GİRİŞ

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik, uygulamada özellikle kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarında cezanın belirlenmesi bakımından son derece önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bununla birlikte kurumun uygulanmasında tartışma çoğu zaman haksız fiilin mevcut olup olmadığı veya indirim oranının ne olması gerektiği üzerinde yoğunlaşmakta; tahrik fiilinin fail tarafından bizzat görülmediği, sonradan öğrenildiği veya üçüncü bir kişinin anlatımıyla faile aktarıldığı hallerde hangi hükmün uygulanacağı yeterince ayrıştırılmamaktadır. [1]

Sorun özellikle şu olasılıkta belirgin olmaktadır: Fail, yakınına karşı hakaret, tehdit, yaralama, cinsel saldırı veya başka bir haksız fiil gerçekleştirildiğini telefonla, mesajla yahut üçüncü bir kişiden öğrenmekte; daha sonra haksız fiili gerçekleştirdiği ileri sürülen kişiye karşı suç işlemektedir. Böyle bir durumda tahrik oluşturan hareket failin huzurunda gerçekleşmemiştir. Acaba sırf bu nedenle TCK m. 29'un uygulanması mümkün değil midir?

Kanaatimizce bu soruya olumsuz cevap verilmelidir. TCK m. 29'da tahrik teşkil eden haksız fiilin failin huzurunda gerçekleşmesi, fail tarafından bizzat görülmesi veya doğrudan failin şahsına yönelmiş olması yönünde bir koşul bulunmamaktadır. Nitekim öğretide ve Yargıtay uygulamasında da haksız fiilin yakınlara, sevilen kişilere ve belirli şartlarda üçüncü kişilere yönelmesinin haksız tahrik meydana getirebileceği kabul edilmektedir. Doktrinde haksız tahrike yol açan fiilin failin huzurunda veya ona yönelik olarak gerçekleştirilmesinin şart olmadığı açıkça ifade edilmektedir. [1][2][4]

Ancak burada ikinci ve daha önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır. Failin sonradan öğrendiği haksız fiil gerçekten meydana gelmişse mesele doğrudan TCK m. 29 kapsamında değerlendirilirken; gerçekte böyle bir haksız fiil bulunmadığı halde fail bunun varlığına inanmışsa artık haksız tahrikin maddi şartlarında hata söz konusudur. Bu ikinci ihtimalin hukuki zemini TCK m. 30/3'tür. Dolayısıyla, "gıyapta gerçekleşen haksız fiil" ile "gerçekte bulunmayan fakat fail tarafından var olduğu zannedilen haksız fiil" aynı hukuki kategori içinde değerlendirilemez.

Bu çalışma, esas olarak söz konusu ayrım üzerinde durmakta; haksız fiilin failin huzurunda gerçekleşmesi zorunluluğu bulunup bulunmadığını, TCK m. 29 ile m. 30/3 arasındaki sınırı, gıyapta öğrenilen fiillerde ispat sorununu ve haksız fiil ile tepki suçu arasına zaman girmesinin hukuki sonuçlarını incelemektedir.

1. HAKSIZ TAHRİKİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE UYGULAMA ŞARTLARI

TCK m. 29 uyarınca, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen failin cezasında indirim yapılmaktadır. Müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları bakımından özel ceza aralıkları öngörülmüş; diğer hallerde ise cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilebilmesine imkan tanınmıştır. TCK m. 29 ve m. 30/3 hükümleri halen bu sistematik içerisinde yürürlüktedir. [1]

