Anayasa Mahkemesinin bir kanun hükmünü iptal etmesi ile iptal hükmünün yürürlüğe girmesi her zaman aynı tarihe denk gelmez. Anayasa’nın 153. maddesi, gerekli görülen hâllerde iptal hükmünün yürürlüğe giriş tarihinin ertelenmesine imkân tanır. Peki iptal kararı yayımlanmış, fakat iptal hükmü henüz yürürlüğe girmemişse bu arada yapılan bir işlem, anayasaya aykırılığı saptanan kurala dayanılarak hukuki sonuç doğurabilir mi?

İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin 23 Ekim 2026 tarihli yürütmenin durdurulması kararı, vergi elektronik tebligatı bakımından bu soruyu somutlaştırıyor. Karar, AYM’nin iptal kararının yayımlanmasından sonra fakat iptal hükmünün yürürlüğe girmesi beklenirken yapılan bir elektronik tebligatın, kamu alacağının kesinleşmesine dayanak olup olamayacağını gündeme getiriyor.

Uyuşmazlık, 2021/12 dönemine ilişkin tapu harcı ve vergi ziyaı cezası içeren ihbarnamelere dayanılarak düzenlenen 138.678,40 TL tutarındaki ödeme emriyle ilgilidir. İdare kayıtlarında ihbarnamelerin 10 Mayıs 2026’da elektronik yolla tebliğ edildiği belirtilmiş; süresinde dava açılmadığı kabul edilerek kamu alacağının kesinleştiği gerekçesiyle 12 Eylül 2026 tarihli ödeme emri düzenlenmiştir.

Davacı, ödeme emrinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dava açmıştır. Mahkeme, tebligat tarihinde yürürlükte olan Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesini ve 456 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ni incelemiştir. O tarihteki düzenlemeye göre elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılıyordu.

Bu varsayım, tebliğ edilen ihbarnameye karşı dava açma süresini başlatabiliyor; süresinde dava açılmadığı gerekçesiyle kamu alacağı kesinleşmiş kabul edilerek ödeme emriyle takibe geçilebiliyordu. Dolayısıyla uyuşmazlığın düğüm noktası, elektronik iletinin sistem kayıtlarında görünmesi değil, bu kayda ve tebligata hukuki sonuç bağlayan düzenlemenin anayasal dayanağıydı.

Anayasa Mahkemesi, 15 Ocak 2026 tarihli E.2025/94, K.2026/11 sayılı kararıyla VUK’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasında, Hazine ve Maliye Bakanlığına elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme, elektronik ortamda tebligat yapılacak kişileri belirleme ve elektronik tebligata ilişkin diğer usul ve esasları düzenleme yetkisi veren bölümü iptal etti. Karar 3 Nisan 2026’da Resmî Gazete’de yayımlandı; iptal hükmünün yürürlüğü yayımdan dokuz ay sonraya bırakıldı.

AYM’nin gerekçesine göre elektronik tebligat, dava açma süresini başlatarak kişinin mahkemeye erişim hakkını etkileyebilir. Bu nedenle, kime elektronik tebligat yapılacağı ve zorunlu elektronik adres kullanımının hangi koşullarda uygulanacağı gibi temel noktaların kanunda gösterilmesi gerekir. Bu çerçeve kanunla çizilmeden idareye geniş bir düzenleme yetkisi verilmesi, mahkemeye erişim hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Somut olayda ihbarnamelerin elektronik tebligatla gönderildiği tarih 10 Mayıs 2026’dır. Bu tarih, AYM’nin iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından sonradır; ancak dokuz aylık erteleme süresi henüz dolmamıştır. Ödeme emri ise 12 Eylül 2026’da düzenlenmiştir. Dolayısıyla mahkemenin önündeki sorun, yayımdan önce tamamlanmış ve yargılaması o tarihte derdest olan bir tebligat işleminden ibaret değildir. İdarenin dayandığı tebligat, iptal kararının yayımlanmasından sonra yapılmıştır.

Mahkeme, AYM’nin iptal kararının yayımlanmasından önce açılmış ve görülmekte olan davalarda iptal kararının dikkate alınması gerektiğine ilişkin yaklaşımını aktarmış; iptal hükmünün dokuz ay ertelenmesinin, iptal edilen yetkiye dayanılarak düzenlenen işlemlerin derdest uyuşmazlıklarda hukuki sonuç doğurmaya devam edeceği anlamına gelmediği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu değerlendirmeyle, 456 Sıra No.lu Tebliğ’e ve VUK’un 107/A maddesinin üçüncü fıkrasına dayanan tebligatın hukuki sonuç doğurduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Burada dikkat çeken nokta, kararın “önceden açılmış derdest davalar” hakkındaki genel yaklaşımı somut olaya uygulama biçimidir. Ödeme emrine karşı açılan dava, ödeme emrinin düzenlendiği 12 Eylül 2026’dan sonra açılmış olmalıdır; başka bir ifadeyle AYM kararının yayımlandığı 3 Nisan 2026’dan sonra başlamıştır. Bu nedenle gerekçede iki hukuki durumun ayrıştırılması önem taşır: İptal kararının yayımlandığı tarihte zaten görülmekte olan davalar ile iptal kararı yayımlandıktan sonra yapılan tebligata karşı açılan yeni davalar.

Kararın esas bakımından nihai olup olmadığı ve bu hukuki gerilimin Bölge İdare Mahkemesince nasıl ele alınacağı, uygulamanın yönü bakımından belirleyici olacaktır.

Mahkeme, ödeme emrinin uygulanması hâlinde davacı hakkında cebri takip işlemlerinin yürütüleceğini ve telafisi güç zarar doğabileceğini değerlendirmiştir. Açık hukuka aykırılık ile telafisi güç veya imkânsız zarar koşullarının birlikte gerçekleştiği kanaatiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca ödeme emrinin yürütmesini teminat aranmaksızın durdurmuştur. Karara karşı tebliğinden itibaren yedi gün içinde Bölge İdare Mahkemesine itiraz yolu açık bırakılmıştır.

Bu nedenle karar, ödeme emrinin nihai olarak iptal edildiği anlamına gelmez. Mahkeme, yürütmenin durdurulması aşamasında işlemin hukuka uygunluğu ve uygulanmasının doğuracağı zarar yönünden geçici bir değerlendirme yapmıştır. Kararın esasa ilişkin hükmü ve itiraz incelemesinin sonucu, henüz bu ara karardan çıkarılamaz.

VUK’un 107/A maddesi, 7587 sayılı Kanun’la 1 Temmuz 2026’da yeniden düzenlenmiş; 596 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği 11 Ekim 2026’da yayımlanarak 456 Sıra No.lu Tebliğ’i yürürlükten kaldırmıştır. Somut olayda ihbarnamelerin 10 Mayıs 2026’da tebliğ edildiği ileri sürüldüğünden uyuşmazlık, yeni düzenlemeden önceki döneme ilişkindir. Bu nedenle mahkemenin değerlendirmesi, sonraki düzenleme dönemindeki tebligatların geçerliliği hakkında doğrudan genel bir sonuç oluşturmaz.

İstanbul 1. Vergi Mahkemesinin ara kararı, elektronik tebligatın bütün vergi uyuşmazlıklarında geçersiz olduğu sonucunu doğurmuyor. Bununla birlikte, AYM’nin iptal kararının yayımlanmasından sonra ve iptal hükmünün yürürlüğü ertelenmişken yapılan bir elektronik tebligata hukuki sonuç bağlanıp bağlanamayacağı konusunda önemli bir yargısal değerlendirme içeriyor.