Giriş
31 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 7589 sayılı Kanun, ceza muhakemesi hukukunda önemli bir değişiklik yaparak özellikle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararlarına ilişkin kanun yolu sistemini yeniden şekillendirmiştir.
Söz konusu düzenleme, doğrudan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde yer alan sahte belge düzenleme ve kullanma suçlarına ilişkin herhangi bir değişiklik içermemektedir. Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde yapılan değişiklik, uygulamada VUK m.359 kapsamında yürütülen ceza yargılamalarını yakından ilgilendiren önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.
Çünkü uygulamada sahte belge düzenleme veya kullanma iddiasıyla açılan birçok ceza davasında, ilk derece mahkemeleri tarafından HAGB kararı verilebildiği görülmektedir. Daha önce HAGB kararları bakımından yapılan denetim daha sınırlı bir nitelik taşırken, yeni düzenleme ile birlikte bu kararların yalnızca şekli şartlar bakımından değil, usul ve esas yönünden de incelenebilmesinin önü açılmıştır.
Bu durum, VUK m.359 davalarında savunma stratejilerinin de yeniden değerlendirilmesini zorunlu hâle getirmektedir.
Artık temel tartışma yalnızca;
- "Sanık hakkında HAGB uygulanabilir mi?"
- "Ceza ertelenebilir mi?"
soruları olmayacaktır.
Bunun yanında;
- Suçun maddi unsurları oluşmuş mudur?
- Sanığın kastı hangi somut delillerle ortaya konulmuştur?
- Vergi tekniği raporu tek başına yeterli midir?
- Ekonomik gerçeklik araştırılmış mıdır?
- Savunma tarafından sunulan lehte deliller neden değerlendirme dışı bırakılmıştır?
soruları da üst derece mahkemelerinin önüne daha güçlü şekilde taşınabilecektir.
1. HAGB Kurumunda Yeni Kanun Yolu Rejimi
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, ceza hukukunda sanık lehine önemli sonuçlar doğuran özel bir karar türüdür.
HAGB kararı verildiğinde mahkeme, sanık hakkında kurduğu hükmü açıklamamaktadır. Bu nedenle geçmiş uygulamada birçok sanık açısından HAGB kararı, fiilen dosyanın kapanması şeklinde değerlendirilmekteydi.
Ancak 7589 sayılı Kanun ile birlikte CMK m.231/12'de yapılan değişiklik, bu yaklaşımı önemli ölçüde değiştirmiştir.
Yeni düzenleme ile;
"İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir."
hükmü getirilmiştir.
Bu düzenlemenin temel sonucu şudur:
HAGB kararları artık yalnızca;
- kararın verilme şartları,
- şekli koşullar,
- usule ilişkin eksiklikler
yönünden değil;
aynı zamanda;
- maddi olayın değerlendirilmesi,
- delillerin takdiri,
- suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı,
- gerekçenin yeterliliği
bakımından da denetime konu olabilecektir.
Bu değişiklik, ceza muhakemesinde etkili kanun yolu denetimi anlayışının güçlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
2. VUK m.359 Davaları Bakımından Değişikliğin Önemi
Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde düzenlenen suçlar, uygulamada özellikle sahte belge düzenleme ve kullanma iddiaları üzerinden yürütülen ceza soruşturmalarının temelini oluşturmaktadır.
Ancak bu suçlarda önemli bir hususun altının çizilmesi gerekir:
Bir belgenin sonradan sahte olduğunun tespit edilmesi, tek başına her zaman kullanan veya düzenleyen kişinin ceza sorumluluğunu doğurmaz.
Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için;
- fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin,
- belgenin niteliğinin,
- suç kastının,
- sanığın ticari işlemle bağlantısının
somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Ceza hukukunda geçerli olan temel prensiplerden biri, kişinin yalnızca objektif bir sonuçtan dolayı değil, kusurlu ve kastî davranışından dolayı sorumlu tutulmasıdır.
Bu nedenle VUK m.359 yargılamalarında asıl tartışma çoğu zaman şu noktada ortaya çıkmaktadır:
"Fatura sahte midir?"
sorusundan daha önemlisi;
"Sanık bu belgenin sahte olduğunu bilerek ve isteyerek kullanmış mıdır?"
sorusudur.