Haksız tahrik, işlenen fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran bir neden değildir. Failin gerçekleştirdiği suç hukuka aykırı olmaya devam etmekte; ancak haksız fiilin meydana getirdiği psikolojik durum nedeniyle failin kusurluluğunda meydana gelen azalma cezanın belirlenmesinde dikkate alınmaktadır. Başka bir ifadeyle kurum, failin irade yeteneğindeki zayıflamayı esas almaktadır. Öğretide de haksız tahrikin merkezinde, mağdurun haksız davranışı karşısında failin kendisini kontrol etme yeteneğinin azalması bulunduğu kabul edilmektedir. [2][12]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik yaklaşımında haksız tahrikin uygulanabilmesi için; mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiilin bulunması, bu fiilin failde hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve işlenen suçun söz konusu ruhsal durumun tepkisi olması aranmaktadır. Ayrıca karşılıklı haksız hareketlerin bulunduğu olaylarda başlangıçtaki hareketler, eylemlerin ağırlığı ve bunların birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği birlikte değerlendirilmektedir. [3]

Bu unsurlar içerisinde özellikle iki hususun birbirinden ayrılması gerekir. Birincisi, haksız fiilin gerçekten mevcut olmasıdır. İkincisi ise gerçek haksız fiilin failde hiddet veya şiddetli elem meydana getirmiş olmasıdır. Salt failin öfkelenmiş olması TCK m. 29'un uygulanması bakımından yeterli değildir. Öfkenin hukuken dikkate alınabilir, mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiilden doğması gerekir.

2. TAHRİK OLUŞTURAN FİİLİN FAİLİN HUZURUNDA GERÇEKLEŞMESİ ŞART DEĞİLDİR

TCK m. 29'un lafzında, haksız fiilin fail tarafından görülmesini veya fiil işlenirken failin olay yerinde bulunmasını öngören herhangi bir şart mevcut değildir. Kanunun aradığı husus, haksız fiil ile failde meydana gelen hiddet veya şiddetli elem ve bu ruhsal durumla tepki suçu arasında nedensel bir bağ bulunmasıdır. [1]

Öğretide bu konuda oldukça açık bir yaklaşım benimsenmiştir. Tahriki meydana getiren fiilin failin huzurunda veya doğrudan failin şahsına yönelik olarak gerçekleştirilmesinin şart olmadığı; fiilin failin yakınlarına, tanıdığı veya sevdiği kişilere, hatta belirli şartlarda tanımadığı üçüncü kişilere karşı da işlenebileceği belirtilmektedir. [2]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.06.2015 tarihli, 2014/809 E. ve 2015/205 K. sayılı kararında da haksız fiilin doğrudan failin kendisine karşı gerçekleştirilmesinin zorunlu olmadığı; failin yakınına veya değer verdiği kişilere yönelen haksız fiillerin de şartları varsa tahrik oluşturabileceği kabul edilmiştir. Aynı kararda, haksız fiilin mutlaka ceza hukuku anlamında suç oluşturmasının gerekmediği de vurgulanmıştır. Önemli olan fiilin objektif olarak haksız nitelikte bulunmasıdır. [4]

Bu yaklaşımın doğal sonucu şudur: Tahrik oluşturan fiilin öğrenilme biçimi tek başına belirleyici değildir. Fail, haksız fiili olay yerinde görebileceği gibi telefon görüşmesiyle, mesajla, sosyal medya üzerinden veya üçüncü kişinin anlatımıyla da öğrenebilir.

Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25.03.2019 tarihli, 2017/2497 E. ve 2019/1807 K. sayılı kararında sanığın sosyal medya paylaşımının altına maktul tarafından yazılan tehdit içerikli yorumun TCK m. 29 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş; yerel mahkemenin bu davranışı yalnızca "kırgınlığa neden olabilecek" bir eylem olarak değerlendirmesi isabetli görülmemiştir. [5]

Dolayısıyla haksız tahrik bakımından esas mesele, failin haksız fiile hangi duyu organıyla tanık olduğu veya olay mahallinde bulunup bulunmadığı değil, öğrendiği fiilin gerçek olup olmadığı ve söz konusu fiilin suçun işlendiği anda fail üzerindeki psikolojik etkisinin devam edip etmediğidir.

Bu nedenle uygulamada zaman zaman karşılaşılan "sanık olayı görmemiştir, kendisine telefonda anlatılmıştır; bu sebeple haksız tahrik uygulanamaz" şeklindeki kategorik yaklaşım TCK m. 29'un lafzından da kurumun hukuki niteliğinden de çıkarılamaz.

