Ceza muhakemesi hukukunda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmesi, hukuki güvenlik ve yargısal istikrar ilkelerinin doğal bir sonucudur. Bir mahkûmiyet hükmünün olağan kanun yollarından geçerek veya kanuni başvuru sürelerinin kullanılmaması nedeniyle kesinleşmesi, kural olarak söz konusu hükmün infaz edilebilir hâle gelmesini ve aynı uyuşmazlığın yeniden yargılama konusu yapılmamasını beraberinde getirir.
Bununla birlikte, bir mahkeme kararının kesinleşmiş olması, o kararın her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Yargılama sırasında gerçekleştirilen usul hataları, maddi hukukun yanlış uygulanması, savunma hakkının ihlali veya hükmün verilmesinden sonra ortaya çıkan yeni deliller, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının adalet ve maddi gerçek bakımından yeniden değerlendirilmesini gerekli kılabilmektedir.
Ceza muhakemesinin amacı yalnızca uyuşmazlıkları kesin bir karara bağlamak değil, aynı zamanda hukuka uygun yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşılmasını ve adil bir yargılama sonucunda hüküm kurulmasını sağlamaktır. Bu nedenle kanun koyucu, kesin hükmün bağlayıcılığına istisna teşkil eden olağanüstü kanun yollarını düzenlemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma ile 311. maddesinde düzenlenen hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş ceza hükümlerindeki hukuka aykırılıkların giderilmesi bakımından önem taşıyan iki ayrı olağanüstü kanun yoludur.
Ancak söz konusu başvuru yolları; hukuki nitelikleri, başvuru koşulları, yetkili mercileri, inceleme kapsamları ve kesinleşmiş hüküm üzerindeki sonuçları bakımından önemli farklılıklar içermektedir.
I. CEZA MUHAKEMESİNDE KESİN HÜKÜM VE OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI
1. Kesin Hüküm Kavramı ve Hukuki Niteliği
Ceza yargılamasında kesin hüküm, bir uyuşmazlık hakkında verilen mahkeme kararının olağan kanun yollarıyla artık değiştirilemeyecek duruma gelmesini ifade etmektedir.
Bir ceza mahkemesi kararı, kanunda öngörülen olağan kanun yollarına başvurulmaması, başvuru sürelerinin geçirilmesi veya gerçekleştirilen istinaf ve temyiz incelemelerinin tamamlanması sonucunda kesinleşebilir.
Kesin hüküm ilkesi, aynı fiil nedeniyle aynı kişi hakkında yeniden yargılama yapılmasını önleyen ve yargısal kararların istikrarını güvence altına alan temel ceza muhakemesi ilkelerinden biridir.
Ne var ki kesin hükmün korunması ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması arasında kimi durumlarda çatışma yaşanabilmektedir. Özellikle hukuka aykırı bir yargılama sonucunda verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkı bakımından ağır sonuçlar doğurabilir.
Bu noktada kesin hüküm ilkesi mutlak bir nitelik taşımamakta; kanunda öngörülen istisnai koşulların gerçekleşmesi hâlinde kesinleşmiş kararların yeniden incelenmesi mümkün olabilmektedir.
2. Olağanüstü Kanun Yollarının Amacı
Olağanüstü kanun yolları, kesinleşmiş mahkeme kararlarına karşı yalnızca kanunda belirlenen nedenlerle işletilebilen istisnai hukuki denetim mekanizmalarıdır.
Bu yolların temel amacı, olağan kanun yolu incelemesinin tekrarlanmasından ziyade, kesin hükmün korunmasının ağır bir hukuka aykırılığın veya adli hatanın sürdürülmesine neden olabileceği durumlarda hukuki denetimin gerçekleştirilmesidir.Bununla birlikte, olağanüstü kanun yollarına başvurulması, kesinleşmiş her hükmün yeniden incelenebileceği veya yargılamanın mutlaka tekrarlanacağı anlamına gelmemektedir. Her olağanüstü kanun yolu, kendisine özgü yasal şartların gerçekleşmesini gerektirmektedir.
II. CMK m. 309 KAPSAMINDA KANUN YARARINA BOZMA
1. Kanun Yararına Bozmanın Hukuki Niteliği
Kanun yararına bozma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen olağanüstü bir kanun yoludur.
CMK m. 309/1 uyarınca, hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde hukuka aykırılık bulunması hâlinde, Adalet Bakanlığı tarafından söz konusu kararın Yargıtayca bozulması talep edilebilmektedir.