Yeni dönemde istinaf incelemelerinde özellikle bu ayrımın daha fazla önem kazanması beklenmektedir.
3. İstinaf Denetiminde Gerekçeli Karar Standardı Yükselebilir
Ceza yargılamasında mahkemelerin yalnızca sonuca ulaşması yeterli değildir.
Mahkeme;
- hangi delile neden üstünlük verdiğini,
- hangi savunmayı neden kabul etmediğini,
- sanığın kastının nasıl oluştuğunu,
- suç ile sanık arasındaki bağlantının nasıl kurulduğunu
açık ve denetlenebilir şekilde ortaya koymalıdır.
Anayasa'nın 141. maddesi ve CMK'nın 230. maddesi gereğince gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma ilkesinin temel unsurlarından biridir.
Uygulamada VUK m.359 dosyalarında zaman zaman;
- vergi tekniği raporundaki tespitlerin tekrarlandığı,
- sanık savunmalarının ayrıntılı değerlendirilmediği,
- ekonomik ilişkinin gerçekliği yönünden yeterli araştırma yapılmadığı
gerekçeleriyle eleştiriler bulunmaktadır.
7589 sayılı Kanun sonrasında HAGB kararlarının esas yönünden de incelenebilmesi, bu tür eksikliklerin istinaf aşamasında daha etkin şekilde ileri sürülmesini sağlayabilecektir.
4. Vergi Tekniği Raporlarının Delil Değeri Yeniden Tartışılabilir.
VUK m.359 soruşturmalarında vergi tekniği raporları önemli bir yere sahiptir.
Bu raporlar;
- vergi inceleme elemanlarının teknik değerlendirmelerini,
- mükellefin faaliyet yapısını,
- belge hareketlerini,
- ticari organizasyona ilişkin tespitleri
içeren önemli belgelerdir.
Ancak ceza muhakemesinde vergi tekniği raporlarının niteliği konusunda dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur:
Vergi inceleme raporu, ceza mahkemesi açısından bağlayıcı bir hüküm değildir.
Ceza hâkimi, delilleri CMK m.217 kapsamında vicdani kanaatine göre serbestçe değerlendirir.
Bu nedenle;
- raporda yer alan tespitlerin hangi delillerle desteklendiği,
- karşı delillerin neden dikkate alınmadığı,
- ticari ilişkinin gerçek olup olmadığı
ayrıca değerlendirilmelidir.
Yeni dönemde istinaf mahkemelerinin, özellikle yalnızca vergi raporuna dayalı mahkûmiyet veya HAGB kararlarını daha ayrıntılı incelemesi beklenebilir.
5. Kast Unsurunun İspatı Savunmanın Merkezinde Yer Alabilir.
VUK m.359 kapsamında düzenlenen suçların en önemli unsurlarından biri kasttır.
Ceza hukukunun temel prensibi gereği, bir kişinin yalnızca ortaya çıkan sonuçtan dolayı sorumlu tutulması mümkün değildir. Failin, suç oluşturan fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğinin ortaya konulması gerekir.
Özellikle sahte belge kullanma suçlarında uygulamada sık karşılaşılan tartışma şudur:
Bir mükellefin kullandığı faturanın daha sonra sahte belge olarak değerlendirilmesi, otomatik olarak mükellefin suç kastıyla hareket ettiği anlamına gelir mi?
Bu sorunun cevabı ceza hukuku ilkeleri bakımından hayırdır.
Çünkü;
- faturayı düzenleyen şirketin sonradan sahte belge düzenleyicisi olarak değerlendirilmesi,
- düzenleyici hakkında olumsuz vergi raporu bulunması,
- şirketin faaliyetinde bazı eksikliklerin tespit edilmesi,
tek başına faturayı kullanan kişinin sahtecilik kastını göstermeye yeterli değildir.
Ceza yargılamasında araştırılması gereken husus, sanığın somut olayda bu belgenin gerçeği yansıtmadığını bilip bilmediğidir.
Bu nedenle;
- ticari ilişkinin nasıl kurulduğu,
- tarafların geçmiş ticari ilişkileri,
- ödeme yöntemleri,
- mal veya hizmet teslimine ilişkin belgeler,
- ticari hayatın olağan akışı
birlikte değerlendirilmelidir.
