GİRİŞ
Bir anonim şirketin gerçeğe aykırı finansal tablolarla banka kredisi temin etmesi; ceza hukuku, bankacılık hukuku, ve şirketler hukuku bakımından farklı sorumluluk rejimlerini gündeme getirmektedir. Bu çalışmada önce Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-j maddesindeki kredi dolandırıcılığı incelenmekte; ardından kredi işleminin banka görevlilerinin bilinçli katılımıyla banka kaynağının zimmete geçirilmesine dönüşebildiği hâller ele alınmaktadır. Son olarak, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak farklılaştırılmış teselsül ilkesi kapsamında birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
I. TAHSİS EDİLMEMESİ GEREKEN KREDİNİN TAHSİS EDİLMESİ SUÇU
Uygulamada “tahsis edilmemesi gereken krediyi tahsis ettirme suçu” olarak anılan fiil, Türk Ceza Kanunu’nda bu adla bağımsız bir suç değildir. Kanunun 158/1-j maddesi, dolandırıcılığın “banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla” işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Dolayısıyla hukuki nitelendirme, yalnızca kredinin daha sonra ödenmemiş olmasına değil, kredi tahsisinden önce veya tahsis sırasında gerçekleştirilen hileli davranışın banka kararına ve malvarlığı zararına etkisine dayanır.[1]
II. GERÇEĞE AYKIRI BİLANÇO-MİZAN İLE KREDİ TEMİNİ: TCK M.158/1-J
A. Hilenin Gerekmesi
Kredi dolandırıcılığının merkezinde, kredi kurumuna yöneltilen ve tahsis kararını etkileyebilecek nitelikte bir hile bulunur. Uydurma bilanço, gerçeğe aykırı gelir tablosu, var olmayan alacağın mizanda aktifte gösterilmesi, ilişkili şirket borcunun gizlenmesi, borçların eksik beyanı veya sahte vergi ve çalışma belgeleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak belgenin yanlışlığı tek başına yeterli değildir. Yanlışlık, banka görevlilerinin gerçek durumu değerlendirme imkânını bozmalı, kredi kararı bu yanılgının sonucu olmalı ve bankanın malvarlığında zarar meydana gelmelidir[2]. Bununla birlikte, banka personelinin yanıltılmadığı, aksine onların vermemesi gereken bir krediyi vermeleri durumunda ise 5411 sayılı Kanun m.160 hükmünde yer alan bankacılık zimmeti suçu oluşacaktır[3].
Yargıtay 23.Ceza Dairesi, 11 Mayıs 2016 tarihli kararında şirket yetkilisinin sahte şirket bilançosu ve gelir tabloları ile teminat olarak verilen dört sahte çek üzerinden 400.000 TL kredi kullanması, TCK m.158/1-j kapsamında kabul edilmiştir. Karara göre:
“Sanığın yetkilisi olduğu ... Tic. Ltd. Şti adına,...AŞ,"den genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi aldığı, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine, yapılan araştırmada kredi karşılığı teminat olarak verilen 4 adet çekin ve şirkete ait bilanço ile gelir tablolalarının sahte olduğunun belirlendiği, bu çekler hakkında icra takibi yapıldığı, çek sahiplerinin takibe itiraz ettikleri, itiraz sonucu bilirkişi raporu düzenlendiği, bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda suça konu çeklerdeki keşideci imzalarının çek sahiplerine ait olmadığının görüldüğü, sahte belgelerden, kredi sözleşmesi ile birlikte sanık tarafından şirketlerine ait olduğu belirtilen şirket bilançosu ile şirket gelir tablosunun altında kaşesi bulunan serbest muhasebeci mali müşavir ..."ın ifadesinde, dosyada bulunan bilanço ile gelir tablosundaki kaşeler üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, böyle bir şirketle çalışmadığını, belgeleri kendisinin düzenlemediğini belirttiği; böylece sanık ..."ın sahteiliğini bildiği çekleri cirolayıp teminat olarak bankaya vererek hak etmediği krediyi almak için çekleri kullanmak ve bankadan 400 bin TL kredi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşıldığından mahkumiyete yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir[4].