3. GERÇEK HAKSIZ FİİL İLE MEFRUZ TAHRİK BİRBİRİNDEN AYRILMALIDIR

Failin haksız fiili sonradan öğrenmesi bakımından asıl önemli hukuki sorun, öğrenilen olayın gerçek olup olmadığıdır.

A. Gerçek Haksız Fiilin Bulunması

Failin yakını gerçekten darp edilmiş, tehdit edilmiş, hakarete uğramış veya başka bir hukuka aykırı davranışın mağduru olmuşsa; fail bu fiili daha sonra öğrenmiş olsa dahi diğer koşulların varlığı halinde TCK m. 29 doğrudan uygulanabilir. [2][4]

Burada TCK m. 30/3'e başvurulmasına gerek yoktur. Zira failin tasavvuru ile dış dünyadaki gerçeklik arasında bir farklılık bulunmamaktadır. Fail, gerçekten meydana gelmiş bir haksız fiilin etkisi altında hareket etmektedir.

Örneğin A'nın kardeşinin B tarafından darp edildiği sabitse ve A bu olayı telefonla öğrendikten sonra, halen olayın doğurduğu hiddetin etkisi altında B'ye karşı suç işlerse; A'nın darp olayını bizzat görmemiş olması tek başına haksız tahriki ortadan kaldırmaz. Burada tartışılması gereken husus, darp fiilinin gerçekliği ile bu fiilin A üzerindeki psikolojik etkisinin suç anında devam edip etmediğidir.

B. Gerçekte Bulunmayan Haksız Fiil: Mefruz Tahrik

Buna karşılık fail, gerçekte meydana gelmemiş bir haksız fiilin varlığına inanarak hareket etmişse durum değişmektedir.

TCK m. 30/3, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin bu hatasından yararlanacağını hükme bağlamaktadır. [1]

Haksız tahrik ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olduğuna göre, failin tahrikin maddi koşullarının mevcut olduğu hususunda kaçınılmaz hataya düşmesi halinde TCK m. 30/3 gündeme gelir. Öğretide "mefruz tahrik" veya "varsayılan tahrik" olarak nitelendirilen durum esasen budur. [1][2]

Kangal da bu ayrımı somut biçimde ortaya koymaktadır. Örneğin kendisine doğrultulan silahın dolu olduğunu zanneden fail bakımından, gerçekte tahrik teşkil eden fiilin mevcut olup olmadığı hususunda yanılgı varsa değerlendirme TCK m. 30/3 kapsamında yapılmalıdır. [2]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.05.2023 tarihli, 2022/374 E. ve 2023/317 K. sayılı kararı bu ayrım bakımından son derece önemlidir. Olayda sanık, işitme ve konuşma engelli kız kardeşinin maktul tarafından uzun süredir cinsel saldırıya ve tehdide maruz bırakıldığını öğrenmiş; ancak daha sonraki soruşturma ve dosya kapsamındaki veriler söz konusu iddiaların doğruluğunu kesin biçimde ortaya koymamıştır. Ceza Genel Kurulu, somut olayın özellikleri itibarıyla sanığın bu iddiaların gerçekliğini ayrıca ve derhal araştırmasının kendisinden beklenemeyeceğini değerlendirerek, haksız tahrikin varlığı konusunda kaçınılmaz hataya düştüğünü kabul etmiş ve TCK m. 29 kapsamında indirim uygulanmasını isabetli bulmuştur. [6]

Buradaki hukuki temel, gerçekleştiği kesinleşmiş bir cinsel saldırı fiili değildir. Esas olan, failin haksız tahrikin maddi şartlarının gerçekleştiğine ilişkin kaçınılmaz yanılgısıdır. Dolayısıyla kararın TCK m. 29'un doğrudan uygulanmasına ilişkin bir örnek olarak değil, TCK m. 30/3 delaletiyle m. 29'dan yararlanma hali olarak değerlendirilmesi gerekir. [6]

4. HER YANILGI HAKSIZ TAHRİKTEN YARARLANMAYI SAĞLAMAZ: HATANIN KAÇINILMAZ OLMASI GEREKİR

TCK m. 30/3 bakımından kritik kavram "kaçınılmazlık"tır.