Bu düzenlemenin amacı, olağan kanun yolu denetiminden geçmeden kesinleşen kararlarda mevcut hukuka aykırılıkların giderilmesi ve hukuk kurallarının ülke genelinde birlik içerisinde uygulanmasının sağlanmasıdır.
Kanun yararına bozma, niteliği itibarıyla yalnızca bireysel menfaatlerin korunmasına yönelik bir başvuru yolu değildir. Aynı zamanda kamu düzeninin, hukuki güvenliğin ve içtihat birliğinin korunmasına hizmet etmektedir.
2. Kanun Yararına Bozma Yoluna Başvurulmasının Şartları
Kanun yararına bozma yolunun işletilebilmesi için öncelikle incelemeye konu kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki kesinleşmiş her mahkeme kararı kanun yararına bozma incelemesine konu edilemez. CMK m. 309 kapsamında aranan temel koşul, kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır.
Dolayısıyla bir mahkûmiyet hükmünün bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından kanun yolu incelemesine tabi tutulmuş olması hâlinde, kural olarak aynı hükme karşı CMK m. 309 kapsamında kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün değildir.
Buna karşılık, kanuni başvuru süresinin geçirilmesi nedeniyle kesinleşen veya kanun gereği istinaf ya da temyiz incelemesine tabi olmayan kararlar, diğer şartların da varlığı hâlinde bu olağanüstü denetimin konusu olabilir.
Kanun yararına bozma incelemesinde ileri sürülen hukuka aykırılığın somut şekilde ortaya konulması gerekir. Mahkemenin delilleri değerlendirme biçimine ilişkin soyut itirazların veya daha önce ileri sürülen savunmaların tekrarlanmasının tek başına yeterli olmadığı kabul edilmektedir.
3. Kanun Yararına Bozma Talebinde Bulunabilecek Merciler
CMK m. 309 kapsamında kanun yararına bozma isteminde bulunma yetkisi esas itibarıyla Adalet Bakanlığına aittir. Adalet Bakanlığı, bir mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunduğunu değerlendirdiğinde, bu aykırılığın yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı bildirimde bulunur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise bozma istemini Yargıtayın ilgili ceza dairesine iletir.
CMK m. 310 kapsamında ayrıca, hükümlünün cezasının kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektiren CMK m. 309/4-d kapsamındaki hâllerle sınırlı olmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına resen başvuru yetkisi tanınmıştır.
Hükümlü veya müdafii, kanun yararına bozma incelemesini doğrudan başlatma yetkisine sahip değildir. Bununla birlikte, kesinleşmiş karardaki hukuka aykırılıkları açıklayan gerekçeli bir dilekçeyle yetkili mercilerin bu yolu işletmesini talep edebilir.
Bu noktada başvuru dilekçesinin yalnızca mahkûmiyet kararının hatalı olduğu iddiasına dayandırılmaması; ihlal edilen kanun hükmünün, hukuka aykırılığın niteliğinin ve hüküm üzerindeki etkisinin somut biçimde açıklanması önem taşımaktadır.
4. Kanun Yararına Bozmanın Hukuki Sonuçları
Kanun yararına bozma sonucunda ortaya çıkacak hukuki sonuçlar, tespit edilen hukuka aykırılığın niteliğine göre farklılık göstermektedir. CMK m. 309/4 kapsamında bu sonuçlar ayrı ayrı düzenlenmiştir. Davanın esasını çözmeyen kararlardaki hukuka aykırılıklar bakımından, kararı veren mahkeme tarafından gerekli inceleme yapılarak yeniden karar verilmesi mümkündür.
Mahkûmiyet hükmünün davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkının kaldırılması ya da sınırlandırılması sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin bozma hâllerinde ise yeniden yargılama yapılabilir. Bu durumda verilecek yeni hüküm, önceki hükümde belirlenen cezadan daha ağır olamaz. Mahkûmiyet dışındaki, davanın esasını çözen hükümlerin bozulması ise sanık aleyhine sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.
Buna karşılık, hukuka aykırılığın hükümlünün cezasının tamamen kaldırılmasını veya daha hafif bir ceza verilmesini gerektirmesi hâlinde Yargıtayın ilgili ceza dairesi doğrudan karar verebilir.
Bu nedenle kanun yararına bozma kararının verilmesi, her durumda yargılamanın yeniden yapılacağı anlamına gelmemektedir. Bozmanın sonuçları, CMK m. 309/4’te öngörülen ayrımlara göre belirlenmektedir.