B. Bankanın İnceleme Yükümlülüğü Hileyi Ortadan Kaldırır mı?
Profesyonel bir kredi kurumunun araştırma ve teyit yükümlülüğü, somut olay değerlendirmesinde önemlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28 Mart 2017 tarihli kararında; banka iç düzenlemelerinde öngörülen belgelerin toplanmaması, vergi dairesi ve ticari faaliyet araştırmalarının yapılmaması ve sunulan mali verilerin olağan kontrol süreçlerinden geçirilmemesi karşısında, kullanılan hilenin banka görevlilerinin denetim olanağını ortadan kaldıracak yoğunlukta olmadığı sonucuna varılmıştır. Aynı kararda, kredi kullandırıldıktan sonra mevcut borcun teminatı amacıyla verilen sahte belgenin ilk tahsis kararına neden olamayacağı da vurgulanmıştır.[5]
Bu meyanda, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan ve ağırlaştırılmış özen sorumluluğu altında bulunan bankaların, doğruluğu teyit edilebilecek hususlar konusunda gerekli araştırmayı yapmaması durumunda, ortada gerçek anlamda bir hile bulunmayacağından atılı suçun oluşmayacağı ifade edilebilir. Bununla birlikte, kredi kontrol akışı her somut dosyada yeniden ele alınmalıdır.[6]
C. Hilenin Zamanı, Sahtecilik ve Zincirleme Suç
Hilenin kredi tahsisinden önce veya tahsis sürecinde bulunması gerekir. Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 15 Mart 2022 tarihli kararında, genel kredi sözleşmesine dayalı borç için verilen sahte bonoların ilk krediye teminat olarak mı, yoksa doğmuş borcun tahsili amacıyla sonradan mı teslim edildiğinin, teslim tarihleri, kredi hareketleri ve miktarlar karşılaştırılarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş, eksik araştırmaya dayalı hüküm bozulmuştur.[7]
Aynı bankaya değişik zamanlarda birden fazla hileli kredi başvurusu yapılması hâlinde zincirleme suç hükümleri de gündeme gelebilir. Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesinin 3 Şubat 2026 tarihli kararında, aynı mağdur bankadan farklı zamanlarda kredi temini için kullanılan sahte çalışma belgeleri ile şirket adına bildirilen gerçeğe aykırı bilanço bilgilerinin tek zincirleme nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.[8]
Kredi başvurusunda sahte resmî veya özel belge kullanılmışsa, TCK m.212 uyarınca belgedeki sahtecilik ayrıca cezalandırılabilir.[9]
III. YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN SORUMLULUĞU
A. Ceza Sorumluluğu
Türk Ceza Kanunu m.20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri saklıdır. Dolandırıcılıktan yarar sağlayan anonim şirket bakımından TCK m.169’un gönderme yaptığı tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Buna karşılık hapis ve adli para cezasının muhatabı gerçek kişidir. Yönetim kurulu üyesi sıfatı, tek başına ceza sorumluluğunu gerektirmez.[10] Bunun için, her üye yönünden şu sorular ayrı cevaplanmalıdır: Gerçeğe aykırı bilanço kim tarafından hazırlandı veya hazırlatıldı? Üye belgenin yanlışlığını biliyor muydu? Kredi başvurusuna veya banka sunumuna katıldı mı? Tahsis kararını etkileme amacı var mıydı? Kurul kararına olumlu oy verdi mi, karşı oyunu tutanağa geçirdi mi, yoksa karar ve uygulamadan habersiz miydi? Kredi tutarı nereye aktarıldı ve üyeye veya ilişkili kişilere bir yarar sağlandı mı? Ceza sorumluluğu, bu kişisel bağlantı kurulmadan yalnızca imza sirkülerine veya ticaret sicilindeki göreve dayandırılamaz.