7589 sayılı Kanun sonrasında HAGB kararlarının esas yönünden denetlenebilmesi, kast unsurunun yeterince tartışılmadığı kararların üst mahkemeler tarafından daha ayrıntılı incelenmesine neden olabilecektir.
6. Ekonomik Gerçeklik İlkesi Daha Fazla Önem Kazanır.
VUK m.359 davalarında en önemli tartışma alanlarından biri, şeklen düzenlenmiş bir belgenin arkasında gerçek bir ticari işlem bulunup bulunmadığıdır.
Vergi hukukunda belge düzeni büyük önem taşımaktadır. Ancak ceza sorumluluğu bakımından yalnızca şekli değerlendirme yapılması yeterli değildir.
Ceza mahkemesi, işlemin ekonomik gerçekliğini de araştırmalıdır.
Örneğin;
- mal gerçekten teslim edilmiş midir?
- hizmet gerçekten verilmiş midir?
- ödeme yapılmış mıdır?
- işletmenin üretim veya satış kapasitesi bu işlemi gerçekleştirmeye uygun mudur?
- ticari ilişkinin tarafları arasında gerçek bir bağlantı var mıdır?
sorularının cevapları önem taşımaktadır.
Bu kapsamda;
- banka kayıtları,
- sevk irsaliyeleri,
- taşıma belgeleri,
- stok hareketleri,
- üretim kayıtları,
- e-defter kayıtları,
- cari hesap hareketleri,
- sözleşmeler,
- teslim belgeleri
ceza yargılamasında değerlendirilmesi gereken önemli delillerdir.
Uygulamada zaman zaman yalnızca faturayı düzenleyen şirketin durumuna bakılarak değerlendirme yapılabildiği görülmektedir.
Ancak ceza sorumluluğu kişiseldir.
Bir başka mükellefin vergi yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya sahte belge düzenlediğinin tespit edilmesi, karşı tarafın otomatik olarak suçlu olduğu sonucunu doğurmaz.
7. Makul Özen Yükümlülüğünün Sınırları
VUK m.359 dosyalarında özellikle mali müşavirler ve işletme yöneticileri açısından önemli tartışmalardan biri de "gerekli özenin gösterilip gösterilmediği" konusudur.
Ceza hukukunda geçerli olan temel ilkelerden biri kusur sorumluluğudur.
Hiç kimse, kamu idaresinin sahip olduğu geniş denetim imkanlarına sahip olmadığı gerekçesiyle cezalandırılamaz.
Bir mükellefin veya meslek mensubunun değerlendirilmesinde;
- ticaret sicili kayıtlarının kontrol edilmesi,
- vergi levhasının alınması,
- ödeme belgelerinin muhafaza edilmesi,
- banka kanalıyla ödeme yapılması,
- teslim belgelerinin saklanması,
- ticari ilişkinin olağan akış içinde yürütülmesi
özen yükümlülüğünün değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.
Ancak burada önemli olan husus şudur:
Makul özen yükümlülüğü, kişiye vergi idaresinin tüm araştırma imkanlarını kullanma zorunluluğu yüklemez.
Bir mali müşavirden veya işletmeden, devlet kurumlarının sahip olduğu istihbarat ve inceleme imkanlarına sahip olması beklenemez.
Bu nedenle her somut olay kendi şartları içinde değerlendirilmelidir.
8. Mali Müşavirler Açısından Yeni Savunma Yaklaşımı Nasıl Olacak?
7589 sayılı Kanun sonrasında VUK m.359 kapsamında yürütülen soruşturma ve davalarda mali müşavirlerin savunma yöntemi de daha sistematik hale getirilmelidir.
Geçmişte bazı dosyalarda;
"Ben sadece muhasebe kayıtlarını tuttum."
veya
"Belgeler tarafıma ibraz edildi, ben de işledim."
şeklindeki genel açıklamalarla yetinildiği görülmektedir.
Ancak günümüzde mesleki sorumluluk tartışmaları daha ayrıntılı yapılmaktadır.
