I. On Altı Aylık Bir Vade İsteği

Şişli'de kumaş ve konfeksiyon ürünlerinin toptan ve perakende alım satımını yapan, iki ortaklı küçük bir şirket 2021 yılında ticaret mahkemesine başvuruyor. İstediği şey borçlarından kurtulmak değil, zaman: on altı aylık bir vade konkordatosu. Başvuru dilekçesine İcra ve İflas Kanunu'nun 286. maddesinin saydığı belgeler de ekleniyor.

Üç yıl sonra, 12 Aralık 2024 tarihli duruşmada mahkeme konkordato talebini reddediyor ve şirketin iflasına karar veriyor. O duruşmada şirketi temsil edecek kimse yok. Yetkililere duruşma günü tebliğ edilmiş, ama kimse gelmemiş.

Mahkemenin gerekçesi kâğıt üzerinde sağlam görünüyor. Konkordato gider avansı ihtara rağmen yatırılmamış, şirketin adli yardım talebi ve bu karara itirazı reddedilmiş, bilirkişi şirketin borca batık olduğunu tespit etmiş. Bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddediyor.

Dosya Yargıtay'a geldiğinde tek bir soru kalıyor: Şirketin yetkilisi, iflas kararından önce dinlenmek üzere usulüne uygun çağrılmış mıdır? Yargıtay 6. Hukuk Dairesi "hayır" diyor, ilk derece mahkemesi direniyor, son sözü Hukuk Genel Kurulu söylüyor: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.09.2026 tarih, E. 2026/370, K. 2026/464 sayılı karar. Karar oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiş.

Kısa bir karar. Ama konkordato dosyalarının artık ticaret mahkemelerinin gündelik işi hâline geldiği bir dönemde, ret kararının hemen arkasından gelen iflas hükmünün hangi usul güvencesine bağlı olduğunu açık biçimde söylüyor.

II. Kanunda Yazmayan Bir Çağrı Nereden Çıkıyor?

İlk derece mahkemesinin direnme gerekçesinde haklı olduğu bir nokta var. Konkordatonun tasdik edilmemesi hâlini düzenleyen İİK m. 308, dinleme yükümlülüğünden açıkça söz etmiyor. Madde şunu söylüyor: Konkordato tasdik edilmezse mahkeme talebin reddine karar verir; borçlu iflasa tabi şahıslardansa ve doğrudan doğruya iflas sebeplerinden biri mevcutsa, borçlunun iflasına resen hükmeder.

Kesin mühlet içinde talebin reddini düzenleyen İİK m. 292 ise farklı. Son fıkrası açık: "Mahkeme, bu madde uyarınca karar vermeden önce borçlu ve varsa konkordato talep eden alacaklı ve alacaklılar kurulunu duruşmaya davet eder." Geçici mühlet aşaması için de m. 287 son fıkrasıyla aynı hüküm kıyasen uygulanıyor. Yani kanun koyucu, sürecin erken evrelerinde iflas kapısı açılacaksa borçlunun önce dinlenmesini istemiş; tasdik aşaması için ise aynı cümleyi tekrar yazmamış.

Hukuk Genel Kurulu bu boşluğu İİK m. 177 üzerinden kapatıyor. Madde, takibe gerek olmadan iflas isteme hâllerini sayarken üçüncü bentte "308 inci maddedeki hal"i, dördüncü bentte ise borçlunun "dinlenmek için kısa bir müddette mahkemeye çağırılır" kuralını içeriyor. Kurulun akıl yürütmesi şöyle: m. 308, iflas için doğrudan doğruya iflas sebeplerinden birinin varlığını arıyor; bu sebepler m. 177-179'da düzenlenmiş; m. 177 de hem m. 308 hâlini sayıyor hem de borçlunun dinlenmesini öngörüyor. Sonuç:

"İİK'nın 308. maddesi uyarınca, şirket yetkilisi mahkemeye çağrılarak dinlenmeden iflâs kararı verilmesi yerinde değildir."