5. Yargıtay İçtihatları Bakımından Değerlendirme
Yargıtay uygulamasında, kanun yararına bozma yolunun olağan kanun yolu incelemesinin yerine geçemeyeceği ve kesinleşmiş hükümlerin yeniden temyiz incelemesine tabi tutulmasını sağlayan bir mekanizma olarak değerlendirilemeyeceği istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır.
Nitekim Yargıtay tarafından 13.05.2024 tarihinde verilen bir kararda, kanun yararına bozmanın ikinci bir temyiz yolu olmadığı; delillerin değerlendirilmesi ve takdirine ilişkin hususların kural olarak bu olağanüstü denetimin kapsamına girmediği belirtilmiştir. Bu doğrultuda, yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin delilleri değerlendirme biçimine yönelik soyut itirazların, tek başına kanun yararına bozma nedeni oluşturmayacağı anlaşılmaktadır.
Bu yaklaşım, kanun yararına bozmanın kesin hükme yönelik istisnai niteliğini ortaya koymakta ve söz konusu kanun yolunun olağan kanun yollarından ayrılan sınırlarını belirlemektedir. Zira bu denetimin amacı, kesinleşmiş kararın maddi ve hukuki yönlerden bütünüyle yeniden incelenmesi değil, kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde hukuka aykırılıkların giderilmesidir.
Bu itibarla, kanun yararına bozma talebinin başarıya ulaşabilmesi bakımından mahkeme kararındaki hukuka aykırılığın, salt delil takdirine yönelik bir uyuşmazlıktan ayrıştırılarak somut bir norm ihlali çerçevesinde ortaya konulması gerekmektedir. Özellikle ihlal edildiği ileri sürülen kanun hükmünün, hukuka aykırılığın hangi aşamada meydana geldiğinin ve bu aykırılığın karar üzerindeki etkisinin açıkça belirtilmesi, başvurunun hukuki temellendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
III. CMK m. 311 KAPSAMINDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ
1. Yargılamanın Yenilenmesinin Hukuki Niteliği
Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş bir ceza hükmünün kanunda öngörülen nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde yeniden ele alınmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur.
Kanun yararına bozmadan farklı olarak yargılamanın yenilenmesinde, kesinleşmiş hükme esas alınan maddi veya hukuki temelin belirli nedenlerle yeniden değerlendirilmesi söz konusudur.
Bu kurum, özellikle hükmün verilmesi sırasında bilinmeyen veya değerlendirilmeyen yeni olay ve delillerin ortaya çıkması hâlinde, kesin hükmün doğurabileceği adli hataların giderilmesine imkân tanımaktadır.
Yargılamanın yenilenmesi, mahkûmiyet kararını veren mahkemenin yeniden değerlendirme yapabilmesini mümkün kılmakla birlikte, taraflara sınırsız bir yeniden yargılama hakkı tanımamaktadır.
2. Hükümlü Lehine Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri
CMK m. 311 kapsamında hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesini gerektirebilecek nedenler sınırlı şekilde düzenlenmiştir.
Bu nedenler arasında;
- Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahte olduğunun anlaşılması,
- Hükmü etkileyen gerçeğe aykırı tanık veya bilirkişi beyanının bulunması,
- Hükme katılan hâkimlerden birinin kanunda belirtilen nitelikte görev kusurunun bulunması,
- Ceza hükmüne dayanak oluşturan hukuk mahkemesi kararının kesinleşmiş başka bir kararla ortadan kaldırılması,
- Sanığın beraatini veya daha hafif cezayı gerektiren bir hükmün uygulanmasını sağlayabilecek yeni olay veya delillerin ortaya konulması,
- Kanunda belirtilen koşullarla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı veya ilgili dostane çözüm ve tek taraflı deklarasyon süreçlerinin sonuçları yer almaktadır.
Sayılan nedenlerin her biri farklı hukuki değerlendirmeler gerektirmekle birlikte, uygulamada özellikle yeni olay veya yeni delil ortaya çıkması nedeniyle yargılamanın yenilenmesi talepleri önem taşımaktadır.
