Yargıda adalet, yalnızca verilen kararlarda aranmaz. Hâkim ve savcıların mesleğe kabulünden görev yerlerinin belirlenmesine, terfilerinden atamalarına kadar uzanan süreçlerin de adil olması gerekir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 16 Eylül 2026 tarihli ve 1152 sayılı kararıyla kabul edilen yeni sistem, bu bakımdan önemli bir adımdır. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının yer değiştirme suretiyle atanmalarında hizmet puanına dayalı bir değerlendirme öngörülmektedir.
Atamaya esas hizmet puanının temelinde, her görev mahallinde geçirilen fiilî hizmet süresi ile o yer için belirlenecek mahal katsayısı bulunacaktır. Her görev yerindeki fiilî hizmet gün sayısı, o yerin katsayısıyla çarpılacak; elde edilen puanlar toplanacaktır. Atamalarda puan sıralaması temel ölçüt olacaktır.
Bununla birlikte sistem, yalnızca görev yeri ve hizmet süresinden ibaret değildir. HSK kararında terfi ve teftiş sonuçları ile disiplin hükümlerinden kaynaklanan liyakat ve mesleğe uygunluk göstergelerinin de puanlamaya yansıtılması öngörülmüştür. Bu göstergelerin puana etkisine ilişkin esasların ayrıca belirlenecek olması, uygulamanın ayrıntılarını önemli hâle getirmektedir.
Bir hâkim veya savcı, hangi ölçütlere göre değerlendirileceğini ve atama sürecinde hangi esasların uygulanacağını önceden bilmelidir. Mesleki geleceğin belirsiz değerlendirmelere bağlı olduğu düşüncesi, kişisel huzursuzluğun ötesinde çalışma düzenini, kuruma aidiyeti ve adalet teşkilatına duyulan güveni de etkiler.
Nesnel ölçütler, hem atama yetkisini kullanan makam hem de hakkında karar verilen meslek mensubu için güvence oluşturur. Kararların gerekçelendirilebilir ve denetlenebilir bir zemine dayanmasını sağlar; görev yerinin koşullarının ve geçirilen hizmet süresinin karşılıksız kalmayacağına ilişkin güveni güçlendirir. Böylece atamaların kişisel ilişkilere veya açıklanamayan tercihlere dayandığı yönündeki kuşkuların azalmasına katkıda bulunabilir.
Mahal katsayısı, yeni sistemin dikkat çeken yönlerinden biridir. Bir görev yerinin güçlüğü yalnızca haritadaki konumuyla, doğuda ya da batıda bulunmasıyla açıklanamaz. Aynı bölgedeki iki adliye arasında bile iş ve dosya yoğunluğu, ulaşım, ekonomik ve sosyal koşullar, sağlık ve eğitim hizmetleri ile yaşam imkânları bakımından önemli farklılıklar bulunabilir.
Bu nedenle görev yerlerinin genel kabullerle değil, somut koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi daha hakkaniyetlidir. Tercih edilme durumu düşük, iş yükü ağır veya yaşam koşulları daha güç olan yerlerde çalışanların daha yüksek hizmet puanı elde etmesi, zor koşullarda yürütülen hizmetin karşılığını görünür kılabilir. Böyle bir yaklaşım, bu yerlerde personel devamlılığına ve yargı hizmetinin ülke genelinde dengeli yürütülmesine de katkı sağlayabilir.
Atamalarda takdir yetkisi elbette bütünüyle ortadan kaldırılamaz. Yargı teşkilatının ihtiyaçları, mazeretler, uzmanlaşma, iş yükü ve hizmetin gerekleri dikkate alınmaya devam edecektir. Nitekim kura ve mazerete dayalı atamalar ile bazı özel görevlere yapılacak atamalar puan sıralamasının dışında tutulmuştur. Afet ve acil durumlar ile hâkim ve savcı ihtiyacının olağan atama usulleriyle karşılanamadığı zorunlu hâllerde de, ihtiyaçla sınırlı olmak üzere puan sıralamasından ayrılabilecektir.
Önemli olan, takdir yetkisinin ölçüsüz ve gerekçesiz kullanılmamasıdır. Puan sistemi, takdir yetkisinin yerini almaktan çok, kullanım alanını belirginleştirdiği ve kararların denetlenebilirliğini artırdığı ölçüde değer kazanacaktır.
Sistemin güven vermesi için mahal katsayılarının hangi verilere göre belirlendiği açıkça ortaya konulmalıdır. Tercih edilme durumu, iş ve dosya yoğunluğu, coğrafi ve ekonomik koşullar, sağlık ve sosyal imkânlar, ulaşım, gelişmişlik düzeyi ve önemli merkezlere yakınlık gibi ölçütlerin nasıl değerlendirildiği bilinmelidir. Katsayılar güncel ve doğrulanabilir verilere dayanmalı, değişen koşullara göre belirli aralıklarla gözden geçirilmelidir.
Kişisel hizmet puanlarına ve bu puanın hesabında kullanılan mahal katsayısı ile fiilî hizmet süresi verilerine meslek mensupları erişebilmelidir. HSK kararı, maddi hata ve eksik kayıtlar için belirli usul ve süre içinde düzeltme talebinde bulunulmasını öngörmektedir. Bu sürecin etkili işlemesi ve taleplerin atama değerlendirmesinden önce sonuçlandırılması, sistemin güvenilirliği açısından önem taşır.
Teknik ve idarî altyapının hazırlanması, puanlamaya esas verilerin dijital ortama aktarılması ve sistemin 2027 Yılı Ana Kararnamesi ile uygulanmaya başlanması da geçiş döneminin sağlıklı yürütülmesi bakımından önemlidir.
Yargıda hakkaniyet, yalnızca meslek mensuplarından adil davranmalarını beklemekle sağlanamaz; idarenin de onların emeğini ve görev koşullarını adil biçimde değerlendirmesi gerekir. Adalet dağıtanların mesleki düzenlerinde de adil ve öngörülebilir kurallar bulunmalıdır.
Yeni sistem, açıklanan ölçütler istikrarlı, eşit ve şeffaf biçimde uygulandığı takdirde yargı teşkilatında hakkaniyeti güçlendirecek önemli bir adım olabilir.
Atamada ölçü güçlendikçe, yargıda hakkaniyet ve güven de güçlenecektir.
Next