya bildirim ile mahkemece verilen ödeme yasağının aynı işlem olmadığı bilinmelidir. Çekten hak iddia eden kişi belirlendiğinde menfi tespit davası, ihtiyati tedbir ve dava şartı arabuluculuk birlikte planlanmalıdır.

Ceza hukuku bakımından da tek tip bir değerlendirme yapılamaz. Kaybolmuş çek üzerinde tasarruf, çekin çalınması, sahte imzayla düzenlenmesi, imzalı açık çekin yetkisiz doldurulması ve çek aracılığıyla menfaat sağlanması farklı suç tiplerini gündeme getirir. Bu nedenle hukuki nitelendirme, belgenin ele geçiriliş ve kullanılış biçimi ortaya konularak yapılmalıdır.

Kayıp çek dosyalarında etkili koruma, tek bir başvurudan değil; çekin niteliğinin doğru tespit edilmesi, delillerin erken toplanması ve banka, savcılık ile ticaret mahkemesi süreçlerinin birbiriyle uyumlu yürütülmesinden doğar.

KAYNAKÇA

[1] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, RG 14.02.2011, S. 27846; özellikle m. 651, 757-764, 780 vd., 799, 812 ve 818.

[2] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 72.

[3] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 389-399.

[4] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A; 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

[5] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 30.04.2014, E. 2014/1443, K. 2014/8132. Karar ve aynı yöndeki içtihatlar için bkz. Bingöl, Muhammet Emin, “Çekin Zayi Olması Durumunda Düzenleyenin İptal Davası Açma Hakkına Sahip Olup Olmadığına İlişkin Bir Değerlendirme”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 1, 2024, s. 73-100.

[6] Bingöl, Muhammet Emin, “Çekin Zayi Olması Durumunda Düzenleyenin İptal Davası Açma Hakkına Sahip Olup Olmadığına İlişkin Bir Değerlendirme”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 1, 2024, s. 73-100, DOI: 10.34246/ahbvuhfd.1305198. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ahbvuhfd/article/1305198

[7] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, T. 10.06.2026, E. 2026/375, K. 2026/812.

[8] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 29.05.2006, E. 2005/5775, K. 2006/6299.

[9] 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, m. 32; mülga 6762 sayılı TTK m. 711/3.

[10] Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, T. 28.05.2025, E. 2025/469, K. 2025/1024.

[11] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 160, 204, 209 ve 210.

[12] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, T. 20.10.2020, E. 2018/6018, K. 2020/6038.

[13] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, T. 09.02.2016, E. 2013/24233, K. 2016/1269.

[14] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, T. 03.06.2020, E. 2017/16706, K. 2020/4537.