3. Yeni Olay veya Yeni Delil Nedeniyle Yargılamanın Yenilenmesi
CMK m. 311/1-e kapsamında, yeni olayların veya yeni delillerin tek başına ya da önceki delillerle birlikte değerlendirilmesi sonucunda sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı gerektiren kanun hükmüyle mahkûmiyetini sağlayabilecek nitelikte olması hâlinde yargılamanın yenilenmesi mümkündür. Bu düzenlemede önem taşıyan husus, ileri sürülen olay veya delilin yalnızca yeni olması değil, aynı zamanda kesinleşmiş hükmün sonucunu değiştirebilecek nitelik taşımasıdır. Bir delilin yeni olarak kabul edilebilmesi için mutlaka mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra meydana gelmiş olması gerekmez.
Yargılama sırasında mevcut olmakla birlikte mahkemenin bilgisine sunulmayan veya hüküm kurulurken değerlendirilmeyen deliller de koşullarına göre yeni delil kapsamında ele alınabilir.
Nitekim Yargıtay içtihatlarında, delilin yeniliğinin değerlendirilmesinde hükmün verilmesi sırasında mahkeme tarafından bilinip bilinmediği ve değerlendirmeye tabi tutulup tutulmadığı hususlarına önem verilmektedir.
Bununla birlikte, daha önce mahkeme tarafından incelenmiş ve hüküm kurulurken değerlendirilmiş bir delilin yalnızca farklı yorumlanması, kural olarak yargılamanın yenilenmesi için yeterli değildir.
Burada yargılamanın yenilenmesini olağan kanun yollarından ayıran temel nokta ortaya çıkmaktadır: Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşmiş hükmün delil değerlendirmesini yeniden tartışmaya açmak için değil, kanunda belirtilen yeni durumlar nedeniyle hükmün doğruluğunun yeniden incelenmesini sağlamak için öngörülmüştür.
4. Yargılamanın Yenilenmesi Başvurusu ve Yetkili Mahkeme
CMK m. 318 uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Başvuru dilekçesinde yenileme isteminin dayandığı yasal nedenlerin ve bu nedenleri destekleyen delillerin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Mahkeme öncelikle başvurunun kabule değer olup olmadığını incelemektedir.
Bu aşamada istemin kanunda öngörülen biçimde yapılıp yapılmadığı, yasal bir yenileme nedenine dayanıp dayanmadığı ve dayanak delillerin açıklanıp açıklanmadığı değerlendirilir.
İstemin kabule değer görülmesi, önceki mahkûmiyet hükmünün kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Yenileme talebinin esası ayrıca incelenmekte, gerekli görülen deliller toplanmakta ve kanuni şartların gerçekleşmesi hâlinde yeniden duruşma yapılmaktadır.
CMK m. 323 uyarınca yeniden gerçekleştirilen yargılama sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylayabileceği gibi hükmü iptal ederek dava hakkında yeniden karar da verebilir. Hükümlü lehine yapılan yenileme başvurusu sonucunda verilecek yeni hükümde, önceki hükümde belirlenenden daha ağır bir cezaya hükmedilemez.
5. Yargılamanın Yenilenmesi Talebinin İnfaza Etkisi
Yargılamanın yenilenmesi bakımından uygulamada önem taşıyan hususlardan biri, başvurunun kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün infazına etkisidir. Zira kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararına karşı olağanüstü kanun yoluna başvurulması, söz konusu hükmün hukuki sonuçlarını kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca, yargılamanın yenilenmesi istemi hükmün infazını kendiliğinden ertelememektedir. Bununla birlikte kanun koyucu, somut olayın özelliklerini ve yenileme talebinin dayandığı nedenleri değerlendirmek suretiyle infazın geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verme yetkisini mahkemeye tanımıştır.
Bu kapsamda, henüz infazına başlanmamış bir mahkûmiyet hükmü yönünden infazın geri bırakılmasına; infazına başlanmış bir hüküm bakımından ise infazın durdurulmasına karar verilmesi mümkündür. Ancak bu kararlar, yargılamanın yenilenmesi başvurusunun zorunlu bir sonucu olmayıp mahkemenin takdirine bağlıdır.
Mahkeme tarafından yapılacak değerlendirmede, yargılamanın yenilenmesi talebine dayanak oluşturan nedenlerin niteliği, ileri sürülen yeni olay veya delillerin mahkûmiyet hükmünü değiştirebilme ihtimali ve infazın devam etmesinin hükümlü bakımından doğurabileceği sonuçlar önem taşımaktadır. Özellikle mahkûmiyet kararının doğruluğunu ciddi biçimde tartışmaya açabilecek yeni delillerin ortaya çıkması hâlinde, infazın sürdürülmesinin telafisi güç sonuçlar doğurabileceği gözetilmelidir.