Lafzi bir itiraz yöneltilebilir. Dinlenme cümlesi m. 177'de dördüncü bendin, yani ilama dayanan alacağın icra emrine rağmen ödenmemesi hâlinin içine yazılmış. Bunun yalnız o bende özgü olduğu savunulabilir. Kanaatimizce Kurulun okuması daha isabetli. Birincisi, iflas bir şirket için geri dönüşü en zor sonuçtur; tüzel kişinin ticari hayatını fiilen bitirir, alacaklıların bireysel takiplerini durdurur, malvarlığını masaya bağlar. Böyle bir sonucun, sürecin erken evresinde açıkça güvenceye bağlanıp en son evresinde güvencesiz bırakılması tutarlı bir sistem değildir. İkincisi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi yargılamanın tarafları ve diğer ilgilileri için hukuki dinlenilme hakkını genel bir ilke olarak koyuyor; bu hak açıklama ve ispat imkânını da kapsıyor. Konkordato hasımsız bir yargılama olsa da iflas hükmünün muhatabı belli: borçlunun kendisi.

III. Tebligat Yapılmış, Ama Neyin Tebligatı?

Kararın asıl öğretici kısmı olaydaki tebligatlara ilişkin. İlk derece mahkemesi boş durmamış. 24.03.2022 tarihli duruşmada, yetkilinin beyanlarının alınması için duruşmada hazır bulunması gerektiğine dair şirkete muhtıra tebliğine karar vermiş ve bu muhtırayı iki yetkiliye ayrı ayrı tebliğ ettirmiş. 22.11.2024 havale tarihli bilirkişi ek raporu ve son duruşmanın günü de yine iki yetkiliye ayrı ayrı tebliğ edilmiş. Direnme kararı tam olarak bu tebligatlara dayanıyor.

Hukuk Genel Kurulu bunları yeterli görmüyor ve iki ayrı kusur tespit ediyor.

İlki zamanla ilgili. 2022'deki muhtıradan sonraki duruşmada iflas kararı verilmemiş; yargılama iki yıldan fazla sürmüş. İki yıl önce yapılmış bir "gel, dinleneceksin" çağrısı, 2024 sonunda verilen iflas hükmünün öncesindeki dinlenme yükümlülüğünü karşılamıyor.

İkincisi içerikle ilgili. Son duruşmanın günü tebliğ edilmiş, fakat Kurulun tespitine göre "şirket yetkililerine duruşmada dinlenecekleri yönünde gerekli ihtarın yapılmadığı", bilirkişi raporuna itiraz etmemenin sonuçlarına yönelik ihtarın da yapılmadığı anlaşılıyor. Duruşma gününü bilmek ile o duruşmada iflas ihtimaline karşı beyanının alınacağını bilmek aynı şey değil.

Uygulamada bu ayrım küçümseniyor. Duruşma davetiyesi şirkete ulaşmışsa, yetkili gelmemişse, "biz çağırdık" denilerek karar veriliyor. Hukuk Genel Kurulu bu yaklaşıma kapıyı kapatıyor: Çağrı, neden yapıldığını söylemiyorsa çağrı değildir.

IV. Bölge Adliye Mahkemelerinde Ayrışan Çizgi

Kararın değeri, bölge adliye mahkemeleri arasındaki dağınık uygulamayla birlikte okununca daha iyi anlaşılıyor.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 18.12.2025 tarih, E. 2025/1469, K. 2025/1686 sayılı kararında, mahkemenin "İİK'nun 292. maddesi kapsamında duruşma icra edileceği" belirtilen ara kararı yetkiliye tebliğ edilmiş, yetkili gelmemiş; çoğunluk bunu yeterli bularak iflas kararına yönelik istinaf başvurusunu reddetmiş. Ancak bir üye karşı oy yazmış. Karşı oya göre ne ara kararda ne de davetiyede şirket yetkilisinin neden duruşmaya çağrıldığı belirtilmişti; bu nedenle yetkilinin usulüne uygun davet edildiğinden söz edilemezdi. Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi, bu karşı oyun çizgisine çok yakın duruyor.