Bu nedenle mali müşavir savunmalarında;
1. Mesleki görev sınırları ortaya konulmalıdır.
Mali müşavirin;
- belge düzenleyen taraf olmadığı,
- ticari faaliyeti gerçekleştiren kişi olmadığı,
- mal tesliminin veya hizmet ifasının doğrudan tarafı olmadığı
açık şekilde belirtilmelidir.
2. Mesleki özen belgelerle desteklenmelidir.
Örneğin;
- müşteriden alınan belgeler,
- yazılı uyarılar,
- elektronik yazışmalar,
- eksiklik bildirimleri,
- danışmanlık notları
savunmanın önemli unsurları olabilir.
3. Şüpheli işlemlerde alınan tedbirler gösterilmelidir.
Bir işlem konusunda tereddüt oluşmuşsa;
- müşteriye yapılan uyarılar,
- ek belge talepleri,
- kayıt altına alınan görüşmeler
mesleki özenin göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
9. Yeni Dönemde Savunmanın Odak Noktası Değişir.
7589 sayılı Kanun ile ortaya çıkan yeni sistemde savunmanın temel amacı yalnızca HAGB alınması olmayacaktır.
Asıl hedef;
hukuka uygun, gerekçeli ve denetlenebilir bir karar oluşmasını sağlamaktır.
Çünkü artık HAGB kararları da;
- maddi olay,
- delillerin değerlendirilmesi,
- suçun unsurları,
- gerekçe yeterliliği
bakımından üst derece incelemesine konu olabilecektir.
Bu nedenle VUK m.359 davalarında savunma stratejisi;
"Belge sahte değildir."
iddiasıyla sınırlı kalmamalıdır.
Bunun yanında;
- sanığın kastı yoktur,
- ekonomik işlem gerçektir,
- ticari hayatın olağan akışı vardır,
- deliller bütün olarak değerlendirilmemiştir,
- sanık ile suç arasında kişisel bağlantı kurulmamıştır,
hususları somutlaştırılmalıdır.
10. 7589 Sayılı Kanunun VUK m.359 İçtihadına Muhtemel Etkileri
7589 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin önümüzdeki dönemde en önemli yansımalarından biri, Bölge Adliye Mahkemelerinin VUK m.359 dosyalarındaki inceleme yaklaşımında ortaya çıkacaktır.
Daha önce HAGB kararları bakımından yapılan sınırlı denetim anlayışı, uygulamada bazı dosyalarda maddi olayın bütün yönleriyle tartışılmasının önüne geçebilmekteydi.
Yeni sistemde ise istinaf mercilerinin;
- delillerin nasıl değerlendirildiğini,
- mahkemenin hangi gerekçeyle mahkûmiyet sonucuna ulaştığını,
- suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını,
- sanığın savunmalarının neden kabul edilmediğini
daha kapsamlı şekilde incelemesi beklenmektedir.
Bu durum, özellikle VUK m.359 dosyalarında "otomatik mahkûmiyet" anlayışının yerine, somut olayın özelliklerinin daha fazla dikkate alındığı bir değerlendirme sürecini beraberinde getirebilir.
11. Vergi Ceza Yargılamasında Yeni Denge: İdari Tespit ve Ceza Sorumluluğu Ayrımı
Vergi incelemeleri sonucunda düzenlenen raporlar, vergi hukukunun uygulanması bakımından önemli araçlardır.
Ancak vergi incelemesi ile ceza yargılaması aynı amaca hizmet eden süreçler değildir.
Vergi incelemesinde temel amaç;
- vergi kaybının tespiti,
- matrah farkının belirlenmesi,
- vergi yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğinin araştırılmasıdır.
Ceza yargılamasında ise;
- suçun oluşup oluşmadığı,
- failin kim olduğu,
- kastın bulunup bulunmadığı,
- fiil ile kişi arasındaki bağlantı
araştırılır.
Bu nedenle bir vergi inceleme raporunda yer alan tespitler, ceza mahkemesi açısından önemli bir değerlendirme unsuru olmakla birlikte, tek başına mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemelidir.
Ceza hâkimi, idari makamların değerlendirmesiyle bağlı değildir.
Bu ayrımın yeni dönemde daha fazla önem kazanacağı değerlendirilmektedir.
12. Mali Müşavirler Açısından Önemi
VUK m.359 kapsamında yürütülen soruşturmalarda mali müşavirlerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, geçmiş dönemlerde yapılan mesleki işlemlerin yeterince kayıt altına alınmamış olmasıdır.
