Toplumumuzda, boşanma davasını açmak isteyen eşlerin, davayı açan taraf olmaktan çekindiklerini, davayı açan taraf olmanın, hâkimler nezdinde kusurlu taraf olarak görüneceği endişesini taşıdıklarını zaman zaman duymuşuzdur.

Ancak bu düşünce tamamen yanılgılı bir düşünce olup, davacı ya da davalı taraf olmanın kusuru belirleyen bir durum olmadığı bir gerçektir. Davacı veya davalı olmak kusur durumunu belirlememekle birlikte, kusur durumu eşlerin boşanma davasını açmaya hakkı olup olmadığını etkileyebilmektedir.

Boşanma davalarında eşlerin kusurluluk durumları, yargılama içerisinde tahkikat aşamasında yapılan delil incelemesi, tanık dinlemeleri, varsa diğer yazılı ve görsel delillerin incelemesi neticesinde belirlenecektir. Yapılan tahkikatın neticesinde ise tarafların “az kusurlu – ağır kusurlu”, “tam kusurlu – kusuru bulunmayan”, “eşit kusurlu”, “ağır kusurlu – az kusurlu” gibi tespitler ve bu tespitlerin neticesine göre de boşanmaya ilişkin hüküm kurulmaktadır.

Bu yazımızda, mahkemelerce yapılan tahkikatın sonucunda tarafların kusur durumlarının, boşanma davasını açabilme, açtığı boşanma davasını kazanabilme, kendisine açılan boşanma davasına itiraz edebilme hallerini Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20235 E., 2018/7604 K., 19/06/2018 T. Sayılı ilamına göre inceleyeceğiz.

Türk Medeni Kanunu’nun 166.maddesinde “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır.

TMK Madde 166- “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

Ancak bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de boşanma davası açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği şeklinde yorumlamak, değerlendirmek ve kabul etmek doğru olmayacaktır. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı olacaktır. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20235 E., 2018/7604 K., 19/06/2018 T.)

Boşanmak isteyen kişi, karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da evlilik birliği zaten temelinden sarsılmıştır diyerek boşanma hükmünün kurulması talebiyle dava açabilir.

Bu durumda, davacı tarafın tam kusurlu olduğunun tespiti durumunda, tam kusurlu eşin açmış olduğu boşanma davası reddedilecektir.

Ancak tam kusurlu olmayan, ancak ağır kusuru olan ve boşanmak isteyen taraf boşanma davası açabilecek midir?

Türk Medeni Kanunu, kimsenin kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine zarar vermeyecek şekilde 166.maddenin 2.fıkrası ile bir düzenleme getirmiştir.

TMK Madde 166/2 – “Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.”

O halde, Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek yoktur. Yani daha fazla kusurlu olan taraf da boşanma davası açabilir. Ancak bu durumda boşanmaya karar verilebilmesi için, davalı tarafın az kusurlu olduğunun varlığının belirlenmesi ve daha fazla kusurlu eş tarafından bu hususun ispat edilmesi gerekir.

Yani, daha fazla kusurlu eş tarafından boşanma davası açılabilir. Ancak daha fazla kusurlu eş, açmış olduğu boşanma davasında, karşı tarafın az kusurlu olduğunu davasında ispat edebilmelidir. Ancak davalı tarafın az kusurunun ispat edilmiş olması, daha fazla kusurlu tarafın boşanma davasını kabule yeterli olmayacaktır.

Daha fazla kusurlu olan eş tarafından açılan boşanma davasında, az kusurlu eşin boşanma davasına itiraz hakkı vardır. Yani boşanma davasının reddini talep edebilir. Ancak az kusurlu eşin bu talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmaması gerekmektedir. Ayrıca daha az kusurlu eş tarafından evlilik birliğinin devamında eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın varlığının ispat edilmesi gerekmektedir. Şayet, az kusurlu davalı eş tarafından yapılan itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değil ise ve evlilik birliğinin devamında eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın varlığı ispat edilmiş ise, bu durumda daha fazla kusurlu eşin açmış olduğu boşanma davası reddedilecektir.

Az kusurlu eşin, daha fazla kusurlu eş tarafından açılan boşanma davasına itiraz ederek davanın reddini talep etmesi, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim, daha fazla kusurlu eşin boşanma davasını kabul edecektir.

İncelemeye konu Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20235 E., 2018/7604 K., 19/06/2018 T. Sayılı ilamında, yerel mahkemece davacıya yüklenen kusurlar ispat edilebilmiş, ancak davalıya yüklenen kusurlar ispat edilememiş, yerel mahkemece davacının tam kusurlu olduğuna karar verilmiş, tam kusurlu eş tarafından açılan boşanma davasının ise kabulüne karar verilmiştir.

Anılan yerel mahkeme kararında, davacı tarafından yapılan kendisine yüklenen kusurlar temyize konu edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu durumda davasının tam kusurlu olduğu da kesinleşmiştir.

Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi anılan kararında; evlilik birliği temelinden sarsılmış olsa dahi tam kusurlu eş tarafından boşanma davasının açılamayacağı, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine dayanılarak, yerel mahkemenin tam kusurlu eş tarafından açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararını bozmuştur.

İlam metni aşağıdaki gibidir:

“Mevcut olaylara göre, evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması yukarıdaki paragrafta da açıklandığı üzere tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan gerekçelerle davanın reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”

Sonuç olarak, TMK 166/1-2 maddeleri ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20235 E., 2018/7604 K., 19/06/2018 T. İlamı uyarınca, tam kusurlu olduğu tespit edilen eş tarafından açılan boşanma davası reddedilecek, daha fazla kusurlu eş tarafından açılan boşanma davasında az kusurlu eş boşanma davasına itiraz ederse az kusurlu eşin kusuru ispat edilebilir olacak, az kusurlu eşin itirazı hakkın kötüye kullanımı olduğu ve evlilik birliğinin devamının eşler ve çocuklar için korunmaya değer bir yararının kalmadığı anlaşılırsa davası kabul edilecek, aksi halde boşanma davası reddedilecektir.

Av. Betül GÜVEN

ANKARA BAROSU