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 14.03.2025 tarih, E. 2025/80, K. 2025/423 sayılı kararı ise başka bir pratiği hedef alıyor. O dosyada ilk derece mahkemesi, iflas kararından yalnızca bir gün önceki oturumda borçlu şirketin vekiline, müvekkilinin temsilcisini duruşmada hazır etmesi için ara karar kurmuş. Daire, vekilin "böyle bir yükümlülüğü bulunmamasına rağmen" bu yükün ona yüklenmesini usule aykırı bulmuş ve kararı kaldırmış.

İki karar birlikte okunduğunda uygulamada üç ayrı soru beliriyor: Kim çağrılmalı, ne zaman çağrılmalı, çağrı ne söylemeli? Hukuk Genel Kurulu bu üç sorunun ikisine açık cevap veriyor. Çağrı, iflas kararından makul ölçüde önce ve iflas sonucunu doğurabilecek duruşmaya yönelik olmalı; içinde de yetkilinin dinlenmek üzere çağrıldığı açıkça yazmalı. Vekile yöneltilen bir "hazır et" ara kararının bu yükümlülüğü karşılayıp karşılamadığını Kurul doğrudan tartışmıyor; ancak tebligatların şirket yetkililerine yapılmasını esas alan gerekçesi, Konya kararının çizgisiyle uyumlu.

V. Alacaklı İçin de Önemli Bir Ayrıntı

Bu karar ilk bakışta yalnızca borçlunun lehine görünüyor. Oysa usul eksikliğinin bedelini en çok alacaklılar ödüyor.

Somut olayda talep 2021'de yapılmış, iflas kararı 2024 sonunda verilmiş, istinaf 2025 ortasında reddedilmiş, Yargıtay bozması Ekim 2025'te gelmiş, Hukuk Genel Kurulu Eylül 2026'da konuşmuş. Dosya şimdi yeniden ilk derece mahkemesine dönüyor. Bir davetiyeye tek bir cümle eklenmediği için iflas tasfiyesi yıllarca gecikmiş durumda. Bu sürede şirketin malvarlığının değer kaybı, sonunda alacaklıların paylaşacağı masadan eksiliyor.

Bu yüzden kanaatimizce alacaklı vekillerinin de dosyada, iflas ihtimali belirdiği anda mahkemeden yetkilinin İİK m. 177 ve m. 292 son fıkrası doğrultusunda açık ihtarlı davetiyeyle çağrılmasını talep etmesi, kendi müvekkilinin çıkarına bir hamle. Usul eksikliğini istinafta ileri sürmek borçlunun işine yarar; eksikliği baştan engellemek ise alacaklının işine.

VI. Dinlenmek Sonucu Değiştirir mi?

Dürüst olmak gerekirse, bazen değiştirmez.

İİK m. 305 tasdik şartlarını sayarken, tasdikin gerektirdiği yargılama giderleri ile harcın tasdik kararından önce borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmesini de şart koşuyor. Somut olayda gider avansı yatırılmamış, bilirkişi raporu şirketi borca batık bulmuş. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de temyiz itirazlarının, dinlenme meselesi dışında kalan kısmını bozma sebebi saymamış. Dosya ilk derece mahkemesine döndüğünde yetkili usulüne uygun çağrılıp dinlense de, ortada yeni bir gider ödemesi, yeni bir mali tablo ya da borca batıklık tespitini sarsacak bir itiraz yoksa sonuç aynı çıkabilir.

Bu, kararı önemsizleştirmiyor. Dinlenme hakkının değeri sonucu her zaman değiştirmesinde değil, sonucun borçlunun söyleyeceklerini hiç duymadan verilmemesinde. Borçlu bu duruşmada revize bir proje sunabilir, borca batıklık bilançosuna itiraz edebilir, rayiç değer tespitindeki hataları gösterebilir. Bir sermaye şirketinin iflasında borca batıklığın aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre belirlendiği (İİK m. 179) düşünülürse, değerleme tartışması kolay kapanan bir konu değil.