Failin kendisine aktarılan her bilgiye inanması, tek başına haksız tahrik indirimi için yeterli değildir. Hatanın, somut olayın şartları içinde fail yönünden kaçınılmaz nitelik taşıması gerekir. Fail olağan bir dikkat ve araştırmayla gerçeği anlayabilecek durumda ise yanılgının TCK m. 30/3 kapsamında korunması mümkün değildir. [1][7]

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2017 tarihli, 2015/704 E. ve 2017/64 K. sayılı kararında bu sınır açık biçimde ortaya konulmuştur. Karara konu olayda karşı tarafın haksız tahrik oluşturabilecek gerçek bir fiilinin bulunmadığı ve sanığın da bu durumu bilmesine rağmen suçu işlediği kabul edilmiş; bu nedenle sanığın haksız tahrikin şartlarının bulunduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düştüğünden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. [7]

Bu nedenle TCK m. 29 ile m. 30/3 arasındaki sınır şu şekilde kurulabilir:

Gerçek haksız fiil varsa: doğrudan TCK m. 29.

Gerçek haksız fiil yok, fakat fail kaçınılmaz biçimde var olduğunu zannediyorsa: TCK m. 30/3 delaletiyle TCK m. 29.

Gerçek haksız fiil yok ve failin hatası kaçınılabilir nitelikteyse: haksız tahrik indirimi uygulanamaz.

Bu üçlü ayrım, özellikle failin yakınlarından gelen telefon, mesaj veya anlatım üzerine olay yerine giderek suç işlediği vakalarda hükmün hukuki dayanağını doğru kurmak bakımından önem taşımaktadır.

5. GIYAPTA GERÇEKLEŞTİĞİ İDDİA EDİLEN HAKSIZ FİİLİN İSPATI

Haksız fiilin failin huzurunda gerçekleşmesinin zorunlu olmaması, failin soyut iddiasının haksız tahrik için yeterli olduğu anlamına gelmez.

Aksine, olayın fail tarafından bizzat görülmediği vakalarda ispat sorunu daha belirgin hale gelir. Failin "beni aradılar, kardeşimi dövdüklerini söylediler", "bana hakaret ettiğini söylediler" veya "yakınım tehdit edildiğini anlattı" şeklindeki savunmaları mümkün olduğu ölçüde objektif delillerle karşılaştırılmalıdır.

Telefon ve mesaj kayıtları, iletişim içerikleri, kamera görüntüleri, olayın doğrudan tanıkları, adli raporlar, olaydan hemen sonra yapılan başvurular ve tarafların birbirleriyle olan iletişimi bu bakımdan önem taşımaktadır.

CMK m. 217 uyarınca hakim kararını duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırmalı; delilleri vicdani kanaatiyle serbestçe değerlendirmelidir. Bu nedenle haksız tahrik savunmasının kabulü veya reddi de dosya kapsamındaki somut deliller üzerinden kurulmalıdır. [8]

Burada ayrıca iki farklı belirsizlik birbirine karıştırılmamalıdır:

Birinci halde, haksız fiilin meydana geldiğine ilişkin hiçbir güvenilir delil yoktur. İkinci halde ise tarafların karşılıklı olarak haksız hareketlerde bulundukları sabittir; fakat ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı belirlenememektedir.