Bir üye sahte belgeyi bizzat düzenleyebilir, düzenlettirebilir, bankaya sunabilir, başka bir üye yalnızca şirketin temsil işlemini yapmış, belgenin gerçeğe aykırılığını bilmemiş olabilir. İlk durumda müşterek faillik, azmettirme veya yardım etme; ikinci durumda kastın yokluğu tartışılır. Banka mensubuyla anlaşmalı kredi düzeninde ise dış şirket yöneticisinin bankacılık zimmetine iştiraki için, banka mensubunun özgü suç faili olduğunu bilerek onun fiiline katılması aranır. Bu durumda, şirketin birden çok yönetim kurulu üyesinin bulunması, suçun, eylem ve fikir ortaklığı içerisinde işlenmediğinin anlaşılması durumunda sorumluluk, cezaların şahsiliği prensibine bağlı olarak suçun detaylarını bilen ve oluşmasında katkısı olan üyeye ait olacaktır[11].
B. Hukuk Sorumluluğu
Yönetim kurulunun özen ve bağlılık borcu TTK m.369’da; yönetimin devredilemez alanları, muhasebe ve finansal denetim düzeninin kurulması TTK m.375’te; finansal tabloların hazırlanması ve şirketin malvarlığı ile borçlarını dürüst resim ilkesine uygun biçimde yansıtması TTK m.514 ve m.515’te düzenlenmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, kusura dayanan sorumluluktur[12]. Yönetim kurulu üyelerinin, salt kast veya ihmali değil dikkatsizlik neticesinde meydana gelebilecek zararlardan da sorumlu tutulması gerekir[13]. Buna koşut olarak, sorumlu üye, akıllı ve mantıklı bir kimsenin aynı koşullarda göstermesi gerkene özen ve dikkati göstermelidir[14]. Bu itibarla, bir üyenin kendi bireysel işlerinde de aynı özeni göstereceğine dair savunması geçersizdir. Bununla birlikte, TTK m.553/3 hükmüne göre, “Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.”[15] Gerekçe’de hükmün, yönetim kurulu üyelerinin uygun nedensellik bağının veya kusurlarının yokluğu halinde, soyut bir gözetim görevi anlayışına dayanılarak sorumlu tutulmalarına engel olmak amacıyla öngörüldüğü ifade edilmektedir[16]. Dolayısıyla, salt üyelik sıfatı ve bunun getirdiği gözetim yükümü gerekçe gösterilerek yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gidilemeyecek, uygun illiyet bağı ve kusur aranacaktır[17].
Bu meyanda, banka kredisinin alınması şirket açısından her zaman zarar değildir, kredi şirket faaliyetinde kullanılmış, karşılığında eş değer malvarlığı edinilmiş ve borç şartları piyasa koşullarındaysa sırf borçlanma bir aktif azalması yaratmayabilir. Buna karşılık, geri ödeme kapasitesi bulunmadığı bilindiği hâlde ağır maliyetli kredi alınması, kredinin ilişkili kişilere aktarılması, sahte bilanço nedeniyle ceza ve tazminat riski doğması veya şirket malvarlığının karşılıksız azaltılması şirket zararına yol açabilir. Banka yönünden ise gerçeğe aykırı tabloya güvenerek normalde vermeyeceği krediyi açması, teminat açığı ve tahsil edilemeyen bakiye doğrudan zarar iddiasının temelini oluşturabilir. Zarar hesabında geri ödemeler, teminatların paraya çevrilmesi ve elde edilen diğer menfaatler düşülmelidir.[18] Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25 Ekim 1994 tarihli kararı, olay örgüsü bakımından doğrudan konuyla ilgilidir. Karara yansıyan uyuşmazlıkta anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sahte bilanço düzenleyerek kredi aldıkları ve daha sonra konkordato talep ettikleri ileri sürülmüştür. Daire, hukuki sorumluluğun doğması için soyut hukuka aykırılık iddiasının yeterli olmadığı, davacının somut zararını kanıtlaması gerektiği gerekçesiyle tazmin talebinin reddi yönündeki sonucu benimsemiştir. Eski Ticaret Kanunu dönemine ait olmakla birlikte kararın güncel değeri açıktır: Sahte bilanço, kredi ve konkordato olguları güçlü şüphe doğursa da tazminat davasında “ne kadar zarar, kime ait zarar ve hangi üyenin hangi fiiliyle” soruları ayrıca cevaplanmalıdır.[19]
D. Farklılaştırılmış Teselsül Uygulaması
TTK, anonim şirket yönetim kurulu üyelerini, kategorik olarak sorumlu tutan müteselsil sorumluluk anlayışı yerine, üyelerin kusuru oranında sorumluluğunu öngöre “farklılaştırılmış teselsül” uygulamasını kabul etmiştir. Bu hususta TTK m.557/1 hükmüne göre, Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.Bu itibarla, dış ilişkide her yönetim kurulu, kendisine atfedilebilir bir kusur oranında müteselsil sorumludur; kusur yoksa, sorumluluk da olmaz[20].