Bununla birlikte, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer görülmesi veya yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi dahi infazın kendiliğinden durması sonucunu doğurmamaktadır. İnfazın geri bırakılması veya durdurulması için bu yönde ayrıca bir mahkeme kararının bulunması gerekmektedir.
Bu nedenle, hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan hükümlünün yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurması hâlinde, CMK m. 312 kapsamında infazın durdurulması talebinin de somut gerekçelerle ileri sürülmesi önem arz etmektedir. Özellikle başvuruya konu hukuka aykırılığın niteliği ile infazın devam etmesinin kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi, kesin hükmün korunması ile adaletin gerçekleştirilmesi arasındaki dengenin sağlanması bakımından gereklidir.
Sonuç olarak, yargılamanın yenilenmesi kurumu kesinleşmiş mahkûmiyet hükümlerinin yeniden incelenmesine imkân tanırken, CMK m. 312 hükmü de gerekli koşulların varlığı hâlinde bu inceleme sürecinde infazın geçici olarak durdurulabilmesini sağlayan önemli bir hukuki güvence niteliği taşımaktadır.
IV. KANUN YARARINA BOZMA İLE YARGILAMANIN YENİLENMESİ ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
Her iki kurum da kesinleşmiş ceza kararlarına karşı başvurulabilen olağanüstü kanun yolları olmakla birlikte, farklı hukuki amaçlara ve usullere sahiptir. Kanun yararına bozma, esas itibarıyla istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesine yöneliktir. Yargılamanın yenilenmesi ise kanunda sınırlı biçimde düzenlenen nedenlerin varlığı hâlinde kesinleşmiş hükmün yeniden yargısal incelemeye tabi tutulmasını sağlar.
Kanun yararına bozma süreci Adalet Bakanlığı veya CMK m. 310’da öngörülen sınırlı hâllerde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından işletilirken, yargılamanın yenilenmesi istemi doğrudan hükmü veren mahkemeye yöneltilmektedir.
Ayrıca kanun yararına bozma incelemesinin sonuçları tespit edilen hukuka aykırılığın niteliğine göre değişirken, yargılamanın yenilenmesi sonucunda önceki mahkûmiyet hükmünün iptal edilmesi ve yeni bir hüküm kurulması mümkün olabilmektedir.
Bu farklılıklar nedeniyle kesinleşmiş mahkeme kararına karşı hangi hukuki yolun izleneceğinin belirlenmesi, yalnızca hükmün kesinleşmiş olmasına göre değil; kesinleşme biçimi, ileri sürülen hukuka aykırılığın niteliği ve başvurunun dayandığı deliller birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır.
Ceza muhakemesinde kesin hüküm ilkesi, hukuki güvenliğin ve yargısal istikrarın sağlanması bakımından temel öneme sahiptir. Bununla birlikte, hukuka aykırı veya maddi gerçeğe aykırı bir mahkûmiyet hükmünün yalnızca kesinleşmiş olması nedeniyle mutlak biçimde korunması, adaletin gerçekleştirilmesi amacıyla bağdaşmayabilir. Bu nedenle kanun koyucu, belirli koşullar altında kesinleşmiş hükümlerin yeniden incelenmesine imkân tanıyan olağanüstü kanun yollarını kabul etmiştir.
CMK m. 309 kapsamında düzenlenen kanun yararına bozma, istinaf ve temyiz denetiminden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesine ve hukuk uygulamasında birliğin sağlanmasına hizmet etmektedir.
CMK m. 311 kapsamında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi ise özellikle yeni olay veya delillerin ortaya çıkması ve kanunda belirtilen diğer nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün yeniden değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır.
Ancak her iki başvuru yolu da istisnai niteliktedir. Bu nedenle başvurunun yalnızca önceki hükmün hatalı olduğu iddiasına dayandırılması yeterli olmayıp, ilgili kanun hükmünde öngörülen koşulların somut ve hukuken denetlenebilir gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir.
Sonuç olarak, kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti, hukuka aykırılıkların giderilmesi bakımından her durumda hukuki denetimin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir. Ancak kesin hükme yönelik müdahalenin mümkün olup olmadığı, başvurulacak olağanüstü kanun yolunun niteliğine ve somut olayda gerçekleşen yasal şartlara bağlıdır.
Bu çerçevede kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi kurumları, kesin hükmün korunması ile maddi gerçeğe ve adalete ulaşılması arasındaki dengenin sağlanmasında ceza muhakemesi hukukunun önemli güvenceleri arasında yer almaktadır.
Next