İkinci ihtimalde "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin uygulanması mümkündür. Ancak bu ilke, gerçekliği yönünde hiçbir delil bulunmayan bir haksız fiilin sırf sanığın beyanıyla var kabul edilmesinin genel gerekçesine dönüştürülmemelidir. Aksi yaklaşım, TCK m. 29'un objektif "haksız fiil" koşulunu fiilen ortadan kaldırır. [3][13]

Öğretide de özellikle haksız tahrikin salt fail anlatımına dayanılarak genişletilmesinin ceza adaleti ve eşitlik bakımından sorun yaratabileceğine işaret edilmektedir. Recep Kahraman'ın çalışması, haksız tahrik unsurlarının hatalı veya geniş değerlendirilmesinin özellikle kadınlara karşı işlenen suçlar bakımından eşitsizlik algısı doğurabildiğine dikkat çekmektedir. [9]

6. HAKSIZ FİİL İLE SUÇ ARASINA ZAMAN GİRMESİ TAHRİKİ KENDİLİĞİNDEN ORTADAN KALDIRMAZ

Haksız tahrik bakımından diğer önemli tartışma, haksız fiil ile tepki suçu arasına zaman girmesidir.

TCK m. 29'da haksız fiil ile suç arasında belirli bir süre öngörülmemiştir. Bu nedenle tahrik fiilinden hemen sonra işlenen suçlarda hükmün uygulanması mümkün olduğu gibi, olayın özelliklerine göre aradan belirli bir süre geçtikten sonra işlenen suçlarda da haksız tahrik gündeme gelebilir. [1][13]

Belirleyici ölçüt, haksız fiilin failde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin suçun işlendiği anda devam edip etmediğidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/809 E., 2015/205 K. sayılı kararında da mağdurdan kaynaklanan haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiği hallerde haksız tahrikin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Aynı karar, geçmişte gerçekleşen olayın üzerinden zaman geçmiş veya hatta olay başka bir yargılamaya konu olmuş olsa dahi psikolojik etkinin devam etmesi halinde tahrikin kategorik biçimde dışlanamayacağını ortaya koymaktadır. [4]

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20.02.2024 tarihli, 2022/13131 E. ve 2024/1088 K. sayılı kararında da olaydan bir gün önce başlayan kavganın ardından katılan ve yakınlarının üç kez topluca sanığın evinin önüne gelerek sanık ve yakınlarına saldırmaları karşısında, sanık lehine asgari ile makul düzey arasında haksız tahrik indirimi uygulanmaması hukuka aykırı bulunmuştur. [10]

Bu noktada özellikle vurgulanmalıdır ki, failin haksız fiili öğrendikten sonra silah temin etmesi, aracına binerek olay yerine gitmesi veya mağduru araması tek başına tahrikin sona erdiğini göstermez. [4][13]

Mahkeme, bu davranışların kesintisiz devam eden hiddetin dışavurumu mu yoksa failin sakinleştikten sonra verdiği yeni ve bağımsız bir intikam kararının sonucu mu olduğunu araştırmalıdır.

Failin soğukkanlı biçimde hazırlık yapması, mağduru takip etmesi, pusu kurması veya aradan geçen süreç içerisinde hiddetin sona erdiğini gösteren olguların bulunması tahrik ile suç arasındaki psikolojik bağın kesildiğini gösterebilir. Buna karşılık olayın hemen ardından yoğun öfke altında hareket eden failin araçla olay yerine gitmesi veya yanında bulunan silahı kullanması, tek başına TCK m. 29'un uygulanmasını imkansız hale getirmez.

Dolayısıyla süre ve hazırlık davranışları birer delil ve değerlendirme ölçütüdür; müstakil birer olumsuz uygulama şartı değildir.

7. ETKİ-TEPKİ DENGESİ: TAHRİKİN ŞARTI MI, İNDİRİM ORANININ ÖLÇÜTÜ MÜ?

Uygulamada haksız tahrikle ilgili bir başka sorun, mağdurun haksız hareketi ile failin işlediği suç arasında matematiksel bir orantı aranmasıdır.

TCK m. 29'da "etki ile tepki arasında orantı" haksız tahrikin bağımsız bir unsuru olarak düzenlenmemiştir. Failin çok ağır bir suç işlemesi, mağdurun önceki haksız hareketini kendiliğinden yok hale getirmez. [1][11]

Bununla birlikte etki-tepki ilişkisi tamamen önemsiz de değildir. Özellikle karşılıklı haksız davranışların bulunduğu olaylarda, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının ve karşı tarafın verdiği tepkinin yeni ve bağımsız bir haksızlık oluşturacak ölçüde aşırı olup olmadığının belirlenmesinde bu karşılaştırma önem taşımaktadır.

Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre ilk haksız hareketi gerçekleştiren fail, kural olarak karşı tarafın buna verdiği olağan tepkiyi gerekçe göstererek haksız tahrikten yararlanamaz. Ancak karşı tarafın tepkisi başlangıçtaki davranışla kıyaslandığında açık biçimde aşırı ve bağımsız bir haksızlık haline gelmişse bu yeni hareket fail bakımından tahrik oluşturabilir. [11]

Etki-tepki ilişkisi ayrıca TCK m. 29'daki geniş indirim aralığının belirlenmesinde önemlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.01.2022 tarihli, 2020/192 E. ve 2022/38 K. sayılı kararında indirim oranı tayin edilirken haksız hareketin işleniş biçimi, niteliği, zamanı, yeri, tarafların durumları ve olayın koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir. [3]

Bu nedenle hakaret niteliğindeki tek bir söz ile uzun süre devam eden ağır fiziki saldırının fail üzerindeki etkisi aynı kabul edilemez. TCK m. 29'un dörtte bir ile dörtte üç arasında değişen indirim sistematiği zaten hakime bu yoğunluk farklılığını sonuç cezaya yansıtma imkanı vermektedir.

8. MAHKEME KARARINDA TAHRİKİN KABULÜ VEYA REDDİ SOMUT GEREKÇEYE DAYANDIRILMALIDIR

Haksız tahrik değerlendirmesi yalnızca "TCK m. 29 uygulanmıştır" veya "şartları oluşmamıştır" şeklindeki soyut ifadelerle geçiştirilemez.

Mahkeme öncelikle hangi davranışı haksız fiil olarak kabul ettiğini göstermeli; söz konusu davranışın hangi delille sabit olduğunu açıklamalıdır. Ardından bu fiilin sanık üzerinde hiddet veya şiddetli elem meydana getirip getirmediği ve tepki suçu ile bu psikolojik durum arasında bağlantı bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır.

TCK m. 29 uygulanıyorsa ayrıca indirim oranının neden dörtte bir, yarı, dörtte üç veya ara bir oran olarak belirlendiğinin de olayın özellikleriyle ilişkilendirilmesi gerekir. [3]

TCK m. 61/5 uyarınca haksız tahrik indirimi cezanın belirlenmesindeki kanuni sıra içerisinde teşebbüs, iştirak ve zincirleme suç hükümlerinden sonra; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve takdiri indirim hükümlerinden önce uygulanmaktadır. [1][8]

Bu bakımdan uygulayıcı açısından haksız tahrik savunmasının yalnızca "müvekkil tahrik altındaydı" biçiminde ileri sürülmesi yeterli değildir. Savunmanın; haksız fiilin ne olduğu, bu fiilin hangi delille kanıtlandığı, failin fiili ne zaman ve nasıl öğrendiği, öğrenme ile suç arasındaki zaman diliminde ne yaşandığı, failin psikolojik etkisinin devam ettiğini gösteren olgular ve gerçek haksız fiil ispatlanamıyorsa TCK m. 30/3 kapsamında hatanın neden kaçınılmaz olduğu üzerinden kurulması gerekir.

Aynı şekilde katılan vekili bakımından da haksız tahrik savunmasına karşı çıkarken yalnızca tepkinin ağır olduğunun ileri sürülmesi yeterli olmayacaktır. Haksız fiilin objektif olarak bulunmadığı, mağdurdan kaynaklanmadığı, sanığın iddiasının delille doğrulanmadığı, mefruz tahrik bakımından da öğrenilen bilginin gerçekliğinin kolaylıkla araştırılabileceği veya failin hiddetinin sona ererek eylemin bağımsız bir intikam kararına dönüştüğü somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.