Mesleki faaliyetlerde yalnızca işlemi yapmak değil, işlemin nasıl yapıldığını gösterebilmek de önem taşımaktadır.
Bu nedenle mali müşavirlerin;
- müşteriden aldıkları bilgi ve belgeleri,
- yaptıkları uyarıları,
- tereddüt ettikleri hususları,
- talep ettikleri açıklamaları
mümkün olduğunca yazılı hale getirmeleri önemlidir.
Özellikle;
- yüksek tutarlı işlemler,
- olağan dışı ticari hareketler,
- yeni kurulan işletmelerle yapılan işlemler,
- yoğun belge trafiği bulunan sektörler
bakımından mesleki çalışma dosyalarının düzenli tutulması ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda önemli bir savunma imkânı sağlayabilir.
13. E-Belge Sistemleri ve Yeni Denetim Yaklaşımları Karşısında Mesleki Sorumluluk
Günümüzde;
- e-Fatura,
- e-Arşiv Fatura,
- e-Defter,
- elektronik yoklama,
- risk analiz sistemleri
vergi denetim süreçlerinde önemli rol oynamaktadır.
Ancak teknolojik denetim imkanlarının gelişmesi, mali müşavirlerin vergi idaresinin yerine geçeceği anlamına gelmez.
Mali müşavir;
- kendisine sunulan belgelerin muhasebe ve vergi mevzuatına uygunluğunu değerlendirir,
- mesleki bilgi ve deneyimi kapsamında gerekli kontrolleri yapar,
- açık hukuka aykırılıkları görmesi halinde gerekli uyarıları yapar.
Bunun ötesinde, ticari işlemin gerçekliğini devlet kurumları gibi araştırma yükümlülüğü altında değildir.
Bu sınırın doğru çizilmesi, hem meslek mensuplarının korunması hem de ceza sorumluluğunun kişiselleştirilmesi bakımından önemlidir.
14. Savunma Stratejisinde Yeni Yaklaşım: Dosyayı Baştan Kurgulamak Gerekebilir
7589 sayılı Kanun sonrasında VUK m.359 dosyalarında savunmanın yalnızca duruşma aşamasında hazırlanması yeterli olmayacaktır.
Savunma stratejisinin soruşturma aşamasından itibaren oluşturulması gerekir.
Özellikle;
- vergi inceleme raporundaki iddiaların ayrıştırılması,
- sanıkla doğrudan bağlantısı olmayan tespitlerin belirlenmesi,
- lehhe delillerin toplanması,
- ekonomik gerçekliğin ortaya konulması,
- kast unsurunun bulunmadığının açıklanması
önem taşımaktadır.
Başarılı bir savunma;
"Bu belge sahte değildir."
iddiasından daha geniş olmalıdır.
Asıl anlatılması gereken;
"Sanığın bu belgenin sahte olduğunu bilerek ve isteyerek hareket ettiğini gösteren kesin ve inandırıcı bir delil bulunmamaktadır."
noktasına dayanmalıdır.
7589 sayılı Kanun, Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinde doğrudan bir değişiklik yapmamıştır.
Ancak Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararlarına ilişkin kanun yolu sisteminde yaptığı değişiklik, VUK m.359 kapsamında yürütülen ceza yargılamalarının niteliğini önemli ölçüde etkileyebilecek sonuçlar doğurmaktadır.
Yeni dönemde HAGB kararları;
- yalnızca şekli şartlar bakımından değil,
- maddi olayın değerlendirilmesi,
- delillerin takdiri,
- suçun unsurlarının oluşumu,
- gerekçenin yeterliliği
yönlerinden de daha etkin bir denetime tabi olacaktır.
Bu durum özellikle;
- sahte belge kullanma,
- sahte belge düzenleme,
- mali müşavirlerin sorumluluğu,
- şirket yöneticilerinin ceza sorumluluğu
bakımından yeni bir değerlendirme döneminin başlangıcı olabilir.
Kanaatimce 7589 sayılı Kanun'un VUK m.359 bakımından en önemli etkisi, suç tipini değiştirmesi değil; mahkemelerin karar oluşturma ve gerekçelendirme standardını yükseltmesidir.