TTK m.557’deki farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca hiçbir yönetici, somut olayda kendisine yükletilebilecek zarardan daha fazlasından sorumlu tutulmamalıdır. Görev devri, imza yetkisi, kurul içindeki uzmanlık, bilgi akışı, karşı oy ve denetim imkânı değerlendirilir. Finansal raporlama sisteminin hiç kurulmaması veya açık ihlallere rağmen kredi dosyasının onaylanması, kişisel kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Önemi nedeniyle belirtelim ki, şirket alacaklılarının yönetim kuruluna veya üyelerine dava açması, ancak şirketin iflası durumunda ve tazminatın şirkete ifa edilmesi şartıyla mümkündür (TTK m.654). Zira şirket alacaklıları, dolayısıyla zararları nedeniyle dava hakkını haiz değillerdir. Alacaklılar, TTK m.556 mucibince, salt şirketin iflası halinde, tazminatın şirkete ifa edilmesini talep hakkına sahiptirler[21]. Ancak şirket veya pay sahipleri bakımından aynı esas geçerli olmayıp onlar, yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açabilirler (TTK m.555/1). Fakat pay sahibinin hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep etmesi gerekmektedir (TTK m.555/1, ikinci cümle).
E.Zamanaşımı
TTK m.560 hükmüne göre, “Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır”.
SONUÇ
Kredi tahsis sürecinde banka görevlilerinin gerçeğe aykırı bilanço, sahte belge veya yanıltıcı mali veriler kullanılarak hataya düşürülmesi ve bu suretle, gerçek mali durum bilinseydi kullandırılmayacak bir kredinin açılmasının sağlanması hâlinde, eylemin TCK m.158/1-j kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması gündeme gelecektir. Burada belirleyici olan, hileli davranışın kredi tahsis kararından önce veya bu karar sırasında gerçekleştirilmesi, banka görevlilerinin yanılmasına neden olması ve kredi kullandırma işlemiyle banka zararına yol açmasıdır. Bu itibarla, bankanın mevzuattan kaynaklanan kontrol yükümlülüğünü yerine getirmemesinden dolayı tahsis edilen krediler bakımından mezkur suç oluşmayacaktır.
Buna karşılık banka görevlilerinin kredi kullanan şirketin gerçek mali durumunu bilmelerine rağmen, görünüşte bir kredi işlemi tesis ederek banka kaynağını belirli kişi veya şirketlerin kullanımına aktarmaları durumunda, kredi işleminin gerçek bir finansman faaliyeti olmaktan çıkarak banka kaynağının sahiplenilmesine veya üçüncü kişilere aktarılmasına hizmet etmesi hâlinde, Bankacılık Kanunu m.160’ta düzenlenen bankacılık zimmeti suçu söz konusu olabilecektir. Bu ayrımda temel ölçüt, banka görevlisinin hileyle yanıltılan kişi mi, yoksa banka kaynağının aktarılmasına yönelik planın bilinçli bir parçası mı olduğudur. Şirket yöneticilerinin bankacılık zimmetinin doğrudan faili olabilmeleri mümkün değilse de banka görevlisinin sıfatını ve zimmet iradesini bilerek fiile katkı sunmaları hâlinde, özgü suçlara iştirake ilişkin hükümler çerçevesinde sorumlulukları doğabilecektir.