VII. Dosyadaki Avukat İçin Notlar

Borçlu vekili için. Konkordato talebinin reddi gündeme geldiğinde ilk iş, yetkiliye çıkarılan davetiyenin içeriğini kontrol etmek. Davetiyede yalnız duruşma günü varsa ve yetkilinin dinlenmek üzere çağrıldığına dair ihtar yoksa, Hukuk Genel Kurulunun bu kararı istinaf ve temyizde doğrudan dayanak. İİK m. 308/a uyarınca konkordato hakkında verilen karara karşı borçlunun istinaf süresi kararın tebliğinden itibaren iki hafta; bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz süresi de iki hafta.

Borçlu vekili için ikinci not. Mahkeme "müvekkilinizi hazır edin" diye ara karar kurarsa bunu sessizce kabul etmemek gerekir. Konya Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımı, bu yükün vekile yüklenemeyeceği yönünde. Ara karara karşı beyanda bulunmak ve doğrudan yetkiliye tebligat yapılmasını istemek, sonraki aşamada usul itirazının zeminini sağlamlaştırır.

Mahkeme ve alacaklı tarafı için. İflas ihtimali olan duruşmadan önce yetkiliye, birden fazla yetkili varsa her birine, "konkordato talebinin reddi hâlinde iflasa karar verilebileceğinden beyanlarınızın alınması için duruşmada hazır bulunmanız, aksi hâlde yokluğunuzda karar verileceği" anlamında açık ihtarlı davetiye çıkarılması, bu kararla birlikte artık seçimlik değil. Önceki aşamalarda yapılmış bir çağrı, yargılama uzadıysa yetmeyebilir.

Herkes için. Yetkili usulüne uygun çağrıldığı hâlde gelmezse, incelediğimiz bölge adliye mahkemesi kararlarında dinlenme yükümlülüğü yerine getirilmiş sayılıyor ve mahkeme yokluğunda karar verebiliyor; İstanbul kararındaki çoğunluk görüşü de bu yönde. Kararın koruduğu şey borçlunun duruşmaya gelmeme özgürlüğü değil, gelmeme kararını neyin söz konusu olduğunu bilerek verme imkânı.

VIII. Sonuç

Hukuk Genel Kurulu, kanunun tasdik aşaması için açıkça yazmadığı bir güvenceyi İİK m. 308 ile m. 177 arasındaki bağdan çıkarıyor ve iflas kararından önce şirket yetkilisinin dinlenmek üzere çağrılmasını zorunlu sayıyor. Bunu yaparken çağrının biçimsel varlığıyla yetinmiyor; zamanına ve içeriğine bakıyor. Duruşma gününü bildiren ama yetkiliye neden çağrıldığını söylemeyen bir davetiye, iki yıl önce yapılmış bir muhtıra, kararın gözünde aynı kusuru taşıyor.

Konkordatonun reddi ile iflas arasındaki mesafe kanunda tek bir cümle kadar kısa. Hukuk Genel Kurulu o cümlenin arasına bir duruşma daha koymuş oldu. Ticaret mahkemelerinin bu çizgiyi uygulamaya ne kadar hızlı yansıtacağı, önümüzdeki dönemde bölge adliye mahkemelerinin kararlarında görülecek.

Yararlanılan Kaynaklar

· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.09.2026 tarih, E. 2026/370, K. 2026/464 sayılı karar.

· Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 14.10.2025 tarih, E. 2025/2430, K. 2025/3381 sayılı bozma kararı (Hukuk Genel Kurulu kararında aktarıldığı biçimiyle).

· İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 18.12.2025 tarih, E. 2025/1469, K. 2025/1686 sayılı karar ve karşı oy.

· Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 14.03.2025 tarih, E. 2025/80, K. 2025/423 sayılı karar.

· 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 177, 178, 179, 286, 287, 292, 305, 308, 308/a (mevzuat.gov.tr güncel metin).

· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 27.