Önümüzdeki süreçte özellikle Bölge Adliye Mahkemelerinin vereceği kararlar;
- vergi tekniği raporlarının delil değeri,
- kast unsurunun ispatı,
- ekonomik gerçeklik ilkesi,
- mali müşavirlerin mesleki sorumluluğunun sınırları
konularında yeni bir içtihat çizgisinin oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak VUK m.359 dosyalarında yeni dönemin temel yaklaşımı şu olacaktır:
Sadece sahte olduğu iddia edilen bir belgeye değil, o belgenin arkasındaki ekonomik gerçekliğe, kişinin kastına ve somut delil durumuna bakılması gerekecektir.
Bu anlayış, hem ceza hukukunun temel ilkeleri hem de adil yargılanma hakkının gereği olarak önem taşımaktadır.
Kaynaklar :
213 sayılı Vergi Usul Kanunu
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
- Anayasa m.38 ve m.141
Sonuç: iki kararı dikkatlerinize sunuyoruz
Yaklaşımımız, makalemizde dile getirdiğimiz "Bir belgenin sahte olduğunun tespiti tek başına sanığın kastını göstermeye yeterli değildir." tespitimize uygun karardır:
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin Yaklaşımı
1 Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sahte fatura kullanma suçlarında yalnızca faturanın sahte olduğunun tespit edilmesini yeterli görmeyip, somut olayın özelliklerinin ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kararlar vermektedir
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sahte fatura kullanma suçlarında yalnızca faturanın sahte olduğunun tespit edilmesini yeterli görmeyip, somut olayın özelliklerinin ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kararlar vermektedir.
Şimdi Karara Bakalım
- 11. Ceza Dairesi Esas No: 2016/8257 Karar No: 2019/1573 Karar Tarihi: 18.02.2019
Sahte fatura kullanmak - Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2016/8257 Esas 2019/1573 Karar Sayılı İlamı
Mahkeme, 2010 yılında gerçekleşen sahte fatura kullanmak suçundan mahkum olan sanığın temyiz taleplerini inceledi. Sanığın, faturaların gerçek bir ticari ilişkiye dayandığını savunması nedeniyle, mahkumiyet hükmünün açıklığa kavuşturulması için çeşitli delillerin incelenmesi gerektiğine karar verildi. Ancak bu delillerin yeterli şekilde incelenmemesi nedeniyle hüküm bozuldu. Karara göre, sanığın eylemi 213 sayılı Kanun'un 359/b maddesinde düzenlenen sahte fatura kullanmak suçunu oluşturduğu, birden fazla sahte fatura kullanma eyleminin zincirleme suç oluşturduğu ve sanık hakkında TCK'nin 43. maddesi hükmünün uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, sanığın uzun süreli hapis cezası ertelenen bir kişi olduğu için hak yoksunluğunun sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından uygulanamayacağı vurgulanmıştır. Kanun maddeleri olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-2, 359/b maddeleri, TCK'nin 43. ve 53. maddeleri ve CMUK'nin 321. maddesi belirtilmiştir.