SONUÇ

Haksız tahrik bakımından tahriki oluşturan fiilin failin huzurunda gerçekleşmesi veya fail tarafından bizzat görülmesi şart değildir. Haksız fiil, failin kendisine yönelik olabileceği gibi yakınlarına veya olayın özelliklerine göre üçüncü kişilere de yönelebilir. Failin bu fiili telefon, mesaj, sosyal medya veya üçüncü kişinin anlatımı yoluyla öğrenmesi de TCK m. 29'un uygulanmasını kendiliğinden engellemez.[2][4]

Ancak burada gerçek haksız fiil ile varsayılan haksız fiilin birbirinden ayrılması zorunludur.

Failin öğrendiği haksız fiil gerçekten meydana gelmişse ve suç bu fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenmişse TCK m. 29 doğrudan uygulanır. Buna karşılık gerçekte haksız bir fiil mevcut değilse, fail ancak haksız tahrikin şartlarının gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüş olması halinde TCK m. 30/3 hükmünden yararlanabilir. [6][7]

Bu ayrım özellikle üçüncü kişilerin anlatımı üzerine işlenen suçlarda önem taşımaktadır. Salt failin bir yakınının anlatımına inanması veya tahrik iddiasında bulunması yeterli değildir. Haksız fiilin gerçekliği; gerçek değilse failin yanılgısının kaçınılmazlığı somut olayın şartları ve dosyadaki deliller üzerinden değerlendirilmelidir.

Aynı şekilde haksız fiil ile suç arasına zaman girmesi, failin olay yerine gitmesi veya silah kullanması da tahriki otomatik biçimde ortadan kaldırmaz. Esas mesele, haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin suç anında devam edip etmediği; başka bir ifadeyle tepki suçunun halen bu psikolojik durumun ürünü olup olmadığıdır. [4][10][13]

Sonuç olarak haksız tahrik incelemesinde şekli ölçütlerden ziyade haksız fiilin objektif varlığı, fail tarafından öğrenilme biçimi, psikolojik etkinin devamı, tepki suçuyla nedensel bağlantı ve gerektiğinde TCK m. 30/3 anlamında hatanın kaçınılmazlığı birlikte değerlendirilmelidir. Aksi yaklaşım bir taraftan kanunda bulunmayan "huzurda gerçekleşme" şartının yaratılmasına, diğer taraftan soyut fail beyanlarının kontrolsüz biçimde haksız tahrik indirimi doğurmasına yol açabilecektir.

KAYNAKÇA

Mevzuat

[1] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 29, m. 30 ve m. 61.

[8] 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 217 ve m. 230.

Öğreti

[2] KANGAL, Zeynel T., “Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik”, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIV, S. 3-4, 2010, s. 19-68.

[9] KAHRAMAN, Recep, “Türk Hukukunda Haksız Tahrikin Uygulanmasında Eşitsizlik Algısı”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XXVIII, S. 1, 2024, s. 349-392.

[12] EKER KAZANCI, Behiye, “Mağdurun Davranışları ve Heyecan Halinin Ceza Sorumluluğuna Etkisi - Haksız Tahrik”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 15, Özel Sayı, 2013, s. 1309-1357.

[13] GÜNGÖR, Mümin, “Türk Ceza Hukukunda Haksız Tahrik Kurumunun Değerlendirilmesi (TCK m. 29)”, Çukurova Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, S. 8, 2025, s. 390-429.

Yargı Kararları

[3] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T. 20.01.2022, E. 2020/192, K. 2022/38.

[4] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T. 09.06.2015, E. 2014/809, K. 2015/205.

[5] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, T. 25.03.2019, E. 2017/2497, K. 2019/1807.

[6] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T. 31.05.2023, E. 2022/374, K. 2023/317.

[7] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T. 14.02.2017, E. 2015/704, K. 2017/64.

[10] Yargıtay 1. Ceza Dairesi, T. 20.02.2024, E. 2022/13131, K. 2024/1088.

[11] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T. 11.10.2023, E. 2023/230, K. 2023/507.