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu bakımından ise yalnızca yönetim kurulu üyesi sıfatının bulunması yeterli değildir. TTK m.553 ve m.557 hükümleri uyarınca geçerli olan farklılaştırılmış teselsül ilkesi gereğince bir yönetim kurulu üyesi, ancak kendisine isnat edilebilen kusur ve illiyet bağı ölçüsünde sorumlu tutulabilir. Dolayısıyla görev ve yetki alanı, alınan karara katılımı, bilgiye erişim imkânı, mali tabloların gerçeğe aykırılığını bilip bilmediği ve zararın meydana gelmesindeki kişisel katkısı dikkate alınarak sorumluluk belirlenmelidir.
Dava hakkı yönünden de zararın niteliği belirleyicidir. Şirket, uğradığı zararın tazminini doğrudan talep edebilir; pay sahipleri ise şirket zararının giderilmesini istemekle birlikte hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek zorundadır. Şirket alacaklılarının, kural olarak yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açma hakları yoktur. Şirket alacaklıları, TTK m.556 uyarınca, ancak şirketin iflası hâlinde ve tazminatın şirkete ödenmesi şartıyla sorumluluk davası açabilirler.
-------------
[1] 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.158/1-j (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).
[2] Devrim Aydın, "Dolandırıcılık Suçu", Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 11, Sayı 2, Aralık 2021, s.686-688 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1910027).
[3] Ibid, s.687.
[4] Yargıtay 23. Ceza Dairesi, 11 Mayıs 2016 Tarih ve E.2016/3192, K.2016/6136 Sayılı Karar.
[5] “Sanıklar ... ve ...'nın ... Medika Ltd. Şti.'nin ortağı, sanık ...'nın ayrıca ... Özel Güvenlik Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü, sanık ...'nun .... Kimya Ltd. Şti.'nin yetkili müdürü, sanık ...'ın .... Oto Ltd. Şti.'nin, sanık ...'ın... Plastik Ltd. Şti.'nin, hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ... ....'in de .... Yapı İnşaat Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü oldukları,
Sanık ...'nın ortağı ve yetkili müdürü olduğu ... Özel Güvenlik Şirketi adına katılan bankadan 250.000 Lira kredi aldığı, bu kredinin 225.998 Lirasının sanık ...'nın oğlu olan sanık ...'ye aktarıldığı, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi alımı sırasında sanık ... tarafından bankaya teminat olarak verilen çek ve senetlerin katılan bankaca tahsil edilmek istendiği, ancak çeklerin karşılıksız çıkması, senetlerin de protesto edilmesi nedeniyle tahsil edilemediği,
Sanıklar ...ve ...'nin, sahte belgelerle bankalardan kredi alınmasını sağlayan sanık ... ile, ticari olarak faal olmayan .... Kimya Ltd. Şti. adına sahte belgelerle katılan bankadan kredi çekilmesi hususunda anlaştıkları, sanık ...'in bu amaç doğrultusunda kredi tahsisi sırasında bankaya verilmesi gereken belgeleri sanık ...'a sahte olarak düzenlettirdiği, akabinde adı geçen şirketin müdürü olarak tayin edilen sanık ... vasıtasıyla katılan bankaya kredi başvurusunda bulunulduğu ve bu şirket adına farklı tarihlerde alınan toplam 50.000 Lira krediyi aralarında paylaştıkları,
Sanıklar ...ve ...'nin ortağı oldukları ... Medikal Ltd. Şti. adına, sanık ... tarafından 09.04.2007 tarihinde 500.000 Lira kredi talebinde bulunulduğu, gerekli teminatların sağlanamaması nedeniyle bankaca kredi talebinin onaylanmadığı, yine sanık ...'nın, bankadan kredi çekmek maksadıyla, .... Yapı isimli şirketin ortaklarının sekreterleri olan ve haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen.... ve ........ olarak görünmelerini sağladıktan sonra, .... ve ....aracılığıyla katılan bankadan 27.04.2007 tarihinde 250.000 Lira kredi talebinde bulunduğu, ancak ipotek tesis edilemediğinden bankaca kredinin kullandırılmadığı,
.... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ...'ın, ticari olarak faal olmayan ve 31.05.2005 tarihi ile itibarıyla mükellefiyetinin sona erdiği belirlenen adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 18.05.2007 tarihinde 50.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği,
... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ... ....'nın, adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 02.07.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği anlaşılan olayda;
Katılan ...'nin, ticari kredi tahsisine ilişkin olarak, kredi talebinde bulunan firmalardan alınması gereken bilgi ve belgeler ile banka tarafından kredi isteğinde bulunan firmalarla ilgili olarak birtakım araştırmalar yapılması gerektiği hususlarını içeren 2005 tarihinde düzenlenen genelgeyi şubelerine duyurmasına rağmen, banka yetkililerince söz konusu genelgeye uygun hareket edilmediği, bu kapsamda davaya konu şirketler adına kredi tahsisi sırasında alınması gereken birçok bilgi ve belgenin şirket yetkililerinden alınmadığı, sanıklar tarafından sunulan belgelerin doğruluğunun da teyit ettirilmediği, ayrıca kredilerin geri dönüşümünün olup olmayacağı konusunda yeterli istihbari araştırmanın yapılmadığı, katılan banka yetkililerince, kredi tahsisi sırasında alınması gereken belgelerin tamamının eksiksiz alınması ve gerekli araştırmaların yapılması halinde söz konusu kredilerin kullandırılmayabileceği gözetildiğinde, sanıkların hileli davranışlarının, katılan bankanın inceleme ve denetim yükümlülüğünü etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olmadığı anlaşıldığından, dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir”.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28 Mart 2017 Tarih ve E.2013/192, K.2017/204 Sayılı Karar
[6] Ersin Şare, "Dolandırıcılık Suçu Kapsamında Cezalandırılan Hile", Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı 2, Aralık 2022, s.682-685 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2454073).
[7] Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi, 15 Mart 2022 Tarih ve E.2021/13317, K.2022/4336 Sayılı Karar
[8] Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi, 3 Şubat 2026 Tarih ve E.2025/3013, K.2026/1146 Sayılı Karar
[9] 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.43, m.204, m.207 ve m.212 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).
[10] 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.20/2, m.60 ve m.169 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).
[11] Yargıtay CGK, 17 Aralık 1990 Tarih ve 312/340 sayılı karar; Prof.Dr.Doğan Şenyüz, Vergi Ceza Hukuku, Ekin Yayınları, 12.Baskı, Bursa, 2022, s.418.
[12] Prof.Dr.Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 9.Baskı, Adalet Yayınları, Ankara, 2024, s.658.
[13] Ibid, s.658.
[14] Ibid, s.659; Schnyder/Christen-Westenberg, von Büren/Stoffel, s.209, N.1019.
[15] Hilal Betül Güngüneş Şahin, "Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki ve Cezai Sorumluluk Ayrımı", Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, Ocak 2025, s.431-443 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4329410).
[16] https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/gerekceler/turk-ticaret-kanunu-madde-gerekceleri/1
[17] Abuzer Kendigelen, Yeni Türk Ticaret Kanunu, 2.Baskı, Onikilevha Yayınları, İstanbul, 2012, s.461.
[18] Şeyda Şanlı, "Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu", Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 24, Ekim 2022, s.211-213 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2458051).
[19] “anonim ortaklık yönetim kurulu üyeleri sahte bilanço düzenleyerek kredi almışlar ve sonradan konkordato yoluna gitmiş olasalar bile, bu eylem ile zarar doğmamış ise, açılan tazminat davasının reddi gerekir” Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, 25 Ekim 1994 Tarih ve E.1994/5627, K.1994/7871 Sayılı Karar.
[20] Pulaşlı, Op.Cit., s.670.
[21] Pulaşlı, Op.Cit., s.682.
Next