11. Ceza Dairesi 2016/8257 E. , 2019/1573 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Sahte fatura kullanmak HÜKÜM : Mahkumiyet Sanık hakkında “2010 takvim yılında muhteviyatı itibariyle sahte fatura kullanma” suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz taleplerinin incelenmesi: Sanığın, suçlara konu olan faturaların gerçek bir ticari ilişkiye dayandığını savunması nedeniyle, suçun unsurlarının ve maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti için; 1- Sanık hakkında sahte fatura kullanma suçundan açılan davaya esas alınan; Vergi Denetim Kurulu Grup Başkanlığı Rapor Değerlendirme Komisyonunca düzenlenen 09.04.2013 tarih ve 18 sayılı mütalaanın, dosya içerisinde bulunmadığı anlaşıldığından, mütalanın aslı veya onaylı suretinin, dosya içerisine getirtilmesi, 2- Suça konu olan faturaları düzenleyen şirket yetkilileri veya kişiler hakkında düzenlenmiş vergi inceleme raporlarının ilgili vergi dairesinden getirtilmesi, 3- Aynı mükellefler hakkında dava açılıp açılmadığının araştırılması; açılmış ve derdest ise, dosyalarının getirtilerek incelenmesi ve bu davayla ilgili belgelerin onaylı örneklerinin çıkartılarak dosya içine konulması, 4- Gerektiğinde, faturaların gerçek alım-satım karşılığı olup olmadığının belirlenmesi için; a) Faturayı düzenleyen şirketlere ait mal ve para akışını gösteren sevk ve taşıma irsaliyelerinin, teslim ve tesellüm belgelerinin, bedelinin ödendiğine ilişkin ticari teamüle uygun ve kanıtlama yeterliliği olan banka hesaplarının ve kasa mevcuduyla uyumlu geçerli belgelerin; faturaları kullanan şirkete ait yeterli mal girişi veya üretimi olup olmadığına ilişkin belgelerin getirtilmesi, b) Daha sonra, faturaları düzenleyen şirket ve kişiler ile kullanan şirketin ticari defterleri ve belgeleri üzerinde karşılıklı bilirkişi incelemesi yaptırılması, Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, 5- Kabule göre; a) Sahte faturaları düzenlediği iddia edilen şirketler hakkında sahte fatura düzenlemek suçundan vergi tekniği raporları bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin 213 sayılı Kanun"un 359/b maddesinde düzenlenen sahte fatura kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden 359/a-2. maddesinde düzenlenen muhteviyatı itibarıyla sahte fatura kullanmak suçundan hüküm kurulması, b) Aynı takvim yılı içerisinde birden fazla sahte fatura kullanma eyleminin zincirleme suç oluşturduğu ve sanık hakkında TCK"nin 43. maddesi hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, c) Uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun sadece sanığın kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından uygulanamayacağının gözetilmemesinin, hükümden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, sonuç ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 18.02.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Devam Edelim :
Suçun unsurlarının doğru belirlenmesi
Bu Meyanda Bir Yargı kararına daha bakalım
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sahte belge kullanma suçlarında suç vasfının doğru belirlenmesi ve delillerin hukuka uygun şekilde tartışılması gerektiğini belirtmektedir.
--
11. Ceza Dairesi Esas No: 2017/8240 Karar No: 2020/3928 Karar Tarihi: 06.07.2020
Sahte fatura kullanmak - Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2017/8240 Esas 2020/3928 Karar Sayılı İlamı
Özet:
Mahkeme, sanık hakkında sahte fatura kullanmak suçundan mahkumiyet kararı vermiştir. Hüküm fıkrasında ise yanlış bir kanun maddesi kullanılmıştır. Bu sebeple hükümlerin düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Suç tarihi de yanlış gösterilmiş ancak bu mahkeme kararı verilirken düzeltilmiştir. Kararda bahsedilen kanun maddeleri ise şunlardır: TCK'nin 43. maddesi, CMK'nin 226. maddesi, 5237 sayılı TCK'nin 53. maddesi, VUK'nin 359/b maddesi ve 359/b-1 maddesi, 1412 sayılı CMUK'nin 321. ve 322. maddeleri.
11. Ceza Dairesi 2017/8240 E. , 2020/3928 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Sahte fatura kullanmak HÜKÜM : Mahkumiyet 04/09/2012 tarihli son oturumda, sanığa hakkında TCK’nin 43. maddesinin uygulanmasına yönelik olarak CMK’nin 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verildiği anlaşılmakla, tebliğnamedeki bu hususa yönelik bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir. Gerekçeli karar başlığında "2009-2010" şeklinde yanlış gösterilen suç tarihinin, "25/01/2010 ve 25/09/2010" olarak mahallinde düzeltilmesi ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Yapılan duruşmaya, gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, mahkemenin oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanığın diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanığın “2009 ve 2010 takvim yıllarında sahte fatura kullanma” suçlarından mahkûmiyetine ilişkin temel cezanın tayini sırasında, uygulama maddesinin
VUK"nin 359/b maddesi yerine 359/b-1 maddesi şeklinde yanlış gösterilmesi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından "...359/b-1..." ibarelerinin çıkartılarak yerlerine “...359/b...” yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 06/07/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Esen Kalın

Ömer KÖKLÜCE
Mali Müşavir • Sosyal Güvenlik Uzmanı
Next





